NEDEN BU HADİSLERE UYMAZLAR…

 

                                             





 NEDEN BU HADİSLERE UYMAZLAR…

 

Kur'an'ın bize yetmediğini savunanlara, aşağıda paylaşacağım hadislerin de oldukça fazla geldiğini göreceksiniz. Kendi menfaatlerine göre dinlerini yaşama eğilimindeler; hadislerden istediklerini alıp, beğenmediklerini geride bırakıyorlar. Allah’ın hadisine riayet etmeme cüretini gösteriyorlar. Daha da ötesi, beğendikleri rivayetlerle Yüce Allah’ın ayetlerini nesh ediyorlar. Sanırım kim olduklarını unutmuşlar; sanki Allah’a dinlerini öğretiyorlar (49:16). Kur'an’a iman etmiyorlar, güvenmedikleri için dini parçalara ayırdılar (15:91). Oysa yalnızca Kur'an’dan hesaba çekileceğiz (43:44).

 

Resul Muhammed’in tek görevi, Yüce Allah’tan aldığı vahyi katıksız bir şekilde bizlere aktarmaktır (5:99). Kur'an, tek bir harfi bile değişmeden, Yüce Allah’ın korumasıyla bugünlere kadar ulaşmıştır. Kapağı açılmadan bekliyor; o kapağı açanların çoğunluğu ise metni anlamadan okuyor.

 

Evet, günümüzdeki din anlayışının önemli bir kısmı, hadis olarak kabul edilen rivayetlerin Kur'an ile olan ilişkisi üzerinden şekilleniyor. Bu durum, bazı insanların Kur'an ayetlerinin anlamını ve hükmünü göz ardı etmesine yol açıyor. Hadislerin Kur'an ayetlerini nesh etme, yani değiştirme yetkisi olduğu iddiaları, dinin özünü sorgulayan bazı bireyler için ciddi bir mesele teşkil ediyor. Bu sebeplerden ötürü, dinin temel kaynakları üzerine yapılan tartışmalar oldukça önemli. İnananların, Kur'an'ı doğrudan anlayarak ve uygulayarak dinlerini yaşamaları gerekmektedir. Gerçek anlamda bir inanç ve pratik geliştirmek adına, Kur'an’ın özüne sadık kalmak ve ona dayalı bir anlayış geliştirmek kritik bir öneme sahip. Bu konu, dinin özünü anlamak isteyenler için derinlemesine düşünmeyi gerektiren bir alan. Yüce Allah’ın kitabını anlamadan okuyor ve rivayetlerle dini yaşıyoruz. Birbirine çelişkili uydurulmuş sözlerle dini inançlarımızı şekillendiriyoruz. Müslümanların gelişememesinin temel sebebi ise hurafeyi din sanmamızdır.

 

Aşağıdaki tabloda, Muhammed’in ölümünden iki asır sonra Arap olmayan kişilerin, Araplar arasına katılıp, Muhammed’in iddia edilen sözlerini topladıklarını göreceksiniz. Bu kişilerin topladığı rivayetlerin sayısı ve geçersiz saydıkları rivayetler üzerine de değerlendirme yapabilirsiniz. Sahih saydıkları rivayetleri bile kişilerin uygun gördüğü biçimiyle sahih kabul etmekte özgür görünüyorlar. Fakat başkaları reddeder veya  "Böyle bir sözü Muhammed söylemiş olamaz" derse kâfir sayılmaktadır. Uydurulmuş din anlayışının temeli bu inanç üzerine kurulmuştur. Ne demek istediğimi aşağıda göreceksiniz.

 

Vefat yılı

Rivayetleri Toplayan kişi

Topladığı rivayet sayısı

Uygun gördüklerinin oranı

Uygun gördüklerinin sayısı

Değer görmediklerinin oranı

870

Buhari

600.000

% 0,4

2.762

% 99,6

875

Müslim

300.000

% 1,4

4.348

% 98,6

892

Tirmizi

500.000

% 0,3

1.500

% 99,7

889

Ebu Davut

500.000

% 0,2

1.000

% 99,8

887

İbn Mace

400.000

% 0,5

2.000

% 99,5

 

 

Bu konu, din anlayışı ve hadislerin Kur'an ile ilişkisi açısından oldukça tartışmalı bir meseledir. Başta gelen görüşlerden biri, Yüce Allah’ın dininin esaslarını tamamen koruma altına almış olması ve bunların insanlara aktarımında bir hata payı bırakmadığıdır. Dolayısıyla, dinin esaslarının ve öğretilerinin, hataya yer vermeyecek şekilde gerektiği yapılmalıdır.

 

Rivayetlerin, bazı durumlarda Kur'an ayetleriyle çelişmesi, birçok din insanı ve inanan için derin bir sorgulamayı tetikler. Hadislerin kabulü veya reddi konusundaki yaklaşım, kişinin dini anlayışını ve yorumlayış biçimini doğrudan etkiler. Bu nedenle, dinin temel esaslarını anlamak ve doğru bir biçimde uygulamak isteyenlerin, kaynakları titizlikle incelemeleri ve Kur'an'ı ana referans olarak almaları gerekmektedir.

 

Yüce Allah’ın dininin söz konusu olduğu durumlarda hata yapma ihtimali olan kullara bırakmamıştır. Bunun yerine kılavuz olarak Kur'an'ın dikkatli bir şekilde ele alınması gerekmektedir. Bu, dinin özünü ve anlamını koruyabilmek açısından son derece önemlidir.

 

Hüküm Yüce Allah'ındır (12/40) ifadesi, dini hükümlerin ve yasaların yalnızca Yüce Allah’a ait olduğunu belirtir. Hüküm koymada kimseyi ortak etmemesi (18/26) ve başka hiç kimsenin din adına hüküm koyma yetkisinin olmaması, Allah’ın otoritesini vurgular.

Nebi Muhammed'e vahyolunana uyması emri (33/2), Resulullah'ın takipçilerine yaptığı ilahi bir çağrıdır. Bu, onun dini liderliğini ve Yüce Allah'a karşı sorumluluğunu işaret eder.

Vahyolunana uymadığı takdirde tehdit (69/44-46), sözlerin ciddiyetini ve vahyin korunmasının önemini belirtir. İslam inancında, vahyin değiştirilmesi veya yanlış yorumlanması ciddi sonuçlar doğurur.

Nebi Muhammed’in gaybı bilmemesi (6/50), onun ilahi bilgiler ve emirler açısından yalnızca Allah'a tabi olduğunu ve kendi görüş veya düşüncelerini ekleyemeyeceğini vurgular.

Bu noktalar, dinin özünü ve uygulamalarını anlamak için Yüce Allah’ın ve Resulullah’ın ifadelerinin ne denli önemli olduğunu gösterir. Müslümanların bu mesajları dikkate alarak dini inançları ve pratikleri üzerine düşünmeleri ve başkaldırını da teşvik etmeleri gerekir.

 

46 Ahkaf Suresi, 9. Ayet;
De ki: 'Ben elçilerden bir türedi değilim, bana ve size ne yapılacağını da bilemiyorum. Ben, yalnızca bana vahy edilmekte olana uyuyorum ve ben, apaçık bir uyarıcıdan başkası değilim
.

 

Bu ifadeler, Nebi Muhammed'in görevini, Kur'an'ın önemi ve dinin temelleri üzerine derin bir düşünmeyi gerektiren önemli noktalara işaret ediyor. İşte ana hatlarıyla bu konuların özetlenmesi:

 

Nebi Muhammed’in, Yüce Allah’ın vahyini tebliğ eden bir elçi olduğu belirtiliyor. Ona ne vahyedilmişse, onu iletmekle yükümlüdür (7:203, 5:92). Bu bakımdan, kendisinin yeni bir şey uydurması ya da bağımsız hüküm vermesi mümkün değildir (38/86). Bu, Nebi Muhammed’in dini otoritesinin sınırlarını belirler ve vahye dayalı bir inanç sisteminin önemini vurgular.

 

Kur'an’ın, Yüce Allah tarafından korunmuş, çelişkisiz (15/9), eksiksiz (4/82), anlaşılır ve kolaylaştırılmış (54/17),  detaylandırılmış (11/1), apaçık yol gösterici (16/89), örneklerle açıklanmış (17/89; 17/41) Kur’an terk edilebilir mi? bir kitap olarak tanımlanması, onun ilahi bir kitap olduğu inancını güçlendirir. Bu özellikler, İslam dininin temel kaynağı olan Kur'an’a yönelişi teşvik eder.

 

Din, kesinlikle zan üzerine değil, sağlam temeller ve vahiy üzerine inşa edilmelidir. Bu nedenle Kur'an'a sahip çıkmak, inananların sorumluluğudur. İmtihan sorularının yer aldığı Kur'an, inananlar için bir kılavuz ve hayat rehberi olmaktadır.

Kur'an’a sahip çıkmak, onu okuyup anlamak ve hayatımıza tatbik etmek kurtuluşun anahtarıdır. İnanılan ve uygulanan din, Yüce Allah’tan gelen bir mesaj olarak algılanmalıdır.

Yüce Allah’ın gönderdiği mesaj hakkında tutumlarımızdan ötürü hesaba çekileceğiz, dini sorumluluğumuzu bilelim. Nebi Muhammed’in görevinin ve Kur'an’ın merkezi konumunun altını çizen bu görüşler, İslam dini çerçevesinde inancın, ibadetlerin ve hayata dair önemli ilkelerin anlaşılması açısından kritik bir yere sahiptir. Bu bağlamda, inananların Kur'an'a bağlı kalmaları, onu öğrenmeleri ve hayata geçirmeleri, bireysel ve toplumsal anlamda önemlidir.


43 Zuhruf Suresi, 44. Ayet;
Şüphesiz ki o (Kur'an), senin ve kavmin için (gerçeği) hatırlatan (öğüt)tür. İlerde ondan sorgulanacaksınız.

 

Yüce Allah, Kur'an'ın hem tefsircisi hem de açıklayıcısıdır. Bizim görevimiz, ayetler arasında bağ kurarak Kur'an'dan anladıklarımızı hayatımıza taşımaktır. Kur'an, sadece bir metin değil, aynı zamanda bir yaşam rehberidir. Bu nedenle, onun mesajını derinlemesine anlamak ve bu anlayışı günlük yaşamımıza taşımak önemlidir. İnananlar olarak, Kur'an'ın öğretilerini hayatımıza yansıtmak, dini sorumluluklarımızı yerine getirmek için kritik bir adımdır.

 

GELENEKSEL DİNE GÖRE AŞAĞIDAKİ HADİSLERE UYMAYANLAR KÂFİRDİR!


-"Yüce Allah'ın Resulü şöyle buyurdu: 'İnsanlara ne oluyor da, Yüce Allah'ın Kitabında olmayan farzları, farz olarak ileri sürüyorlar. Kim Yüce Allah'ın Kitabında olmayan bir farzı farz koşarsa bu batıldır. Böyle yüz şart ileri sürülse bile Yüce Allah'ın farzı en haklı ve en güvenilir olandır.

" (Buhari, Büyü, 67. Dr. İsmail Hakkı Ünal, İmam Ebu Hanife'nin Hadis Anlayışı Ve Hanefi Mezhebinin Hadis Metodu, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 87)



-Yüce Allah'ın kitabında helal kıldığı helal, haram kıldığı haramdır. Hakkında sustuğu ise serbesttir. Yüce Allah'ın serbest bıraktıklarını kabul edin ve bilin ki Yüce Allah hiçbir şeyi unutucu değildir.

( Ebu Davud k. Etime 39/ Tirmizi k. Libas 6/ ibn Mace k. Etime 60/ El - Müracaat sayfa 20)

 

-Yüce Allah’ın helal kıldığını haram kılmak, şirktir.

(5936-Müslim)



-“Benden bir şey yazmayın, benden Kur'an dışında bir şey yazan onu yok etsin.”

( Sahihi Müslim c.4, s.97/ Süneni Daremi c.1, s.119/ Süneni Ahmed b. Hanbel c.3, s.182)

 

 

-" Biz hadis yazarken Nebi yanımıza geldi ve yazdığınız şey nedir? Dedi.
Senden işittiğimiz hadisler dedik. Nebi, Yüce Allah'ın kitabından başka kitap mı istiyorsunuz? Sizden evvelki milletler Yüce Allah'ın kitabı yanında başka kitaplar yazdıkları için yoldan çıktılar."

( Tirmizi, es Sünen, El Hatip, Takyid, s.33)

 

 

 -Ben Kur’an’ın helal kıldıkları dışında bir şeyi helal kılmadım. Kur’an’ın haram kıldıkları dışındakileri de haram kılmadım.

 (İbni Hişam, Siret 4)

 

 

-“Resulullah ölüm döşeğinde şöyle dedi: Ben yalnızca Kur’an’ın haram kıldıklarını haram kılarım. Yüce Allah’a yemin ederim ki benim adıma bir şeye (beni bahane ederek) sarılmasınlar.”

(Ebu Yusuf er-Redd, 31) s.85

 

Yüce Allah, Kur'an'ı indirmiştir ve onu koruyacak olan da O'dur (15:9). Yukarıdaki hadislerin neden gizlendiğini veya görmezden gelindiğini sorgulamalıyız. Bizi hadis inkârcılığıyla itham edilenler, rivayetlerin bir kısmına inanıp diğerlerini reddettiklerinde, neyi savunduklarını sorgulamak gerekir. Bu kişiler, hakikati örtmeye ve gizlemeye çalışanlardır (2:159). Kâfirlerin en belirgin özelliği, gerçeği çarpıtmak ve farklı bir din anlayışı oluşturmak için insanları kandırmaktır. Böylesi durumlar, indirilmiş bir dinin karşısına uydurulmuş dinin çıkmasına neden olmaktadır. Örneğin, güneyimizdeki savaşta ateş eden kişi "Allahu Ekber" derken, vurulan kişinin de aynı şekilde "Allahu Ekber" diyerek ölmesi, bu çarpıklığın bir göstergesidir.

 

İman etmedikleri rivayetlerden biraz daha örnek verelim:

-Din konusundaki ihtilaflarda size Kur'an yeterlidir.

( 5424 - Buhari - Müslim - Nesai / 4727 - Muvatta - Müslim)

 

 -"Size sadece Kur'an'ı bırakıyorum; ona uyarsanız yolunuzu şaşırmazsınız"

( Müslim 15/19 Nu, 1218; İbn Mace 25/84 Nu, 3074; Ebu Davut 11/56 Nu, 1905)

 

-“Sahabe, Yüce Allah'ın elçisinden sözlerini yazmak için izin istediler ancak onlara izin verilmedi.” 

( Darimi, es Sünen)

 

-“Bana mucize olarak verilen ancak Yüce Allah'ın bana vahyettiğidir. / Kur'an'dır.”

( Buhari, İ'tisam, 1)

 

 -Hz Ömer, Nebi Muhammed'den halkın doğru yollardan sapmamaları için kendisinden bir şeyler söyleyip yazmasını istediğinde; Muhammed (s) : "Yüce Allah'ın Kitabı bize yeter." Dedi.  

(Buhari İ'tisam 26, İlim 39, Cenâiz 32, Merza 17; Müslim Cenâiz 23, Vasaya 22)

 

 -“Kur’an’ın haram kıldığını helal kılan, helal kıldığını haram kılan Kur’an’a inanmamıştır.”

(435- Tirmizi) (Ebu Davud K. Etime 39/Tirmizi k. libas 6 İbni Mace k. etime 60/ El-müracaat sayfa 20)

 

 -Şednad, İbni Abbas'a "Hz. Muhammed (s) bir şey bıraktı mı?" diye sordu. O da  "Sadece Kur'an'ın iki kapağı arasında olanları bıraktı." cevabını verdi.

 

“Kur’an‘ın haram kıldığını haram, helal kıldığını helal gören cennete girer.”

[424- Tirmizi]

 

-Resulullah şöyle buyurdu: Ben ümmetim için, başlarına geçecek olan, Yüce Allah’ın yolundan saptıran idarecilerden korkarım. Bunlar, emirler,  âlimler ve abidlerdir. Halk içinde bilgisizce hüküm vererek onları saptıracaklardır.

 (Ebu Davud, Müslüm, Tirmizi)

 

-"Size sadece Kur'an'ı bırakıyorum; ona uyarsanız yolunuzu şaşırmazsınız"

( Müslim 15/19 Nu, 1218 ; İbn Mace 25/84 Nu, 3074 ; Ebu Davut 11/56 Nu, 1905)

 

Uyananlar olmuştur diye ümit ediyorum. Olmasa da inşallah aynı tempo devam edeceğim. Size Kur'an'ın doğru bir şekilde anlaşılması gerektiğini, aksi takdirde dinin özünün kaybolmak yok olup gitmek üzere olduğunu vurgulamak istedim.

 

Doğrularım Allah’ın yanlışlarım ise bana aittir.                 Aydın Orhon

 

 

Doğrularım Allah’a yanlışlarım bana aittir.                            Aydın ORHON

 

MUHAMMED NEDEN GÖNDERİLDİ, BİZ NE YAPTIK?

 


                             MUHAMMED NEDEN GÖNDERİLDİ, BİZ NE YAPTIK?                     

 

                Bu karalamamda, ben soruyu soracağım ve ayetler cevap verecek olup bu metnimizi de bu şekilde hiçbir yorum yapmadan inşallah tamamlamış olacağız.

                Nebi Muhammed’den ilk nebi değildir, daha önce birçok nebi gelmiştir geçmiştir. Peki, Nebi Muhammed’in gönderilme sebebi nedir?
28 Kasas Suresi, 47. Ayet;
Kendi ellerinin öne sürdükleri dolayısıyla, onlara bir musibet isabet ettiğinde: "Rabbimiz, bize de bir resul (elçi) gönderseydin de böylece senin ayetlerine uysaydık ve mü'minlerden olsaydık" diyecek olmasalardı (seni göndermezdik).

 

                Nebi Muhammed’e nübüvvetle birlikte nasıl bir görev verildi?
5 Maide Suresi, 67. Ayet;
 Ey Elçi! Rabbinden sana indirileni tebliğ et! (Bunu) yapmazsan O'nun elçiliğini tebliğ etmemiş olursun. Allah seni (inkârcı) insanlardan koruyacaktır. Şüphesiz ki Allah o kâfirler topluluğunu doğru yola ulaştırmaz.

 

                Hüküm verenlerin en iyisi Yüce Allah tarafından Muhammed’e nasıl bir emir verildi?
10 Yunus Suresi, 109. Ayet; 
 Sana vahyolunana uy ve Allah (aranızda) hükmedinceye kadar sabret! O, hüküm verenlerin en iyisidir.

 

                Din adına Muhammed Kur’an dışı bir şey söyleyebilir, hüküm koyabilir mi?
69 Hakka Suresi, 44-46. Ayet;
(O elçi) bize (atfen) bazı sözler uydurmuş olsaydı, Bu nedenle elbette (onu önce) güçlü bir şekilde yakalardık.  Sonra da bu nedenle can damarını Sonra da bu nedenle can damarını keserdik.

 

                Nebi Muhammed öldü. Bize kim yol gösterecek, resul olan Kur’an’ı biz anlayabilir miyiz?
11 Hud Suresi 1. Ayet;
Elif-Lam-Ra! Öyle bir kitaptır ki (bu), her hükmünde tam isabet sahibi ve her şeyden haberdar olan (Allah) tarafından, ayetleri şüpheden arındırılmış ve hayatta karşılığı olan doğru hükümlerle sabitlenmiş, dahası çok boyutlu ve anlaşılır kılınmıştır.

 

                Bizler Yüce Allah’ın açıklamış olduğu Kur’an’ı anladığımız dilden okuyup iman ediyor muyuz? Hükümleri hayatımıza taşıyor muyuz?
68 Kalem Suresi, 36-38. Ayet; 
Ne oluyor size? Nasıl (böyle) hükmediyorsunuz?   Yoksa içinde beğendiğiniz her şeyin bulunduğu bir kitabınız var da onda(n) mı okuyorsunuz!

 

                Yüce Allah’ın kitabını bırakıp uydurulmuşu din mi sandık?
25 Furkan Suresi, 30. Ayet;
Elçi şöyle diyecektir: "Ey Rabbim! Kavmim bu Kur'an'ı yalnız bıraktı."


                Böyle bir yaşantı içinde din günü gelip çattığında ne olacak?
33 Ahzap Suresi, 66-68. Ayet;
Yüzleri ateşte evrilip çevrildiği gün "Ah (eyvah), yazık bize! Keşke Allah'a itaat etseydik, Elçi'ye de itaat etseydik!" diyecekler. (İnkârcılar) "Rabbimiz! Biz, liderlerimize ve büyüklerimize itaat ettik (ama) onlar bizi yoldan saptırdılar. Rabbimiz! Onlara iki kat azap ver ve onlara büyük (bir şekilde) lanet et!" demiş (olacaklar)dır.


                Doğrularım Allah’ın yanlışlarım ise bana aittir.             Aydın Orhon

 

 

 

 

KUR'AN'A GÖRE CEHENNEME GİDECEKLER...

 


   KÂFİR OLANLAR…

3 Al-i İmran Suresi, 12. Ayet;
Kâfir olanlara de ki: "Yakında (dünyada) yenileceksiniz ve (ahirette) cehenneme sürüleceksiniz. Ne kötü bir yataktır (orası)!"

                ALLAH’A VE ELÇİSİNE İSYAN EDENLER…

4 Nisa Suresi, 14. Ayet;
Kim Allah'a ve Elçisine isyan eder ve (Allah'ın) sınırlarını aşarsa, (Allah) onu, içinde ebedî kalacağı ateşe koyar. Onun için küçük düşürücü bir azap vardır.

                AYETLERİ YALANLAYIP ve ONLARA KARŞI ONLARA KARŞI KİBİRLENENLER…

7 Araf Suresi, 36. Ayet (7:41);
Ayetlerimizi yalanlayıp onlara karşı kibirlenenler ise ateş halkıdır; onlar orada ebedî kalıcıdır.


                ALLAH’IN YOLUNDAN ALIKOYAN, DOĞRU YOLU EĞRİ GÖSTEREN, AHİRETİ İNKÂR EDENLER…

7 Araf Suresi, 44-45. Ayet;
Cennet halkı ateş halkına "Biz Rabbimizin bize vadettiğini gerçekleşmiş bulduk; siz de Rabbinizin size vadettiğini gerçekleşmiş buldunuz mu?" diye seslenecekler; onlar da "Evet!" diyecekler. Aralarında bir çağrıcı "Allah'ın laneti, (insanları) Allah'ın yolundan alıkoyan, o (yol)u eğri gösteren ve ahireti de inkâr eden zalimlerin üzerine olsun!" diye seslenecektir.

                MALI, MÜLKÜ ALLAH YOLUNDA İNFAK ETMEYENLER, MALLARINI BATIL YOLLARLA YİYENLER…

9 Tevbe Suresi, 34. Ayet;
Ey iman edenler! (Bilin ki) hahamlardan ve rahiplerden birçoğu insanların mallarını batıl yollarla yerler ve (insanları) Allah yolundan engellerler. Altın ve gümüşü yığıp da onları Allah yolunda infak etmeyenler (vermeyenler) var ya, işte onlara elem verici bir azabı müjdele!

                SON SAATİ YALANLAYANLAR…

25 Furkan Suresi, 11. Ayet;
Gerçekte onlar o (Son) Saat'i yalanlamışlardı. Biz de o (Son) Saat'i yalanlayanlara alevli bir ateş (cehennem) hazırladık.

                DOĞRU OLAN GERÇEK YOLDAN ÇIKAN, CEHENNEMİ YALANLAYANLAR…               

32 Secde Suresi, 20. Ayet;
Yoldan çıkanlara gelince, onların barınağı ise ateştir. Oradan her çıkmak istediklerinde geri döndürülmüş (olacak)lar ve kendilerine, "Yalanlamış olduğunuz cehennem azabını tadın!" denecektir.

                SAPITMIŞ BULDUKLARI ATALARININ PEŞİNDEN, BİLEREK VEYA BİLMEYEREK GİDENLER…

37 Saffat Suresi, 68-70. Ayet;
Sonra elbette onların dönüşü çılgın ateşe olacaktır. Şüphesiz ki onlar, atalarını sapkınlıkta bulmuşlardı. Kendileri de onların peşlerinden koşturuyorlar.

                AZGIN OLANLAR…

38 Sad Suresi, 55-56. Ayet;
(İyilerin durumu) böyleyken, azgınlara da içine girecekleri, çok feci bir yatak olan kötü bir varış yeri, yani cehennem hazırlanmıştır.

                ALLAH HAKKINDA YALAN SÖYLEYENLER…

39 Zümer Suresi, 60. Ayet;
Allah hakkında yalan söyleyenlerin kıyamet gününde yüzlerinin kapkara olduğunu görürsün. Kibirlenenler için cehennemde yer mi yok!

                İBADETİ BIRAKANLAR,                 

40 Mümin Suresi, 60. Ayet;
Rabbiniz şöyle demiştir: "Bana dua edin, cevap vereyim.  Şüphesiz ki bana ibadeti bırakıp kibirlenenler, ileride aşağılanarak cehenneme gireceklerdir."

                YÜCE ALLAH’IN KİTABI KUR’AN’I ve DİĞER KİTAPLARINI YALANLAYANLAR…

40 Mümin Suresi, 70. Ayet;
Onlar, Kitabı (Kur'an'ı) ve elçilerimize gönderdiklerimizi yalanlayanlardır. İleride (gerçeği) bilecekler!

                ALLAH’IN PEŞİ SIRA ORTAK EDİNENLER…

40 Mümin Suresi, 73-74
Sonra onlara "Allah'ın peşi sıra ortak koştuklarınız nerede?" denecektir. Onlar da "Bizden kayboldular; zaten biz önceleri hiçbir şeye yalvarmıyorduk!" diyecekler. İşte böylece Allah o kâfirleri saptırır (sapkınlıkta bırakır).

                HAKSIZ YERE ŞIMARAN ve KİBİRLENENLER…

40 Mümin Suresi, 75-76. Ayet;
Bu, sizin yeryüzünde haksız olarak şımarmanız ve aşırı derecede sevinip kibirlenmenizden ötürüdür. (Şöyle denecektir): "İçinde ebedî kalıcılar olarak cehennemin kapılarından girin!" Kibirlenenlerin yeri ne kötüdür!

                ÖLÇÜYÜ AŞANLAR, AŞIRI GİDENLER…

40 Mümin Suresi, 43. Ayet;
Gerçek şu ki sizin beni davet ettiğiniz şeyin, dünyada da ahirette de davete değer bir tarafı yoktur. Şüphesiz ki dönüşümüz Allah'adır; aşırı gidenler de elbette ateş halkının kendileridir.

                ŞİRK İŞLEMEKTE ISRARCI OLUP TEVBE ETMEYENLER…

56 Vakıa Suresi, 46. Ayet;
Büyük günahı (şirki) işlemekte ısrar ediyorlar.

                İBADET ETMEYENLER, YOKSULU DOYURMAYANLAR, BOŞ ŞEYLERE DALANLAR…

74 Müddessir Suresi, 40-46. Ayet;
Cennetlerdeyken "Sizi ateşe sürükleyen nedir?" diye suçluların durumundan soracaklar. (Onlar da) şöyle diyecekler: "Biz salât (ibadet) edenlerden değildik. Yoksulu doyurmazdık. Boş şeylere dalanlarla birlikte biz de boş şeylere dalardık. Hesap gününü yalanlardık.

                KENDİSİNDE EBEDİ KALACAK GİBİ, SÜREKLİ MAL BİRİKTİRENLER…

104 Hümeze Suresi, 1-7. Ayet;
(Arkadan) çekiştiren (ve) kusur arayan herkese yazıklar olsun! O ki mal biriktirir ve onu sayar durur. Şüphesiz ki o, malının kendisini ebedî kılacağını sanır. Hayır! Şüphesiz ki o, Hutame'ye atılacaktır. Hutame'nin ne olduğunu sana bildiren ne olabilir ki! (O), Allah'ın tutuşturulmuş ateşidir. O (ateş) ki kalplerin üzerinde yükselir.

 


KİBİRLİ OLMAYALIM!


                                         
KİBİRLİ OLMAYALIM.

 

                Hiç kimse diğerinden üstün olamaz. Yaratılış gereği bütün insanlar eşittir.  Bunun için yaşamımızda alçak gönüllü olmayı bilmeliyiz. Yüce Allah katında en üstün olanımız da Yüce Allah’a en çok saygı duyanımızdır. Bu kişiler inancı gereği zaten alçak gönüllü olurlar.

                Hiç kimse diğerinden üstün olamaz; çünkü yaratılış gereği tüm insanlar eşit bir değere sahiptir. Bu eşitlik, insanoğlunun temel hak ve özgürlüklerini de kapsar ve yaşamımızda bu gerçeği unutmamak, alçak gönüllü olmanın önemini kavramamıza yardımcı olur. Alçak gönüllülük, kendini başkalarından üstün görmemek, empati yapmak ve hoşgörülü davranmak demektir.

 

                Hucurat Suresi, 13. Ayet;
“… Şüphesiz Allah katında en üstün olanınız, Allah'a en çok saygı duyanınızdır. Allah her şeyi bilendir; her şeyden haberdar olandır.”

 

                Rivayetlerde “Peygamberimiz ile birlikte oturduğumuz sırada biri gelip ‘Hanginiz Muhammed`dir?’ diye sordu. Allah’ın Resulü ashabı arasında dayanmış oturuyordu. ‘İşte dayanmış olan şu beyaz kimsedir.’ dedik.
(Buhari; Kitabu’l-ilm, 57).

 

               Şimdi, korumalar eşliğinde, ihtişamlı ve lüks bir yaşam süren tarikat şeyhleri var. Bu kişilerin sıkça Kur’an, hadis ve sünnetten bahsetmeleri, aslında neyi kastettiklerinin anlaşılmasını zorlaştırıyor. Kimin sünneti, neyin hadisi olduğuna dair net bir anlayış yok; her biri, kendi yorumlarına göre bu kavramları çarpıtıyor. Kalabalıklar içinde, bu şahısların şeyhleri sıradan insanlardan çok daha fazla dikkati üzerine çekiyor. Binlerce kişinin arasında bile, “Sizin şeyhiniz kim?” diye sormaya gerek kalmadan, herkes onun kim olduğunu biliyor.

 

                Ancak yukarıda okuduğumuz ayeti ve bu ayete dayanan emiri göz ardı ediyorlar. Bu durum, aslında onların Allah’ı ve Resulü farklı bir şekilde anladıklarını gösteriyor. Ne Kur'an'a ne de Kur'an'a paralel kabul edilen kitaplara uydukları ortada. Bu, hem inançlarının hem de pratiklerinin gerçek bir İslam anlayışıyla çelişen bir yaklaşım olduğunu ortaya koyuyor.

 

 

                Pek rivayetlere girmek istemiyorum, ancak bütün hadis kitaplarında her hadisin bile farklı versiyonlarının olduğunu göstermek adına ikinci farklı bir hadisi sizinle paylaşmak istiyorum. Basit bir konuda bile birden fazla değişikliği görmek mümkün.

 

                Nebi'mizle birlikte oturduğumuz sırada, bir kişi yanımıza gelerek "Hanginiz Muhammed'dir?" diye sormuştu. Allah'ın Resulü, ashabı arasında dayanmış oturuyordu; biz de, "İşte dayanmış olan şu beyaz kimsedir." diye cevap verdik.
(Buhari; Kitabu’l-ilm, 57).

 

                Ancak şöyle bir durum var ki, bu sahih dediğiniz hadislere sözde iman ediliyor ama uygulama konusunda oldukça zayıf kalınıyor. Dinimizin özünün samimiyet, tevazu ve topluluk içindeki mütevazı bir duruş olduğunu gösteriyor. Tarikat şeyhlerinin lüks yaşamları ve kibirli duruşları, bu özün dışına çıktıklarını işaret ediyor. İslam, asıl itibariyle zenginlik veya güç üzerine değil; tevazu ve inanç üzerine kuruludur.

                31 Lokman Suresi, 18. Ayet;
İnsanlara yanağını bükme (kibirli olma) ve yeryüzünde kibirlenerek yürüme! Şüphesiz ki Allah kendini beğenip övünenleri sevmez.

 

                17 İsra Suresi,  37. Ayet;
Yeryüzünde kibirlenerek yürüme! Şüphesiz ki sen asla yeri yaramazsın; boyun da asla dağlara ulaşamaz.

 

                Öğünmekte kibirden gelmektedir. Konumundan dolayı övünen, Firavun’a baksın (10:91), Rütbesiyle öğünen Hâmân’a baksın (29:39), İlmiyle öğünen şeytana baksın (7:12), soyuyla öğünen Ebu Leheb’e  baksın (111:3), Malıyla öğünen, Kârun’a baksın (28:81).

 

                Ayetlerde  "İnsanlara yanağını bükme (kibirli olma) ve yeryüzünde kibirlenerek yürüme! Şüphesiz ki Allah kendini beğenip övünenleri sevmez." ifadesi, insanların tevazu göstermesi gerektiğini, kibirli ve kendini beğenmiş bir tutumun ise hoş karşılanmayacağını vurgular. Bu ayet, tevazunun ve samimiyetin önemi de ortaya konmaktadır.

 

Doğrularım Allah'ın, yanlışlarım bana aittir.                                          Aydın ORHON


KADINLARLA İLGİLİ NEBİ MUHAMMED’E İFTİRALAR


 


KADINLARLA İLGİLİ NEBİ MUHAMMED’E İFTİRALAR

Kadınların dinleri ve akılları eksiktir.
(Buhari)

Çok lanet ediyor ve kocalarınıza karşı nankörlük ediyorsunuz. Aklı başında bir erkeğin aklını sizin kadar çelebilen, aklı ve dini eksik başka bir varlık görmedim.
(Müslim, İman; İbn Mace, Fiten)

Kadınları erkeğin kölesi yapan zihniyet, bununla yetinmeyip kadınların çoğunu cehennemlik, dinen eksik ilan edip, Kuran’da olmayan din anlayışları sunmuşlardır: Kadınlar arasında iyi kadın, yüz tane karga arasında alaca bir karga gibidir.
(Buhari)

Ey kadınlar topluluğu! Sadaka veriniz ve çok istiğfar ediniz. Çünkü ben, Cehennem halkının çoğunun sizler olduğunu gördüm.
(Müslim, İman; İbn Mace, Fiten)

 

KADINA CENNET VİZESİ KOCADAN

            Kadınların çoğunun cehennemlik olduğunu iddia eden hadislerin yanı sıra, kadının cennete gidebilmesi için kocasının kendisinden memnuniyetini şart koşan hadisler de uydurulmuştur.
           

Bir kadın, kocası kendisinden razı olduğu halde ölürse cennete girer.
(Riyazus Salihin)

Ey insanlar! Biz sizi bir erkek, bir dişiden yarattık ve birbirinizle tanışmanız için sizi halklar ve kabileler kıldık. Şüphesiz Allah katında en üstün olanınız takvaca en ileride olanınızdır. 
(49-Hucurat Suresi 13)

Namazı bozan şeyler kara köpek, eşek, domuz ve kadındır.
(Müslim, Salat; Tirmizi Salat; Ebu Davud, Salat)

Uğursuzluk üç şeyde vardır: Kadında, evde ve atta.
(Ebu Davud, Tıb; Müslim, Selam; Buhari, Nikâh)

Kadınları zarar vermeyecek miktarda aç, aşırı gitmeyecek kadar da kıyafetsiz bırakınız. Çünkü kadınlar iyice doyar, güzelce giyinirlerse onlar için dışarı çıkıp gezmekten daha sevimli bir şey yoktur. Fakat onlar biraz aç, biraz da çıplak kalırlarsa onlar için evde oturmaktan hayırlı bir şey yoktur.
(İbnül Cevzi, Mevzuat; Suyuti, Lealil Masnua; İbn Arrak, Tenzihüş Şeria)

Kadınlarınıza evlerinin kapısında oturmamaları için yeni elbise yaptırmayın çünkü elbiseleri güzel ve yeni olursa kalplerine dışarı çıkmak arzusu gelir.
(İmam Gazali, Kimyayı Saadet; İbn Ebi Şeybe, Musannaf)

 Dışarı çıkması kesin gereken kadın ise kocasından izin aldıktan sonra dışarı çıkacak ve şu kurallara kesin uyacaktır:

1-  Sıkı sıkıya örtünüp kötü giysilere bürüne,
2-  Hiç çıkmamış gibi davrana,
3-  Başını öne eğip kimsenin yüzüne bakmaya,
4-  Kalabalığa karışmaya,
5-  Erkeklerin bulunduğu yerlere yanaşmaya,
6-  Herkesin dolaştığı sokaklardan uzak dura,
7-  İşini bir an önce bitirip evine döne.
(İmam Gazali, İhyayı Ulumuddin)

KADININ EN MAKBULÜ KOYUN CİNSİDİR…
Bakın Gazali, kadının kaç çeşit olduğunu nasıl açıklıyor ve halkı nasıl bilgilendiriyor:

Kadının sıfatları şunlardır:
1- Giyim kuşam hevesinden maymun.
2- Fakir düşmeye razı olmadığından köpek.
3- Kocasına ve diğer insanlara kibrinden yılan.
4- Gece gündüz koğuculuk yaptığından akrep.
5- Evden eşya sattığından fare.
6- Erkeklere hile kurduğundan tilki.
7- Kocasına itaat ettiğinden dolayı koyundur.
(İmam Gazali, Nasihatül Mülk)

9 Tevbe Suresi 71. Ayet;
Mümin erkeklerle mümin kadınlar birbirlerinin dostudurlar. (Birbirlerine) iyiliği emreder (öğütler), kötülükten engeller (sakındırır)…

 

Hanefilerden bazıları kadının sesinin de avret olduğu görüşündedirler.
(Fıkhus Siyre)


Bir hadis şöyledir:
Ancak ve ancak mahremleriniz olan erkeklerle konuşacaksınız.
(İbni Kesir 4/355)

Kadınlara danışmayın, onlara muhalefet edin. Kadınlara muhalefet edin, zira kadınlara muhalefet berekettir.
(Kadınlara Dîni Bilgiler; Suyuti, Lealil Masnua 2; İbn Arrak, Tenzihüş Şeria 2)

Kim ki karısına itaat ederse Allah onu yüzüstü Cehenneme atar.
(İbn Arrak 2)

Başlarına bir kadını geçiren bir kavim asla iflah olmaz. 
(Hanbel, Müsned; Tirmizi, Fiten; Nesai, Kudat; Buhari, Fiten)

           

            Eğer Nebi Muhammed bu sözü söylemiş olsaydı, Hz. Ayşe Cemel Savaşı’na komuta etmezdi; Talha ve Zübeyr de onu başlarına getirmezlerdi. Mümin erkekler ile mümin kadınlar birbirlerinin dostudurlar; (birbirlerine) iyiliği emreder ve kötülükten sakındırırlar (9:71-72). Ayrıca, Allah’ın kitabında Sebe kavmine hükmeden bir hanımdan da bahsedilmektedir (27:22-24).

Kadınlara yazıyı öğretmeyin. Dikişi ve Nur Suresi’ni öğretin.
(İbnü’l Cevzi, Mevzuat)

CİNSELLİĞİ SAĞLAMA ALMAK İÇİN HADİS UYDURMA
Kişi kadınını yatağa davet eder de kadın kaçarak eşi sinirli bir şekilde gecelerse, melekler o kadına sabaha kadar lanet eder.
(Buhari 9/36)

Bir hadiste şöyle denilir: “Camiye gelirken kokulanan kadın, evine dönüp de cünüplükten ötürü boy abdesti alır gibi yıkanmadıkça, Allah katında onun namazı kabul olmaz.”
(Avnül Mabül 11/230)

33 Ahzab Suresi 35. Ayet:
Müslüman erkekler ve müslüman kadınlar, mümin erkekler ve mümin kadınlar, (Allah'a) itaatkâr erkekler ve (Allah'a) itaatkâr kadınlar, doğru olan erkekler ve doğru olan kadınlar, sabreden erkekler ve sabreden kadınlar, (Allah'a saygı gösteren) mütevazı erkekler ve (Allah'a saygı gösteren) mütevazı kadınlar, sadaka veren erkekler ve sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkekler ve oruç tutan kadınlar, namuslarını koruyan erkekler ve (namuslarını) koruyan kadınlar, Allah'ı çok hatırlayan erkekler ve (Allah'ı çok) hatırlayan kadınlar var ya, işte Allah bunlar için bir bağışlanma ve büyük bir ödül hazırlamış (olacak)tır.

 

Doğrularım Allah’ın, yanlışlarım ise bana aittir.     Aydın Orhon

 

 

PUTLARIMIZI KIRALIM...


 

            KISA KISA…

 

PUTLARIMIZI KIRALIM…

 

            İslam'da "put", Allah'tan başka bir varlığı; bir heykeli, resmi veya bir nesneyi ilah olarak ya da Tanrı'nın eşdeğeri olarak kabul etmek anlamına gelir. Şirk, İslam'ın en büyük günahı olarak kabul edilen, Allah’a ortak koşma veya Allah’tan başka varlıklara tapma eylemidir. Put, bu anlamda, insanların Allah'a karşı olan inançlarını zayıflatan ve samimi kulluklarını olumsuz etkileyen bir etken olarak görülür.

 

İSLAM'A GÖRE PUT VE ŞİRK

 

      PUTUN TANIM:
      Put, maddi veya manevi bir varlık olarak, insanların tapındığı, ruhsal bir güç veya otorite olarak kabul edilen nesneler, heykeller, semboller veya insanlar olabilir. İslam, bu tür uygulamaları kesin bir dille yasaklar.

 

      ŞİRKİN TANIMI:
      Şirk, Allah’tan başka herhangi bir varlığa, güç ve otorite atfetmek veya O’na eş koşmak anlamına gelir. Bu, yalnızca fiziksel putlara değil, aynı zamanda idoller olarak kabul edilen düşünce sistemleri, ideolojiler ve maddi şeylere de uygulanabilir.

 

PUTLARDAN SAKINMA YOLLARI

 

      TEVHİD İNANCI:
      İslam’da, Allah’ın birliği inancı (tevhit) esastır. Müslümanlar, Allah'ın bir olduğu ve hiçbir ortağı olmadığını kabul ederler. Tevhit, putların ve şirkin en temel karşıtıdır.

           

            BİLGİ VE BİLİNÇ:
             İslam inancını derinlemesine öğrenmek ve anlamak, Yüce Allah'ın kitabını anladığımız dilden okuyarak mümkün olur. Bu, şirke düşme riskini ortadan kaldırır. Bu bağlamda, öncelikle Kur'an-ı Kerim'in öğretilerini dikkatlice incelemek büyük bir önem taşır.

 

      DUA VE İBADET:
      Tüm ibadetlerin yalnızca Allah'a yapılması gerektiğini hatırlamak ve bu yönde ibadet ve dua etmek, insanların kalplerinde putlara karşı bir koruma oluşturur.

 

      YANLIŞ ÖĞRETİLERDEN UZAK DURMAK:
      Her türlü batıl inanç ve yanlış uygulamalardan uzak durmak, put ve şirke düşmeme açısından önemlidir. Dini konularda tek güvenilir kaynak Kur’an-ı Kerim’dir. Ondan bilgi edinmek bu anlamda faydalıdır.

 

            TASAVVUR VE DÜŞÜNCE KONTROLÜ:
            İnsan zihninde yer eden put ve şirke dair düşünceleri sorgulamak ve bunlardan uzak durmak gerekir. Kişisel inançlarda netlik sağlamak önemlidir.

 

      TOPLUMSAL VE KÜLTÜREL FAKTÖRLER:
      Bulunduğunuz çevredeki toplumsal ve kültürel inanç ve uygulamalara dikkat etmek, bu tür unsurlardan korunma yöntemlerinden biridir.

 

      Bir ayet ve onun açılımıyla makalemizi bitirelim inşallah.

 

                  2 Bakara Suresi 170. Ayet;
Onlara (müşriklere) "Allah'ın indirdiğine uyun!" dendiği zaman, onlar "Hayır! Biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz (yol)a uyarız." dediler. Ataları hiçbir şey akıl etmemiş, doğruyu bulamamış olsalar da mı?

 

Bu ayetten anlaşılan bazı önemli noktalar şunlardır:

 

      Müşriklerin Direnci:
      Ayette, müşriklerin, Allah'ın indirdiği emirleri ve öğretileri reddederek atalarının inanç ve geleneklerine bağlı kalmayı tercih ettikleri belirtiliyor. Bu, toplum içindeki geleneklerin ve kültürel normların insan davranışları üzerindeki etkisini gösterir. Genellikle insanlar, geçmişten gelen inançlarına ve uygulamalarına sıkı sıkıya bağlı kalma eğilimindedir.

 

      Kritik Düşünce ve Akıl Kullanma:
     
Ayet, atalarını sorgulamadan takip eden kişilerin akıllarını ve mantıklarını kullanmadıklarını vurguluyor. Müşriklerin inançlarının gerçek olup olmadığını sorgulamaları gerektiği belirtiliyor. Bu, bireylerin dini inançlarının sadece atalarının yolunu takip etmekle değil, aynı zamanda akıl ve mantık çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini gösterir.

 

      Doğru Yolun Takibi:
      Allah'ın indirdiği vahiy ve kuralların, insan hayatında rehberlik etmesi gerektiği mesajı vardır. İnançlarda ve uygulamalarda sahih olanı bulmak için aklın, vahyin ve ilahi tek kaynak Kur’an’ın dikkate alınmasının önemi vurgulanmaktadır.

 

      Dini ve Kültürel Mirasın Rolü:
      Dindarlığın ve inancın yerleşik gelenek ve görenekler tarafından şekillendirildiği durumları eleştirirken, aynı zamanda herkesin kendi inançlarını sorgulamasının ve geliştirmesinin gerekliliğini ifade eder.

 

      Hatalı İkna ve Taklit:
      Atalarına uymanın, onların hatalarını tekrara neden olurken, bireylerin kendi kararlarını ve inançlarını oluşturması gerektiği fikrini destekler. İnsanların kendi inançlarını temellendirmeleri,  geleneğe dayanarak değil, sağlam kanaatlerle yönlendirilmelidir.

 

            Genel olarak,  inanç ve ibadet konularında bireylerin ve toplulukların sorgulayıcı bir tutum takınmaları gerektiğini ve akıl ve vahyin rehberliğiyle hareket etmenin önemini vurguluyor. Geleneklere karşı çıkmak ve doğruyu bulma çabası, İslam dininin özünde yatan bir değerdir.

           

             Günümüz İslam anlayışında putlardan sakınmak, sadece fiziksel nesnelerden değil, aynı zamanda kalp ve zihinlerde yer eden batıl inanç ve fikirlerden de uzak durmayı gerektirir. Bunun yanı sıra, din kisvesine bürünmüş sahtekârların etkisinde kalmamak da son derece önemlidir. Müminin temel görevi, Allah'a olan kulluğunda samimi bir biçimde tevhit inancını korumaktır.

 

Doğrularım Allah’a yanlışlarım ise bana aittir.                        Aydın Orhon

TOMURCUK MEMELİ KIZLAR? Nebe Suresi’nin Cennet Tasvirini Yeniden Okumak Kur’an’ı anlamaya çalışırken bazen tek bir kelime, bir ayetin nas...