AYET NEDİR?
Bir insana “Ayet nedir?” diye sorsanız, büyük ihtimalle şu
cevabı alırsınız: “Kur’an’daki cümlelerdir.” Bu cevap yanlış değildir fakat
eksiktir. Daha önemlisi, ayet kavramını sadece Kur’an’ın içindeki
numaralandırılmış cümlelere indirgemek, Kur’an’ın bu kelimeye yüklediği geniş
anlamı daraltmakta ve bazı ayetlerin yanlış anlaşılmasına sebep olmaktadır.
Kur’an’da ayet kelimesi sadece vahiy cümleleri için
kullanılmaz. Allah’ın varlığını, kudretini, ilmini ve yaratmasını gösteren
olaylar, varlıklar, deliller ve olağanüstü işaretler de ayet olarak ifade
edilir. Ayet; işaret, belirti, delil ve insanı kendisinden daha büyük bir
hakikate götüren gösterge anlamına gelir. Bu nedenle Kur’an’da “ayet”
kelimesini gördüğümüz her yerde otomatik olarak “Kur’an’daki bir cümle”
anlamını vermek doğru değildir. Kelimenin geçtiği bağlama bakmak gerekir.
Kur’an, ayetlerin sadece mushafın sayfalarında olmadığını
açıkça bildirir. Gökyüzü, yeryüzü, gece, gündüz, yağmur, canlılar ve insanın
kendi yaratılışı Allah’ın ayetleri olarak gösterilir.
“Şüphesiz göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca
gelişinde akıl sahipleri için gerçekten ayetler vardır.”
(Âl-i İmrân, 3/190)
Bu ayette sözü edilen ayetler Kur’an’ın cümleleri değildir. Göklerin ve yerin
yaratılışı, gece ve gündüzün düzeni Allah’ın varlığına ve kudretine işaret eden
deliller olarak ayet şeklinde ifade edilmektedir.
Kur’an başka bir ayette şöyle der:
“Şüphesiz göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün değişmesinde,
insanlara yarar sağlayacak şeylerle denizde akıp giden gemide, Allah’ın gökten
indirip onunla ölümünden sonra yeryüzünü dirilttiği suda, yeryüzünde her türlü
canlıyı yaymasında, rüzgârları yönlendirmesinde ve gökle yer arasında emre
hazır bekletilen bulutlarda aklını kullanan bir topluluk için ayetler vardır.”
(Bakara, 2/164)
Burada gemi, yağmur, yeryüzünün ölümünden sonra dirilmesi, canlıların
yaratılması, rüzgârlar ve bulutlar Allah’ın ayetleri olarak sunulmaktadır.
Bunların hiçbiri Kur’an’daki cümleler değildir. Demek ki Kur’an’ın kullandığı
anlamıyla ayet, Allah’ın varlığına ve kudretine işaret eden delildir.
Kur’an insanın kendisini de ayetlerin bulunduğu alanlardan
biri olarak gösterir:
“Şüphesiz göklerin ve yerin yaratılışında ve kendi nefislerinizin
yaratılışında kesin olarak inanan bir toplum için ayetler vardır.”
(Câsiye, 45/3-4)
“Kesin olarak inananlar için yeryüzünde ayetler vardır.
Kendi nefislerinizde de. Görmüyor musunuz?”
(Zâriyât, 51/20-21)
İnsanın yaratılışı, bedenindeki kusursuz düzen, doğumu, ölümü ve hayatını devam
ettiren sayısız sistem Allah’ın ayetlerindendir. Kur’an’ın “Kendi
nefislerinizde de. Görmüyor musunuz?” sorusu, insanı önce kendisine bakmaya
çağırmaktadır.
Evren Ayetlerle Doludur
Kur’an’ın kullandığı ayet kavramı, insanı sadece yazılı metne değil, bütün
yaratılışa yöneltir. İnsan Allah’ın ayetleriyle yalnızca mushafı açtığında
karşılaşmaz. Başını kaldırıp gökyüzüne baktığında, toprağa düşen bir tohumun
ağaca dönüştüğünü gördüğünde, yağmurla kurumuş toprağın yeniden canlanmasına
şahit olduğunda da ayetlerle karşılaşır.
Kur’an insanı bakmaya ve araştırmaya çağırır:
“De ki: Yeryüzünde gezip dolaşın da Allah’ın yaratmaya nasıl başladığına
bakın.”
(Ankebût, 29/20)
Burada insandan sadece okuması değil, bakması, incelemesi ve düşünmesi
istenmektedir. Çünkü ayet sadece seslendirilmez; görülür, araştırılır ve
üzerinde tefekkür edilir.
Kur’an’ın ayetleri okunur, yaratılışın ayetleri ise
gözlemlenir. Her ikisi de insanı aynı hakikate götürür: Yaratılmış olan,
Yaratıcı’ya işaret eder.
Tarihte Yaşanan Olaylar Da Ayettir
Kur’an’da geçmiş toplumların başına gelen ibret verici olaylar da ayet olarak
ifade edilir. Firavun’un boğulmasından sonra bedeninin korunması buna açık bir
örnektir:
“Bugün senin bedenini kurtaracağız ki senden sonra geleceklere bir ayet
olasın. Şüphesiz insanların çoğu bizim ayetlerimizden gerçekten habersizdir.”
(Yûnus, 10/92)
Firavun’un bedeni Kur’an’daki bir cümle değildir. Ancak kendisinden sonra
gelecek insanlar için bir işaret, delil ve ibret olması amacıyla “ayet” olarak
ifade edilmiştir. Bu da gösteriyor ki ayet bazen yaratılışta, bazen tarihte
yaşanan bir olayda karşımıza çıkar.
Nebilere verilen olağanüstü işaretler de Kur’an’da ayet
kavramı içerisinde değerlendirilir. Bugün “mucize” olarak adlandırdığımız
birçok olay, Kur’an’ın dilinde Allah’ın kudretine işaret eden ayetlerdir. Ancak
burada dikkat edilmesi gereken bir husus vardır: İnsan alıştığı olayları
sıradan kabul ettiği için onların da birer ayet olduğunu çoğu zaman fark etmez.
Bir bebeğin anne rahminde oluşması, küçücük bir tohumun devasa bir ağaca
dönüşmesi veya ölü toprağın yağmurla yeniden canlanması alışılmış olduğu için
sıradan görünür. Oysa Kur’an bunların tamamını Allah’ın ayetleri olarak sunar.
Ayeti Görmek Ve Anlamak
Allah’ın ayetleri herkesin önündedir fakat herkes gördüğünden aynı sonucu
çıkarmaz. Kur’an bu nedenle insanları sürekli düşünmeye ve akıllarını
kullanmaya çağırır.
“Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için ayetler vardır.”
(Rûm, 30/21)
Ayet vardır fakat herkes ayeti göremez. Delil vardır fakat herkes delilden
sonuç çıkarmaz. İnsan her gün kendi bedenini taşır fakat kendi yaratılışı
üzerinde düşünmeyebilir. Her gün gece ve gündüzü yaşar fakat bu düzenin neye
işaret ettiğini sorgulamayabilir.
Ayetin görülmesi gözle, anlaşılması ise akıl ve tefekkürle
ilgilidir.
Bakara 106. Ayet Ve Ayet Kavramı
Ayet kelimesinin doğru anlaşılması Bakara Suresi 106. ayetin yorumunda da
önemlidir.
“Biz herhangi bir ayetin hükmünü yürürlükten kaldırır veya onu unutturur (ya
da ertelersek), yerine daha hayırlısını veya mislini getiririz. Allah'ın
gücünün her şeye hakkıyla yettiğini bilmez misin?”
(Bakara, 2/106)
Bu ayette dikkat edilmesi gereken önemli nokta, Arapça metinde “hüküm”
kelimesinin bulunmamasıdır. Metinde geçen kelime sadece âyet
kelimesidir. Buna rağmen bazı çevirilerde “bir ayetin hükmünü” şeklinde bir
anlam verilerek okuyucunun zihninde sanki Kur’an’daki bir hükmün kaldırılıp
yerine başka bir hükmün getirildiği düşüncesi oluşturulmaktadır.
Oysa “hüküm” kelimesi ayetin aslında yoktur. Bu nedenle
tercümeye “hükmünü” ilavesini yapmak, yorumun doğrudan çevirinin içerisine
yerleştirilmesi anlamına gelir.
Ayrıca Kur’an’da ayet kelimesi sadece vahiy cümleleri için
kullanılmadığından, Bakara 106’daki ayet kelimesini peşinen “Kur’an’daki bir
hüküm” olarak kabul etmek doğru bir yaklaşım değildir. Kur’an’ın başka
yerlerinde aynı kavramın çoğulu olan âyât, Allah’ın yaratılıştaki
delilleri, Nebilere verilen işaretler, tarihî olaylar ve vahiy için
kullanılmaktadır.
Bu nedenle önce şu soruyu sormak gerekir: Bakara 106’da sözü
edilen ayet nedir? Bir vahiy ayeti mi, önceki topluluklara gösterilen bir
işaret mi, bir mucize mi, yoksa Allah’ın insanlara sunduğu başka bir delil mi?
Bu sorular cevaplanmadan “ayet” kelimesini doğrudan “hüküm” anlamına indirgemek
mümkün değildir.
Ayetin Görevi Hakikate İşaret Etmektir
Bir işaret, kendisini değil, gösterdiği şeyi anlatır. Yol kenarındaki tabela
nasıl insanı gideceği yöne yönlendiriyorsa, ayet de insanı kendisinden öte bir
hakikate yöneltir.
Gökyüzü bir ayettir; insan gökyüzüne bakarak Yaratıcı’nın
kudretini düşünmelidir. İnsan kendi yaratılışında bir ayetle karşılaşır;
kendisini yaratan Rabb’ini tanımaya yönelmelidir. Kur’an’ın ayetleri de sadece
okunup geçilmek için değil, anlaşılmak ve insanın hayatına yön vermek için
indirilmiştir.
Kur’an, Allah’ın ayetlerinin hem insanın çevresinde hem de
kendi içinde bulunduğunu şöyle bildirir:
“Onlara ayetlerimizi hem ufuklarda hem kendi nefislerinde göstereceğiz ki
onun hak olduğu kendilerine açıkça belli olsun.”
(Fussilet, 41/53)
Bu ayette geçen ayetlerin Kur’an’daki cümleler olmadığı açıktır. Çünkü Allah,
ayetlerini ufuklarda ve insanların kendi nefislerinde göstereceğini
bildirmektedir. Demek ki ayetler sadece mushafın satırlarında değildir. İnsan
nereye bakarsa baksın, Allah’ın varlığına ve kudretine işaret eden delillerle
karşılaşmaktadır.
Sonuç
“Ayet nedir?” sorusuna “Kur’an’daki cümlelerdir” demek yanlış değildir, fakat
Kur’an’ın ayet kavramına yüklediği anlamı tam olarak karşılamaz.
Kur’an’ın cümleleri ayettir. Ancak göklerin ve yerin
yaratılışı da ayettir. Gece ve gündüz ayettir. Yağmur ayettir. İnsan ayettir.
Tarihte yaşanan ibret verici olaylar ayettir. Nebilere verilen olağanüstü
işaretler ayettir.
Ayet; Allah’ın varlığına, kudretine, ilmine ve yaratmasına
işaret eden delildir.
Kur’an insana sadece kitabın sayfalarını okumayı öğretmez.
Aynı zamanda gökyüzüne bakmasını, yeryüzünü incelemesini, kendi yaratılışı
üzerinde düşünmesini ve geçmişten ibret almasını ister.
İnsan iki farklı alanda Allah’ın ayetleriyle karşılaşır:
İndirilmiş vahiyde ve yaratılmış evrende. Biri okunur, diğeri gözlemlenir.
Fakat ikisinin de işaret ettiği hakikat aynıdır.
Allah vardır. Allah yaratandır. Allah bilir. Allah her
şeye gücü yetendir.
İşte ayet, insanı bu hakikate götüren ilahi işarettir.
Aynı başlıktaki daha kapsamlı bilgiler için aşağıdaki web
adresinde yer alan makaleyi inceleyebilirsiniz.
Gerçek olan Allah’ın lütfu, hata ise benim aczimdendir.
Selam ve esenlik, hakikati duyanların üzerine olsun.
aydinorhon.com