ELÇİLERİN GÖREVİNE EKLEME YAPMAMALIYIZ

 ELÇİLERİN GÖREVİNE EKLEME YAPMAMALIYIZ

Kur’an’a baktığımızda elçilerin görevlerinin sanıldığı kadar geniş ve sınırsız olmadığını görürüz. Elçiler Allah’ın mesajını insanlara ulaştırmak üzere seçilmiş insanlardır. Onların görevi Allah adına yeni bir din oluşturmak, kendi sözlerini dinin kaynağı haline getirmek veya Allah’ın vermediği yetkileri kendilerine vermek değildir. Elçinin görevi, kendisine bildirilen vahyi olduğu gibi insanlara ulaştırmak, insanları uyarmak, müjdelemek ve Allah’ın mesajına çağırmaktır. Bu nedenle elçilerin görevlerini anlamaya çalışırken Kur’an’ın çizdiği sınırların dışına çıkmamak gerekir. Elçiye Allah’ın vermediği bir yetkiyi vermek de elçinin görevini küçümsemek kadar yanlış bir yaklaşımdır.

Kur’an bu konuda son derece açık bir ilke ortaya koyar:
“Elçinin üzerine düşen yalnızca açıkça tebliğ etmektir.”
(Nahl, 16/35)

Başka bir ayette de şöyle bildirilir:
“Elçiye düşen yalnızca tebliğdir. Allah sizin açıkladıklarınızı da gizlediklerinizi de bilir.”
(Mâide, 5/99)
Buradaki “yalnızca” ifadesi özellikle önemlidir. Çünkü elçinin görevinin temel sınırını belirlemektedir. Elçi mesajı kendisi üretmez; kendisine bildirilen mesajı insanlara ulaştırır. Dolayısıyla elçinin şahsi düşüncelerini, gelenekleri, toplumun kabullerini veya sonradan ortaya çıkan yorumları vahyin yerine koymak mümkün değildir. Elçinin Allah’tan aldığı mesajın dışında insanlara din adına yeni hükümler koyduğunu düşünmek, aslında Allah’ın yetkisine ortak bir alan açmak anlamına gelir.

Elçiler insanları zorla iman ettiren kişiler de değildir. Onların görevi insanlara gerçeği açıklamak, doğruyu göstermek, uyarmak ve müjdelemektir. İnsanların kabul edip etmemesi ise onların kendi tercihidir. Kur’an, elçiye düşen görevin tebliğ olduğunu tekrar tekrar vurgular.
“De ki: Allah’a itaat edin, Elçiye itaat edin. Eğer yüz çevirirseniz, onun üzerine düşen yalnızca kendisine yüklenendir; sizin üzerinize düşen de size yüklenendir. Eğer ona itaat ederseniz doğru yolu bulursunuz. Elçiye düşen yalnızca apaçık tebliğdir.”
(Nûr, 24/54)
Burada önemli bir ayrım vardır. Elçiye uymak, elçinin kendi kişisel sözlerini dinin kaynağı kabul etmek değildir. Elçiye uymak, onun Allah’tan getirdiği mesaja uymaktır. Çünkü elçinin Allah’a bağlılığı ve görevinin vahyi ulaştırmak olduğu açıkça ortaya konmuştur. Elçi, kendisine gelen vahyin dışında bağımsız bir din kaynağı değildir.

Kur’an, elçilerin geleceği kendiliklerinden bilemeyeceklerini de açıkça gösterir. Elçi gaybı kendi bilgisiyle bilen bir varlık değildir. Kendisine bildirilmeyen bir konuda bilgi sahibi olduğunu iddia edemez.
“De ki: Ben elçilerden bir türedi değilim. Bana ve size ne yapılacağını bilmiyorum. Ben yalnızca bana vahyedilene uyuyorum. Ben ancak apaçık bir uyarıcıyım.”
(Ahkaf, 46/9)
Bu ayet, elçiyi insanüstü bir konuma taşımamamız gerektiğini gösterir. Elçi de Allah’ın kuludur. Kendisine bildirilen kadarını bilir ve kendisine emredilene uyar. Dolayısıyla elçiye Allah’ın bildirmediği gayb bilgilerini yüklemek doğru değildir.

Elçinin görevi sadece sözlü bir aktarım da değildir. Elçi, Allah’ın vahyiyle inkârcılara karşı mücadele eder. Fakat bu mücadele kendi düşüncesiyle oluşturduğu bir sistem üzerinden değil, Allah’ın vahyi üzerinden gerçekleşir.
“Öyleyse inkârcılara boyun eğme ve bununla, yani Kur’an ile, onlara karşı büyük bir mücadele ver.”
(Furkan, 25/52)
Buradaki mücadele, vahyin hakikatini insanlara ulaştırma ve batıl karşısında vahyin ortaya koyduğu gerçekleri savunma mücadelesidir. Elçinin elindeki temel ölçü vahiydir. Bu nedenle elçinin görevi, kendi adına bir otorite oluşturmak değil, Allah’ın mesajını insanlara ulaştırmaktır.

Elçiler bizim gibi insandır. Onlar da doğarlar, yaşarlar ve ölürler. Allah, hiçbir insan için dünyada ölümsüzlük vermemiştir.
“Senden önce hiçbir insana ölümsüzlük vermedik. Şimdi sen ölürsen onlar ölümsüz mü kalacaklar?”
(Enbiyâ, 21/34)
Bu gerçek, elçileri küçültmez. Tam tersine onların gerçek konumunu gösterir. Elçi olmak, insan olmaktan çıkmak değildir. Elçi Allah tarafından seçilmiş bir insandır. Bu nedenle elçiye insanüstü özellikler yüklemek Kur’an’ın ortaya koyduğu elçi anlayışıyla bağdaşmaz.

Elçilerin insanlara kendiliklerinden yarar veya zarar verme güçleri de yoktur. Bu yetki Allah’a aittir. Kur’an’da şöyle bildirilir:
“De ki: Ben kendime bile Allah’ın dilediğinden başka bir yarar veya zarar verme gücüne sahip değilim.”
(A‘râf, 7/188)

Bir başka ayette de şöyle denir:
“De ki: Ben size zarar vermeye de doğru yolu göstermeye de güç yetiremem.”
(Cin, 72/21)
Bu ayetler, elçinin konumunu anlamak açısından son derece önemlidir. Elçi insanlara yol gösteren mesajı getirir; fakat insanın kalbini zorla değiştiremez, onun kaderini kendi başına belirleyemez, kendisine bağımsız bir güç verilmiş değildir.

Aynı şekilde elçiler insanların dualarına kendiliklerinden cevap veren makamlar değildir. Dua doğrudan Allah’a yöneltilir. Kur’an, Allah’tan başka çağrılanların yapılan çağrılara cevap veremeyeceğini açıkça bildirir:
“Allah’tan başka kıyamet gününe kadar kendisine cevap veremeyecek kimselere yalvarandan daha sapkın kim olabilir?”
(Ahkaf, 46/5)
Burada mesele yalnızca belirli kişiler değildir. Temel mesele, Allah’a ait olan bir yetkinin herhangi bir kula verilmesidir. Elçi de olsa başka bir insan da olsa, Allah’ın yetkisini bir kula aktarmak Kur’an’ın ortaya koyduğu tevhid anlayışıyla uyuşmaz.

Elçilerin haram ve helal belirleme konusunda da bağımsız bir yetkileri yoktur. Çünkü din adına hüküm koyma yetkisi Allah’a aittir. Kur’an şöyle sorar:
“Yoksa onların, Allah’ın izin vermediği şeyleri kendileri için din olarak belirleyen ortakları mı var?”
(Şûrâ, 42/21)

Başka bir ayette ise hüküm verme yetkisinin kime ait olduğu açıkça belirtilir:
“Hüküm yalnızca Allah’ındır.”
(Yûsuf, 12/40)
Bu nedenle elçinin görevi, Allah’ın haram kılmadığını haram ilan etmek veya Allah’ın dinine kendi adına yeni kurallar eklemek değildir. Elçi Allah’ın hükmünü bildirir. Elçinin Allah adına yeni hükümler oluşturduğunu kabul etmek, Allah’ın hüküm koyma yetkisine insanı ortak etmek anlamına gelir.

Elçilerin hidayet verme konusunda da sınırları vardır. Elçi hidayete çağırır, hidayetin yolunu gösterir ve vahyi açıklar; fakat kişinin kalbine hidayeti yerleştiremez. Bunun en açık örneklerinden biri şöyledir:
“Şüphesiz sen sevdiğini hidayete erdiremezsin; fakat Allah dilediğini hidayete erdirir. O, hidayete erecek olanları daha iyi bilir.”
(Kasas, 28/56)
Demek ki elçinin görevi insanı hidayete zorlamak değil, hidayetin yolunu göstermektir. İnsan ise bu çağrı karşısında kendi iradesiyle tercih yapar.

Elçiler aynı zamanda müjdeleyici ve uyarıcılardır. Kur’an onların bu görevini de açıkça belirtir:
“Biz elçileri yalnızca müjdeleyiciler ve uyarıcılar olarak göndeririz.”
(Kehf, 18/56)
Müjdelemek ve uyarmak, tebliğin doğal bir parçasıdır. Elçi insanlara Allah’ın rahmetini ve bağışlamasını bildirirken, yanlışta ısrar etmenin sonuçları konusunda da uyarır. Fakat elçi, insanların iradesini ortadan kaldıran bir zorlayıcı değildir.

Bu noktada elçinin mesajına uymanın önemini de doğru anlamak gerekir. Elçiye itaat, elçinin Allah’tan getirdiği vahye itaattir. Çünkü elçi kendisine ait bağımsız bir din getirmemiştir. Allah’ın mesajını insanlara ulaştırmıştır. Bu nedenle Kur’an’ın “Elçiye itaat edin” çağrısı, elçinin getirdiği ilahi mesaja bağlılığı ifade eder.

Elçilere şefaat yetkisi verilmesi konusu da aynı çerçevede değerlendirilmelidir. Kur’an, Allah’ın izin vermediği hiçbir kimsenin kendiliğinden şefaat edemeyeceğini bildirir. İnsanların Allah ile kendi aralarında aracılar oluşturmaları Kur’an’ın tevhid anlayışıyla bağdaşmaz.
“Öyle bir günden sakının ki, hiç kimse başka bir kimsenin yerine bir şey ödeyemez; hiç kimseden fidye kabul edilmez, hiçbir şefaat ona yarar sağlamaz ve onlara yardım da edilmez.”
(Bakara, 2/123)
Burada dikkat edilmesi gereken nokta şudur: Bir insanın elçi olması, ona Allah’ın yetkilerinden bir bölümünün verilmiş olduğu anlamına gelmez. Elçi Allah’ın kulu ve mesajın taşıyıcısıdır. Onu Allah’ın karşısına koymak ne kadar yanlışsa, Allah’ın kendisine vermediği yetkileri ona vermek de o kadar yanlıştır.

Elçiler hakkında en önemli ölçülerden biri de onların insan olduğunun unutulmamasıdır. Kur’an şöyle bildirir:
“De ki: Ben de ancak sizin gibi bir insanım. Bana, ilahınızın tek bir ilah olduğu vahyediliyor.”
(Kehf, 18/110)
Bu ayet elçinin konumunu son derece güzel özetler. “Ben de sizin gibi bir insanım” denildikten hemen sonra “Bana vahyediliyor” denmektedir. Yani elçiyi diğer insanlardan ayıran temel özellik onun insanüstü olması değil, Allah tarafından vahiy almasıdır.

Buradan çok önemli bir sonuç çıkar: Elçiye Allah’ın vermediği bir görevi veya yetkiyi yüklememeliyiz. Çünkü din adına yapılan her ekleme, zamanla Allah’ın mesajının önüne geçebilir. Önce elçiye olağanüstü yetkiler verilir, sonra bu yetkilerin dayanağı olarak çeşitli sözler ortaya konur, daha sonra bu sözler dinin ayrılmaz parçaları haline getirilir. Bir süre sonra insanlar Allah’ın kitabından çok insanlar tarafından oluşturulan dinî anlatılara bağlanmaya başlayabilirler.

Oysa Kur’an’ın yöntemi açıktır. Elçi vahyi alır, vahyi tebliğ eder, insanları uyarır, müjdeler ve Allah’ın mesajına çağırır. İnsanların görevi ise bu mesaja kulak vermektir. Elçinin şahsını ilahlaştırmak veya Allah’ın yetkilerini ona aktarmak değil, onun getirdiği vahye bağlı kalmak gerekir.

Bu nedenle “Elçiye uymak” ile “elçiye Allah’ın vermediği yetkileri vermek” birbirinden tamamen farklıdır. Birincisi Allah’ın emridir; ikincisi ise sınırı aşmaktır. Elçiye uymak, onun Allah’tan getirdiği mesaja uymaktır. Elçiye Allah’ın vermediği yetkileri vermek ise Allah’ın yetki alanına insanı taşımaktır.

Sonuç olarak Kur’an’ın ortaya koyduğu elçi anlayışı son derece nettir: Elçi Allah’ın mesajını insanlara ulaştırır. Tebliğ eder, uyarır ve müjdeler. Kendisine vahyedilene uyar. Geleceği kendiliğinden bilemez. Kendisine ait bağımsız bir yarar ve zarar gücü yoktur. İnsanlara zorla hidayet veremez. Allah’ın izin vermediği bir şefaat yetkisine sahip değildir. İnsanları kendi adına oluşturduğu bir dine değil, Allah’ın vahyine çağırır. O da diğer insanlar gibi bir insandır ve ölümü tadacaktır.

Bu sınırların dışına çıktığımız anda elçiyi Kur’an’ın tanımladığı konumdan uzaklaştırmaya başlarız. Elçiye saygı göstermek, onun görevini büyütmek değildir. Ona Allah’ın verdiği değeri vermek, Allah’ın vermediği yetkiyi vermemektir. Gerçek bağlılık da budur. Çünkü elçinin görevi Allah’ın mesajını taşımaktır; bizim görevimiz ise o mesaja kulak vermektir. Din adına elçinin görevine ekleme yapmak yerine, Kur’an’ın çizdiği sınırlar içinde kalmak gerekir.

Gerçek olan Allah’ın lütfu, hata ise benim aczimdendir.

Selam ve esenlik, hakikati arayan ve yalnızca Allah'ın kitabını kendisine rehber edinenlerin üzerine olsun.
aydinorhon.com

 

  ELÇİLERİN GÖREVİNE EKLEME YAPMAMALIYIZ Kur’an’a baktığımızda elçilerin görevlerinin sanıldığı kadar geniş ve sınırsız olmadığını görürüz...