SİGORTANIN HER TÜRLÜSÜ HARAM MI?

 SİGORTANIN HER TÜRLÜSÜ HARAM MI?

“Sigorta haramdır” sözüyle sık sık karşılaşıyoruz. Fakat bu cümleyi duyduğumuzda hemen kabul etmek yerine, önce “Hangi sigorta ve neden haram?” diye sormamız gerekir. Çünkü bugün sigorta adı altında birbirinden oldukça farklı uygulamalar bulunmaktadır. Bir insan aracını, evini, iş yerini veya sağlık giderlerini güvence altına alabiliyor; bir başka sistemde ise insanların ödedikleri primler çeşitli yatırımlarda değerlendiriliyor. Dolayısıyla bütün bu uygulamaları tek bir başlık altında toplayıp “sigortanın tamamı haramdır” demek, önce sigortanın ne olduğunu ve nasıl işlediğini ortaya koymayı gerektirir.

Aslında sigortanın temelindeki düşünce oldukça anlaşılırdır. İnsan gelecekte başına ne geleceğini bilemez. Bir trafik kazası, yangın, doğal afet veya başka bir olay, insanın yıllarca çalışarak oluşturduğu birikimi bir anda yok edebilir. Özellikle ağır bir kazada ortaya çıkan maddi zarar, kişinin hayatını uzun yıllar boyunca etkileyebilir. İnsanlar da böyle bir risk karşısında, “Birimizin başına büyük bir zarar geldiğinde bu yükü birlikte karşılayalım” düşüncesiyle ortak bir güvence sistemi oluşturabilirler. Bunun amacı, bir başkasının parasını haksız biçimde almak değil, ortaya çıkabilecek büyük bir zararın tek kişinin üzerinde kalmasını önlemektir. Böyle bir dayanışmanın neden doğrudan haram kabul edilmesi gerektiği ise ayrıca açıklanmalıdır.

Kur’an’ın yardımlaşma konusundaki temel ilkesi açıktır:
“İyilik ve takva üzerinde yardımlaşın; günah ve düşmanlık üzerinde yardımlaşmayın.”
(Maide, 5/2)
Bu ayet, insanların birbirlerine ekonomik veya sosyal anlamda destek olmalarını yasaklamamakta, aksine iyilik ve takva üzerinde yardımlaşmayı emretmektedir. Elbette bu ayetten “Her sigorta helaldir” sonucu çıkarılamaz. Çünkü bir sigorta sisteminin içinde faiz, kumar, haksız kazanç, aldatma veya başka bir haram unsur bulunabilir. Ancak bunun tersi de doğrudur: Bir sistemin adına sigorta deniliyor diye onun bütün çeşitlerini kendiliğinden haram kabul etmek de Kur’an’dan çıkarılmış bir hüküm değildir.

Burada asıl üzerinde durmamız gereken konu, haramın kaynağını doğru belirlemektir. Kur’an, Allah’ın kulları için helal kıldığı şeylerin insanlar tarafından keyfî biçimde haramlaştırılmasını açıkça sorgular:
“De ki: Allah’ın kulları için çıkardığı süsü ve temiz rızıkları kim haram kıldı?”
(A‘raf, 7/32)
Bu ayetin hemen ardından gelen mesaj da oldukça önemlidir. Allah, insanların kendi kanaatlerini Allah’ın hükmü gibi sunmalarını doğru bulmaz. Nitekim başka bir ayette şöyle buyurur:
“Dillerinizin uydurduğu yalana dayanarak ‘Şu helaldir, şu haramdır’ demeyin; Allah hakkında yalan uydurmuş olursunuz.”
(Nahl, 16/116)
Bu nedenle “sigorta haramdır” diyen kişiye kızmak veya tartışmayı kişiselleştirmek yerine, çok basit bir soru sormak gerekir: “Sigortayı haram yapan şey nedir ve bu haram Kur’an’ın hangi hükmüne dayanmaktadır?” Eğer cevap faiz ise, faiz olan bölüm gösterilmelidir. Kumar olduğu söyleniyorsa, kumar niteliğinin nerede bulunduğu açıklanmalıdır. Haksız kazançtan söz ediliyorsa, kimin malının hangi yolla haksız olarak alındığı ortaya konmalıdır. Çünkü bir işlemin içinde haram bir unsur bulunması ile o işlemin bütün çeşitlerini ve her şart altındaki uygulamalarını haram saymak aynı şey değildir.

Sigorta Faiz midir?
Sigorta konusunda en önemli tartışmalardan biri faiz meselesidir. Allah şöyle buyurur:
“Allah alışverişi helal, faizi haram kılmıştır.”
(Bakara, 2/275)
Kur’an’ın faiz konusundaki hükmü açıktır. Bu nedenle sigorta şirketlerinin topladığı paraları faizli işlemlerde değerlendirmesi söz konusuysa, burada faiz ayrıca değerlendirilmelidir. Fakat bir sigorta sisteminde faiz bulunabilmesi ile sigortanın kendisinin faiz olduğunu söylemek aynı şey değildir. Bir işlemin içinde faiz bulunması, o işlemin hangi bölümünün faiz olduğunu araştırmayı gerektirir.

Örneğin bir insan aracını kazaya karşı güvence altına almak amacıyla bir sigorta sözleşmesi yapıyor olabilir. Sigorta şirketinin topladığı parayı daha sonra faizli bir yatırım aracında değerlendirmesi ise başka bir işlemdir. Birincisini ikincisiyle özdeşleştirmek yerine, her iki işlemin ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekir. Aynı şekilde insanların katkılarıyla oluşturulan bir fonun faizsiz biçimde işletilmesi ve meydana gelen zararların bu fondan karşılanması da ayrıca ele alınmalıdır.

Kur’an’ın faiz yasağı açıktır; fakat bu açık yasağı kullanarak Kur’an’da adı geçmeyen bütün ekonomik uygulamaları faiz kapsamına sokmak doğru değildir. Yeni ortaya çıkan her ekonomik sistem, içinde hangi işlemleri barındırdığına göre değerlendirilmelidir.

Sigorta Kumar mıdır?
Sigortaya yöneltilen bir başka itiraz da kumar meselesidir. “Kaza yaparsam sigorta şirketi bana para verecek, kaza yapmazsam ödediğim prim bende kalmayacak; bu kumara benzemiyor mu?” deniliyor. Gerçekten de gelecekte ne olacağının bilinmemesi bakımından bir benzerlik kurulabilir. Ancak iki işlemin aynı olduğunu söyleyebilmek için yalnızca belirsizliğin bulunması yeterli değildir.

Kur’an kumarı açıkça yasaklamıştır:
“Ey iman edenler! İçki, kumar, dikili taşlar ve fal okları şeytan işi birer pisliktir. Bunlardan uzak durun ki kurtuluşa eresiniz.”
(Maide, 5/90)
Kumarın temelinde, tarafların bir oyun veya bahis üzerinden birbirlerinin kaybından kazanç elde etmesi vardır. Sigortanın temelindeki amaç ise belirli bir risk gerçekleştiğinde meydana gelen zararı sözleşmede belirtilen şartlar çerçevesinde karşılamaktır. Bir sigorta sistemi gerçekten kumar mantığıyla çalışıyorsa elbette bu yönüyle değerlendirilir. Fakat gelecekte bir olayın gerçekleşip gerçekleşmeyeceğinin bilinmemesi, tek başına o işlemi kumar hâline getirmez. İnsan yarın hastalanıp hastalanmayacağını, aracının kaza yapıp yapmayacağını veya evinde yangın çıkıp çıkmayacağını bilemez. Belirsizlik hayatın kendisinde vardır; önemli olan, yapılan işlemin bu belirsizliği nasıl kullandığıdır.

Karşılıklı Rıza ve Malın Korunması
Kur’an ekonomik ilişkilerde insanların mallarının haksız biçimde yenilmesini yasaklarken, karşılıklı rızaya dayanan ticari ilişkileri bütünüyle yasaklamaz:
“Ey iman edenler! Mallarınızı aranızda haksızlıkla yemeyin; karşılıklı rızaya dayanan bir ticaret olması başka.”
(Nisa, 4/29)
Sigorta sözleşmesinde de tarafların karşılıklı rızası söz konusudur. İnsan belirli bir bedel ödemeyi, karşılığında da sözleşmede belirtilen risklerden birinin gerçekleşmesi hâlinde belirli bir güvence elde etmeyi kabul eder. Burada önemli olan, sözleşmenin haksızlık içerip içermediğidir. Şirketin müşteriyi aldattığı, sözleşmede açıkça belirtilmeyen kesintiler yaptığı veya hak ettiği ödemeyi haksız biçimde engellediği bir durumda elbette mesele değişir. Çünkü burada artık sadece sigortadan değil, haksızlıktan söz edilmektedir.

Kur’an’ın ekonomik ilişkilerde ayrıntılı düzenlemeler getirmesi de bize önemli bir şey gösterir. Bakara 282. ayette borç ilişkilerinin yazılması, tarafların haklarının korunması ve şahitlik gibi konular ayrıntılı biçimde anlatılır. Demek ki insanlar arasında ekonomik güvence oluşturmak, hakları kayıt altına almak ve gelecekte çıkabilecek sorunlara karşı tedbir almak Kur’an’ın yabancı olduğu davranışlar değildir. Tam tersine, hakların korunması önemsenmektedir.

Nebi Muhammed Döneminde Dayanışma Var mıydı?
Bugünkü anlamıyla sigorta şirketlerinin Nebi Muhammed döneminde bulunmadığını elbette biliyoruz. Fakat buradan “O dönemde sigorta yoktu, o hâlde bugün sigorta haramdır” sonucu çıkarılamaz. Çünkü İslam’ın hüküm koyduğu alan ile sonradan ortaya çıkan araçların isimleri birbirinden farklıdır. Bugün kullandığımız pek çok ekonomik ve teknolojik araç o dönemde yoktu. Önemli olan, yeni ortaya çıkan uygulamanın Allah’ın açıkça yasakladığı bir fiili içerip içermediğidir.

Klasik İslam hukukunda “âkile” adı verilen dayanışma uygulaması bu açıdan dikkat çekicidir. Özellikle öldürme veya yaralama sonucunda ortaya çıkan diyet gibi mali sorumlulukların belirli bir dayanışma grubu tarafından paylaşılması konusu, klasik fıkıh kaynaklarında ayrıntılı biçimde ele alınmıştır. Serahsî’nin el-Mebsût adlı eserinde “Kitâbü’l-Akıle” bölümünde, İbn Hümâm’ın Fethü’l-Kadîr adlı eserinde de benzer konular işlenmiştir.

Elbette âkile sistemini bugünkü ticari sigortanın aynısı kabul etmek doğru değildir. Hukuki yapıları ve ortaya çıkış şartları farklıdır. Fakat burada dikkat çekilmesi gereken nokta başkadır: İnsanların karşılaşabilecekleri bazı mali sorumlulukları topluluk olarak paylaşmaları, İslam toplumunun tamamen yabancı olduğu bir anlayış değildir. Bu nedenle bugünkü sigortayı değerlendirirken “Geçmişte böyle bir şirket yoktu” demek yerine, “Bugünkü sistem hangi ilkelere dayanıyor?” sorusunu sormak daha doğru olur.

“Bana Kur’an’dan Bahsetme” Diyenlere
Bazen bir mesele hakkında Kur’an’dan delil getirdiğinizde, “Bana Kur’an’dan bahsetme; fıkıh kitaplarına bak” denildiğini duyuyoruz. Oysa burada üzerinde düşünülmesi gereken temel bir çelişki vardır. Bir şeyin Allah tarafından haram kılındığını söylüyorsak, Allah’ın bu yasağını nerede bildirdiğini göstermek zorundayız. Fıkıh kitapları elbette incelenebilir. Geçmiş âlimlerin görüşleri elbette öğrenilebilir. Fakat bir âlimin görüşü Allah’ın ayeti değildir. Bir fıkıh kurulunun kararı da Kur’an’ın yerine geçmez.

Nitekim Uluslararası İslam Fıkıh Akademisi, sigorta konusunda bütün uygulamaları tek bir başlık altında değerlendirmemiş; ticari sigorta ile karşılıklı yardımlaşma esasına dayanan sigorta arasında ayrım yapmıştır. Akademinin kararlarında, insanların katkılarıyla oluşturulan ortak bir fondan ihtiyaç hâlinde zarar gören kişiye ödeme yapılmasına dayanan kooperatif ve dayanışma esaslı sigorta anlayışının ayrıca değerlendirildiği görülmektedir. Bu bile bize, “sigorta” kelimesini duyduğumuz anda bütün ayrıntıları bir kenara bırakıp tek bir hüküm vermenin ne kadar yetersiz olduğunu gösteriyor.

Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu da sigorta konusunda çeşitli değerlendirmeler yapmıştır. Bu görüşler, çağdaş ekonomik uygulamaların fıkıh açısından nasıl değerlendirildiğini görmek bakımından önemlidir; ancak bunları Allah’ın kitabındaki kesin hükümlerle aynı seviyeye koymamak gerekir. Bir kurulun görüşü, sonuçta bir insan değerlendirmesidir. Müslümanın görevi bu görüşleri öğrenmek, fakat onları Kur’an’ın yerine koymamaktır.

Dayanışma ile Ticari Kazanç Arasındaki Fark
Şimdi iki farklı sistemi düşünelim. Birinci sistemde insanlar belirli miktarlarda katkıda bulunuyor, bu paralar ortak bir fonda toplanıyor ve katılımcılardan birinin sözleşmede belirtilen bir zarara uğraması hâlinde ortak fondan onun zararı karşılanıyor. Burada temel düşünce dayanışmadır. İkinci sistemde ise şirket, primleri topluyor, kendi ticari faaliyetini sürdürüyor, riskleri hesaplıyor ve bundan ticari kazanç elde ediyor. Bu iki sistemin aynı hukuki ve ekonomik yapıya sahip olduğunu söylemek mümkün değildir.

Bu nedenle “Sigorta haramdır” demek yerine, “Hangi sigorta sistemi, hangi şartları nedeniyle haram kabul ediliyor?” diye sormak gerekir. Çünkü hükmü belirleyen yalnızca işlemde kullanılan isim değildir. İşlemin gerçek niteliği, tarafların hakları, paranın nasıl kullanıldığı, kazancın nasıl elde edildiği ve sözleşmenin hangi şartları içerdiği de önemlidir.

Burada Maide 2. ayetteki ölçü yeniden karşımıza çıkıyor: İyilik ve takva üzerinde yardımlaşmak başka, günah ve düşmanlık üzerinde yardımlaşmak başkadır. Eğer bir sistem insanların uğradığı zararları paylaşmaya yardımcı oluyor, tarafların haklarını koruyor ve haram bir unsur içermiyorsa, bunun sadece “sigorta” adı taşıdığı için haram olduğunu söylemek ayrıca delil gerektirir. Buna karşılık sistem faiz, kumar, aldatma veya haksız kazanç içeriyorsa, o unsurlar Kur’an’ın ölçüleriyle değerlendirilmelidir.

Tevekkül Tedbir Almaya Engel midir?
Sigortaya karşı bazen “Allah’a güvenen insan sigorta yaptırmaz” şeklinde bir yaklaşım da ortaya konuyor. Oysa tevekkül ile tedbir birbirinin karşıtı değildir. İnsan hastalandığında doktora gider, evinin kapısını kilitler, aracının bakımını yaptırır, yangına karşı önlem alır ve parasını korumaya çalışır. Bunların hiçbirisi Allah’a güvenmemek anlamına gelmez. İnsan elinden gelen tedbiri alır, sonucu ise Rabb’ine bırakır.

Kur’an insanı sorumluluktan kaçmaya değil, aklını kullanmaya ve elindeki imkânları doğru değerlendirmeye yönlendirir. Dolayısıyla bir insanın gelecekte karşılaşabileceği büyük bir zarara karşı ekonomik tedbir alması, tek başına tevekkülsüzlük olarak görülemez. Burada da asıl soru, alınan tedbirin hangi yöntemle gerçekleştirildiğidir.

Sonuçta Ne Söyleyebiliriz?
Bütün bunları birlikte düşündüğümüzde, “Sigortanın her türü haramdır” şeklinde genel bir hükmün Kur’an’dan doğrudan çıkarılması mümkün görünmüyor. Çünkü Kur’an’da bugünkü anlamıyla sigorta diye bir uygulama bulunmamaktadır. Kur’an’ın yaptığı ise ekonomik ilişkilerde hangi ilkelerin korunacağını ortaya koymaktır. Faiz yasaktır, kumar yasaktır, haksız kazanç yasaktır, aldatma ve haksızlık yasaktır. Buna karşılık iyilik ve takva üzerinde yardımlaşma teşvik edilmekte, karşılıklı rızaya dayanan ticari ilişkiler bütünüyle yasaklanmamaktadır.

Bu nedenle sigorta konusunda yapılması gereken, kelimenin kendisine hüküm vermek değil, uygulamanın içeriğini Kur’an’ın ölçüleriyle değerlendirmektir. Bir sigorta sözleşmesinde faiz varsa faiz ayrıca ele alınmalıdır. Kumar niteliğinde bir işlem varsa kumar ayrıca değerlendirilmelidir. Haksız kazanç veya aldatma varsa bunlar ayrıca değerlendirilmelidir. Fakat bunların bulunmadığı ve insanların karşılaşabilecekleri zararları paylaşmak amacıyla karşılıklı rızaya dayanan bir güvence sistemi oluşturulduğu durumda, sırf adına sigorta denildiği için bunun tamamını haram ilan etmek için ayrıca Kur’an’dan bir delil göstermek gerekir.

Çünkü mesele aslında sigortadan çok daha büyüktür. Mesele, Allah’ın haram kıldığı şeylerle insanların haram kabul ettikleri şeyleri birbirinden ayırabilmektir. Bir şeyi Allah haram kıldıysa elbette haramdır. Fakat Allah’ın haram kılmadığı bir şeyi, insanların kendi kanaatleriyle Allah’ın hükmüymüş gibi haramlaştırmaları da Kur’an’ın uyardığı bir davranıştır.

Bu yüzden sigorta konusunda sorulması gereken en doğru soru şudur: “Sigortanın adı mı haram, yoksa sigortanın içinde Allah’ın haram kıldığı bir şey mi var?”

Bu sorunun cevabını ararken önce insanların söylediklerine değil, Allah’ın kitabındaki ölçülere bakmak gerekir. Çünkü bir şeyi “haram” ilan etmek kolaydır; asıl önemli olan, “Allah bunu haram kıldı” diyebilecek kadar sağlam bir delile sahip olmaktır.

Gerçek olan Allah’ın lütfu, hata ise benim aczimdendir.

Selam ve esenlik, hakikati arayan ve yalnızca Allah'ın kitabını kendisine rehber edinenlerin üzerine olsun.
aydinorhon.com

 

  SİGORTANIN HER TÜRLÜSÜ HARAM MI? “Sigorta haramdır” sözüyle sık sık karşılaşıyoruz. Fakat bu cümleyi duyduğumuzda hemen kabul etmek yeri...