İMSAK VAKTİ HAKKINDA
İmsak vakti denildiğinde çoğumuzun zihninde oruca başlanılan
saat belirir. Takvimlerde yazan imsak saatinden itibaren yeme içmenin
bırakılması gerektiği kabul edilir. Fakat burada üzerinde ciddi biçimde
düşünülmesi gereken bir soru vardır: Kur’an, oruca başlama zamanını gerçekten
bugün “imsak” adıyla belirlenen vakit olarak mı tarif ediyor?
Bu sorunun cevabını bulmak için önce takvimlere, mezheplere
veya yüzyıllar boyunca oluşturulmuş uygulamalara değil, Kur’an’ın kendi
ifadesine bakmak gerekir. Çünkü orucun başlangıcı konusunda Allah’ın kitabında
açık bir ölçü bulunmaktadır.
“Fecrin beyaz ipliği, siyah ipliğinden sizce ayırt edilinceye kadar yiyin
için. Sonra orucu geceye kadar tamamlayın.”
(Bakara, 2/187)
Bu ayet, oruca başlama zamanını belirlerken bir saat, dakika veya astronomik
derece vermemektedir. Ölçü olarak insanın görebileceği bir olayı
göstermektedir: fecrin beyaz çizgisinin karanlık çizgiden ayırt edilebilir hâle
gelmesi. Dolayısıyla burada asıl mesele, takvimde yazılı olan “imsak” saatinin
ne olduğundan önce, Kur’an’ın sözünü ettiği fecrin ne zaman ortaya çıktığını
doğru anlamaktır.
Fecr Ne Zaman Başlar?
Fecr, gecenin karanlığından sabah aydınlığına geçişi ifade eder. Ancak
sabahın ilk ışığı ile Kur’an’ın oruca başlama ölçüsü olarak gösterdiği fecri
birbirinden ayırmak gerekir. Astronomide güneşin ufkun altında bulunduğu farklı
derecelerde çeşitli ışık olayları meydana gelir. Güneş henüz ufkun oldukça
altında iken başlayan ve çıplak gözle fark edilmesi mümkün olmayan aydınlanma
evreleri vardır. Daha sonra doğu ufkunda belirginleşen sabah ışığı ortaya
çıkar.
Burada önemli olan, Kur’an’ın insanın göremeyeceği bir
astronomik olayı değil, insanın gözlemleyebileceği bir belirginleşmeyi ölçü
olarak göstermesidir.
Bakara 2/187’de kullanılan ifade özellikle dikkat çekicidir.
Ayet, “fecr başladı” demekle yetinmez; “beyaz ipliğin siyah iplikten sizce
ayırt edilmesi” şeklinde gözleme dayalı bir ölçü verir. Bu nedenle orucun
başlangıç vaktini belirlerken, insan gözünün hiçbir şekilde fark edemeyeceği
bir aydınlanma aşamasını esas almak Kur’an’daki tarifle ayrıca
değerlendirilmesi gereken bir konudur.
İmsak ile Fecr Aynı Şey midir?
Bugün kullanılan takvimlerde “imsak” kelimesi, orucun başladığı zamanı
ifade eder. Fakat kelimenin kendisi ile Kur’an’ın belirlediği zamanın aynı şey
olduğunu varsaymak doğru değildir.
İmsak, sözlük anlamıyla kendini tutmak, bırakmamak, el
çekmek anlamlarına gelir. Oruca başlama açısından kullanıldığında ise yeme ve
içmeden uzak durma vaktini ifade eder. Ancak oruca ne zaman başlanacağını
belirleyen asıl ölçü, kelimenin kendisi değil, Allah’ın Bakara 2/187’de verdiği
zaman tarifidir.
Bu ayrım önemlidir. Çünkü bir vakte “imsak” adının verilmiş
olması, o vaktin Kur’an tarafından belirlenen oruç başlangıcı olduğunu
kendiliğinden kanıtlamaz.
Kur’an’ın ifadesi açıktır: Fecrin beyaz çizgisi, siyah
çizgiden ayırt edilinceye kadar yiyip içmek serbesttir. Ondan sonra oruç
başlar.
Öyleyse sorulması gereken soru şudur: Takvimlerde imsak
olarak gösterilen saat, gerçekten bu ayette tarif edilen zaman mıdır?
Sabah Namazının Vakti Meselesi
Konunun yalnızca oruç açısından ele alınması eksik kalır. Çünkü aynı zaman
dilimi sabah salatı açısından da önem taşımaktadır.
Eğer takvimlerdeki imsak vakti, Kur’an’ın tarif ettiği
fecrin ortaya çıkmasından yaklaşık kırk beş dakika kadar önce belirleniyorsa,
burada yalnızca orucun erken başlatılması meselesi ortaya çıkmaz. Sabah
salatının da aynı vakit esas alınarak kılınması hâlinde, daha önemli bir soru
gündeme gelir:
Sabah salatı gerçekten vakti girmeden mi kılınmaktadır?
İşte mesele burada daha ciddi bir hâl alır. Çünkü oruca birkaç dakika erken
başlamanın hükmü ayrıca tartışılabilir. Fakat bir ibadetin vakti Allah
tarafından belirlenmişse, o ibadeti vaktinden önce yapmak başka bir sorundur.
Bu nedenle konuya sadece “Oruca birkaç dakika erken mi
başlıyoruz?” şeklinde bakmak yeterli değildir. Asıl mesele, Kur’an’ın
gösterdiği zaman ölçüsü ile bugün kullanılan takvim ölçüsünün birbirine uyup
uymadığıdır.
Fecr-i Kâzib ve Fecr-i Sâdık
Geleneksel İslam literatüründe sabahın başlangıcıyla ilgili olarak fecr-i
kâzib ve fecr-i sâdık ayrımı yapılmıştır. Fecr-i kâzib, doğu ufkunda dikey veya
kurt kuyruğu görünümünde beliren ilk aydınlık olarak tarif edilir. Ardından
ufuk boyunca yayılan yatay aydınlık, fecr-i sâdık olarak kabul edilir.
Bu ayrım aslında konunun anlaşılması bakımından önemlidir.
Çünkü gökyüzünde görülen her ilk aydınlanma, Kur’an’ın Bakara 2/187’de sözünü
ettiği belirgin sabah aydınlığı ile aynı değildir.
Burada dikkat edilmesi gereken nokta şudur: Eğer çok daha
erken bir astronomik aşama, insan gözüyle belirgin bir fecr ortaya çıkmadan
önce “fecr-i sâdık” kabul edilirse, geleneksel olarak fecr-i kâzib diye
tanımlanan aşamanın nerede kaldığı sorusu ortaya çıkar.
Dolayısıyla mesele yalnızca “Güneş kaç derece aşağıdayken
hangi ışık meydana gelir?” sorusu değildir. Asıl mesele, Kur’an’ın oruç için
koyduğu gözleme dayalı ölçünün hangi astronomik olaya karşılık geldiğini doğru
tespit etmektir.
Kur’an’ın Ölçüsü Neden Önemlidir?
Burada Kur’an’ın verdiği ölçünün niteliği üzerinde biraz daha düşünmek
gerekir.
Allah, “Saat şu olduğunda yemeyi bırakın” dememiştir. “Güneş
ufkun şu kadar derece altında bulunduğunda oruca başlayın” da dememiştir.
İnsanların o gün sahip olduğu imkânları dikkate alarak, herkesin anlayabileceği
ve gözlemleyebileceği bir tabir kullanmıştır:
“Fecrin beyaz ipliği, siyah iplikten sizce ayırt edilinceye kadar yiyin
için.”
(2/187)
Bu ifadede “sizce” anlamını taşıyan vurgu da önemlidir. Çünkü ayet, insanın
bulunduğu yerde gözlemleyebileceği bir değişimi esas almaktadır.
Bunun üzerine bugün kullanılan hesaplama yöntemlerinin
Kur’an’ın bu ölçüsüyle karşılaştırılması gerekir. Astronomik hesaplamalar
elbette önemlidir ve güneşin konumunu hassas biçimde hesaplamak mümkündür.
Ancak hesaplamanın hassas olması, hesaplanan olayın Kur’an’ın tarif ettiği olay
olduğu anlamına gelmez. Önce hangi astronomik olayın ayetteki “fecr” tarifine
karşılık geldiği belirlenmelidir.
Yüzyıllar Boyunca Nasıl Belirlendi?
Geçmişte insanlar bugünkü hassas astronomik hesaplama araçlarına sahip
değillerdi. Sabahın gelişini doğu ufkundaki değişimlerden gözlemliyor, buna
göre vakitlerini belirliyorlardı. Bu uygulamanın yüzyıllar boyunca sürmüş
olması, üzerinde ayrıca düşünülmesi gereken bir tarihî gerçektir.
Bugün ise teknoloji sayesinde güneşin ufka göre konumu
saniyesine kadar hesaplanabilmektedir. Bu, büyük bir kolaylık sağlamaktadır.
Fakat teknoloji bize yalnızca ne zaman hangi astronomik olayın meydana
geldiğini söyleyebilir. O olayın Kur’an’ın tarif ettiği olay olup olmadığını
yine Kur’an’ın ölçüsüyle değerlendirmek gerekir.
Burada yapılması gereken, geçmişteki uygulamayı sırf eski
olduğu için doğru veya bugünkü hesaplamayı sırf modern olduğu için yanlış kabul
etmek değildir. Her ikisini de Kur’an’ın ortaya koyduğu ölçüye göre
değerlendirmektir.
“Yaklaşık Kırk Beş Dakika” Meselesi
Takvimlerdeki imsak ile çıplak gözle fark edilen fecr arasında bulunduğu
ileri sürülen zaman farkı, konunun en dikkat çekici taraflarından biridir. Bazı
hesaplamalarda bu farkın yaklaşık kırk beş dakika civarında olduğu ifade
edilmektedir. Ancak bu süre yıl boyunca ve dünyanın her yerinde aynı değildir;
enlem, mevsim ve atmosfer koşulları gibi etkenler zaman farkını değiştirebilir.
Bu nedenle meseleyi yalnızca “kırk beş dakika” üzerinden
tartışmak doğru olmaz. Asıl soru şudur:
Orucun başlangıcı, Kur’an’ın tarif ettiği fecrin gerçekten
ortaya çıktığı anda mı belirlenmektedir, yoksa ondan daha erken bir astronomik
hesaplama mı esas alınmaktadır?
Sorunun doğru cevabı bulunursa, süre meselesi zaten
kendiliğinden açıklığa kavuşacaktır.
Sabah Salatını Vaktinden Önce Kılmak
Konunun üzerinde durulması gereken en önemli taraflarından biri de budur.
Eğer sabah salatının vakti fecrin ortaya çıkmasıyla
başlıyorsa ve takvimlerde kullanılan imsak saati bundan daha erkense, o zaman
imsak vaktinde sabah salatının kılınması ayrıca sorgulanmalıdır.
Burada mesele herhangi bir kurumu suçlamak değildir.
Diyanet'in veya başka bir kurumun uygulamasının doğru ya da yanlış olduğunu
peşinen söylemek yerine, kullanılan hesaplama ölçüsünün Kur’an’ın tarif ettiği
vakitle karşılaştırılması gerekir.
Çünkü din adına belirlenen bir vakit, delile dayanmalıdır.
Kur’an’ın bize öğrettiği temel yaklaşım da budur:
“Onların çoğu, zanna uymaktan başka bir şeye uymaz. Oysa zan, hak karşısında
hiçbir şey ifade etmez.”
(Yûnus, 10/36)
Bir vakit hesabı astronomik olarak yapılabilir. Fakat dinî hüküm olarak kabul
edilen bu hesabın, Kur’an’ın belirlediği ölçüyle uyumlu olup olmadığı ayrıca
araştırılmalıdır.
Bir Vakit Tartışmasından Daha Fazlası
Aslında burada tartışılan yalnızca imsak saatinin birkaç dakika erken veya
geç olması değildir. Daha temel bir meseleyle karşı karşıyayız: Dinî bir
uygulamanın ölçüsünü nereden alıyoruz?
Eğer Allah, orucun başlangıcını açıkça tarif etmişse, o
tarifin yerine başka bir ölçünün geçirilmesi sorgulanmalıdır. Eğer Kur’an
“fecrin beyaz ipliği siyah iplikten ayırt edilinceye kadar yiyin için” diyorsa,
bizim öncelikle bu ifadenin ne anlama geldiğini anlamamız gerekir.
Sonra astronomik bilgilerden yararlanarak bu olayın
gökyüzündeki karşılığını belirleyebiliriz.
Yani yöntem tersine çevrilmemelidir. Önce astronomik bir
derece belirleyip sonra Kur’an’daki fecri o dereceye uydurmak yerine, önce
Kur’an’ın tarif ettiği olayı anlamak, sonra bilimsel verilerle o olayın
zamanını belirlemek daha sağlıklı bir yaklaşımdır.
Sonuç: Ölçü Allah’ın Sözüdür
İmsak konusunda yapılması gereken, alışılmış bir uygulamayı yalnızca
alışılmış olduğu için sürdürmek veya yeni bir hesabı yalnızca modern olduğu
için kabul etmek değildir. Yapılması gereken, Kur’an’ın açık ölçüsünü merkeze
almaktır.
Bakara 2/187, orucun başlangıcını insanın gözlemleyebileceği
bir sabah aydınlığıyla ilişkilendirmektedir. Fecrin beyaz çizgisinin siyah
çizgiden ayırt edilmesi, ayetin ortaya koyduğu temel ölçüdür. Bunun hangi
astronomik karşılığa denk geldiği ise bilimsel olarak araştırılabilir ve
hesaplanabilir.
Dolayısıyla mesele “Ben yıllardır böyle oruç tutuyorum” veya
“Takvim böyle gösteriyor” diyerek kapatılabilecek bir mesele değildir. Din söz
konusu olduğunda alışkanlık, delilin yerine geçemez.
Benim açımdan da mesele şudur: Eğer Allah, “Fecrin beyaz
ipliği siyah iplikten ayırt edilinceye kadar yiyin için” diyorsa, oruca başlama
vaktinin bundan daha önceye alınmasının Kur’an açısından dayanağının ortaya
konulması gerekir.
Çünkü hesaplamayı yapan insan olabilir; takvimi hazırlayan
insan olabilir; vakti ilan eden kurum olabilir. Fakat dinin hükmünü belirleyen
Allah’tır.
Bu nedenle imsak vakti konusunda sorulması gereken en temel
soru şudur:
Takvimde yazan imsak saati, gerçekten Kur’an’ın tarif ettiği
fecrin ortaya çıktığı zaman mıdır?
Cevap evet ise bunun delili ortaya konulmalıdır. Hayır ise,
yıllardır sürdürülen uygulamanın yeniden değerlendirilmesi gerekir. Çünkü
mesele yalnızca ne zaman yemeyi bırakacağımız değildir. Aynı zaman hesabına
dayanarak sabah salatının ne zaman kılındığı da bu sorunun içinde yer
almaktadır.
Kur’an’ın ölçüsü ortadayken, yapılması gereken ona kulak
vermek ve hiçbir geleneği sorgulanamaz hâle getirmemektir. Din adına söylenen
her söz gibi, vakit belirleme konusunda da delil gerekir.
Gerçek olan Allah’ın lütfu, hata ise benim aczimdendir.
Selam ve esenlik, hakikati arayan ve yalnızca Allah'ın
kitabını kendisine rehber edinenlerin üzerine olsun.
aydinorhon.com