ÂLEMLER MUHAMMED OLMASA YARATILMAYACAK MIYDI?

 ÂLEMLER MUHAMMED OLMASA YARATILMAYACAK MIYDI?

Bir Elçinin Değeri ile Yaratılışın Amacını Birbirine Karıştırmak
İslam adına anlatılan bazı sözler, zamanla o kadar yaygınlaşır ki insanlar bunların gerçekten Kur’an’da bulunup bulunmadığını araştırma gereği duymaz. Dilden dile aktarılan ve özellikle Nebi Muhammed’e atfedilen “Sen olmasaydın, âlemleri yaratmazdım.” sözü de bunlardan biridir. Bu ifade, Muhammed’in varlığını bütün âlemlerin yaratılış sebebi olarak sunar. İlk bakışta övgü ve sevgi ifadesi gibi görünse de üzerinde düşünülmesi gereken önemli bir soru ortaya çıkar: Gerçekten de Muhammed olmasaydı Allah âlemleri yaratmayacak mıydı? Yaratılışın amacı bir elçinin varlığına mı bağlıdır, yoksa Kur’an bu konuda farklı bir açıklama mı ortaya koymaktadır?

Bir sözün etkileyici, yaygın veya sevgiyle söyleniyor olması, onun Allah’tan geldiğini kanıtlamaz. Din adına ileri sürülen her iddianın öncelikle Kur’an’ın ölçüsünde değerlendirilmesi gerekir. Çünkü Allah’ın kitabı, inançlarımızı şekillendiren sözleri sınayacağımız temel ölçüdür. Bir ifade Kur’an’da bulunmuyorsa, onu Allah’ın sözü gibi sunmak doğru değildir. Özellikle yaratılışın amacı, Allah’ın kudreti ve elçilerin konumu gibi temel konularda, geleneksel anlatıları vahyin önüne geçirmek ciddi bir yanılgıya yol açabilir.

Muhammed’in Kur’an’daki Konumu
Kur’an, Nebi Muhammed’in konumunu açıkça ortaya koyar. Onu diğer elçilerden bağımsız, yaratılışın merkezine yerleştirilmiş ilahî bir varlık olarak değil, Allah tarafından gönderilmiş bir elçi olarak tanıtır. Âl-i İmrân Suresi’nin 144. ayetinde şöyle buyrulur:
“Muhammed yalnızca bir elçidir. Ondan önce de elçiler gelip geçmiştir. Şimdi o ölür veya öldürülürse, gerisin geriye mi döneceksiniz? Kim gerisin geriye dönerse Allah’a hiçbir zarar veremez. Allah şükredenleri ödüllendirecektir.”
(Âl-i İmrân, 3/144)
Bu ayetin dikkat çektiği temel gerçek açıktır: Muhammed bir elçidir ve ondan önce de elçiler gelip geçmiştir. Ayet, Müslümanların elçinin vefatı karşısında imanlarından dönmemeleri gerektiğini vurgularken aynı zamanda elçinin insanî konumunu da ortaya koyar. Elçinin görevi Allah’ın mesajını iletmektir. Allah ise elçilerin varlığına muhtaç değildir.

Bu durum, Nebi Muhammed’in değerini azaltmaz. Aksine onun görevini doğru bir zemine oturtur. Bir elçinin değeri, kendisine ilahlık veya yaratılışın zorunlu sebebi gibi bir konum verilmesiyle değil, Allah’ın mesajını taşıması ve insanlara ulaştırmasıyla anlaşılır. Elçiyi yüceltmek adına ona Kur’an’ın vermediği bir konum yüklemek, aslında onun tebliğ ettiği vahyin sınırlarını aşmak anlamına gelir.

Kur’an’da Nuh, İbrahim, Musa, İsa ve diğer elçiler de Allah’ın mesajını insanlara ulaştıran elçiler olarak anlatılır. Hiçbirinin varlığı, Allah’ın yaratma fiilinin zorunlu şartı olarak sunulmaz. Elçilerin her biri kendi dönemlerinde insanları Allah’a kulluğa, doğruya, adalete ve sorumluluğa çağırmıştır. Bu nedenle bir elçinin diğer bütün varlıkların yaratılış sebebi olarak gösterilmesi, Kur’an’ın elçiler hakkındaki genel anlatımıyla birlikte değerlendirilmelidir.

Yaratılışın Amacı Allah’a Kulluktur
Kur’an, insanın ve cinlerin yaratılış amacını açık biçimde bildirir.
“Ben cinleri ve insanları ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.”
(Zâriyât, 51/56)

Bu ayet, yaratılışın amacı konusunda doğrudan bir açıklama ortaya koyar. İnsan ve cinlerin yaratılışı, bir elçinin şahsına bağlı olarak değil, Allah’a kulluk etme sorumluluğu çerçevesinde açıklanır. Kulluk ise yalnızca belirli ibadetleri yerine getirmekle sınırlı olmayan, insanın Rabb’ine karşı sorumluluğunu kabul etmesini ve hayatını O’nun gösterdiği doğrultuda düzenlemesini ifade eder.

Burada önemli olan, Allah’ın yaratma iradesinin herhangi bir varlığa bağımlı olmadığını kavramaktır. Allah yaratandır; O’nun varlığı ve kudreti yaratılmışlara bağlı değildir. Bir elçinin varlığı, Allah’ın yaratma gücünü veya iradesini belirleyen bir şart olarak düşünülemez. Allah’ın neyi, ne zaman ve nasıl yaratacağı konusunda bir varlığın zorunlu belirleyici olduğu düşüncesi, yaratıcı ile yaratılan arasındaki farkı bulanıklaştırır.

Bu nedenle “Sen olmasaydın âlemleri yaratmazdım.” şeklindeki sözün, Kur’an’ın yaratılış amacıyla ilgili açık ifadesiyle karıştırılmaması gerekir. Sözün dinî bir hüküm veya ilahî bir bildirim olarak kabul edilebilmesi için sağlam bir dayanağa ihtiyaç vardır. Kur’an’da yer almayan bir ifadeyi, kaynağı ve anlamı kesinmiş gibi Allah’a nispet etmek doğru değildir. Bununla birlikte, bir sözün kaynağı hakkında hüküm verirken onun hadis literatüründeki durumu ve âlimlerin değerlendirmeleri ayrıca araştırılabilir. Fakat Kur’an’da bulunmayan bir ifadeyi doğrudan Allah’ın kelamı saymak başka bir meseledir.

Elçilerin Görevi Yaratmak Değil, Mesajı Ulaştırmaktır
Kur’an, elçilerin görevini Allah’ın mesajını insanlara ulaştırmak ve onları doğru yola çağırmak çerçevesinde ortaya koyar. Elçiler, Allah’ın dinini kendi adlarına oluşturan veya insanları kendilerine kulluğa çağıran kişiler değildir. Onlar, kendilerine bildirilen vahyi insanlara iletmekle sorumludur.

Nisa Suresi’nin 150 ve 151. ayetlerinde Allah’ı ve elçilerini inkâr eden, Allah ile elçileri arasında ayrım yaparak bir kısmına inanıp bir kısmını inkâr edenlerin tutumu eleştirilir. Ardından 152. ayette şöyle buyrulur:
“Allah’a ve elçilerine iman edip onlardan hiçbirini diğerinden ayırmayanlara gelince, Allah onlara ödüllerini verecektir. Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.”
(Nisâ, 4/152)

Bu ayetlerin ortaya koyduğu ilke, Allah’ın elçileri arasında iman bakımından ayrım yapmamaktır. Bir elçiye inanıp diğerlerini reddetmek, vahyin bütünlüğüyle bağdaşmaz. Ancak bütün elçilere iman etmek, onlardan birini yaratılışın vazgeçilmez sebebi olarak kabul etmeyi gerektirmez. Elçilerin ortak görevi, insanları Allah’a yöneltmek ve O’nun mesajını iletmektir.

Nebi Muhammed de bu elçilik zincirinin bir parçasıdır. Onun aracılığıyla ulaştırılan vahiy, Kur’an’ın bugün elimizde bulunan mesajıdır. Bu nedenle onun tebliğ görevi ve Kur’an’ın insanlara ulaşmasındaki yeri son derece önemlidir. Fakat bu önem, onu Allah’ın yaratma iradesini belirleyen bir konuma taşımayı gerektirmez. Elçiye duyulan sevgi ve saygı, Allah’a ait olan özellikleri elçiye aktarmadan da gösterilebilir.

Sevgi ile İnanç Arasındaki Ölçü
Nebi Muhammed’e duyulan sevgi, Müslümanların inanç dünyasında önemli bir yere sahiptir. Ancak sevginin ölçüsü, sevilen kişiye Kur’an’da bulunmayan sıfatlar ve yetkiler vermek olmamalıdır. Bir insanı yüceltmek adına onun yaratılışın amacı olduğunu ileri sürmek, sevgi ile inanç arasındaki sınırların karışmasına neden olabilir.

Kur’an’ın ortaya koyduğu anlayışta Allah, bütün varlıkların Rabb’idir. Elçiler ise O’nun kulları ve mesajını ileten görevlileridir. Elçinin değerini kabul etmekle Allah’ın mutlak yaratıcı ve hükmedici konumunu korumak birbirine aykırı değildir. Tam tersine, elçiyi kendi gerçek konumunda tanımak, onun getirdiği vahyin mesajına daha sağlam biçimde yönelmeyi sağlar.

Bu noktada asıl soru, Muhammed’i ne kadar yücelttiğimiz değil, onun getirdiği vahye ne kadar bağlı kaldığımızdır. Çünkü bir elçinin tebliğ ettiği mesajın önüne, o elçi hakkında üretilmiş sözleri geçirmek, elçinin görevinin özünü gölgeleyebilir. Kur’an’ın mesajı, insanları elçilerin şahsında durdurmak yerine Allah’a yöneltir.

Yaratılışın Merkezine Allah’ı Yerleştirmek
“Sen olmasaydın, âlemleri yaratmazdım.” ifadesi, yaratılışın sebebini bir elçinin varlığıyla ilişkilendirir. Oysa Kur’an’ın ortaya koyduğu çerçevede yaratıcı Allah’tır ve kulluk O’na yöneliktir. Bu nedenle dinî bir iddianın doğruluğunu, yalnızca geleneksel olarak aktarılmış olmasına veya insanların onu sevgiyle benimsemesine göre değerlendirmek yeterli değildir. İddianın Allah’ın kitabıyla uyumu araştırılmalıdır.

Burada amaç, Nebi Muhammed’in elçilik görevini küçümsemek veya onun insanlara ulaştırdığı vahyin önemini azaltmak değildir. Amaç, Allah’ın yüceliğini korurken elçinin görevini de Kur’an’ın çizdiği sınırlar içinde anlamaktır. Elçi, insanları kendisine değil, Allah’a kulluğa çağırır. Vahiy, bir insanı yaratılışın merkezi hâline getirmek için değil, insanı Rabb’ine yöneltmek için gönderilir.

Sonuç: Elçiye Saygı, Allah’ın Sınırlarını Aşmadan Olur
Nebi Muhammed’in değeri, âlemlerin onun hatırına yaratıldığı iddiasına değil, Allah’ın elçisi olarak kendisine verilen görevi yerine getirmesine dayanır. Kur’an, onun da diğer elçiler gibi Allah tarafından görevlendirildiğini ve insanlara vahyi ulaştırdığını bildirir. Yaratılışın amacı ise bir elçinin varlığına değil, Allah’a kulluğa bağlanır.

Bu nedenle Allah’ın kitabında yer almayan bir sözü, dinin kesin bir gerçeği gibi benimsemeden önce düşünmek ve araştırmak gerekir. Allah’ın kudretini herhangi bir yaratılmışın varlığına bağlı görmek, yaratıcı ile yaratılan arasındaki temel ayrımı zedeler. Elçiye duyulan sevgi, Allah’a ait olan yaratma ve hükmetme özelliklerini ona vermeden de yaşanabilir.

Gerçek saygı, elçiyi Allah’ın önüne geçirmek değil; onun getirdiği vahyin gösterdiği yolda Allah’a yönelmektir. Yaratılışın sahibi Allah’tır, kulluğun yönü Allah’adır ve bütün elçilerin ortak çağrısı insanı Rabb’ine bağlamaktır. Bu hakikat, herhangi bir insanı yüceltmek amacıyla değiştirilemez.

Gerçek olan Allah’ın lütfu, hata ise benim aczimdendir.

Selam ve esenlik, hakikati arayan ve yalnızca Allah'ın kitabını kendisine rehber edinenlerin üzerine olsun.
aydinorhon.com

 

  NEBİYİ RİVAYETLERDEN Mİ, KUR’AN’DAN MI TANIYACAĞIZ? Nebi Muhammed denildiğinde zihnimizde nasıl bir insan canlanıyor? Allah’ın kitabını ...