KUR’AN’DAN ANLAMAK: İSA, İNSAN VE İLAHİ BİLGİ
Kur’an’ı anlamaya çalışan herkesin karşısına çıkan temel
sorulardan biri şudur: Allah’ın kitabı bize ne anlatıyor, insanlar ona ne
anlattırıyor?
Aslında tarih boyunca yaşanan birçok ihtilafın temelinde bu
soru vardır. İnsanlar çoğu zaman Kur’an’ın söylediklerini değil, önceden kabul
ettikleri düşünceleri Kur’an’a söyletmeye çalışmışlardır. Bunun sonucu olarak
da açık ayetler karmaşık hâle getirilmiş, mecazlar gerçek kabul edilmiş, gerçek
anlatımlar ise mecaz diye geçiştirilmiştir.
Kur’an ise insanı sürekli düşünmeye, sorgulamaya ve aklını
kullanmaya çağırır.
İsa’nın Yaratılışı Ve Adem Örneği
İsa konusu, Kur’an’ın en çok yanlış anlaşılan konularından biridir. Özellikle
İsa’nın yaratılışı hakkında ortaya atılan iddialar, çoğu zaman ayetlerin
bütünlüğünden kopuk değerlendirilmiştir.
Allah şöyle buyurur:
“Allah katında İsa'nın örneği, Âdem'in örneği gibidir. (Allah) onu topraktan
yarattı. Sonra ona ‘Ol!’ dedi, o da hemen olmaya başladı”
(Âl-i İmrân, 3/59)
Bu ayette Allah, İsa ile Adem arasında bir benzerlik kurmaktadır. Buradaki
vurgu ilahlık değil, yaratılıştır. Çünkü Allah için yaratmak bakımından
olağanüstü veya zor diye bir durum yoktur. Düşünelim... Bugün bir insanın
doğumu bize normal görünür. Çünkü her gün gerçekleşmektedir. Fakat ilk insanın
yaratılışı bizim alışık olduğumuz düzenin dışındadır. Allah, İsa örneğini
vererek insanlara şunu hatırlatmaktadır: Eğer Allah ilk insanı yaratabiliyorsa,
diğer insanları da dilediği şekilde yaratabilir.
Kur’an’ın amacı insanları biyolojik ayrıntılara boğmak
değil, Allah’ın kudretini göstermektir.
Kur’an’ı Anlamak Sadece Dil Meselesi Değildir
Birçok insan Kur’an’ı anlamanın yalnızca Arapça bilmekten geçtiğini düşünür.
Oysa tarih boyunca Arapça konuşan milyonlarca insan da Kur’an’ı doğru
anlayamamıştır. Çünkü mesele sadece dili bilmek değildir.
Allah şöyle buyurur:
“Onlar Kur’an üzerinde düşünmüyorlar mı? Yoksa kalplerinin üzerinde kilitler
mi var?”
(Muhammed, 47/24)
Dikkat edilirse ayette dil bilmemekten değil, düşünmemekten söz edilmektedir. Kur’an
okumak başka şeydir, Kur’an üzerinde düşünmek başka şeydir. Bir insan bir
kitabı baştan sona okuyabilir ama onun vermek istediği mesajı hiç
kavrayamayabilir. Aynı durum Kur’an için de geçerlidir. Allah, kitabını
ezberlenmesi için değil, anlaşılması için göndermiştir.
“Bu, ayetlerini düşünsünler ve akıl sahipleri öğüt alsınlar diye sana
indirdiğimiz bereketli bir kitaptır.”
(Sâd, 38/29)
Kur’an’ın istediği şey tekrar değil, tefekkürdür.
Zikir Nedir?
Zikir denildiğinde insanların aklına çoğu zaman belli kelimelerin tekrar
edilmesi gelir. Oysa Kur’an’daki zikir kavramı bundan çok daha geniştir. Zikir;
hatırlamak, fark etmek, bilinç kazanmak ve Allah’ın ayetleri üzerinde
düşünmektir. Allah göklerin ve yerin yaratılışına dikkat çeker:
“Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca
gelişinde akıl sahipleri için ayetler vardır.”
(Âl-i İmrân, 3/190)
Burada insanın evreni gözlemlemesi, olayları değerlendirmesi ve Allah’ın
yasalarını anlaması teşvik edilmektedir. Gerçek zikir, Allah’ın ayetlerini
hayatın içinde fark etmektir.
Hurafeler Ve Dinin Üzerini Örten Sis
Tarih boyunca insanlar hakikati olduğu gibi kabul etmek yerine ona çeşitli
efsaneler eklemeyi tercih etmişlerdir. Bunun sonucunda dinin etrafında büyük
bir rivayet kültürü oluşmuştur. Oysa Kur’an insanı sürekli delile çağırır.
“De ki: Eğer doğru sözlüyseniz delilinizi getirin.”
(Bakara, 2/111)
Kur’an’ın yöntemi budur. İddia varsa delil olmalıdır. Bir sözün çok anlatılması
onun doğru olduğunu göstermez. Bir düşüncenin yüzyıllardır aktarılması da onu
hakikat yapmaz.
Hakikatin ölçüsü Allah’ın ayetleridir.
İnsan Ve Melek Arasındaki Temel Fark
Kur’an’a göre insanı diğer varlıklardan ayıran en önemli özelliklerden biri
seçim yapabilmesidir. İnsan tercih eder. İnsan karar verir. İnsan sorumluluk
taşır. Bu nedenle ödül ve ceza da insana yöneliktir.
Allah şöyle buyurur:
“Biz ona yolu gösterdik; ister şükredici olur ister nankör.”
(İnsan, 76/3)
İnsan hayatı boyunca seçimlerle karşı karşıyadır. Doğruyu da görebilir. Yanlışı
da görebilir. Adaleti de tercih edebilir. Zulme de yönelebilir. İşte imtihanın
anlamı burada ortaya çıkar. Çünkü özgür tercih yoksa sorumluluğun da anlamı
kalmaz.
Kur’an’daki Mecazi Anlatımlar
Kur’an’da hem muhkem hem de müteşabih anlatımlar bulunmaktadır.
Allah şöyle buyurur:
“Kitabı sana indiren O’dur. Onun bir kısmı muhkem ayetlerdir ki bunlar
kitabın anasıdır. Diğerleri ise müteşabihtir.”
(Âl-i İmrân, 3/7)
Bu nedenle Kur’an okunurken her ifade aynı yöntemle değerlendirilmemelidir. Bazı
ayetler doğrudan hüküm bildirirken bazıları temsil, benzetme ve mecaz içerir. Kur’an’ın
dili insanı düşündüren bir dildir. Eğer her ifade sadece kelime anlamıyla
değerlendirilirse birçok ayetin amacı gözden kaçabilir. Bu yüzden Kur’an’ın
kendi bütünlüğü içerisinde okunması gerekir.
Ölülerin Diriltilmesi Meselesi
Kur’an’da ölüm ve diriliş kavramları bazen fiziksel anlamda, bazen de manevi
anlamda kullanılmaktadır. Nitekim Allah inkâr ve gaflet içindeki insanları da
"ölü" olarak tanımlamaktadır.
“(Manen) ölüyken (Vahiy ile) dirilttiğimiz ve kendisine insanlar
arasında yürüyebileceği bir nûr (ışık) verdiğimiz kimse…”
(En’âm, 6/122)
Bu ayette fiziksel ölümden değil, bilinçsiz bir hayattan
bilinçli bir hayata geçişten söz edilmektedir. Kur’an’ın birçok yerinde
hakikati fark eden insanların dirildiği, gerçeğe kapanan insanların ise
ölüleştiği anlatılır. Çünkü asıl hayat yalnızca nefes almak değildir. Asıl
hayat hakikatin farkında yaşamaktır.
Kadir Gecesi Ve Vahyin Değeri
Kadir Gecesi de çoğu zaman sadece takvimde aranılan bir gece hâline
getirilmiştir. Oysa Kur’an’ın verdiği mesaj bundan daha derindir.
Allah şöyle buyurur:
“Biz onu Kadir Gecesi’nde indirmeye başladık.”
(Kadr, 97/1)
Kur’an’ın gelişi insanlık için bir dönüm noktasıdır. Vahiy, insanları cehaletin
karanlığından çıkarıp bilginin ve farkındalığın aydınlığına taşımıştır. Önemli
olan belirli bir gecenin peşine düşmek değil, vahyin insan hayatındaki değerini
kavramaktır. Çünkü Kur’an’ın asıl amacı tarih bilgisi vermek değil, insanı
dönüştürmektir.
Allah Nerede?
İnsanların sıkça sorduğu sorulardan biri de budur. Kur’an Allah’ı herhangi bir
mekâna hapsetmez. Çünkü mekân yaratılmıştır. Yaratan ise yaratılmışların
sınırlarına bağlı değildir.
Allah şöyle buyurur:
“O, ilktir, sondur, açıktır, gizlidir. O, her şeyi bilendir.”
(Hadîd, 57/3)
Ve yine şöyle buyurur:
“Biz insana şah damarından daha yakınız.”
(Kaf, 50/16)
Bu yakınlık fiziksel bir yakınlık değildir. Bilgi, kuşatıcılık ve hâkimiyet
yakınlığıdır. Allah evrenin dışında bir yerde oturup olanları izleyen bir
varlık değildir. O, yarattığı her şeyi bilgisiyle kuşatandır.
Kur’an’ın Çağrısı: Düşünmek Ve Fark Etmek
Kur’an’ın baştan sona yaptığı çağrı aynıdır. Düşün, araştır, gözlemle, sorgula,
hakikati delille ara. Allah’ın ayetlerini yalnızca okumakla yetinme. Onları
anlamaya çalış. Çünkü Kur’an insanı kör bir taklide değil, bilinçli bir
teslimiyete çağırır.
İşte bu nedenle Kur’an’ın istediği insan tipi, sorgulamayan
değil; düşünen, araştıran ve öğrendiği hakikati hayatına taşıyan insandır.
Sonuç olarak Kur’an’ı anlamak, sadece kelimeleri okumak
değildir. Kur’an’ı anlamak; hurafeleri ayıklamak, ayetler üzerinde düşünmek,
mecaz ile gerçeği ayırt etmek ve Allah’ın mesajını hayatın içine taşımaktır.
İnsan ancak o zaman kendi içindeki sesi tanıyabilir, doğru ile yanlışı
ayırabilir ve Allah’ın gösterdiği yolda bilinçli bir şekilde yürüyebilir.
Gerçek olan Allah’ın lütfu, hata ise benim aczimdendir.
Selam ve esenlik, hakikati duyanların üzerine olsun.
aydinorhon.com