NEBİ İSA GERİ DÖNECEK Mİ?
Nebi İsa’nın kıyametten önce yeniden dünyaya geleceği
düşüncesi, İslam dünyasında uzun zamandır kabul gören inançlardan biridir. Buna
göre Nebi İsa ölmemiş, Allah tarafından göğe yükseltilmiş ve kıyamete yakın bir
zamanda yeniden yeryüzüne inecektir. Fakat bu anlatının gerçekten Kur’an’ın
ortaya koyduğu bir bilgi olup olmadığını sorgulamak gerekir. Çünkü Kur’an’da
açıkça yer almayan bir inancı, başka kaynaklardaki anlatımlarla dinin kesin
hükmü hâline getirmek doğru bir yaklaşım değildir.
Bu meseleye Kur’an’ın kendi kavramları ve ayetler arasındaki
bütünlük açısından bakıldığında önce “vefat” kavramının ne anlama geldiğini
anlamak gerekir.
Vefat Ne Anlama Geliyor?
Kur’an’da “teveffî” kökünden gelen ifadeler, bir şeyin bütünüyle alınması
anlamında kullanılır. İnsan açısından düşünüldüğünde ise ruhun bedenle olan
ilişkisinin sona ermesi, yani ölüm anlamı ortaya çıkar. Bunun yanında aynı
kavram uyku hâli için de kullanılır. Nitekim Allah şöyle bildirir:
“Allah, ölenlerin ölümleri sırasında canlarını alır; ölmeyenlerin de
uykularında canlarını alır. Ölümüne hükmettiklerini tutar, diğerini belirlenmiş
bir süreye kadar salıverir. Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için ibretler
vardır.”
(Zümer, 39/42)
Bu ayet, ölüm ile uyku arasındaki ilişkiye dikkat çeker. Her iki durumda da
insanın canının alınmasından söz edilmektedir. Ancak aralarında önemli bir fark
vardır: Uyuyan insanın yaşamı devam ettiği için canı geri verilir; ölümüne
hükmedilen kişinin ise dünyadaki hayatı sona erer.
Buradan hareketle ruhun, insanın bütünlüğünü sağlayan ve
Allah’ın bilgisi altında bulunan bir unsur olduğunu söylemek mümkündür. Uyku
sırasında beden ile ruh arasındaki ilişkinin geçici olarak farklılaşması,
ölümde ise dünya hayatının sona ermesi söz konusudur. Dolayısıyla ölüm ile uyku
aynı şey değildir; fakat Kur’an her ikisinde de “canın alınması” kavramını
kullanmaktadır.
Allah, Nebi İsa’ya Ne Söyledi?
Nebi İsa hakkında en fazla tartışılan ayetlerden biri Âl-i İmrân 55. ayettir.
Allah burada Nebi İsa’ya şöyle seslenir:
“Ey İsa! Şüphesiz seni vefat ettireceğim, seni kendime yükselteceğim, seni
inkâr edenlerden arındıracağım ve sana uyanları kıyamet gününe kadar inkâr
edenlerin üstünde tutacağım. Sonra dönüşünüz banadır. Ayrılığa düştüğünüz
konularda aranızda hükmedeceğim.”
(Âl-i İmrân, 3/55)
Ayetin dikkat çeken ilk ifadesi “seni vefat ettireceğim” şeklindedir. Burada
Nebi İsa’nın dünyadaki hayatının sona erdirilmesinden söz edilir. Ardından
“seni kendime yükselteceğim” denilmektedir.
Buradaki yükseltilmeyi mutlaka bedeninin göğe çıkarılması
şeklinde anlamak gerektiğini söylemek için ayetin kendisinde açık bir ifade
bulunmamaktadır. Çünkü Kur’an’da Allah’a “yükseltilme” yalnızca fiziksel bir
mekâna taşınma anlamında değerlendirilmemelidir. Nitekim insanın Allah’a
dönüşü, Allah katındaki değeri ve konumu gibi anlamlar da Kur’an’ın anlatımında
önem taşır.
Üstelik ayetin devamı, Nebi İsa’nın dünya hayatından sonraki
durumuna işaret etmektedir. Allah, onunla ilgili hükmü kıyamet gününe kadar
sürdürüyor ve sonunda herkesin dönüşünün kendisine olacağını bildiriyor.
Nebi İsa’nın Son Konuşması Nerede Olacak?
Kur’an’da Nebi İsa’nın kıyametten önce yeniden yeryüzüne geleceğine dair açık
bir ifade bulunmadığı gibi, ölümden sonra dünyaya geri dönüşün genel insan
düzeninin dışında gerçekleşeceğini gösteren bir açıklama da yoktur.
Ölen insanın dünyaya geri dönmek istediğini anlatan ayetler
bu konuda oldukça açıktır. Allah şöyle bildirir:
“Onlardan birine ölüm geldiğinde, ‘Rabb’im! Beni geri döndürün. Belki geride
bıraktığım dünyada iyi işler yaparım’ der. Hayır! Bu, onun söylediği bir
sözdür. Önlerinde, yeniden diriltilecekleri güne kadar bir berzah vardır.”
(Mü’minûn, 23/99-100)
Burada insanın ölümden sonra dünyaya dönme isteği açıkça ortaya konulmuş, fakat
bu isteğin kabul edilmeyeceği bildirilmiştir. Ölüm ile yeniden diriliş
arasındaki döneme de “berzah” denilmektedir.
Bu durum, Nebi İsa için ayrıca bir istisna yapılmasını
gerektiren açık bir ayet bulunmadıkça önemlidir. Çünkü Kur’an, Nebi İsa’yı
insanlardan ayrı, ölümden sonra yeniden dünyaya gönderilecek özel bir varlık
olarak tanımlamaz.
Nitekim Allah Nebi İsa’nın kendi ağzından şöyle bildirir:
“Ben onlara, bana emrettiklerinden başka bir şey söylemedim: ‘Benim de
Rabb’im, sizin de Rabb’iniz olan Allah’a kulluk edin’ dedim. Aralarında
bulunduğum sürece onların üzerine şahittim. Beni vefat ettirdiğinde ise onların
gözetleyicisi yalnız sen oldun. Sen her şeye şahitsin.”
(Mâide, 5/117)
Bu ayet özellikle dikkat çekicidir. Nebi İsa, insanlarla beraber bulunduğu
dönemi “aralarında bulunduğum sürece” diye ifade etmekte, ardından “beni vefat
ettirdiğinde” demektedir. Böylece dünya hayatındaki görevinin sona erdiği
anlaşılmaktadır.
Eğer Nebi İsa daha sonra tekrar dünyaya gelecek ve
insanlarla yeniden yaşayacak olsaydı, bu ayetin anlattığı zaman çizelgesinin
nasıl anlaşılması gerektiği ayrıca açıklanmak zorunda kalırdı. Oysa ayette
böyle bir ikinci dünya hayatından söz edilmemektedir.
“Allah’a Yükseltti” Denilince Ne Anlamalıyız?
Nebi İsa konusunda en güçlü delil olarak genellikle Nisâ 157-158. ayetleri
gösterilir:
“Onu öldürmediler ve onu asmadılar; fakat onlara öyle gösterildi. Onun
hakkında ayrılığa düşenler bundan dolayı şüphe içindedirler. Bu konuda zanna
uymaktan başka bilgileri yoktur. Kesin olarak onu öldürmediler. Aksine Allah
onu kendisine yükseltti. Allah güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.”
(Nisâ, 4/157-158)
Burada gerçekten “Allah onu kendisine yükseltti” ifadesi vardır. Ancak ayetin,
Nebi İsa’nın bedeninin göğe çıkarıldığını ve kıyametten önce tekrar yeryüzüne
indirileceğini açıkça söylediği söylenemez.
Çünkü ayette asıl vurgulanan konu, Nebi İsa’nın düşmanları
tarafından öldürülmediğidir. Allah onu onların kurduğu tuzaktan kurtarmış ve
kendisine yükseltmiştir. Bu yükseltilmenin nasıl gerçekleştiği konusunda ayetin
açıkça söylemediği bir ayrıntıyı kesin hükme dönüştürmek doğru olmaz.
Burada önemli olan bir başka nokta da şudur: “Allah’a
yükseltilmek” Allah’ın bir mekânda bulunduğu ve insanın fiziksel olarak o
mekâna taşındığı anlamına gelmez. Allah mekânla sınırlı değildir. Dolayısıyla
ayetteki “kendisine yükseltti” ifadesini doğrudan “bedeniyle göğe çıkardı”
şeklinde yorumlamak, ayetin açıkça vermediği bir ayrıntıyı ayete eklemek olur.
Göğün Kapıları Kime Açılmayacak?
Kur’an’da göğün kapılarından söz eden önemli bir ayet de A‘râf 40. ayettir:
“Ayetlerimizi yalanlayan ve onlara karşı büyüklük taslayanlara göğün
kapıları açılmayacak ve deve iğne deliğinden geçinceye kadar cennete
giremeyeceklerdir. Suçluları işte böyle cezalandırırız.”
(A‘râf, 7/40)
Bu ayette “göğün kapıları” ifadesi geçmektedir. Fakat buradan hareketle
insanların ruhlarının fiziksel olarak gökyüzünde bir yere çıkıp çıkmadığı
konusunda kesin bir kozmolojik sistem kurmak doğru değildir. Ayetin bağlamı,
inkâr edenlerin Allah katında kabul görmemesi ve cennete ulaşamamasıyla
ilgilidir.
Dolayısıyla “göğün kapıları” ifadesini Allah’ın rahmetine ve
kabulüne ulaşamama, yükselişin engellenmesi veya ilahî kabulden mahrum
bırakılma gibi anlamlar çerçevesinde değerlendirmek mümkündür. Fakat bunları
ayetin kesin ve tek anlamı olarak sunmak yerine, ayetin bağlamından çıkarılan
bir yorum olarak görmek gerekir.
Şehitler Hakkındaki Ayetler Ne Söylüyor?
Nebi İsa’nın vefatı ve ölümden sonra dünyaya dönüp dönmeyeceği konuşulurken,
Kur’an’daki “Allah yolunda öldürülenlere ölüler demeyin” ayetleri de akla
gelebilir. Allah şöyle buyurur:
“Allah yolunda öldürülenlere ‘ölüler’ demeyin. Hayır, onlar diridirler;
fakat siz farkında değilsiniz.”
(Bakara, 2/154)
Benzer şekilde Âl-i İmrân suresinde şöyle bildirilir:
“Allah yolunda öldürülenleri sakın ölüler sanma! Aksine onlar, Rabb’lerinin
katında diridirler, rızıklandırılırlar.”
(Âl-i İmrân, 3/169)
Bu ayetler, Allah yolunda öldürülenlerin Allah katındaki özel durumuna dikkat
çekmektedir. Ancak burada “diri” kelimesini dünya hayatına geri dönmek veya
bedenleriyle yeryüzünde yaşamaya devam etmek şeklinde anlamak doğru değildir.
Çünkü ayetin devamında onların Rabb’lerinin katında rızıklandırıldıkları
bildirilmektedir. Bu anlatım, onların Allah katındaki hayatını ifade
etmektedir.
Burada önemli bir ayrım ortaya çıkar: Bir insanın Allah
katında diri olması, onun dünya hayatında yaşamaya devam ettiği anlamına
gelmez. Şehitler hakkında kullanılan “diri” ifadesi, onların Allah katında
sahip oldukları özel hayatı anlatırken, dünya hayatının devam ettiğini
söylemez.
Nitekim Kur’an, dünya hayatı ile ölümden sonraki hayatı
birbirinden ayırır. Ölümden sonra insanın dünya hayatına geri dönmesi genel bir
kural olarak anlatılmaz. Bu nedenle şehitler hakkındaki ayetleri, “ölüm yoktur”
veya “ölen kişi yeniden dünyaya dönebilir” şeklinde yorumlamak doğru olmaz.
Bu ayrım Nebi İsa meselesi açısından da önemlidir. Nebi
İsa’nın öldürülmemiş olması, onun mutlaka dünya hayatında yaşamaya devam ettiği
anlamına gelmediği gibi, Allah katında diri olan şehitlerin durumundan
hareketle Nebi İsa’nın da kıyametten önce yeniden dünyaya geleceği sonucuna
ulaşmak mümkün değildir.
Kur’an’ın anlattığı hayatın farklı boyutlarını birbirine
karıştırmamak gerekir. Dünya hayatı başka, ölümden sonraki hayat başka, yeniden
diriliş ise bambaşka bir aşamadır. Allah yolunda öldürülenlerin “Rabb’lerinin
katında diri” olması, onların Allah’ın katındaki hayatını anlatır; bu, dünyaya
geri dönmeleri anlamına gelmez.
Dolayısıyla “şehitlere ölü demeyin” ayeti, Nebi İsa’nın
ölmediğine veya yeniden dünyaya geleceğine delil olarak kullanılamaz. Ayetin
asıl vurgusu, Allah yolunda öldürülenlerin Allah katında kaybolmadıkları,
onların hayatlarının bizim algıladığımız dünya hayatından farklı bir biçimde
devam ettiğidir.
Bu nedenle Kur’an’daki kavramları yerli yerine koymak
gerekir: “Öldürülmedi” başka bir şeydir, “ölmedi” başka bir şey; “Allah katında
diri” olmak başka bir şeydir, “dünyada yaşamaya devam etmek” başka bir şeydir.
Bu ayrımlar korunmadığında, farklı ayetlerden birbirini desteklemeyen sonuçlar
çıkarılabilir.
Nebi İsa konusunda da ölçü aynı olmalıdır. Onun
öldürülmediğini Kur’an söylüyorsa bunu kabul ederiz. Allah’ın onu kendisine
yükselttiğini söylüyorsa bunu da kabul ederiz. Fakat bundan sonra söylenecek
her sözün ayrıca delile ihtiyacı vardır. Kur’an’ın açıkça söylemediği bir
ayrıntıyı, dinin kesin hükmü hâline getirmek yerine, ayetin söylediği yerde
durmak daha doğru bir yaklaşım olacaktır.
Ölümden Sonra Dünya Hayatına Dönüş Var mı?
Kur’an’ın insan hayatıyla ilgili ortaya koyduğu genel düzen oldukça açıktır:
Dünya hayatı, ölüm, berzah ve yeniden diriliş.
İnsan öldükten sonra dünyaya geri dönmek ister; fakat
kendisine izin verilmez. Onun önünde yeniden diriltileceği güne kadar bir
berzah vardır. Bu anlatım, ölümden sonra tekrar dünya hayatına dönmenin genel
bir insanî düzen olmadığını göstermektedir.
Bu noktada Nebi İsa hakkında özel bir istisna iddiasının
Kur’an’dan açık bir delile dayanması gerekir. Oysa Kur’an’da “Nebi İsa
kıyametten önce yeniden dünyaya dönecek, insanlar arasında yaşayacak, belirli
bir süre hüküm sürecek ve sonra tekrar ölecek” şeklinde açık bir ifade
bulunmamaktadır.
Bu anlatı başka kaynaklarda bulunabilir, farklı dinî
geleneklerde aktarılabilir ve bunlara dayanılarak çeşitli yorumlar yapılabilir.
Fakat bunların Kur’an’ın kesin hükmü olarak kabul edilmesi ayrı bir meseledir.
Kur’an’ın kendi içinde baktığımızda ise Nebi İsa’nın da
insan olduğunu görürüz. O da doğmuş, yaşamış, kendisine vahiy verilmiş ve
Allah’ın elçisi olarak görev yapmıştır. Allah şöyle bildirir:
“Mesih İsa, Meryem’in oğludur. O, Allah’ın elçisi, Meryem’e ulaştırdığı
kelimesi ve O’ndan bir ruhtur.”
(Nisâ, 4/171)
Onun Allah’ın elçisi olması, insan olma gerçeğini ortadan kaldırmaz. Nebi İsa
da diğer insanlar gibi Allah’ın koyduğu hayat düzeni içerisinde
değerlendirilmelidir.
Nebi İsa’nın Asıl Mesajı
Nebi İsa’nın yeniden gelip gelmeyeceği tartışılırken, onun dünyada verdiği asıl
mesajın gözden kaçırılmaması gerekir. Kur’an’a göre onun insanlara çağrısı
açıktır:
“Şüphesiz Allah benim de Rabb’im, sizin de Rabb’inizdir. Öyleyse O’na kulluk
edin. Dosdoğru yol budur.”
(Âl-i İmrân, 3/51)
Nebi İsa’nın görevi insanları kendisine bağlamak değil, Allah’a kulluğa
çağırmaktır. Dolayısıyla onun gelecekte yeniden dünyaya gelip gelmeyeceği
tartışmasının, onun getirdiği temel mesajın önüne geçirilmesi doğru değildir.
Kur’an’ın anlattığı Nebi İsa, Allah’ın kulu ve elçisidir.
Onun adına oluşturulan inançların ölçüsü de yine Allah’ın kitabı olmalıdır.
Bir İnancın Ölçüsü Ne Olmalı?
Bir insanın yıllardır duyduğu bir inancı sorgulaması kolay değildir. Özellikle
nesilden nesile aktarılan anlatılar zamanla dinin değişmez hükümleri gibi
algılanabilir. Fakat Kur’an bize, din adına ileri sürülen her sözün
sorgulanabileceği bir ölçü vermektedir.
Nebi İsa’nın göğe kaldırıldığı, ölmediği ve kıyametten önce
tekrar dünyaya geleceği şeklindeki inanç da bu ölçüden bağımsız değildir.
Kur’an’da Nebi İsa’nın öldürülmediği açıkça bildirilir.
Allah’ın onu kendisine yükselttiği de bildirilir. Fakat buradan onun bedeninin
bugün gökyüzünde bulunduğu ve bir gün tekrar yeryüzüne ineceği sonucunun
zorunlu olarak çıktığını söylemek başka bir iddiadır.
Aradaki fark önemlidir. Bir ayetin söylediğiyle, o ayetten
çıkarılan yorum aynı şey değildir. Kur’an’ın söylediği yerde durmak başka,
ayetin söylemediği ayrıntıları kesin din hükmü hâline getirmek başkadır.
Nebi İsa’nın dönüşü meselesinde de asıl soru şudur: Kur’an
gerçekten onun yeniden dünyaya geleceğini söylüyor mu?
Kur’an’ın bütünlüğü içerisinde bakıldığında böyle açık bir
hüküm görülmemektedir. Aksine ölümden sonra dünyaya dönüşün reddedildiği,
insanın ölüm ile yeniden diriliş arasında bir berzah dönemine girdiği
bildirilmektedir. Mâide 117. ayette de Nebi İsa’nın kendi dönemine ilişkin
şahitliğinin “beni vefat ettirdiğinde” sona erdiği görülmektedir.
Bu nedenle Nebi İsa’nın yeniden dünyaya geleceği inancını
Kur’an’ın kesin bir hükmü olarak sunmak yerine, Kur’an dışındaki aktarımlara
veya ayetlere getirilen yorumlara dayanan bir inanç olarak değerlendirmek daha
ihtiyatlıdır.
Sonuçta mesele Nebi İsa’ya değer vermek ya da vermemek
değildir. Mesele, onun hakkında söylenenleri hangi ölçüyle
değerlendireceğimizdir. Nebi İsa’nın gerçek değeri, onu gökyüzünde bekleyen bir
kişi hâline getirmekte değil, Allah’ın gönderdiği bir elçi olarak getirdiği
tevhid mesajını doğru anlamaktadır.
Kur’an’ın bize bıraktığı ölçü açıktır: Bir inanç ne kadar
yaygın olursa olsun, ne kadar uzun zamandır anlatılırsa anlatılsın, Allah’ın
kitabında açık bir karşılığı yoksa onun kesin din hükmü olduğunu söylemek
mümkün değildir.
Nebi İsa’nın dünyaya yeniden dönüp dönmeyeceği konusunda da
son söz, rivayetlerin değil, Allah’ın kitabının olmalıdır. Kur’an’ın söylediği
yerde durmak; söylemediği yerde ise kesinlik iddiasında bulunmamak, vahyin
önünde gösterilebilecek en büyük saygılardan biridir.
Gerçek olan Allah’ın lütfu, hata ise benim aczimdendir.
Selam ve esenlik, hakikati arayan ve yalnızca Allah'ın
kitabını kendisine rehber edinenlerin üzerine olsun.
aydinorhon.com