MÜMİN KİŞİ KİMİNLE EVLENMELİ?
Evlilik, iki insanın yalnızca aynı evi paylaşması değildir.
Kur’an’ın ortaya koyduğu ölçüler açısından evlilik; hayatı, değerleri,
sorumlulukları ve geleceği birlikte taşıma anlamına gelir. Bu nedenle bir
müminin kiminle evleneceği sorusu, sadece güzellik, zenginlik, soy, makam veya
toplumsal çevre üzerinden cevaplanamaz. Asıl soru şudur: Hayatını Allah’ın
rehberliğine göre kurmaya çalışan bir insan, hayatını hangi inanç ve anlayış
üzerine kurmuş biriyle evlenmelidir?
Kur’an’a bütünlüğü içinde baktığımızda bunun temel cevabı
açıktır: Mümin için en sağlam ve doğal evlilik, başka bir müminle yapılan
evliliktir. Çünkü iman yalnızca dil ile söylenen bir söz değil, insanın
hayatını Allah’ın rehberliğine göre şekillendirmesidir. Evlilik ise bu hayatın
en yakın paylaşım alanlarından biridir.
Kur’an’da iman ile teslimiyet birbirinden kopuk iki kimlik
gibi sunulmaz. Bir topluluk, “iman ettik” dediğinde Allah onlara şöyle cevap
vermiştir:
“Bedeviler, ‘İman ettik’ dediler. De ki: ‘İman etmediniz; fakat ‘teslim
olduk’ deyin. Çünkü iman henüz kalplerinize girmedi.’”
(Hucurât, 49/14)
Bu ayet bize iman iddiasının tek başına yeterli olmadığını
gösterir. İman, insanın içine yerleşen ve hayatına yansıyan bir bağlılıktır.
Allah katında dinin İslam olduğu da açıkça bildirilmiştir:
“Şüphesiz Allah katında din İslam’dır.”
(Âl-i İmrân, 3/19)
Dolayısıyla mümin kavramını yalnızca “Allah’ın var olduğuna inanıyorum”
şeklinde daraltmak doğru değildir. Mümin, Allah’a güvenen, O’na ortak koşmayan,
O’nun rehberliğini kabul eden ve hayatını bu rehberlik doğrultusunda yaşamaya
çalışan kişidir. Bu nedenle evlilikte ilk aranması gereken özellik, insanın
Rabb’ine karşı konumudur.
Kur’an bu konuda önemli bir sınır da koyar:
“Müşrik kadınlarla, onlar iman edinceye kadar evlenmeyin. İman eden bir
cariye, hoşunuza gitse de müşrik bir kadından daha hayırlıdır. Müşrik
erkeklerle de onlar iman edinceye kadar kadınlarınızı evlendirmeyin. İman eden
bir köle, hoşunuza gitse de müşrik bir erkekten daha hayırlıdır. Onlar ateşe
çağırırlar; Allah ise izniyle cennete ve bağışlanmaya çağırır.”
(Bakara, 2/221)
Burada dikkat edilmesi gereken nokta, Allah’ın evlilik konusunda yalnızca dış
görünüşe veya dünyevî ölçülere bakılmasını istememesidir. Müşrik kadın ve
erkeklerle evlilik konusunda açık bir sınır getirilmiş, iman eden kişinin
değerinin dünyevî ölçülerden üstün olduğu bildirilmiştir. Bunun gerekçesi de
çok dikkat çekicidir: “Onlar ateşe çağırırlar; Allah ise... cennete ve
bağışlanmaya çağırır.”
Demek ki eş seçimi, insanın yalnızca bugünkü hayatını değil,
hangi yöne doğru yürüdüğünü de ilgilendirmektedir.
Burada karşımıza Ehl-i Kitap konusu çıkar. Çünkü Kur’an,
Ehl-i Kitap’ın tamamını aynı özelliklere sahip tek bir topluluk olarak
değerlendirmez. Tam tersine çok önemli bir ayrım yapar:
“Ehl-i Kitap’ın hepsi bir değildir. Gece saatlerinde ayakta durup Allah’ın
ayetlerini okuyarak secde eden bir topluluk vardır. Allah’a ve ahiret gününe
inanırlar, iyiliği emreder, kötülükten sakındırırlar ve hayırlarda yarışırlar.
İşte onlar salihlerdendir.”
(Âl-i İmrân, 3/113-114)
Bu ayet, Ehl-i Kitap hakkında yapılacak değerlendirmede son derece önemlidir.
Çünkü “Ehl-i Kitap” ifadesi, onların tamamının aynı inanç ve ahlak seviyesinde
olduğunu göstermemektedir. Kur’an’ın kendi ifadesiyle “hepsi bir değildir.”
Bir tarafta Allah’a ortak koşan, Allah hakkında yanlış
inançlar taşıyan ve tevhidi bozan Ehl-i Kitap vardır. Kur’an bunların bazı
inançlarını açıkça eleştirir:
“Andolsun, ‘Allah, Meryem oğlu Mesih’tir’ diyenler kesinlikle küfre
girmiştir.”
(Mâide, 5/17)
“Andolsun, ‘Allah üçün üçüncüsüdür’ diyenler de
kesinlikle küfre girmiştir.”
(Mâide, 5/73)
Diğer tarafta ise Allah’ın ayetlerini okuyan, Allah’a ve
ahiret gününe iman eden, iyiliği emreden ve kötülükten sakındıran Ehl-i
Kitap’tan söz edilmektedir. Dolayısıyla Ehl-i Kitap kavramını kullanarak bütün
insanları tek bir inanç kategorisine yerleştirmek Kur’an’ın kendi yaklaşımına
aykırıdır.
İşte Mâide suresindeki evlilik hükmünü de bu bütünlük içinde
değerlendirmek gerekir:
“Bugün size temiz olanlar helâl kılındı. Kendilerine kitap verilenlerin
yiyecekleri size helâldir, sizin yiyecekleriniz de onlara helâldir. Müminlerden
iffetli kadınlar ve sizden önce kendilerine kitap verilenlerden iffetli
kadınlar da, mehirlerini verdiğiniz, iffetli olmak, zina etmemek ve gizli dost
edinmemek şartıyla size helâldir.”
(Mâide, 5/5)
Bu ayet, mümin erkeklere kendilerinden önce kitap verilenler arasındaki iffetli
kadınlarla evlenme konusunda özel bir izin vermektedir. Fakat burada çok
önemli bir ayrıntı vardır: Ayet “Ehl-i Kitap’ın bütün kadınlarıyla
evlenebilirsiniz” dememektedir. İffetli kadınlardan söz etmektedir.
Daha da önemlisi, “iffetli” olmak ile “mümin” olmak aynı şey
değildir. İffet, insanın cinsel ahlakıyla ilgili bir niteliktir. İman ise
Allah’a güvenmek, O’nu birlemek, O’nun rehberliğini kabul etmek ve bu bağlılığı
hayatına taşımaktır. Bir kadının iffetli olması, onun otomatik olarak mümin
olduğu anlamına gelmez. Aynı şekilde bir erkeğin iffetli olması da onun iman
sahibi olduğunu göstermez.
Bu nedenle Mâide 5/5'i, “İffetli olan herkesle
evlenilebilir” şeklinde genellemek doğru değildir. Ayetin getirdiği özel hüküm,
belirli bir çerçeve içinde değerlendirilmelidir.
Kur’an bütünlüğünden hareketle burada Ehl-i Kitap içinde bir
ayrım yapmak mümkündür. Şirke bulaşmış, Allah’a ortak koşmuş veya Allah
hakkında Kur’an’ın reddettiği inançları benimsemiş olanları, Âl-i İmrân
3/113-114'te anlatılan; geceleri Allah’ın ayetlerini okuyup secde eden, Allah’a
ve ahiret gününe iman eden Ehl-i Kitap ile aynı konuma koyamayız.
Bu nedenle Mâide 5/5'teki izni, Ehl-i Kitap’ın tamamına
yönelik sınırsız ve koşulsuz bir evlilik izni olarak görmek yerine, Kur’an’ın
olumlu niteliklerle tanımladığı Ehl-i Kitap kesimini de dikkate alarak
değerlendirmek daha isabetlidir. Bu, ayetin açıkça “yalnızca şu grubu
kasteder” demesi değil, Kur’an’ın Ehl-i Kitap hakkında yaptığı ayrımların
birlikte değerlendirilmesinden çıkan bir sonuçtur.
Buradan şu temel sonuca ulaşabiliriz: Mümin bir insanın
evlilikte öncelikli tercihi mümin bir insan olmalıdır. Çünkü aynı Rabb’e
yönelmek, aynı ilahi rehberliği kabul etmek ve hayatı Allah’ın ölçüleriyle
anlamlandırmak, evliliğin en güçlü ortak zeminidir.
Bir mümin erkek ile mümin bir kadın arasındaki evlilikte
yalnızca duygusal bir birliktelik değil, aynı zamanda ortak bir yöneliş vardır.
İkisi de hayatın merkezine Allah’ı koymaya, Allah’ın kitabını rehber edinmeye,
doğru ile yanlışı O’nun ölçüleriyle ayırt etmeye çalışır. Böyle bir evlilikte
eşler birbirlerinin Rabb’e yönelişini destekleyebilir.
Kur’an eşleri birbirleri için birer “elbise” olarak
tanımlar:
“Onlar sizin için bir elbise, siz de onlar için bir elbisesiniz.”
(Bakara, 2/187)
Bu benzetme evliliğin derinliğini göstermektedir. Elbise
insanı örter, korur ve ona yakın olur. Eşler de birbirlerinin hayatında
böylesine yakın ve koruyucu bir konumdadır. Böyle bir yakınlığın inanç ve hayat
anlayışındaki uyumla güçlenmesi son derece önemlidir.
Ancak burada bir başka ayrımı da dürüstçe yapmak gerekir.
Kur’an, Bakara 2/221'de müşriklerle evliliği açıkça yasaklamıştır. Mâide 5/5
ise mümin erkeklere Ehl-i Kitap’tan iffetli kadınlarla evlenme konusunda özel
bir izin vermiştir. Bu nedenle “Mümin olmayan herkesle evlenmek kesinlikle
haramdır” şeklindeki genelleme, ayetlerin ortaya koyduğu ayrımları yok
sayabilir. Kur’an’ın açıkça yasakladığı kategori ile özel olarak hüküm
getirdiği kategori birbirinden ayrılmalıdır.
Özellikle mümin kadınların Ehl-i Kitap erkeklerle evlenmesi
konusunda Mâide 5/5'te mümin erkeklere verilen iznin aynısı bulunmamaktadır.
Ayet, açık biçimde mümin erkeklerin kendilerinden önce kitap verilenlerden
iffetli kadınlarla evlenmesine izin vermektedir. Bu ayetten hareketle mümin
kadınların Ehl-i Kitap erkeklerle evlenmesinin caiz olduğunu söylemek mümkün
değildir. Fakat aynı konuda Kur’an’da açık bir yasak bulunmadığı halde, sırf
ayette izin verilmemiş olmasını “Allah kesinlikle haram kılmıştır” şeklinde
sunmak da Allah’ın kitabında olmayan bir hükmü Allah’a isnat etmek olur.
Burada ölçümüz nettir: Allah’ın yasakladığını yasak, izin
verdiğini izin, açıkça hükme bağlamadığını ise Allah’ın adına hükme
dönüştürmemek.
Bütün bunların sonunda “Mümin kişi kiminle evlenmeli?”
sorusunun cevabı daha anlaşılır hale gelir. Kur’an’ın genel yönlendirmesi,
müminin hayat arkadaşını seçerken imanını, tevhidini, ahlakını ve iffetini esas
almasıdır. Bunun en sağlam karşılığı da müminin müminle evlenmesidir.
Çünkü evlilik sadece iki bedenin değil, iki hayatın
birleşmesidir. İnsan, en yakınındaki kişinin inancından, değerlerinden, dünya
görüşünden ve hayata bakışından ister istemez etkilenir. Çocukların yetişmesi,
aile içindeki değerlerin oluşması ve hayatın zorluklarının birlikte
karşılanması da bu ortak zeminden etkilenir.
Bu nedenle bir mümin için “Güzel mi?”, “Zengin mi?”, “Soyu
sopu nasıl?”, “Toplumdaki yeri ne?” sorularından önce sorulması gereken soru
şudur: “Bu insan Rabb’ine karşı nasıl bir konumdadır?”
Mümin kişi, kendisi için Allah’ı hayatının merkezine
koymuşsa, eşini de bu ortak zeminde aramalıdır. Çünkü aynı Rabb’e yönelen iki
insanın evliliği, yalnızca dünya hayatının değil, iman yolculuğunun da
ortaklığıdır.
Sonuç olarak Kur’an bize evlilik konusunda tek bir kelimeyle
bütün ayrıntıları açıklamasa da temel ölçüleri açıkça vermektedir. Müşriklerle
evlilik konusunda sınır vardır. Ehl-i Kitap içinde herkesin aynı olmadığı
bildirilmiştir. Mâide 5/5'te mümin erkeklere Ehl-i Kitap’tan iffetli kadınlarla
ilgili özel bir izin verilmiştir. Bu izin, iffet ile imanı birbirine eşitlemez
ve Ehl-i Kitap’ın tamamını aynı kategoriye koymayı gerektirmez. Mümin
kadınların Ehl-i Kitap erkeklerle evliliği konusunda ise bu ayetten bir izin
çıkarılamaz; açık bir yasak da bulunmadığı için Allah’ın söylemediğini Allah
adına söylememek gerekir.
Bütün bu ölçülerin merkezinde ise şu gerçek vardır: Mümin,
hayatını Allah’ın rehberliğine göre yaşayan ve Rabb’ine teslim olan kişidir.
Böyle bir insan için en uygun hayat arkadaşı da aynı iman ve teslimiyet yolunda
yürüyen başka bir mümindir.
Mümin müminle evlenebilir; hatta Kur’an’ın ortaya koyduğu
iman merkezli hayat anlayışı açısından, evlilikte en sağlam ortak zemin budur.
Gerçek olan Allah’ın lütfu, hata ise benim aczimdendir.
Selam ve esenlik, hakikati arayan ve yalnızca Allah'ın
kitabını kendisine rehber edinenlerin üzerine olsun.
aydinorhon.com