KISAS: ADALETİN ÖLÇÜSÜ, İNTİKAMIN DEĞİL
İnsan Hayatının Dokunulmazlığı
Kur’an'ın insan hayatına verdiği değer konusunda herhangi bir belirsizlik
yoktur. Haksız yere bir insanın canına kıymak açıkça yasaklanmıştır. Bu yasak,
toplumun temelini oluşturan en önemli ilkelerden biridir. Çünkü bir insanın
hayatı elinden alındığında, yalnızca bir insanın yaşamı sona ermez; geride
ailesi, çocukları, anne babası ve yakınları üzerinde ömür boyu taşınacak bir
acı bırakılır.
Kur’an şöyle buyurur:
“Allah’ın haram kıldığı cana, haklı bir sebep olmadıkça kıymayın.”
(İsrâ, 17/33)
Burada önce sınır çiziliyor: Haksız yere öldürmek yok. Fakat aynı ayet bununla
bitmiyor. Hemen ardından, haksız yere öldürülen kişi açısından son derece
dikkat çekici bir hüküm geliyor:
“Kim haksız yere öldürülürse, onun velisine yetki vermişizdir. Ancak o da
öldürmede aşırı gitmesin.”
(İsrâ, 17/33)
İşte kısas meselesini konuşurken asıl üzerinde durulması gereken noktalardan
biri budur.
Öldürülenin Velisine Verilen Yetki
Bir insan haksız yere öldürülmüşse Kur’an, meseleyi yalnızca devlet ile suçlu
arasında bırakmıyor. Öldürülenin velisine bir yetki verildiğini açıkça
söylüyor. Bu çok önemli bir ayrıntıdır.
Bugünkü hukuk anlayışında öldürülen kişinin yakını, çoğu
zaman suçun soruşturulmasını, mahkemenin kararını ve devletin vereceği cezayı
beklemek durumundadır. Oysa Kur’an'ın ortaya koyduğu hükümde, öldürülen kişinin
velisinin hakkı özellikle zikredilmektedir.
Buradaki “veli” kavramını yalnızca “birinci derece yakın”
şeklinde daraltmak yerine, öldürülen kişinin hakkını takip etme yetkisine sahip
velisi olarak anlamak daha isabetlidir. Ancak hangi yakınların bu yetkiye sahip
olacağı ve bunun nasıl uygulanacağı ayrıca hukuki düzenleme gerektiren bir
konudur. Kur’an'ın açıkça söylediği şey ise şudur: Haksız yere öldürülen
kişinin velisinin bir yetkisi vardır.
Bu yetkiyi görmezden gelmek, ayetin önemli bir bölümünü
görmezden gelmek olur.
Kısasın Hükmü
Bu noktada Bakara Suresi'ndeki ayet daha açık bir çerçeve ortaya koyar:
“Ey iman edenler! Öldürülenler hakkında size kısas gerekli kılındı...”
(Bakara, 2/178)
Burada “kısas” açıkça zikrediliyor. Yani Kur’an, kasten ve haksız yere öldürme
karşısında yalnızca hapis, para cezası veya başka bir yaptırım öngörmekle
yetinmiyor; kısas ilkesini ortaya koyuyor. Diyanet'in Kur'an Yolu açıklamasında
da kısasın haksız ve kasıtlı öldürme ve yaralama suçlarıyla ilişkilendirildiği,
öldürülen tarafın bağışlaması hâlinde diyet seçeneğinin devreye girdiği
belirtilmektedir. Burada önemli olan, kısasın kişisel intikam olmadığını
anlamaktır. Kısas, suçun karşılığının belirlenmiş olmasıdır.
Bir insanın canına kıyılmışsa, karşılığında ne yapılacağı
konusunda ölçü vardır. Ölenin yakınının acısı, öfkesine bırakılmaz. Cezanın
sınırı bellidir. Bu nedenle kısas ile intikam arasında büyük bir fark vardır.
Kısasa Kısas
Kur’an'da Mâide Suresi'nde bu ölçü daha da açık biçimde ortaya konur:
“Cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe diş ve yaralara da
kısas vardır. Kim bunu bağışlarsa, bu onun için bir keffarettir.”
(Mâide, 5/45)
Burada “cana can” ifadesi, suç ile ceza arasında ölçü bulunduğunu gösterir. Bir
insan haksız yere öldürülüyor ve Kur’an buna karşı kısas hükmü koyuyor. O hâlde
kısas, insanın kendi belirlediği bir ceza değil, Allah'ın koyduğu bir ölçüdür.
Bu nedenle meseleyi yalnızca “idam cezası insanlık dışıdır”
veya “idam cezası mutlaka gereklidir” gibi insan merkezli tartışmalara
sıkıştırmak, Kur’an'ın ortaya koyduğu hükmü baştan tartışmanın dışına itmek
olur. Kur’an açısından önce sorulması gereken soru şudur: Allah, haksız yere
öldürme suçuna karşı nasıl bir hüküm koymuştur?
Cevap açıktır: Kısas.
Affetmek Bir Erdemdir, Fakat Bir Haktır
Burada hemen başka bir gerçek karşımıza çıkar. Kur’an kısası ortaya koyduktan
sonra affetme imkânını da bırakıyor:
“Ancak öldüren kimse, kardeşi tarafından bağışlanırsa, aklın ve dinin
gereklerine uygun yol izlemek ve güzellikle diyet ödemek gerekir. Bu,
Rabb’inizden bir hafifletme ve rahmettir.”
(Bakara, 2/178)
Demek ki affetmek vardır. Fakat burada çok önemli bir ayrım yapmak gerekir: Affetmek,
kısas hakkının olmadığı anlamına gelmez. Tam tersine, affedilebilecek bir
hakkın bulunması, öncesinde kısas hakkının tanındığını gösterir. İnsan hakkı
olmayan bir şeyi bağışlayamaz.
Bir yakınının haksız yere öldürüldüğünü düşünelim. O kişinin
velisine, “Seni bağışlamak zorundasın” denilebilir mi?
Kur’an'ın ortaya koyduğu çerçevede böyle bir zorunluluk
görünmemektedir. Kısas hakkı vardır; isterse bu hak kullanılabilir, isterse
bağışlama yoluna gidilebilir. Bağışlama, bu nedenle bir mecburiyet değil,
tercih edilen bir erdem ve rahmet yolu olarak karşımıza çıkar.
Kısasta Sizin İçin Hayat Vardır
Kur’an'ın bu konudaki en çarpıcı ifadesi ise hemen sonraki ayettedir:
“Kısasta sizin için hayat vardır, ey akıl sahipleri! Umulur ki
sakınırsınız.”
(Bakara, 2/179)
Burada insanın durup düşünmesi gerekiyor. Kısas öldürmeyle sonuçlanabiliyorsa
Allah neden “kısasta hayat vardır” buyuruyor? Çünkü mesele yalnızca bir
suçlunun cezalandırılması değildir. Mesele, toplumun can güvenliğidir.
İnsan hayatına kastetmenin karşılıksız kalmayacağını bilen
bir toplumda, insan hayatının değeri daha güçlü biçimde ortaya konulmuş olur.
Kısasın “hayat” olarak nitelendirilmesi de bu açıdan düşünülebilir. Kur’an'ın
ifadesi, kısasın yalnızca geçmişte işlenmiş bir cinayetin karşılığı değil,
yaşayanların hayatını koruyan bir sınır olduğuna dikkat çekmektedir. Diyanet'in
Kur'an Yolu açıklaması da bu ayetin kısasın hayatı koruyucu yönü üzerinde
düşünmeye çağırdığını belirtmektedir.
Buradan hareketle kısasın toplumda caydırıcı bir işlev
görmesi beklenebilir. Ancak “suç oranı kesin olarak şu kadar düşer” gibi
Kur'an'ın söylemediği istatistiksel bir sonucu ayete yüklemek doğru olmaz.
Ayetin söylediği şey daha temel ve daha açıktır: Kısasta hayat vardır.
Yetki Varsa Sorumluluk Da Vardır
İsrâ 17/33'te verilen yetkinin hemen ardından gelen uyarı da unutulmamalıdır:
“Ancak o da öldürmede aşırı gitmesin.”
(İsrâ, 17/33)
Bu cümle, kısas hakkının sınırsız bir öldürme yetkisi olmadığını gösterir.
Örneğin bir kişi haksız yere öldürülmüşse, onun velisi
yalnızca öldüren kişiye karşı Kur’an'ın belirlediği hakkı kullanabilir. Başka
birini öldüremez. Suçlunun ailesine zarar veremez. İşkence edemez. Öldürme
biçimini aşırılığa taşıyamaz.
Yani Allah bir taraftan yetki veriyor, diğer taraftan sınır
koyuyor.
İşte adalet ile intikam arasındaki fark burada ortaya
çıkıyor.
Peki Cezayı Kim Uygulayacak?
Burada günümüz hukuk sistemi açısından önemli bir soru ortaya çıkıyor. Öldürülen
kişinin velisine yetki verilmişse, bu kişi suçluyu kendi başına öldürebilir mi?
Bu ayeti, kişilerin kendi başlarına cinayet
işleyebilecekleri şeklinde anlamak doğru değildir. Öncelikle ortada gerçekten
haksız bir öldürme olup olmadığının belirlenmesi gerekir. Suçlunun kim olduğu,
suçun kasıtlı olup olmadığı, delillerin yeterli olup olmadığı ve kısas
şartlarının oluşup oluşmadığı belirlenmeden bir insanın öldürülmesi yeni bir
zulme dönüşebilir.
Bu nedenle Kur'an'ın verdiği hak ile bu hakkın hukuk düzeni
içinde nasıl kullanılacağı birbirinden ayrılmalıdır. Allah'ın kısas hükmü
vardır; fakat bu hükmün uygulanacağı adalet düzeninin de sağlam olması gerekir.
İdam Cezası Meselesi
Burada bugün yaşadığımız hukuk düzeniyle Kur'an'ın ortaya koyduğu hüküm
arasında açık bir tartışma alanı bulunmaktadır.
Eğer bir devlet, Kur'an'daki kısas hükmünü hukuk sisteminin
temel ölçülerinden biri olarak kabul edecekse, kasten ve haksız yere öldürme
suçunda kısasın karşılığının hukuk düzeninde nasıl yer alacağı sorusuyla
karşılaşacaktır.
Bu noktada ölüm cezasının hukukta bulunup bulunmaması,
yalnızca siyasi veya hukuki bir tercih olarak değil, Kur'an'ın kısas hükmü
açısından da tartışılabilir.
Çünkü Kur'an, bir taraftan “Cana can” diyor; diğer taraftan “Kısasta
sizin için hayat vardır” diyor. Ayrıca haksız yere öldürülen kişinin velisine
yetki veriyor ve bağışlama seçeneğini de açık bırakıyor.
Dolayısıyla Kur'an merkezli bir hukuk anlayışında, kasten ve
haksız yere öldürme suçuna karşı kısasın hukuk düzeninde karşılığının bulunması
gerektiği düşüncesi, bu ayetler üzerinden ciddi biçimde tartışılabilir.
Fakat burada da sınırlar unutulmamalıdır. Kısasın
uygulanması, öfkeye göre değil; suçun kesinliği, adil yargılama, mağdur
velisinin hakkı ve Allah'ın koyduğu sınırlar içinde olmalıdır.
Adalet Yerini Bulduğunda
Şimdi baştaki soruya yeniden dönelim.
Bir insan haksız yere öldürülüyor. Kur'an, önce “Allah'ın
haram kıldığı cana kıymayın” diyor. Sonra haksız yere öldürülenin velisine
yetki veriyor. Ardından kısas hükmünü ortaya koyuyor. Sonra da kısasta hayat
olduğunu bildiriyor. Bunun yanında affetme ve diyet yolunu da açık bırakıyor.
Bu bütünlük içinde bakıldığında mesele yalnızca “bir insanı
öldüren kişi ne kadar hapis yatacak?” sorusundan ibaret değildir.
Daha temel bir soru vardır: Bir insanın hayatının karşılığı
nedir?
Kur'an'ın verdiği cevap, hayatın değersizleştirilemeyeceğini
gösterir. Haksız yere bir insan öldürüldüğünde bunun ciddi bir karşılığı
vardır. Bu karşılığın adı kısastır.
Fakat kısas intikam değildir. Kısas, öldürülenin yakınına
sınırsız bir öfke alanı açmak değildir. Kısas, toplumun kendi başına adalet
dağıtması değildir. Kısas, Allah'ın koyduğu ölçü içinde hakkın yerine
getirilmesidir.
Ve belki de en önemlisi, Kur'an kısası anlatırken yalnızca
ölüye değil, yaşayanlara da bakmaktadır.
“Kısasta sizin için hayat vardır.”
Bu cümle, konunun bütün ağırlığını taşıyor.
Bir insanın canına kastetmenin karşılıksız kalmayacağını
bilmek, canın değerini hatırlatır. Mağdurun hakkını tanımak adalet duygusunu
korur. Affetme kapısını açık bırakmak ise insanın önüne rahmet yolunu koyar.
Böylece Kur'an'ın ortaya koyduğu sistemde kısas ile merhamet
birbirinin karşıtı değildir. Kısas adaletin, bağışlama ise rahmetin alanında
yer alır. Her ikisinin de sınırını ise Allah belirler.
Adaletin yerini bulması, suçludan intikam almakla değil, hakkın
Allah'ın koyduğu ölçü içinde yerine getirilmesiyle mümkündür.
Gerçek olan Allah’ın lütfu, hata ise benim aczimdendir.
Selam ve esenlik, hakikati arayan ve yalnızca Allah'ın
kitabını kendisine rehber edinenlerin üzerine olsun.
aydinorhon.com