SAPMIŞLARIN DURUMU: ALLAH'IN SAPTIRDIĞI KİMSEYE KİM YOL GÖSTEREBİLİR?
İnsan, yaratılışı gereği doğru ile yanlış arasında tercih
yapabilen bir varlıktır. Allah, kimseyi zorla inkâra sürüklemez. Önce insana
akıl verir, vicdan verir, ayetlerini gösterir, uyarıcılar gönderir ve
düşünmesini ister. İnsan bütün bu çağrılara rağmen gerçeği bile bile reddeder,
çıkarını hakikatin önüne geçirir ve sapkınlığı tercih ederse artık bunun bir
sonucu vardır. Kur'an bu sonucu "Allah'ın saptırması" şeklinde ifade
eder.
Burada çok önemli bir noktayı kaçırmamak gerekir. Allah'ın
saptırması, sebepsiz bir ceza değildir. Tam tersine insanın kendi tercihlerinin
doğal sonucudur. İnsan hakikati istemediğinde, Allah da onu seçtiği yolda
bırakır. İşte Kur'an'ın birçok ayetinde anlatılan ilahî kanun budur.
Bu konu üzerinde dikkatle düşünmek gerekir. Çünkü birçok
insan, sapmayı yalnızca inançsızlık olarak görmektedir. Oysa Kur'an'a göre
sapma bazen dini kullanarak da gerçekleşebilir. İnsan Allah'ın ayetlerini
bildiğini zannederken bile hakikatten uzaklaşabilir.
Allah'ın Saptırdığı Kimse
Kur'an, insanların tamamını aynı kefeye koymaz. Yanılan ile bile bile gerçeği
örten arasında büyük fark vardır. Allah'ın saptırdığı kimseler, kendilerine
gelen gerçeği reddeden, haktan yüz çeviren ve başkalarını da aynı yola çağıran
kimselerdir.
"Münafıklar hakkında size ne oluyor ki iki gruba ayrıldınız? Oysa Allah
onları kazandıkları yüzünden eski durumlarına çevirmiştir. Allah'ın saptırdığı
kimseyi siz doğru yola ulaştırmak mı istiyorsunuz? Allah'ın saptırdığı kimse
için asla bir yol bulamazsın."
(Nisâ, 4/88)
Ayet çok açık bir gerçeği ortaya koymaktadır. Allah onları sebepsiz yere değil,
"kazandıkları yüzünden" eski durumlarına çevirmiştir. Demek ki ilahî
hükmün arkasında insanın kendi tercihleri vardır. Burada geçen ifade, kişinin
kendi elleriyle oluşturduğu manevî çöküşü anlatmaktadır. Önce hakikatten
uzaklaşan insandır. Sonra Allah onu tercih ettiği yolda bırakmaktadır.
Hiç düşündün mü? Bir insan yıllarca gerçeği duyduğu hâlde
her defasında onu reddederse, sonunda hakikati görebilecek hâlde kalabilir mi?
Kur'an bunun cevabını vermektedir.
Kalpler Neden Mühürlenir?
Kur'an'da sıkça geçen "kalplerin mühürlenmesi" ifadesi de aynı ilahî
kanunun sonucudur. Allah başlangıçta hiçbir kalbi mühürlemez. Önce insan
gerçeğe karşı direnir, kibirlenir, ayetleri küçümser, kendi arzusunu
ilahlaştırır. Sonunda kalbi hakikate kapanır.
"Hayır! İşledikleri günahlar kalplerinin üzerine pas bağlamıştır."
(Mutaffifîn, 83/14)
Kalp bir anda kararmaz. Nasıl demir yıllarca paslanarak kullanılmaz hâle
gelirse, kalp de günahların, kibirin ve inatçılığın etkisiyle hakikati
algılayamaz hâle gelir.
Bu yüzden Kur'an sürekli düşünmeyi, sorgulamayı ve vicdanı
diri tutmayı emreder.
Sapmanın Başlangıcı Küçük Tavizlerle Olur
Hiç kimse bir sabah kalkıp büyük bir sapkınlığın içine düşmez. Önce küçük
tavizler verilir. Sonra yanlışlar normalleşir. Ardından kişi kendisini haklı
göstermeye başlar.
Kur'an bu süreci çok çarpıcı biçimde anlatmaktadır.
"Onlar Allah'a verdikleri sözü bozdukları ve yalan söyledikleri için
Allah da kendisine kavuşacakları güne kadar kalplerine ikiyüzlülük
yerleştirdi."
(Tevbe, 9/75-77)
Burada dikkat edilmesi gereken nokta şudur. Kalplerindeki hastalık önce değil,
sözlerini bozduktan sonra meydana gelmiştir. Demek ki nifak, insanın kendi
eliyle büyüttüğü bir hastalıktır.
Hakikati Gizlemek En Büyük Sapmalardan Biridir
Kur'an'ın üzerinde en çok durduğu konulardan biri de Allah'ın ayetlerini
gizlemek veya değiştirmektir. Çünkü insanlar doğru bilgiye ulaşamazsa doğru
yolu da bulamaz.
"Allah'ın indirdiğini gizleyenler ve onu az bir bedel karşılığında
satanlar var ya; işte onlar karınlarına ateşten başka bir şey
doldurmazlar."
(Bakara, 2/174)
Bu yalnızca kutsal metinleri değiştirmek anlamına gelmez. Ayetin anlamını
bilerek çarpıtmak, insanların hoşuna gidecek yorumlarla gerçeği perdelemek de
aynı tehlikenin kapsamına girer.
Düşünelim. Bir doktor hastasına yanlış ilaç verse bunun
sonucundan sorumlu olmaz mı? Öyleyse Allah'ın dini hakkında bile bile yanlış
bilgi vermenin sorumluluğu bundan çok daha ağır değil midir?
Başkalarını Saptırmanın Vebali
İnsan yalnız kendi saparsa büyük bir hata işlemiş olur. Fakat başkalarını da
aynı yanlış yola çağırıyorsa sorumluluğu katlanarak artar.
Kur'an bu konuda çok ciddi uyarılar yapmaktadır.
"Kıyamet günü kendi günahlarını tam olarak yüklenecekleri gibi,
bilgisizce saptırdıkları kimselerin günahlarından da bir kısmını
yükleneceklerdir."
(Nahl, 16/25)
İnsan bazen söylediği bir sözün yıllarca yaşayacağını fark etmez. Yazdığı bir
kitap, yaptığı bir konuşma veya paylaştığı bir bilgi binlerce insanı
etkileyebilir.
Bu yüzden Kur'an bilgi konusunda son derece titiz davranmayı
emreder.
Hevâyı İlâh Edinmek
Sapmanın en tehlikeli sebeplerinden biri de insanın kendi arzusunu ölçü hâline
getirmesidir.
"Hevasını ilah edineni gördün mü?"
(Câsiye, 45/23)
Böyle bir insan artık doğruyu Allah'ın ayetlerinde değil, kendi hoşuna giden
düşüncelerde aramaya başlar. İşte gerçek sapma burada başlar.
Çünkü artık ölçü vahiy değil, nefis olmuştur.
Allah Kimleri Doğru Yola İletir?
Kur'an yalnızca sapanları anlatmaz. Aynı zamanda doğru yolu arayanlara da umut
verir. Allah, samimiyetle gerçeği isteyen hiçbir kulunu cevapsız bırakmaz.
"Bizim uğrumuzda çaba gösterenleri elbette yollarımıza
ulaştırırız."
(Ankebût, 29/69)
Demek ki hidayetin şartı samimiyettir. İnsan gerçekten hakikati arıyorsa, Allah
ona mutlaka yol açmaktadır.
Kendimizi Sürekli Sorgulamalıyız
Kur'an başkalarının sapmasını anlatırken aslında bize ayna tutmaktadır. Ben
gerçekten Allah'ın ayetlerini mi izliyorum? Yoksa alışkanlıklarımı mı din
edindim? İnandığım bilgilerin kaynağı gerçekten Kur'an mı? Yoksa bana yıllarca
öğretilenleri hiç sorgulamadan mı kabul ettim? İşte bu sorular, iman eden
herkesin hayatı boyunca kendisine sorması gereken sorulardır. Çünkü sapma,
yalnız inkâr edenlerin değil; gerçeği araştırmayı bırakanların da tehlikesidir.
Allah, kullarından körü körüne bağlılık istemez. Düşünen,
araştıran, delile teslim olan, samimiyetle gerçeği arayan kullar ister. Kur'an'ın
ortaya koyduğu ilahî kanun açıktır. İnsan önce tercihini yapar. Allah da onu
seçtiği yolda bırakır veya samimiyetine karşılık hidayetini artırır.
Bu nedenle en büyük güvence, sürekli Kur'an'a yönelmek,
Allah'ın ayetlerini önyargısız okumak ve nefsimizi her gün yeniden
sorgulamaktır. Çünkü hidayet, yalnızca doğruyu bilenlerin değil, doğruya teslim
olanların nasibidir.
Aynı başlıktaki daha kapsamlı bilgiler için aşağıdaki web
adresinde yer alan makaleyi inceleyebilirsiniz.
Gerçek olan Allah’ın lütfu, hata ise benim aczimdendir.
Selam ve esenlik, hakikati arayan ve yalnızca Allah'ın
kitabını kendisine rehber edinenlerin üzerine olsun.
aydinorhon.com