Dine Katkı Yapmadan Allah’a Kulluk


Dine Katkı Yapmadan Allah’a Kulluk
İslam, inananları yalnızca Allah’a kulluk etmeye ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmamaya davet eder.
Zümer Suresi 11'de şöyle buyrulmaktadır:
"Dine hiçbir şey katmadan Allah'a kulluk etmekle emrolunan."
Bu ayet, inananların dinlerini saf bir şekilde yaşaması gerektiğini belirtir.
Sevgili Nebi, Zümer Suresi 14'te de:
"Ben dine hiçbir şey katmadan Allah'a kulluk ederim."
diyerek bu gerçeği pekiştirmiştir. Ancak, buna rağmen bazı kişiler, Nebi'ye binlerce rivayet isnad ederek dine çeşitli unsurlar eklemekte ve bu rivayetleri vahiy olarak sunmaktadır. Bu durum, Nebi’yi, resulü, uyarıcı ve müjdeci olan sevgili Nebi’yi Allah’a ortak eden bir anlayışa yol açmaktadır.
Kur'an, bu tür yaklaşımlara karşı uyarılarda bulunmaktadır.
Kalem Suresi 36'da:
"Ne oluyor size, nasıl hüküm veriyorsunuz?"
sorusuyla, insanların kendi görüşleriyle din hakkında hüküm vermelerinin yanlışlığına dikkat çekilmektedir.
Ayrıca, Hucurat Suresi 16'da:
"Dinini Allah'a siz mi öğretiyorsunuz?"
ifadesi, dinin özünü ve kaynağını sorgulayan bir uyarıdır. Din, insanların kendi görüşleriyle şekillendirebileceği bir olgu değildir; bu, yalnızca Allah’a aittir.
Kehf Suresi 26'da ise:
"Hüküm Allah’ındır ve ortağı yoktur."
denilerek, Allah’ın hükmünün mutlak olduğu ve O’na hiçbir şeyin ortak koşulamayacağı vurgulanmaktadır. Vahiy ise yalnızca Kur'an’dır.
Rad Suresi 30'da bu gerçek bir kez daha dile getirilir:
"Vahiy sadece Kur'an'dır."
Dinimizi yaşarken, yalnızca Allah’a yönelmek ve O’na kulluk etmekle yükümlüyüz. Dine hiçbir şey katmadan, saf bir inançla Allah’a yönelmek, İslam’ın özüdür. Bu nedenle, dinimizi şekillendiren tek otorite Allah’tır ve O’nun kelamı Kur'an’dır.
Selam ve dua ile...

İslam'da Dayanışma ve Paylaşmanın Önemi




İslam'da Dayanışma ve Paylaşmanın Önemi



İnfak, İslam dininin özünde yer alan ve toplumsal dayanışmayı teşvik eden önemli bir erdemdir. İnfak, ihtiyaç sahiplerine yardım etme, paylaşma ve dayanışma anlamına gelir. Kur'an-ı Kerim'de infak ile ilgili birçok ayet bulunmaktadır ve bu ayetler, infakın nasıl yapılması gerektiği, kimlere yardım edileceği ve bu eylemin önemi hakkında önemli bilgiler sunmaktadır.



Bakara Suresi 254. ayette, "Ey iman edenler! Mallarınızı, kendi aranızda haksızlıkla yemeyin ve birbirinize rüşvet vermek için mallarınızı hakimlere ulaştırmayın. Oysa ki, Allah'a ve ahiret gününe iman edenler için bu, çok kötü bir şeydir." buyrulmaktadır. Bu ayet, infakın adaletli bir şekilde yapılması gerektiğini vurgular. Aynı surede 215. ayette ise, "Sana kimlere infak edeceklerini sorarlar. De ki: 'Herhangi bir hayır, ana-babaya, akrabalara, yetimlere, yoksullara ve yolda kalmışlara aittir. Ve her ne hayır yaparsanız, Allah onu bilir.'" ifadesi, infakın önemini ve bunun nasıl yapılması gerektiğini açıkça ortaya koyar. Burada, infakın sadece zenginlerin değil, her müminin sorumluluğu olduğu anlaşılmaktadır.



İnfakın kimlere yapılacağına dair detaylar da Kur'an'da açıkça belirtilmiştir. Bakara Suresi 177. ayetinde, "İyilik, yüzlerinizi doğuya ve batıya çevirmeniz değildir. Asıl iyilik, Allah'a, ahiret gününe, meleklere, kitaba ve resüllere iman eden, malını sevdiği halde ana-babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara, ihtiyaç sahiplerine harcayanlardır." denilmektedir. Bu ayet, infakın kimlere yapılması gerektiğini net bir şekilde ortaya koyar: ana-babaya, akrabalara, yetimlere, yoksullara ve yolda kalanlar gibi ihtiyaç sahiplerine.



İnfakın sadece maddi yardımlarla sınırlı olmadığını, aynı zamanda manevi destekleri de kapsadığını unutmamak gerekir. En'am Suresi 141. ayette, "O, bahçeler ve ekinler yarattı; onlardan yeyin. Onların hakkını verin." denilerek, Allah'ın verdiği nimetlerin paylaşılması gerektiği hatırlatılmaktadır. Bu bağlamda, Bakara Suresi 219. ayeti, "Sana neyi infak edeceklerini sorarlar. De ki: 'Vazgeçilebileni infak edin.'" diyerek, infakın Allah rızası için yapılması gerektiğini belirtir.



İnfakın en güzel anı, hasat anıdır. Hasat, emeğimizin karşılığını aldığımız, Allah'ın bize sunduğu nimetleri paylaşma fırsatını bulduğumuz bir zamandır. Bu nedenle, infakın sadece bir zorunluluk değil, aynı zamanda bir fırsat olduğu unutulmamalıdır. Furkan Suresi 67. ayette, "Onlar, harcadıklarında ne israf ederler ne de cimrilik yaparlar." buyrulmaktadır. Bu ayet, infakın dengeli bir şekilde yapılması gerektiğini vurgular.

Ayrıca, Bakara Suresi 274. ayetinde, "Mallarını gece gündüz, gizli-açık Allah yolunda infak edenler var ya onlar için Rableri katında ödülleri vardır. Onlara herhangi bir korku yoktur; onlar üzülmeyecek de. " denilmektedir. Ayetten infakı açıktan da verebileceğimizi belirtilmektedir. Ancak en makbulünün gizli olarak vermek olduğu da Bakara Suresi 271. ayetten anlıyoruz. İnfak maddi bir yükümlülük değil, aynı zamanda bir ibadetir. Bakara Suresi 267. ayeti de, "Ey iman edenler! Temiz ve güzel olanlardan infak edin." diyerek, infakın kalitesine dikkat çekmektedir. Bu ayet; Bakara 2:177, Al-i İmrân 3:92 ve İnsân 76:8. ayetleriyle birlikte okunmalıdır. Amaç, en değerli şeylerden infak etmenin gerekliliğine dikkat çekmektir. Çünkü infak, aslında vermek değil, almaktır. Allah için infakta bulunanlara, mahşerde bunun kat kat fazlası verilecektir.





İnfakın bir diğer önemli boyutu da, başa kalkmama ve yardım edilen kişiyi rencide etmemektir. Bakara Suresi 264. ayetinde, "Ey iman edenler! Sadakalarınızı, başa kalkmadan ve rencide etmeden verin." buyrulmaktadır. Bu ayet, infakın nasıl yapılması gerektiği konusunda önemli bir rehberlik sunar. Ayet, "Böylesinin durumu, üzerinde biraz toprak bulunan düz kayaya benzer ki, sağanak bir yağmur isabet etmiş de onu çıplak pürüzsüz kaya haline getirivermiştir." diye  tanımlamıştır.



Sonuç olarak, infak, İslam dininin özünde yer alan bir erdemdir. Bu erdem, sadece maddi yardımlarla sınırlı kalmayıp, toplumsal dayanışmayı ve yardımlaşmayı da teşvik eder. İnfakın en güzel anı, hasat anıdır; bu, Allah'ın verdiği nimetlerin paylaşılması ve toplumsal dayanışmanın güçlenmesi için bir fırsattır. İslam, infakın adaletli ve dengeli bir şekilde yapılmasını öğütlerken, bireylerin de bu sorumluluğu yerine getirmelerini beklemektedir.


Doğrularım Allah'ın, yanlışlarım benimdir. Aydın Orhon


Kur'an ve Resulullah: Örnek Almanın Yolu

Kur'an ve Resulullah: Örnek Almanın Yolu


İslam dininin temel kaynaklarından biri olan Kur'an, müminler için yalnızca bir ibadet kitabı değil, aynı zamanda hayatın her alanında rehberlik eden bir kılavuzdur. Kur'an, Resulullah’ın örnekliğini de içermektedir. Bu makalede, Kur'an’ın Resulullah’ı nasıl örnek aldığımızı ve bu örnekliğin Kur'an ayetleriyle nasıl desteklendiğini ele alacağız.

Kur'an Yeter mi?
Kur'an yeter demek, bazıları tarafından yanlış anlaşılarak, Resulullah’ı yok saymak olarak yorumlanmaktadır. Ancak, Kur'an, Resulullah’ın güzel örneklerini de içermektedir. Kur'an’da, "Andolsun, sizin için Allah’ın Resulünde güzel bir örnek vardır." (Ahzab 21) ifadesi, Resulullah’ın örnekliğinin Kur'an’da yer aldığını açıkça belirtir. Bu nedenle, Kur'an’a sarılmak, Resulullah’ı örnek almak için yeterlidir.

Kur'an’dan Örnek Almanın Yolları
Kur'an, Resulullah’ın hayatını ve öğretilerini anlamak için en doğru kaynaktır. İşte, Kur'an’dan yola çıkarak Resulullah’ı nasıl örnek alabileceğimize dair 21 madde:


1. Yalnız vahye uyarım.

"De ki: 'Ben yalnızca Rabbimden bana vahyedilene uyarım.'" (Araf 203)

2. Yalnız Allah'a davet ederim.

"De ki: 'Ben yalnızca Rabbime davet ederim.'" (Yusuf 108)

3. Yalnız Rabbime dua ederim.

"Ben yalnızca Rabbime dua ederim." (Cin 20)

4. Asla Allah'a ortak koşmam.

"Ben yalnızca Rabbime davet ederim ve O'na hiçbir şeyi ortak koşmam." (Yusuf 108)

5. Kimseyi vekil, koruyucu kabul etmem.

"Eğer Allah sana bir zarar vermek isterse, O'ndan başka hiç kimse onu giderecek değildir." (Enam 107)

6. Sadece vahiyle uyarırım.

"De ki: 'Ben yalnızca vahiy ile uyarırım.'" (Enbiya 45)

7. Allah'tan başka hüküm koyucu tanımam.

"Rabb'inin indirdiği ile hüküm ver." (Enam 114)

8. Kur'an'la cihad ederim.

"Onlarla, Kur'an ile cihad et." (Furkan 52)

9. Sadece hatırlatırım, zorba değilim.

"Sen sadece hatırlatıcısın, zorba değilsin." (Ğaşiye 22)

10. Dinimi Kur'an'dan öğrenirim.

"O, sana ve onlardan öncekilere vahyettiğimizdir." (Şura 52)

11. Allah'ın indirdiği ile hüküm veririm.

"Onların arasında Allah'ın indirdiği ile hüküm ver." (Maide 48)

12. Kimseden ücret istemem.

"Ben sizden bir ücret istemiyorum." (Enam 90)

13. Dinimi yalnız Allah'a has kılarım.

"Ben dinimi yalnızca Allah'a has kıldım." (Zümer 14)

14. Kur'an'dan başka hitap kabul etmem.

"Kur'an'dan başka bir hitap kabul etmem." (Yunus 15)

15. Her türlü şerden Allah'a sığınırım.

"Şerden Allah'a sığınırım." (Felak 2)

16. Allah'a kul olun der, O'na kulluk ederim.

"Allah'a kulluk edin." (Ali İmran 79)

17. Bir karar alırken istişare ederim.

"İstişare et." (Ali İmran 159)

18. Allah'a karşı yalan uydurmam.

"Allah'a karşı yalan uydurmak büyük bir günah." (Enam 93)

19. Hata yapsam da Allah'a tevbe ederim.

"Hata yaptığımda Allah'a tevbe ederim." (Muhammed 19)

20. Allah'ın haram dediğini haram sayarım.

"Allah'ın haram kıldığı şeyleri haram sayarım." (Enam 145)

21. Hakikati bildirir, Allah'a ortak koşanlardan yüz çeviririm.

"Hakikati bildir ve Allah'a ortak koşanlardan yüz çevir." (Hicr 94)


Görüldüğü üzere, Resulullah’ın örnekliği, Kur'an’ın ayetlerinde mevcuttur. Onu örnek almak isteyenlerin Kur'an’a sarılması ve onun öğretilerine uyması yeterlidir. Kur'an, din adına her şey için olduğu gibi, Resulullah’ı örnek almak için de bize yeterlidir. Bu nedenle, Kur'an’ı anlayarak okumak ve onun mesajlarını hayatımıza yansıtmak, her Müslümanın sorumluluğudur.


Doğrularım Allah'ın yanlışlarım benimdir.                              Aydın Orhon


Kur'an’a Teslimiyet: İslam’ın Temel Kaynağı

 

Kur'an’a Teslimiyet: İslam’ın Temel Kaynağı

İslam dininin özünü ve temelini oluşturan Kur'an, müminlerin hayatında vazgeçilmez bir rehberdir. Kur'an, Allah tarafından insanlığa gönderilmiş olan ilahi bir kitaptır ve inananlar için tek doğru yol göstericidir. Bu makalede, Kur'an’a olan teslimiyetin önemi, dinin kaynağı olarak Kur'an’ın rolü ve bireysel inanç anlayışının nasıl şekillendiği ele alınacaktır.

Kur'an, İslam dininin tek kaynağıdır. Müslümansak, din adına yapılan her şeyin Kur'an’a uygun olması gerektiğine inanmamız gerekir. Bu, inancımızın temel bir parçasıdır. Kur'an, sadece bir ibadet kitabı değil, aynı zamanda hayatın her alanında rehberlik eden bir kılavuzdur. İslam’ın temel prensipleri, ahlaki değerleri ve sosyal kuralları Kur'an’da açıkça belirtilmiştir. Bu nedenle, bir Müslüman olarak Kur'an’a teslimiyet, inancın en önemli göstergelerinden biridir.

Kur'an’da, "Bu kitap, onda şüphe yoktur; takva sahipleri için bir rehberdir." (Bakara 2) ayeti, Kur'an’ın rehberlik özelliğini vurgular. Bu ayet, Kur'an’ın inananlar için ne denli önemli bir kaynak olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.

İslam dünyasında farklı mezhepler ve alimler bulunmaktadır. Ancak, bir Müslüman olarak, bu mezheplere veya alimlere bağımlı kalmadan, doğrudan Kur'an’a yönelmek esastır. Her birey, Kur'an’ı kendi anlayışıyla yorumlayabilir ve bu yorumlar, kişisel inançlarını şekillendirebilir. Bu bağlamda, bir mezhebe veya alime teslim olmak yerine, Kur'an’ın mesajını anlamak ve yaşamak, bireysel bir sorumluluktur.

Kur'an’da, "Eğer bir şeyde ihtilafa düşerseniz, onu Allah’a ve Resulüne götürün." (Nisa 59) ayeti, inananların her konuda Kur'an’a ve Resül'ün öğretilerine başvurmaları gerektiğini belirtir. Bu, bireysel inanç anlayışının önemini pekiştirir.

Cemaatler ve tarikatlar, bazı Müslümanlar için bir topluluk oluşturabilir ve manevi destek sağlayabilir. Ancak, bu tür oluşumların, Kur'an’a olan bağlılığı zayıflatmaması gerektiği unutulmamalıdır. Müslümanlar, Allah’a olan teslimiyetlerini ve ibadetlerini doğrudan Kur'an’a dayandırmalıdır. Şefaat ve manevi destek arayışında, Kur'an’ın öğretileri her zaman öncelikli olmalıdır.

Kur'an’da, "De ki: 'Benim yolum, açık bir şekilde Allah’a davet etmektir. Ben ve benimle olanlar, Allah’a teslim olmuşuzdur.'" (Yusuf 108) ayeti, bireysel teslimiyetin ve davetin önemini vurgular. Bu, inananların Kur'an’a olan bağlılıklarını pekiştiren bir mesajdır.

Kur'an’a teslimiyet, bir Müslümanın hayatındaki en önemli unsurlardan biridir. Bu teslimiyet, sadece Kur'an’ı okumakla kalmayıp, onun öğretilerini hayatına uygulamakla da ilgilidir. Kur'an, insanlara doğru yolu gösterirken, aynı zamanda onları Allah’a yaklaştıran bir rehberdir. Müminler, Kur'an’a teslim olarak, Allah’ın emirlerine uymayı ve O’nun rızasını kazanmayı hedeflemeli.

Kur'an’da, "Kim Allah’a ve Resulüne itaat ederse, işte onlar, Allah’ın kendilerine nimet verdiği elçiler, sıddıklar, şehitler ve salihlerle beraberdir." (Nisa 69) ayeti, Kur'an’a ve Allah’a olan teslimiyetin sonuçlarını açıkça belirtir. Bu ayet, inananların doğru yolda ilerlemeleri için Kur'an’a olan bağlılıklarının ne denli önemli olduğunu gösterir.

Kur'an, İslam dininin tek kaynağıdır ve müminlerin hayatında merkezi bir rol oynamaktadır. Kur'an’a olan teslimiyet, bireysel inanç anlayışının temelini oluşturur. Müslümanlar, din adına yapılan her şeyin Kur'an’a uygun olmasına dikkat etmeli ve bu ilahi kitabı hayatlarının merkezine almalıdırlar. Ben bir Kur'an’a teslim olmuş Müslümanım diyerek, bu inancı yaşamak ve yaymak, her Müslümanın sorumluluğudur. Kur'an, yalnızca bir kitap değil, aynı zamanda bir yaşam rehberidir ve bu rehberliğe sadık kalmak, inananların en önemli görevlerinden biridir.


Doğrularım Allah'ın, yanlışlarım benimdir.                                   Aydın Orhon




İman ve Mücadele: Allah’a Yardım Etmenin Önemi

 İman ve Mücadele: Allah’a Yardım Etmenin Önemi

İman, insanın ruhundaki en derin ve en güçlü duygulardan biridir. İman edenler, hayatlarını bu inanç etrafında şekillendirir ve Allah’a olan güvenleriyle zorlukların üstesinden gelmeye çalışırlar. Kur'an-ı Kerim, inananlara yönelik birçok öğüt ve müjde sunarak, onların hayatlarına ışık tutmaktadır. Bu makalede, iman edenlerin Allah’a yardım etme sorumluluğu, dinin önemi, zorluklar karşısında gösterilen sabır ve mücadele ruhu gibi konular ele alınacaktır.

Kur'an'da, "Ey iman edenler; siz Allah’a yardım ederseniz, O da size yardım eder ve sebatınızı arttırır." (Muhammed 7) ayeti, inananların Allah’a olan bağlılıklarının ne denli önemli olduğunu vurgular. Allah’a yardım etmek, O’nun dinine hizmet etmek ve bu yolda sebat göstermek, müminlerin en önemli görevlerindendir. Bu yardım, sadece sözde değil, eylemde de gerçekleşmelidir. Müminler, Allah’ın emirlerini yerine getirerek, O’nun rızasını kazanmak için çaba göstermelidirler.

Sabır, iman edenlerin karşılaştıkları zorluklar karşısında gösterdikleri bir erdemdir. Zorluklar, insanın sabrını sınar ve bu sınavlar, inananların Allah’a olan bağlılıklarını pekiştirir. Sabırlı olmak, sadece zorluklar karşısında değil, aynı zamanda Allah’ın emirlerine uymakta da önemlidir. Sabır, müminlerin ruhsal gelişiminde önemli bir rol oynar ve onları daha güçlü kılar.

Kur'an’da, "Ey inanıp güvenenler; sizden kim dininden dönerse Allah, daha sonra onların yerine sevdiği bir topluluk getirir; onlar da O’nu severler." (Maide 54) ayeti, dinin önemini ve Allah’ın kudretini hatırlatmaktadır. Dininden dönenler, Allah’ın sevgisini kaybederken, O’nun yerine getireceği yeni topluluk, iman dolu bir hayat sürmeye devam edecektir. Bu, inananlar için bir uyarı ve aynı zamanda bir müjdedir. Din, sadece bireysel bir inanç değil, aynı zamanda toplumsal bir sorumluluktur. Müminler, dinlerine sahip çıkarak, toplumsal değerleri korumalı ve bu değerleri gelecek nesillere aktarmalıdır.

Kur'an’da, "Allah’a davet eden, dürüst ve erdemli davranan ve 'Elbette ben kayıtsız şartsız Allah’a teslim olanlardanım' diyenden daha güzel sözlü kim olabilir?" (Fussilet 33) ifadesi, inananların toplumda nasıl bir rol üstlenmeleri gerektiğini açıkça ortaya koymaktadır. Dürüstlük ve erdem, bir müminin en önemli vasıflarındandır. Bu özellikler, insanları Allah’a davet etmenin en etkili yollarındandır. Müminler, erdemli davranışlarıyla çevrelerine örnek olmalı ve insanları iyiye yönlendirmelidirler.

Davet, sadece sözle değil, aynı zamanda davranışlarla da yapılmalıdır. İnsanlar, erdemli ve dürüst bir yaşam sürerek, başkalarına ilham verebilirler. Bu, toplumda pozitif bir değişim yaratmanın en etkili yoludur. İman edenler, Allah’ın rızasını kazanmak için sürekli olarak kendilerini geliştirmeli ve başkalarına da bu yolda rehberlik etmelidirler.

Zorluklarla karşılaşıldığında, "Onlar ki, malum insanlar kendilerine: 'Bakın, düşmanlarınız size saldırı için toplandı, onlardan korkun!' demişlerdi de, bu onların imanını artırmış ve şöyle cevap vermişlerdi: 'Allah bize yeter, O ne güzel vekildir!'" (Âl-i İmran 173) ayeti, inananların zorluklar karşısında nasıl bir tavır sergilemeleri gerektiğini göstermektedir. İman, zorluklar karşısında bir güç kaynağıdır. Müminler, karşılaştıkları her türlü zorluğun üstesinden gelebilmek için Allah’a güvenmeli ve O’na sığınmalıdırlar.

Zorluklar, aynı zamanda birer fırsattır. Müminler, bu fırsatları değerlendirerek, ruhsal olarak daha da güçlenebilirler. Zorluklar karşısında gösterilen sabır ve metanet, inananların Allah’a olan bağlılıklarını pekiştirir ve onları daha da olgunlaştırır.

Son olarak, "Davamız uğrunda var gücünü harcayanları, elbette kendi yollarımıza yönelteceğiz. Ve şüphesiz Allah iyi ve erdemli olanların yanındadır." (Ankebut 69) ayeti, mücadelenin önemini ve Allah’ın yardımını müjdelemektedir. Müminler, davaları uğruna mücadele ettiklerinde, Allah’ın onlarla olduğunu bilmelidirler. Mücadele, sadece fiziksel bir savaş değil, aynı zamanda ruhsal bir savaştır. Müminler, nefisleriyle, kötü alışkanlıklarıyla ve toplumun olumsuz etkileriyle mücadele etmelidirler.

Mücadele, inananların hayatında önemli bir yer tutar. Müminler, adalet, hak ve özgürlükler için mücadele etmeli ve bu değerleri korumalıdırlar. Allah’a olan inançları, onları bu yolda cesaretlendirecek ve güçlendirecektir.

Kur'an-ı Kerim’deki bu ayetler, iman edenlerin hayatlarına yön veren, onları cesaretlendiren ve Allah’a olan bağlılıklarını pekiştiren önemli mesajlar içermektedir. İman, sadece bir inanç değil, aynı zamanda bir yaşam biçimidir. Müminler, bu öğütleri dikkate alarak, hayatlarını Allah’a adamalı ve O’nun rızasını kazanmak için çaba göstermelidirler. İman, zorluklar karşısında bir güç kaynağıdır ve bu güç, inananların hayatlarını daha anlamlı kılar. Allah’a yardım etmek, O’nun dinine hizmet etmek ve bu yolda sebat göstermek, müminlerin en önemli görevlerindendir.

Doğrularım Allah'ın, yanlışlarım benimdir.                             Aydın Orhon


Zikir ve Zikrullah Nedir?

Zikir ve Zikrullah Nedir?


Kur’an’ın temel kavram ve konularından biri olan zikir kavramını anladığım kadarıyla aktarmaya çalışacağım. Öncelikle belirtmek isterim ki zikir, boncukları veya zikirmatik denilen aleti ele alıp bir kelimeyi papağan gibi yüzlerce defa tekrar etmek değildir. Hadi birlikte bunu deneyelim; mesela “Allah” kelimesini 1000 defa tekrar edelim.



Önce kısa bir ara verip, aşağıdaki adresten bir alıntı yapayım ki yanlış inanışları hatırlayalım:
https://www.sefamerve.com/blog/detail/143/esma-ul-husna-ve-esma-ul-husna-anlamlari.htm



Aynen paylaşıyorum:
“HU ismi şerifi dışında Allah isminin önüne hiçbir isim geçemez. Allah ismini insanlardan uzak, tenha bir yerde abdestli olarak zikredene; Meleklere mahsus alemlerin kapıları açılır. Maneviyatı güçlenir. Yüksek makamlara ulaşır, nurlanır. Her gün Ya Allah Ya Hu diye 1000 defa zikirde bulunanı Allah, kemaliyle rızıklandırır.”


Ara verdiğim için üzgünüm. Ancak bir de ayet paylaşmak zorundayım; amacım daha iyi anlatabilmek.

Mümin Suresi 60. Ayet:
Rabbiniz şöyle demiştir: "BANA DUA EDİN, CEVAP VEREYİM. Şüphesiz ki bana ibadeti bırakıp kibirlenenler, ileride aşağılanarak cehenneme gireceklerdir."

Şimdi uydurulmuş zikre başlayalım:



  1. “ALLAH!” dedik…
    Yüce Allah “Söyle ya kulum” dedi…

  2. “ALLAH” dedik.
    Yüce Allah “Şah damarından da yakın olduğumu unuttun mu? Söyle…” dedi.

  3. “ALLAH” dedik.
    Yüce Rabbim halen büyük bir sabırla kulunun dilemesini beklemektedir, çünkü dileğine cevap verecektir.

  4. “ALLAH” dedik.

  5. “ALLAH” dedik.

  6. “ALLAH” dedik.

Tekrar… Tekrar… Tekrar…

  1. “ALLAH” dedik.

Burada bu komediyi keserek size soruyorum:

  • Çocuğunuz size karşı böyle bir tavır içerisine girse ne yaparsınız?



Zikir, Kur’an’dan öncesi de olan bilgi olarak geçmektedir. Sözlük anlamı, bir bilgiyi muhafaza etmek olarak belirtilmektedir. Vakti geldiğinde kullanıma soktuğun şeydir zikir; daha önceden bildiği bilgiyi işleme sokmaktır. Bir bilgiyi gündemde tutmak, unutmamak, yani Yüce Allah’ın kitabındaki ayetlerin muhatabı olmaktır.



Keyf Suresi 63. Ayet:
(Genç) "Gördün mü (bak şu işe)! Kayaya sığındığımız sırada balığı(n denize düştüğünü söylemeyi) unutmuşum. Onu hatırlamamı bana şeytandan başkası unutturmadı." demişti: O (balık), şaşılacak bir şekilde denizde yolunu tutup gitmişti.
Benzer Ayet: Yusuf 42. Ayet



Gerçeği unutmayalım; sürekli hatırımızda tutalım. Ayetlerde geçen “Allah’ın adının anılması…” ifadesi, ismin sürekli tekrar edilmesi değildir. Kur’an’dan anladığım kadarıyla Yüce Allah’ın kitabının anlayarak okunup hayata taşınmasıdır.



Ayetlerde Kur’an, hem ismini hem de muhtevasını zikir, hatta en büyük zikir olarak belirtmektedir. Kur’an, Allah’ı gereği gibi hatırlamaya ve hatırlatmaya, O’na hakkıyla ibadet etmeye vesile olan bütün söz ve eylemlerimizi zikir olarak değerlendirmektedir. Allah bize ne dedi? Bizden ne istedi? Sorularının muhatabı olmak zikirdir.



Zikrullah; Allah’ı hatırlamaktır. Peki bu nasıl olur? Hayatı Allah bilinciyle yaşamakla olur. Yaşantınızın Allah’ın şahitliğinde gerçekleştiğini bilmekle olur. Özetle; yaptıklarınızın Allah’tan gizleme ihtimalinin olmadığının bilinciyle yaşamaktır.

Zikrullahın diğer anlamı da Yüce Allah’ın seni hatırlamasıdır. Yüce Allah’ın bizi hatırlaması, bizim O’nu hatırlamamız neticesinde gerçekleşir. Bakara Suresi 150. Ayet

“Zikir” ve “zikrullah” kavramları, sadece dil veya kalple Allah’ı hatırlamak veya bazı ifadeleri belirli sayılarda söylemek değildir. Benden farklı düşünen kardeşlerim, lütfen aşağıdaki ayetlere bir göz atsın.

ZİKİRLE İLGİLİ BAZI AYETLER:

2:239; 3:41, 58, 191; 4:103; 7:69, 201, 205; 8:45; 13:9; 15:9; 16:44; 18:24, 28, 101; 19:2, 16, 41, 51, 54, 56; 20:14, 34, 42, 124; 21:10, 24; 23:110; 24:36, 37; 25:18; 26:227; 29:45; 33:21, 35, 41; 36:11; 38:8, 32, 49; 39:22, 23; 43:5, 13, 36; 47:20; 53:29; 54:17, 22, 25, 32, 40; 57:16; 58:19; 62:9, 10; 63:9; 68:51, 52; 72:17; 73:8; 76:25; 77:5; 87:15; 94:4.



Doğrularım Allah'ın yanlışlarım benimdir.                                                        Aydın Orhon





Atalar Dini ve Kuran’ın Rehberliği

Atalar Dini ve Kuran’ın Rehberliği

Hepimiz farklı coğrafyalarda doğduk ve bu coğrafyaların kültürel ve dini etkileriyle şekillendik. Doğduğumuz yer, ailemiz ve çevremiz, inancımızı belirleyen unsurlar arasında yer aldı. Kimimiz Akdeniz'de kimimiz Ege bölgesin de doğdu. Bana çocukken "Sen Sünni/Hanefi bir Müslümansın" dediler. Bu dini aldık kabul ettik, ancak bu kabulün arkasında yatan gerçekleri ben sorgulamadım. Kimse de sorgulamadı... Eğer Amerika’da doğsaydım muhtemelen Hristiyan olacaktım; İran’da doğsaydım Şii, Hindistan da doğsam Hinduizm, Tel Aviv'de doğsaydım Yahudi olacaktım. Yıllarca dinimi sorgulamadan yaşadım. Bırakın sorgulamayı kendim gibi inanmayanları hep sapık saydım. Kendi inancımın doğru olduğunu düşünerek, cennetlik olduğuma inanırken, diğerlerini cehennemlik olarak gördüm. Oysa bu durumun bir kriteri olmalıydı. Kimin sapık, kimin Mümin olduğuna insanlar değil, inandığımı sandığım Allah karar vermeliydi. Ne yazık ki, önüme sunulan dinin hakikat olup olmadığını sorgulamadan, bir yiyecek gibi, içeriğinin sağlıklı mı yoksa zararlı mı olduğunu düşünmeden kaşıkladım.

Birçoğumuz böyle değil miyiz? Hiç şu soruyu sorduk mu: "Ya atalarımız aklını kullanmamış ve yanılmışsa (2:179)?" Sorgulamadığımız din, aslında bizim dinimiz değil, atalarımızın dinidir. Çok uzun yıllar sonra, sebep olanlardan Allah razı olsun atalarımın dinini sorgulamaya başladım ve Kur'an ile tanıştım. Yaşadığım din ile Kur'an'ı kıyasladım. Sonuç, benim için korkuçtu; çünkü Kur'an bana "müşriksin" diyordu. Çünkü atalarımın dini, Kur'an’a göre değil, putlaştırdıkları ruhbanlara göre hüküm veriyordu. Bir yandan da "Hüküm Allah’ındır" diyordu.

İnsanlar Kur'an’a iman ettikleri halde, ayetlere inanmıyordu. Saçma sapan bir cümle oldu ancak olan buydu... Kimisi de bir kısmına inanırken, bir kısmını ise reddediyordu (2:85). Kur'an’a şüpheyle bakan insanlar, rivayetlere geldiğinde sorgulamadan kabul ediyordu. Adeta, kendini ifade edemeyen, emirlerini açıklayamayan ve bunu da kullarına bırakan, bize zor bir kitap gönderip o kitaptan sorumlu tutan zalim bir Allah’a inanıyorlardı. Hadis ve fıkıh kitapları Arapça olmasına rağmen anlaşılıyor, Kur'an’ın anlaşılmadığı söyleniyordu. Hadisleri Türkçe okumakta sorun yoktu, fakat Kur'an’ı Türkçe okuyan sapık oluyordu.

Her şeyi gören ve bilen Yüce Allah, bize çok uzaktı ve O’na ulaşmak için aracılar gerekiyordu. O Allah ki, ayetlerini keçiden koruyamıyordu. Üstelik, torpilciydi; ameline göre değil, adamına göre muamele yapıyor ve kimilerini günahkar olsa bile şefaatçilerin şefaati ile cennetine alıyordu. Ayet okuduğumda, "Sen atalarımızdan iyi mi bileceksin?" deniliyordu. İnsanlar ruhbanların peşinde sürü gibi hareket ediyordu; akla ve vahye değil, atalarına iman ediyordu. Ne zaman bana sunulan dini sorgulasam, "Aklını kullanma, sapıtırsın" deniyordu.

İnsanlar Resulün sözü olan vahye itibar etmiyor, Ebu Hureyre’ye, Buhari’ye itibar ediyordu. Hatta Buhari'nin rivayeti, Allah’ın ayetlerini neshedebiliyordu. Buhari, Müslim, Tirmizi’nin hadislerini onlar reddettiğinde sorun olmuyor, biz reddettiğimizde hadis inkarcısı kafir oluyorduk. Oysa asıl hadis inkarcısı atalarıydı; fakat basireti bağlanmış gözler bunu göremiyordu. Kuran’ı alimler açıklar diyene, "Recm hükmünü alimleriniz hangi ayete göre veriyor?" dediğimizde cevap veremiyordu. Kuran’ı hadisler açıklar diyene, evrenin bütünken parçalara ayrıldığını bildiren ayetle (Enbiya 30) ilgili hadis söylendiğinde, susup kalıyordu.

Cennete girmek o kadar kolaydı ki, insan istese de cehenneme gidemiyordu. Mutlaka bir şekilde kurtarıyordu. Bu yüzden Allah gündemden düşüyordu. İnsanlar ahireti önemsemiyor, dünya hayatının zevklerine dalıp gidiyordu. Allah deyip geçiyor, gavs deyip geçemiyordu. Sadece "Muhammed" desek kıyametler kopuyordu. Tıpkı Hristiyanlardaki gibi, sevgili Nebi, Allah’ın peşi sıra ilah olmuştu. Ruhbanları da sayarsak, ilahlar silsilesi demek daha doğruydu.

Allah kahrediyor, belanı veriyor, yakıyor; fakat ruhbanlar kurtarıyordu. Ruhbanlar, Allah’tan daha merhametli oluyordu. Kuran her yerde çoğunluğu eleştirirken, bunlar "Ehlisünnet velcemaat" diyerek çoklukla övünüyordu. Ayrıca insanlar işine gelmedi mi, diğer mezhebin ictihadını çalabiliyor, amel edebiliyordu. Biliçli veya bilinçsiz mezhep içtihatları resmen Kuran ile savaştırılıyordu. Dini kolaylaştırıyor denilen mezhepler, aksine dini detaylara boğuyordu. Kuran’ın tek kelime ile izah ettiği guslü, mezhepler yüzlerce sayfalık kitapla anlatıyordu. Hiç olmayan kıyamet alametleri için yüzlerce sayfa kitap yazılıyordu. Mezhepler, insanların sırtına yük bindiriyor, dini zorlaştırıyordu.

Üstelik Ebu Hanife’ye sapık, mürted, mürcie, kafir, diyen Buhari’ye, Şafi’ye Hanefiler toz kondurmuyordu. Cehalet, körü körüne iman, asabiyet atalar dininde bedava satılıyordu ve maalesef alıcısı da çoktu.

İşte önümüze sunulan atalar dini, böyle bir din. Lütfen sorgulayın ve size sunulan her dini veriyi Kuran ile kıyaslayın. Dinde tek kaynak, tek rehber Kuran’dır. Yarın hesap günü kaybetmemek için atalarınızın dininden kendinizi kurtarın ve Kur'an’a sarılın.



Doğrularım Allah'ın, yanlışlarım benimdir.                                                   Aydın Orhon









  NEBİ İSA GERİ DÖNECEK Mİ? Nebi İsa’nın kıyametten önce yeniden dünyaya geleceği düşüncesi, İslam dünyasında uzun zamandır kabul gören in...