MEAL OKUMAK NEDEN TEHLİKELİ GÖSTERİLİYOR?

 MEAL OKUMAK NEDEN TEHLİKELİ GÖSTERİLİYOR?

“Meal okumayın, imanınız sarsılır” anlayışını sık sık duyuyoruz. Hatta bazı çevrelerde insanlara Kur’an’ın mealini okumamaları, yalnızca Arapça metni okumaları veya Kur’an’ı mutlaka bir din görevlisinin açıklamasıyla anlamaları gerektiği söyleniyor. Peki gerçekten meal okumak insanın imanını sarsar mı? Allah’ın kitabını kendi dilinde anlamaya çalışmak neden tehlikeli olsun?

Bu sorunun cevabını insanların söylediklerinde değil, öncelikle Kur’an’ın kendisinde aramak gerekir. Çünkü din konusunda belirleyici olan insanların alışkanlıkları, korkuları, yorumları veya yüzyıllar içerisinde oluşmuş kabuller değil, Rabb’imizin kitabıdır.

Kur’an kendisini insanların okuyup anlaması, üzerinde düşünmesi ve hayatlarına rehber edinmesi için gönderilmiş bir kitap olarak tanıtır. Rabb’imiz Kur’an’ın Arapça indirilmesinin amaçlarından birini açıkça şöyle bildirir:
“Şüphesiz Biz onu, akledesiniz diye Arapça bir Kur’an olarak indirdik.”
(Zuhruf, 43/3)
Buradaki “akledesiniz diye” ifadesi son derece önemlidir. Kur’an’ın amacı yalnızca seslendirilmesi değil, mesajının anlaşılması ve üzerinde düşünülmesidir. İnsan, anlamadığı bir metin üzerinde nasıl düşünebilir? Bir mesajın kendisine ne söylediğini bilmeden o mesajdan nasıl öğüt alabilir?

Arapça bilen bir insan Kur’an’ın Arapça metnini okuyarak doğrudan anlamaya çalışabilir. Arapça bilmeyen insanın ise Rabb’imizin mesajını anlayabilmesi için kendi dilindeki çevirilerden yararlanması son derece doğaldır. Bu noktada meal önemli bir imkân sunar.

Fakat burada önemli bir ayrım yapmak gerekir: Meal Kur’an’ın kendisi değildir. Kur’an Rabb’imizin vahyidir; meal ise bir insanın bu vahyi başka bir dile aktarma çabasıdır. Dolayısıyla hiçbir meal mutlaklaştırılmamalıdır. Çeviride bir kelimenin anlamı daralabilir, genişleyebilir veya çevirmenin tercihinden etkilenebilir. Bu nedenle farklı mealleri karşılaştırmak, kelimelerin anlamlarını araştırmak, ayetin öncesine ve sonrasına bakmak ve ilgili ayetleri Kur’an’ın bütünü içinde değerlendirmek gerekir.

Ancak “Meal Kur’an’ın kendisi değildir, dikkatli okunmalıdır” demek ile “Meal okumayın, imanınız bozulur” demek aynı şey değildir. Birincisi anlaşılabilir bir uyarıdır; ikincisi ise insanı Kur’an’ın mesajından uzaklaştırabilecek bir anlayıştır.

Üstelik Kur’an insanı, kendisine anlatılanları sorgulamadan kabul etmeye değil, Allah’ın indirdiğine uymaya çağırmaktadır:
“Onlara, ‘Allah’ın indirdiğine uyun’ denildiğinde, ‘Hayır! Biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye uyarız’ derler. Ya ataları hiçbir şeyi akletmiyor ve doğru yolu bulamamışlarsa?”
(Bakara, 2/170)
Bu ayet bize çok önemli bir gerçeği gösteriyor. İnsan, çocukluğundan beri öğrendiği bilgileri kolaylıkla doğru kabul edebilir. Çevresinden duyduğu sözleri din zannedebilir. Bir süre sonra da alıştığı din anlayışını Allah’ın gönderdiği din ile özdeşleştirebilir. Oysa Kur’an, insanın bu kabulleri sorgulamasını ve Allah’ın indirdiğini ölçü almasını istemektedir.

İşte insan Kur’an’ı kendi dilinde okumaya başladığında önemli bir şey gerçekleşir: Kendisine anlatılan din ile Kur’an’ın anlattığı dini karşılaştırma imkânı bulur. Yıllardır din adına duyduğu bazı bilgilerin Kur’an’da bulunmadığını fark edebilir. Allah’ın emri olarak anlatılan bazı uygulamaların gerçekten Allah tarafından emredilip edilmediğini araştırmaya başlayabilir. Bazı kabullerin ayetlerle uyuşmadığını görebilir.

Belki de “Meal okumak tehlikelidir” anlayışının arkasındaki asıl endişe burada ortaya çıkmaktadır. Çünkü insan Kur’an’ı anlamaya başladığında, yalnızca Kur’an’ı öğrenmiş olmaz; aynı zamanda kendisine öğretilen din anlayışını Kur’an’ın ölçüsüne vurmaya başlar.

Kur’an, din adına insanların sözlerini sorgusuz sualsiz kabul etme konusunda da ciddi bir uyarıda bulunur:
“Onlar Allah’ı bırakıp bilginlerini ve din adamlarını rabbler edindiler…”
(Tevbe, 9/31)
Buradaki mesele yalnızca belirli kişilere tapınmak değildir. İnsanların Allah’ın dini konusunda kendilerine mutlak bir otorite vermeleri de üzerinde düşünülmesi gereken bir konudur. Bir insanın sözü, Allah’ın kitabının önüne geçirildiğinde dinin kaynağı konusunda ciddi bir problem ortaya çıkar.

Elbette herkes Kur’an’daki bütün incelikleri tek başına çözemez. Arapça bilgisi, kelime kökleri, dil özellikleri ve ayetlerin bağlamı bazı konuların daha iyi anlaşılmasına yardımcı olabilir. Bilen insanlardan bilgi almak da yanlış değildir. Fakat burada ölçüyü doğru koymak gerekir. İnsanlardan bilgi alınabilir; fakat onların sözleri Allah’ın kitabının yerine geçirilemez. Kur’an okunacak, araştırılacak, farklı açıklamalar değerlendirilecek ve sonunda bütün bunlar Rabb’imizin kitabının ölçüsüne vurulacaktır.

Çünkü Kur’an insanın düşünmesini özellikle ister:
“Onlar Kur’an’ı düşünmüyorlar mı? Yoksa kalplerinin üzerinde kilitler mi var?”
(Muhammed, 47/24)

Bir başka ayette ise şöyle buyurulur:
“Bu, ayetlerini düşünsünler ve akıl sahipleri öğüt alsınlar diye sana indirdiğimiz mübarek bir kitaptır.”
(Sâd, 38/29)
Şimdi kendimize samimi bir soru soralım: Rabb’imiz Kur’an’ın ayetleri üzerinde düşünmemizi ve onlardan öğüt almamızı istiyorsa, bunun için öncelikle Kur’an’ın ne söylediğini anlamamız gerekmiyor mu?

Kur’an’ı anlamaya çalışmak imanımıza zarar verecek bir davranış değildir. Tam tersine, imanımızın neye dayandığını görmemize yardımcı olur. Eğer bir insanın inancı yalnızca kendisine anlatılanlara dayanıyorsa, Kur’an’ı okuyup sorgulaması elbette bazı kabullerini sarsabilir. Fakat burada sarsılan şey iman mı olacaktır, yoksa Kur’an’a dayanmayan kabuller mi?

Bu ikisini birbirinden ayırmak gerekir. Bir insan Kur’an’ı okuduğunda daha önce öğrendiği bazı bilgilerin yanlış olduğunu fark edebilir. Bazı geleneklerin vahiy olmadığını görebilir. Bazı dinî uygulamaların Kur’an’da karşılığını bulamayabilir. Böyle bir durumda “İmanım sarsıldı” demek yerine, “Benim Rabb’imin kitabına dayanmayan bir kabulüm sarsıldı” demek daha doğru değil midir?

Çünkü sağlam iman, insan sözlerinden değil, Rabb’imizin vahyinden beslenmelidir. Kur’an’ın kendisi de insanları doğru yola yönlendiren bir rehber olduğunu bildirir:
“Şüphesiz bu Kur’an en doğru yola iletir…”
(İsrâ, 17/9)

Öyleyse Kur’an insanı doğru yola iletmek için gönderilmişse, onu anlamaya çalışmak neden tehlikeli olsun?

Burada asıl sorgulanması gereken, mealin kendisi değil, meal okumayı neden tehlikeli gösterdiğimizdir. Bir meali mutlak doğru kabul etmek elbette doğru değildir. Fakat meal okumayı bütünüyle yasaklamak da Kur’an’ın insanı düşünmeye, akletmeye ve ayetler üzerinde düşünmeye çağıran yaklaşımıyla bağdaşmaz.

Üstelik yanlış anlama tehlikesi yalnızca mealde bulunmaz. İnsan Arapça metni okurken de yanlış anlayabilir. Bir tefsiri okurken de yanılabilir. Bir din görevlisinin açıklamasını dinlerken de hata yapılabilir. Çünkü insan hata yapabilen bir varlıktır. Dolayısıyla çözüm, insanı Kur’an’dan uzaklaştırmak değil; Kur’an’ı daha dikkatli, daha bilinçli ve daha bütüncül okumaktır.

Bu yüzden meal konusunda doğru yaklaşım ne “Her meal kesinlikle doğrudur” demektir ne de “Meal okumak tehlikelidir” diyerek insanları Kur’an’ın anlamından uzaklaştırmaktır. Doğru yaklaşım, meali bir anlama aracı olarak kullanmak, farklı çevirileri karşılaştırmak, ayetleri Kur’an’ın bütünü içerisinde değerlendirmek ve hiçbir insan yorumunu Allah’ın sözüyle eşitlememektir.

Sonuçta mesele meal değildir. Mesele, dinin kaynağının ne olduğudur. Eğer din Rabb’imizin diniyse, onun kaynağını Rabb’imizin kitabında aramak gerekir. İnsanların sözleri, yorumları, alışkanlıkları ve yüzyıllar içerisinde oluşmuş kabuller ancak Kur’an’ın ölçüsüne vurularak değerlendirilebilir.

Bu nedenle bir insanın Kur’an’ı kendi dilinde okuyup “Rabb’im burada bana ne söylüyor?” diye sorması tehlikeli değildir. Tehlikeli olan, bu sorunun sorulmasından korkmak ve insanları Rabb’imizin kitabından uzaklaştırmaktır.

Sarsılması gereken iman değildir. Sarsılması gereken, Kur’an’a dayanmayan yanlış kabullerdir. Asıl tehlike meal okumak değil, Kur’an’ı okumadan din hakkında hüküm vermektir.

Gerçek olan Allah’ın lütfu, hata ise benim aczimdendir.

Selam ve esenlik, hakikati arayan ve yalnızca Allah'ın kitabını kendisine rehber edinenlerin üzerine olsun.
aydinorhon.com

 

  MEAL OKUMAK NEDEN TEHLİKELİ GÖSTERİLİYOR? “Meal okumayın, imanınız sarsılır” anlayışını sık sık duyuyoruz. Hatta bazı çevrelerde insanla...