ÖLMÜŞLERİMİZE KU’RAN OKUNUR MU?

 Kerim hayat kitabıdır. İndiriliş amacını göz ardı edersek, o zaman ölülerin arkasından da okuruz... Kur’an, anlamını bilmeden okunacak kitap haline getirildi. Kur’an’da ölülerin arkasından okunmasını gerektirecek hiçbir işaret yoktur. Ölülerin ruhuna bağışlanmak üzere en çok okunan Yasin Suresidir. Hâlbuki aynı ayette “diri olanı uyarmak için” ifadesi geçer. Yasin’i ölü suresi haline getirmemizin günahı bize yeter. “Apaçık kitabı sana diri olanları uyarman için gönderdik.” ifadesinden nasıl bir yola girdiğimizi anlamak mümkün değildir.

Yasin’in ne ölene ne de ölmek üzere olana faydası olmaz. Dirisi faydalanamamışsa; ölecek veya ölmüş olana ne faydası olabilir? Hayatına taşımadığın Allah’ın emirlerini anlamadığımız dilden seslendirmemiz, Allah’ın emirlerine yüz çevirmeniz bize sadece zarar verir…

Yasin 69, 70. Ayet:
Biz ona (nebiye) şiir öğretmedik; (bu,) ona yakışmaz da. O (kendisine indirilen Kitap), yalnızca bir öğüt ve apaçık bir Kur'an'dır.
(Kur’an) Diri olan kimseleri uyarsın ve onun Allah’ın sözü olduğu, görmezlik edenler açısından da kesinleşsin diye indirilmiştir.

“Atalar kültü” İslamiyet'ten önceki Türklerin inançlarından birisidir. Bu inanç gereğince, ölen kişinin ruhu hiçbir zaman yok olmaz. Kendi yakınlarının içerisinde varlığını sürdürür. Ancak ruhun insanlara zarar verebileceği endişesi daima mevcuttur. İşte bu endişe nedeniyle insanlar ölen kişinin mezarında o şahsa bir takım hediyeler sunarlar. Türklerin İslamiyet'e geçişleriyle birlikte bu inanç da İslami bir kisveye bürünür. Artık Müslümanların mezar yerinde ölülerin ruhlarına Kuran hediye etmesi şeklinde kendini göstermektedir.

İslamiyet’ten önce Türklerin inanç ve adalet anlayışının İslam inancıyla alakası yoktur. İslam inancına göre ölülerin ruhları ne Dünya’da, ne de yaşayan yakınlarının yanındadır. Ruh, berzah âlemi denilen bir âlemde, varlık boyutundadır. (23/100)  Dünya’da kalanlar da çürümüş cesetlerdir.

Günümüzde Kur’an okuma, ticari bir unsur haline geldi. Özel günlerde mezarlıklarda para ile okuyan kişiler her geçen yıl biraz daha artıyor. Bu kişiler Yüce Allah’ın dinini para karşılığı satıyorlar. Satan da alan da aklını kullanmıyorlar.

Bakara 41. Ayet:
Âyetlerimi geçici bir bedele karşılık satmayın!

Yasin 21. Ayet:
Sizden ücret istemeyen bu kişilere uyun. Bunlar doğru yoldadırlar.

Biz de bir hatim indirme geleneği var. Kur’an’ı baştan sona anlamadığınız dilden okuruz; (seslendiririz) sonrada “Hatim indirdim” deriz. Nereden indirdin? Bu vahiyler inmemiş de, sen mi indirdin? Kur’an zaten Yüce Allah tarafından indirilmiştir. Okumamız ve hayata taşımamız emredilmiş. Biz de emirle işimiz yok dercesine; Allah’ın mesajlarına kulağımızı tıkamış, gözlerimizi kör etmişizdir. Aksi halde Kur’an’ı en kılcal damarlarımıza kadar nüfus ettirirdik. Kur’an ancak anladığımız dilden okursak, geleneksel dinin engellediği aklımızı ortaya çıkarabiliriz. Düşünme yeteneğine tekrar kavuşabiliriz. Hayata Kur’an’ı Kerim’in ışığıyla bakmalıyız.

Bu göreve başlamadan önce, Yani Kur’an’ı elimize almadan önce Allah rızası için, kafamızdaki bütün dini bilgileri temizlemeliyiz. Tabiri caizse bilgisayara reset atar gibi zihnimizi tertemiz yapalım. Sonuçta ne kadar mutlu olacağınızı tahmin edemezsiniz. Sebep? Şah damarınızdan daha yakın olan Allah’ın size olan yakınlığını hissedeceksiniz. (50/16)

 

Birlikte düşünelim: Beni çok zengin bir iş adamı olarak kabul edelim. Ölüm kapıma dayandığında vasiyetimi yazıyorum. Diyorum ki, “Ben’im arkamdan sesi en güzel hocalardan on kişiyi kadrolu yüksek maaşla işe alın.”

Siz gariban, kirayı ödeseniz yemeye para kalmıyor; parayı yemeye ayırsanız ev sahibi kapınızda…

Ben vasiyetime devam ediyorum. “Bu hocalar 7/24 bana Kur’an okuyup hatim indirsinler. Sevabını da bana postalasınlar.” Dersem hakkaniyet olur mu? Yüce Allah böyle bir şeyi kabul eder mi?

Dünya’daki hayatımızla,  sonsuz hayatımızı birbirine karıştırmış durumdayız. Kimse para karşılığı cenneti satın alabileceğini sanmasın. Böyle bir durumda zenginlerin veya geride kalanları çok olanların sevap haneleri kabarırken, fakirler ve kimsesizler dünyadan götürdükleriyle kalacaklardır. Yüce Allah’ım böyle bir haksızlık yapar mı?

Enbiya 47. Ayet:
Biz ise, kıyamet gününe ait duyarlı teraziler koyarız da artık, hiç bir nefis hiç bir şeyle haksızlığa uğramaz. Bir hardal tanesi bile olsa ona (teraziye) getiririz. Hesap görücüler olarak biz yeteriz.

Dua etmek tabi ki çok güzel bir davranıştır. Dua etmeyen kişinin Allah nazarında hiçbir değeri yok.

Furkan 77. Ayet:
(İnananlara) de ki: "Dua ve yönelişiniz O'na olan inancınız için değilse, Rabbim size niçin değer versin?" (Ve inkarcılara da de ki:) "Gerçek şu ki, siz (Allah'ın mesajını) yalanladınız: artık bu (günah) yakanızı bırakmayacaktır!"

Muhammed 19. Ayet:
O halde, (ey insanoğlu,) bil ki Allah'tan başka ilah yoktur ve (hala vakit varken) kendi günahlarının ve öteki bütün mümin erkek ve kadınların (günahlarının) bağışlanmasını dile! Çünkü Allah bütün geliş gidişlerinizi ve (dinlenmek için) bütün kalışlarınızı bilir.

Ölmüşlerimize de dua etmemizin hiçbir mahsuru yok. Ancak Kur’an’dan benim anladığıma göre duanın sevabı okuyanadır. Çünkü herkes iyi veya kötü yaptığından sorumludur.

Yunus 30. Ayet:
O an ve işte orada herkes geçmişte yapıp ettiğiyle sorgulanacak; herkes Allah'a, O yüceler yücesi gerçek sahibine döndürülecek; onların boş hayalleri kendilerini yüzüstü bırakacaktır.

Casiye 15. Ayet:
Kim salih bir amel işlerse, kendi lehine işlemiş olur. Kim de kötülük yaparsa, kendi aleyhine yapmış olur. Sonra Rabbinize döndürüleceksiniz.

Yüce Allah, her türlü duamızı bizden istemektedir. Görüldüğü gibi ayetlerle de sabittir. Ölülerimize Dünya’dan sevap nakli ile ilgili tek bir ayette yoktur.  Ölmüşlerime faydasının olmadığına inandığım halde beni etkileyen, okuduğumda rahatlatan dua ayetinin mealini paylaşmak istiyorum.

Bunlar namazlarda sürekli okuduğumuz ayetler…

Bakara 201. Ayet:
Ama içlerinde öyleleri de var ki: "Ey Rabbimiz! Bize bu dünyada da iyilik ver, ahirette de ve bizi ateşin azabından koru!" diye dua ederler.

İbrahim 41. Ayet:
Rabbimiz! Hesabın görüleceği Gün, beni, anamı babamı ve bütün müminleri bağışla!

 

 

Hesabın görüleceği gün iş işten geçmiş olmasına rağmen Rabb’imiz istiyorsa biz de dualarımıza devam edeceğiz. Şimdi bazı arkadaşlar, “Ayet yazıyorsun, sonra da Allah’ın ayetine farklı anlamlar veriyorsun.” Diye serzenişte bulunacaklar. Kardeşlerim, tek bir ayeti cımbızla çıkartıp, anlam vermek yanlıştır. Kur’an bütünlüğünde düşünmemiz gerekir.

Okuyalım,

Yunus 90. Ayet:
Derken İsrailoğulları'nı denizin öte yakasına geçirdik; bunun üzerine Firavun ve ordusu hışımla onların ardına düştü, [denizin dalgaları onları örtüp de Firavun] boğulmak üzereyken: “Elhak, inandım,” dedi, “İsrailoğulları'nın inandığı Tanrı'dan başka tanrı yok! Ve ben de artık kendini yürekten O'na teslim eden kimselerdenim!”

                Firavun Kızıldeniz olayında öleceğini anladığı anda tevbe etti. Müslüman’ım dedi. Senden başka tanrı yok dedi.

 

“Kelime-i şehadet ile ağzımızı kapamayı nasip et” diye dua ederiz. Yine de edelim. Ama bilelim ki ölüm anı geldiğinde amel kapısı kapanıyor. Ölen kimsenin amel defteri kapandığı gibi bir de mühürleniyor. Özetle ölüm anında ve öldükten sonra size kimseden fayda yok. Tek faydalanabileceğiniz kaynak, tek şefaatçiniz amel defterinizdir. Torpil merci Allah katında çalışmaz. Yüce Allah böyle bir şeye mücaade etmez. O son dakikaya kadar yaptığımız ne varsa Allah’ın huzuruna götürdüğümüz de odur. Firavun son dakikada iman ediyor da ne oluyor?

Bakalım,

Yunus 91. Ayet:
[Ona]: “Ancak şimdi mi?” denildi, “Oysa, bu güne kadar [Bize] hep başkaldırmış ve bozguncular arasında yer almıştın!

Gördüğünüz gibi ölüm anında tevbe edenin bile tevbesi kabul olmuyor. Kişinin samimi olup olmadığı belli değil. Belki de sıkıntılı durumdan kurtuluşunda, aynı yolun yolcusu olacak. Daha da önemlisi amel defteri boştur.
Necm 39. Ayet:
İnsan için ancak çalıştığı vardır.

Bir ayet daha ilave edelim.
Nisa 18. Ayet:
Oysa ne ölüm anına kadar kötülük işleyip duran, ama o an gelip çattığında "Şimdi tevbe ediyorum!" diyenlerin tevbesi kabul edilecektir, ne de hakikat inkarcısı olarak ölenlerin; Biz, işte böylelerine şiddetli bir azap hazırlamışızdır.

Bir kişinin son anı, ama hala hayatta; tevbe etmesine rağmen kabul edilmiyor. Bizzat şahıs hayattayken kendini kurtaramıyor. Biz ölmüşümüze sevap transferi yapmaya çalışıyoruz. Ölen kişinin amel defteri kapanmıştır. Şimdi yine kafalarda soru işaretleri oluştu. “Pekiyi ölmeden önce yaptığı yol, çeşme, kitap, hayırlı evlat bunlardan dolayı süregelen sevaplar ne olacak?” Kardeşlerim, Allah bu kişinin bıraktıklarından toplamda ne kadar sevap kazanabileceğini biliyor mu? Amenna… Allah sevabının tamamını amel defterine yazmış ve kapatmıştır.

Yasin 12. Ayet:
Gerçek şu ki Biz, ölüyü yeniden hayata döndüreceğiz ve onların gelecek için yaptıkları her türlü (eylemi) ve geride bıraktıkları bütün (iyi ve kötü) izleri kayda geçireceğiz. Zira biz, her şeyin apaçık kaydını tutarız.

Nebi İbrahim, müşrik olan babası Azer’e "Senin için mutlaka bağışlama dileyeceğim. Fakat Allah'tan sana gelecek herhangi bir şeyi önlemeye gücüm yetmez" (60/4) demişti. İbrahim’in af dilemesi, sırf ona yaptığı vaadi yerine getirmek için olmuştur. Fakat onun Allah düşmanı olduğu kendisine belli olunca, onunla ilgisini kesti. (9/114) Yüce Allah kendisine şirk koşanları affetmez. (4/48) Eğer ölen kişi müşrikse dua da edemeyiz.

Şimdi sormak istiyorum. Nebi İbrahim babasını kurtaramazken biz kimi kurtarabiliriz? Kişinin yaptığı her iyilik kendi lehinedir, her kötülük de kendi aleyhinedir. (2/286)

 

Son bir ayetle noktayı koymak istiyorum. Allah bütün İslam âlemini Kur’an’ı anlayan, anladığını hayatına taşıyan kullarından eylesin…

Sad 29. Ayet:
(Ey Muhammed!) Sana indirdiğimiz bu kutsal ilahi kelam(da her şeyi açıkladık ki) insanlar onun mesajı üzerinde iyice düşünsünler ve akıl iz'an sahipleri ondan ders alsınlar.

 

 

Doğrularım Allah’ın, yanlışlarım bana aittir                                                   Aydın ORHON

MELEKLER SAVAŞIR MI?

Bilim adamlarının açıklamalarına göre Dünyanın oluşumu big bang denilen bir patlamayla birlikte 13,9 milyar yıl önce başlamıştır. Sonra insanoğlunun yaşayabileceği ortam hazırlanmıştır. 386 bin yıl önce insanoğluna ruh üflenmesiyle birlikte kainattaki bütün varlıklar Adem’in emrine sunulmuştur.

(Casiye 13. Ayet) Allah, yarattıklarıyla ilgili bütün bilgileri Adem’e öğretti. Ne, nasıl, nerelerde kullanılır. Ne, ne şekilde ne yaparsa işe yarar? Yararlı mı, zararı var mı? Vb.
Adem’e verilen vahyi teknolojik bilgiler neticesinde öğretilenlerin özelliklerine göre isimlerini koymayı da bilmiştir. Fakat meleklere Adem’e verilen bu bilgiler verilmemiştir.

Allah; yarattığı melek ve insanoğlu arasındaki farklılıkları bir senaryo ışığında bizlere sunuyor.  Melekler, Allah’ın katından her biri farklı kodlamalarla (bilgilerle) bir kısmı göklere bir kısmı da yeryüzüne indirilmişlerdir.
Bakara 30, 31. Ayet: Hani Rabbin, Meleklere: 'Muhakkak ben, yeryüzünde bir halife var edeceğim' demişti. Onlar da: 'Biz seni şükrünle yüceltir ve (sürekli) takdis ederken, orada bozgunculuk çıkaracak ve kan dökecek birini mi var edeceksin?' dediler. (Allah:) 'Şüphesiz sizin bilmediğinizi ben bilirim' dedi.
Âdem’e her varlığın ismini (neye yaradığını) öğretti,  sonra onları meleklere gösterdi: “İddianızda haklıysanız bana şunların isimlerini söyleyin!” dedi.
Adem’e bilgilerin öğretilmesi, öncesi; an ve sonra oluşabileceklerin tamamının Nebi Adem’e aktarılmasıdır. Allah bu anlatım tekniği ile Adem ile Melek arasındaki farklılığı ortaya koymaktadır.

Bu çerçevede dilediği gibi özgür yaşama, düşünme aklını kullanma yeteneği yalnız insanlara verilmiştir. Dünya da denemeye tabi tutulan tek varlıkta insandır.

Melekler kendisine verilen görevi harfiyen onu yerine getirirler. Kesinlikle görevinin dışına çıkmazlar, çıkamazlar. Bir elma ağacının elma vermesi, görevini yerine getirmesidir. Güneş’in sabah doğması akşam batması da onun görevidir. Görevleri yerine getirmeleri Allah’a karşı vazifelerini yapmalarıdır. Allah’a secde etmeleridir.
Casiye 13 Ayet:
Kendinden (bir nimet olarak) göklerde ve yerde olanların tümüne sizin için boyun eğdirdi. Şüphesiz bunda, düşünebilen bir kavim için gerçekten ayetler vardır.

Melekler Âdem, önüne gelen nesnelerin isimlerin ne olduğunu ne işe yarayabileceğini dolayısıyla isimlerini söyleyebildi. Bunun hemen arkasından melekler, Yüce Allah her şeyi iyi bildiği ve her yaptığının yerinde olduğunu  söylerler.

Bakara 32, 33. Ayet:

Melekler, “Biz sana içten boyun eğeriz, bizde senin öğrettiğin dışında bilgi olmaz. Her şeyi bilen ve kararları doğru olan Sensin.” dediler.
 “Size dememiş miydim, ben göklerin ve yerin gaybını (gizlisini, saklısını) bilirim. Neyi açığa vurduğunuzu, içinizde neyi sakladığınızı da bilirim.” dedi.

Melek:  Güç, kuvvet, haberci, elçi demektir. Çoğulu melaikedir.
Kadir Suresinde geçen, “ Melekler iner dururlar.” 97/4 cümlesini gökyüzünden inme anlamı taşımamaktadır. İniş Allah’ın katındandır. O ayette belirtilen de melek vahiydir. Allah’ın katından inmesi ve insanın içine işlemesi nüfuz etmesidir. Bir süngerin suyu bünyesine emmesi, toprağın suya doyması gibi düşünebiliriz.
Bakara 34. Ayet:
Hani meleklere, "Âdem için saygı ile eğilin" demiştik de İblis hariç bütün melekler hemen saygı ile eğilmişler, İblis (bundan) kaçınmış, büyüklük taslamış ve kâfirlerden olmuştu.

Allah’ın isimleri öğretmesi; İnsanların var olduğu günden bu güne, bu günden mahşere kadar vahiy ve teknolojinin öğretileceğini belirtiyor. Kâinatın yaratılışında önce melekler, sonra insanlar yaratılmıştır. Yukarıdaki ayette çok kısa ve öz cümlelerle meleğin ve insanoğlunun tanımını yapıyor.

Salt insana Allah ruhundan üfürüldüğü zaman Adem oluyor. Sonra Allah meleklere Adem’e secde etmelerini buyuruyor.
Secde: Boyun eğmek itaat etmek anlamındadır. Namazda ki secde ise birisinin kontrolüne girmektir.

Allah'ın insanlara ruhundan üfürmesi; ilminden çok az miktarda insana vermesidir. Sadece insana yetecek kadar, Allah için üfürükten, pek değeri olmayan bilgiler aktarılıyor. Fakat insan için oldukça değerli. Allah hiçbir varlığına vermediği bilgileri yalnız insanlara veriyor. Her insan bilgisi oranında meleklere hükmedebilir.

Araf Suresi 11 - 17. Ayet:
Sizi yarattık, sonra size biçim verdik, sonra da meleklere: "Adem'e secde edin!" dedik; hepsi secde ettiler, yalnız İblis etmedi, o secde edenlerden olmadı.*
“Allah buyurdu: 'Söyle bakayım, Sana emrettiğim halde, secde etmene engel nedir?' İblis: 'Ben ondan daha üstünüm; çünkü Sen beni ateşten, onu ise bir çamur parçasından yarattın.'"
“Çabuk in oradan,  buyurdu Allah. Öyle orada kurulup da büyüklük taslamak senin haddin değildir. Çabuk çık, çünkü sen alçağın tekisin!”
“'Bana, onların diriltilecekleri kıyamet gününe kadar mühlet verir misin?' dedi."
Allah: “Haydi, sen mühlet verilenlerdensin!” buyurdu.
 “'Öyle ise' dedi, 'Sen beni azgınlığa mahkûm ettiğin için, ben de onları gözetlemek üzere senin doğru yolunun üzerinde pusu kurup oturacağım. Sonra onların gâh önlerinden, gâh arkalarından, gâh sağlarından, gâh sollarından sokulacağım, vesvese verip pusu kuracağım, sen de onların ekserisini şükreden kullar bulmayacaksın.'”

Adem ve İblis konusuna kısaca değinmek istiyorum.

Önce bir örnek verelim: Her hangi bir işletmede ki genel müdürü düşünelim.  Personelini toplamış; “Tanıtmış olduğum bu arkadaşı yeni işe aldım. Kendişi okur-yazar değildir.  Benim de yardımcımdır. Bana itaat ettiğiniz gibi ona da itaat etmenizi istiyorum.”  Dese, kabullenmeyen kimse çıkabilir mi? İçlerine sinmese de kimse karşı çıkamaz..

Bütün kâinatın sahibi, yaratıcısı iblisi muhatap alır mı? Bu Allah’ın bir anlatma tekniğidir. Ve deniyor ki, “ Allah’a ve Resule itaat etmeyen her kişi Dünya’da istediği şeytanlığı yapabilir. Buna müsaade ediyorum.  Ancak yapanlar yaptıklarının hesabını ahret hayatında verirler.” Allah bize iki seçenek sunuyor birincisi takva yönü, ikincisi fisk fücur yönüdür. Araf Suresi 12-17 suresi kısaca;  Bir insanda var olan iki karakterin (Adem, İblis) tanıtımıdır.

Buradan bir şey daha anlıyoruz. Allah'ın Dünya hayatında insanlara müdahalesi yoktur.
Nahl 61. Ayet:
Eğer Allah, insanları zulümleri yüzünden hemen cezalandırsaydı, yeryüzünde hiçbir canlı bırakmazdı. Fakat onları belirli bir süreye kadar erteler. Ecelleri geldiği zaman ise ne bir an geri kalabilirler, ne de öne geçebilirler.

Meleklere devam edelim.
Fatır Suresi 1. Ayet:
Yaptığı her şeyi güzel yapmak Allah’a mahsustur. Gökleri ve yeri yaratan, ikişer, üçer, dörder kanatlı melekleri elçi olarak görevlendiren, kendi tercihine göre yaratışta artırma yapan odur. Doğrusu Allah, her şeye bir ölçü koymuştur.

Rabbimizden “ikişerli, üçerli, dörderli” değişik sayılarda meleklerin görevlerinin farklı özellik, ve kabiliyetten oluşların belirtilmektedir. Ateş, ile bir koyunu mukayese bile edemeyiz. Meleklerin farklılıkları vurgulanıyor.

Meleklerin insanlar karşısında eğilmeleri, İnsanoğluna hizmet edişleri, insana ruhun üflenmesinden sonra başlar. Ruh üflenen Âdem;  Akıl, düşünebilme yeteneği, bilgi ve beceri ile donanımlı insandır. Akıl, bilgi ve beceri sahibi insan doğadaki bütün güçlerini kontrolü altına alır. Doğadaki güçler de Âdem’e teslimiyet gösterir.

Hayvanlardan, bitkilerden faydalanır. Suyun önüne set koyar, baraj oluşturur gerektiğinde kullanır. Rüzgâr için rüzgârgüllerinden yararlanır. Yelkenlerle gemileri yüzdürür. Doğadaki bütün güçler de Âdem’e bu şekilde secde eder. Aklı olmayana, aklını kullanmayana, cahile melekler hizmet etmezler.

Bir an için duyu organlarınızdan bir tanesinin olmadığını düşünelim. Gözünüzün görmemesi, kulağınızın duymaması, koku, tat, his alamamanız.  İşte her biri bizi bir tehlikeden koruyor. Bunlar insanları koruyan meleklerden bir kaçıdır.

Ra’d 11. Ayet:
Kişiyi önünden ve arkasından takip eden (melekler) vardır; …
İnfitar 10. Ayet: 
Hâlbuki üzerinizde korumaların olduğu bir gerçektir.              
Tarık 4. Ayet:
Yemin ederim ki, üzerinde koruyucusu olmayan tek kişi yoktur.
En’am 61. Ayet:
O, kulları üzerinde tam hâkimdir; size korumalar gönderir. Sizden birine ölüm gelince elçilerimiz onu vefat ettirirler. Onlar (ölüm melekleri olan o elçiler) hata yapmazlar.*

Kur’an’da Cebrail, İsrafil  diye bir melek adı da geçmez.

Yahudi kültüründen İslamiyet’e geçen, daha doğrusu İslâmî rivayetler arasına karışan çoğu Tevrat'tan nakledilmiş isimlerdir.

Allah'ın vahiyleri nebilerinin kalbine zikretme (cibril) olayının gerçekleşmesini sağlayan vahiy meleğidir. Allah’ın Nebi Muhammed’in kalbine aktardığı vahiy olayının adı cibrildir. Cibril de bir melektir.

Şimdi savaşan melekler var mı onlara bakalım:
İbni Abbas’tan olan rivayetinde Resulullah'ın şöyle buyurduğu kaydedilmektedir: "Ey Ebu Bekir, işte Cebrail atının başından tutmuş, harp aletlerini de üzerine almış bir vaziyette geldi!"(Buhari)

Muhammed’in amcasının oğlu olan İbni Abbas hicretten 3 sene önce doğmuş ve Bedir savaşında 5 yaşında olan çocuktur.

Enfal 9. Ayet:
O gün Rabbinizden yardım istiyordunuz. O da “Bir biri ardınca bin melek ile size destek veriyorum” diye cevap vermişti. (AYET)

Nahl  61. Ayet:
Allah, yaptıkları yanlışlardan dolayı insanları hemen yakalasaydı yeryüzünde hareket eden kimseyi bırakmazdı. Ama Allah, onları, belirlenmiş ecellerine kadar erteliyor. Ecelleri gelince ne onu bir süreliğine erteleyebilirler, ne de ecelleri gelmeden onun gelmesini sağlayabilirler.


Burada çok miktarda ayetle destek verildiği anlatılıyor. Enfal 9. Ayette 1000 tane meleğin Bedir Savaşında ki yardımı; Haberci ayetler neticesinde gerçekleşmiştir.

1000 -3000 tabirleri çoğul anlamına gelmektedir. Burada çok sayıda vahiy gönderdiği buyruluyor.  İnen vahiyler, İslam dininin yayılması demektir. Müslümanlar moral ve psikolojik bakımdan desteklenmiştir. Bir nevi öz güven pompalanmıştır.

Rivayetler de anlatıldığına göre:

Müşrik Ordusu Bedir Savaşı’na büyük bir debdebe içinde çıktı. Çıkarken Mekke civarındaki bazı düşman kabilelerden endişe ediyorlardı. İşte bu sırada şeytanın Sureka b. Cuhşum isimli bir şahsın suretinde onlara gözükerek garanti verdiği ve savaşa teşvik ettiği belirtilir.  Ayrıca savaş başlangıcında bu şekilde görünen Sureka’nın savaş sonunda da hızlı bir şekilde kaçtığ aktarılır. Bu rivayetler muhtemelen daha önce  de  temas  ettiğimiz  gibi hicret  sırasında  Hz.  Peygamber’i  takip  eden  Suraka  aleyhinde uydurulan rivayetlerden olsa gerektir. Mehmet Azimli - Siyeri farklı okumak (280. sayfa)

Eğer gerçekten bir Komutan Sureka b. Cuhşum bu kişileri savaşa teşvik etmişse üçte bir üstünlükleri de varsa neden kaçmış olabilir. Belki de konuyla ilgili ayetlerin inmesinden etkilenen ashabın “Şimdi bizim cennete girebilmemiz için sadece şehit mi olmamız kaldı? “ dediklerini duymuş olabilir. Ashabın ölümüne savaşacaklarını anladığı için korkup kaçmış olabilir.
Al-i İmran 140, 141. Ayet:
Eğer size («Uhud» de) bir yara değmiş bulunuyorsa («Bedir»de) o kavme de o kadar yara değmişdir. O günler (öyle günlerdir ki) biz onları insanlar arasında (gâh lehlerine, gâh aleyhlerine olmak üzere elden ele ve nöbetleşe nöbetleşe) döndürür dururuz. (Bu da) Allahın (ezeldeki) ilmini îman edenlere açıklaması, içinizden şehîdler edinmesi, mü'minleri tertemiz yapıp kâfirleri (murdar ölümle) helak etmesi içindir. Allah zâlimleri sevmez.

Meleklerin bir bölümünü sizinle paylaşmak istiyorum:
İnsanlarla birlikte olan, hiç ayrılmayan meleklerden bir tanesi Hafıza Meleğidir. Bu meleğin görevi buluğ çağından sonra başlar. Yaşantımızın sonuna kadar iyi, kötü her şeyi kaydeder. Aklımızdan geçenler dâhil kaydetmediği hiçbir şey yoktur.
Hafıza Meleği:
Zuhruf 80. Ayet:
Ya da sırlarını ve açığa vurduklarını dinlemediğimizi mi sanıyorlar? Elbette dinleriz, üstelik yanlarına koyduğumuz elçilerimiz olup biteni kayda geçirirler.
 
Hesap günü hafıza meleğindeki bilgiler ardı ardına gelir. Unuttuğumuzu sandıklarımız bile bir bir gelecektir. Ne kadar günah işlediğimiz konusunda korkuya kapılacağız. Çaresizlik içerisinde, telafisi olmayan günahlarımız, sevaplarımız neticesinde hesabımızın görülmesini bekleyeceğiz.
Kehf 49. Ayet:
Defterleri önlerine konur. Günahkarların, defterde olanlardan korkuya kapıldıklarını görürsün. Derler ki "Eyvah! Bu nasıl defter ki küçük büyük bırakmadan hepsini sayıp dökmüş.“ Yaptıkları her şeyi karşılarında hazır bulurlar. Senin Rabbin kimseye yanlış yapmaz.

Kaf 17-18. Ayet:
Onun sağında ve solunda oturmuş iki melek her şeyi kaydetmektedir.
O, söz olarak (herhangi bir şey) söylemeyiversin, mutlaka yanında hazır bir gözetleyici vardır.
Casiye 28, 29 Ayet:
 O gün) Her ümmeti (Allah'ın huzurunda) toplanmış görürsün. Her ümmet, kendi Kitabına (yaptığı işlerin tutanağı olan amel defterine) çağırılır: "Bugün yaptıklarınızla cezalandırılacaksınız!"*
Bu, size bütünüyle gerçekleri söyleyen Kitabımızdır. Yapıp ettiğiniz her şeyi kayda geçirmekteyiz.

Sel, tayfun, radyasyon, meteor Meleği:
Şuara 4. Ayet:
Eğer dileseydik, onlara gökten öyle bir alamet indirirdik ki, onun karşısında boyunları bükülür, hemen baş eğerlerdi.
Furkan 25. Ayet:
O Gün ki, gök bulutlarla birlikte, bütün yüküyle parçalanacak ve birbiri ardından melekler indirilecektir;

Destek Meleği:
Ahzap 56. Ayet:
Allah ve melekleri bu nebîye destek olurlar. Ey inanmış kimseler! Ona siz de destek olun ve içtenlikle samimi davranın.

Azrail adı Kur'an'da geçmez. Kur'an'da ölüm meleği vardır.
İlim adamlarının incelemeleri neticesinde insanlarda ölüm geni bulundu.
Ödülü veren Karolinska Enstitüsü'nün açıklamasına göre, İngiliz Sydney Brenner, Amerikalı H.Robert Horvitz ve İngiliz John E. Sulston, nematod adlı bir çeşit barsak paraziti olan Caenorhabditis elegans ile yaptıkları deneysel çalışmalar ile organizmasının gelişmesini ve hücrelerinin programlı ölümünü yöneten kilit öneme sahip genleri saptadılar, benzer genlerin insan dahil daha gelişmiş organizmalarda da bulunduğunu belirlediler. Bu keşfin tıp araştırmaları alanında çok anlamlı olduğu, birçok hastalığın nasıl oluştuğunun daha iyi anlaşılmasına olanak verdiği belirtildi.
Kaynak: http://bianet.org/bianet/saglik/13907-nobel-odulu-olum-geni-arastirmasina

İnsanları karanlıktan aydınlığa çıkaran, koruyan, kollayan melek:
Ahzap 43. Ayet:
O'dur ki, sizi karanlıklardan nura çıkarmak için size rahmet etmekte; melekleri de (size dua etmektedir). O, mü'minleri çok esirgeyicidir.

Ölüm Meleği:
Secde 11. Ayet:
De ki: "Sizin için görevlendirilmiş olan ölüm meleği (bir gün) sizi toplayacak ve sonra (hep birlikte) Rabbinize döndürüleceksiniz".

Yük taşıyıcı Melekler:
Bakara 248. Ayet:
Nebîleri onlara dedi ki: “Ona komutanlık verildiğinin işareti, size Sandık’ın gelmesidir. İçinde Sahibinizden (Rabbinizden) sizi rahatlatacak bir şey, Musa ve Harun ailelerinin bıraktığı hatıralar olacak ve onu melekler taşıyacaktır. Eğer inanıyorsanız bunda sizin için gerçek bir gösterge vardır.”
Tabutun esas anlamı sandıktır. O çağda at arabalarıyla ilkel kanılarla çekilmiştir. Tek hayvanla taşınmadığı için ayette melaike (melekler) geçer.

Rüzgar cesaret Meleği:
Ahzap 9. Ayet:
Ey iman edenler! Allah'ın size olan nimetini hatırlayın; hani size ordular saldırmıştı da, biz onlara karşı bir rüzgâr ve sizin görmediğiniz ordular göndermiştik. Allah ne yaptığınızı çok iyi görmekteydi.

Korku ve cesaret melekleri:
Enfal 12. Ayet:
O gün meleklere de şunu vahyediyordu: “Ben sizinle beraberim, kâfirlerin yüreklerine korku salacağım. Siz de müminleri cesaretlendirin. Öyleyse (ey müminler!)[*] onların boyunlarının üstüne ve parmak uçlarına vurun”*

Rüzgar, kasırga, doğal afet Meleği:
Hicr 73, 74. Ayet:
Güneşin doğma zamanına girerlerken korkunç ses onları yakaladı. Oranın altını üstüne getirdik. Üzerlerine pişmiş balçıktan taşlar yağdırdık.

Meleklerle ilgili birkaç ayet daha paylaşmak istiyorum:
Şu’ara 173. Ayet, Kaf 17, 18. Ayet, Zuhruf 80. Ayet, Bakara 210. Ayet, Âl-i İmrân 125. Ayet, Hicr 8 Ayet, Araf 84. Ayet, Enfâl 9. Ayet, Enfal 12. Ayet,  Hud 82. Ayet, İsra 13, 14. Ayet, İnfitar 10, 12. Ayet,

Kur’an’ı anlamak için konuyla ilgili bütün ayetleri toparlayıp bir bütünlük halinde düşündüğümüzde; Elimiz çaldıklarını,  gözümüz gördüklerini, ayaklarımız gittiklerini, dilimiz konuştuklarını, kalbimiz içinden geçirdiklerimizi bir bir anlatacak.
Fussulet 20. Ayet: Sonunda oraya geldikleri zaman, işitme, görme (duyuları) ve derileri kendi aleyhlerine şahitlik edecektir.

Allah cc.’ın Bize şah damarımızdan daha yakın olduğunu da unutmayalım.
Kaf 16. Ayet:
Andolsun, insanı biz yarattık ve nefsinin kendisine fısıldadıklarını biliriz ve biz ona şah damarından daha yakınız.

İslam Tarihçilerimizden Belazuri, savaşlarda melekler ve rüzgarla yardım edildiğinden bahsetmekte ancak hiçbir örnek üzerinde bu konunun detaylarına girmemektedir.
Rivayetlerinin birisinde; Gifar kabilesinden savaşı seyretmeye gelen iki müşriğin, silah ve at sesleri ile savaş meydanına gelen Cebrail’in, bindiği atına hitaben, “ya hayzum!” şeklinde haykırmasını duymaları üzerine, birisinin öldüğü diğerinin bayıldığı” aktarılmaktadır.

Tarihçi İbn Kesir bu rivayeti başka delil getirerek reddetmektedir. Bu rivayete göre; Cebrail’in sesi ile savaşı seyreden bir müşrik ölüyorsa. Nebi Muhammed’e karşı savaşanlar bu sesi neden duymamıştır. Ayarca müşriklerin ölmesine ses yeterli ise, Cebrail’in at üstünde silahını kuşanmış bir şekilde gelmesine gerek yoktur. Mehmet AZİMLİ - Siyeri Farklı okumak (sayfa 293)

Bazı rivayetlerde insan görünümünde savaşta yardım eden meleklerden bahsedilir. Eğer görünüyorlarsa, bu yabancı insan görünümünde ki savaşçılar, sahabenin neden dikkatini çekmediler. Savaşta üniforma olmaması sebebiyle Müslümanlar da müşrikler gibi giyiniyorlardı. Nebi Muhammed Müslümanlara savaşta birbirlerini tanımaları için parola öğretmişti. Parolayı bilenin Müslüman olduğu anlaşılıyordu.
Rivayetlerde meleklerin sarığın rengine kadar belirtilmiştir. (İbni Hişam V, 96) Bu yabancı savaşçılara parola neden sorulmamış? Ayrıca böyle bir durumda Müslümanlar, müşrik ordusuna fazla görüneceklerdi. Hâlbuki Enfal 44. Ayette Müslümanların sayısının azlığı açıkça belirtilmektedir.

İsra 95. Ayet:
De ki: "Eğer yeryüzünde, (insanlar yerine) yerleşip dolaşan melekler olsaydı, elbette onlara gökten bir melek peygamber indirirdik."


Değerli kardeşlerim Allah birdir. Tek hüküm sahibidir. Hiçbir ortağı yoktur. Benim Kur’an bütünlüğünde anladığım kadarıyla memurları da yoktur. Ol dediği zaman hemen oluşumu başlatan Yüce Allah’ın böyle bir şeye ihtiyacı da yoktur. Nebi Muhammed’e vahyin aktarılışı içinde aynı şekilde olduğu inancındayım. Nebi Muhammed’in kalbine vahyin yerleşmesi içinde “ol” demiştir. İstediği oluşum kalbinde oluşuma başlamıştır. Aynen süngerin suyu emmesi gibi… Tarayıcının (Scanner) bir metni veya resmi tarayıp hafızasına kaydetmesi gibi… İşte bizim Scanner’ da gerçekleştirdiğimiz olaya “belgeleri tarattım. Hafızaya yükledim.” Diyoruz. Yüce Allah’ta Nebi Muhammed’in vahyi kalbine kaydetmesine de “Cibril” demiştir.


 Doğrularım Allah’a yanlışlarım bana aittir.                                                                    Aydın ORHON


Kur’an’a Göre Hikmet Nedir?

Kur’an’a Göre Hikmet Nedir?

Bilgi mi, Gelenek mi, Yoksa Doğru Anlayış mı?

“Hikmet” kelimesi kulağa ne kadar da tanıdık geliyor, değil mi? Dini bir sohbetin içinde mutlaka geçer. Bir hoca konuşurken “hikmet” der, dinleyen başını sallar. Bir kitapta okuruz, anlamlı buluruz. Ama işin tuhaf tarafı şudur: Hikmet hakkında çok konuşulur ama ne olduğu nadiren kitaptan sorgulanır.

Çoğu zaman hikmet, otomatik olarak “hadis”, “sünnet” ya da “nebilerin sözleri” ile eşitlenir. Hatta daha ileri gidilip, “Kur’an kitap, sünnet hikmettir” gibi kalıplar neredeyse sorgulanamaz kabuller hâline getirilir. Peki bu kabuller gerçekten Kur’an’a mı dayanıyor, yoksa yüzyıllar içinde oluşmuş bir algının ürünü mü?

Gel, bu soruya acele cevap vermeyelim. Kur’an’ı açalım, sakin sakin dinleyelim. Çünkü hikmet, bağırarak değil; anlayarak ortaya çıkar.


Hikmet Kelimesinin Kökü ve Anlam Alanı

İşe en baştan başlayalım. “Hikmet” kelimesi Arapça -k-m kökünden gelir. Bu kök;

  • hükmetmek,
  • sağlamlaştırmak,
  • kontrol altına almak,
  • yanlış olanı engellemek
    anlamlarını taşır.

Yani hikmet, belirsiz bir sezgi ya da mistik bir hal değildir. Hikmet, sağlam olanı kurma, yerli yerinde karar verme, dengeyi gözetme yeteneğidir. Kur’an’daki kullanımına baktığımızda da hikmetin, soyut bilgi değil; bilginin doğru değerlendirilmesi ve hayata yansıması olduğunu görürüz.

Kur’an’da hikmet, “çok şey bilmek” değildir. Hikmet, neyi, nerede, ne zaman ve nasıl kullanacağını bilmektir. Bu yönüyle hikmet, bilginin ahlaki ve aklî olgunluk kazanmış hâlidir.


Kur’an’da Hikmet: Kaynağı Neresi?

İşte kilit soru burada başlıyor. Kur’an’a göre hikmet nereden gelir?

Kur’an bu konuda son derece nettir. Hikmet, Allah’tan gelir. İnsan üretimi değildir. Gelenekle taşınmaz. Rivayetle kurulmaz. Doğrudan vahyin bir parçasıdır.

Bak İsra Suresi 22–39. ayetler arasında bir ahlaki manifesto vardır adeta. Tevhid, ana-babaya iyilik, ölçü, adalet, iffetten uzak durma… Ve bu bölüm şöyle biter:

“İşte bunlar, Rabbinin sana vahyettiği hikmetlerdir.”

Dikkat et: “Âlimlerin sözleri” demiyor. “Toplumun birikimi” demiyor. “Vahyettiği hikmetlerdir” diyor.

Nisa 113’te şöyle geçer:

“Allah sana kitabı ve hikmeti indirdi.”

Bakara 231:

“Allah’ın size indirdiği kitabı ve hikmeti unutmayın.”

Ahzab 34:

“Evlerinizde okunan Allah’ın ayetlerini ve hikmeti anın.”

Bu ayetlerin ortak noktası ne? Hikmet, indirilmiştir. Öğretilmiştir. Vahiy yoluyla gelmiştir. Eğer hadisler ya da sünnet vahyin bir türü olsaydı, Kur’an bunu açıkça söylerdi. Ama Kur’an, elçinin görevini net biçimde sınırlar:

“Ben sadece bana vahyedilene uyarım.”
(Enam 50, Ahkaf 9, Yunus 15–16)

Yani Nebî bile kendi sözünü vahiy yerine koymazken, sonradan derlenen sözleri hikmet ilan etmek ciddi bir çelişkidir.


“Kitap ve Hikmet” İfadesi Ne Anlama Gelir?

Geleneksel anlayışın en çok dayandığı ifade burasıdır: “Kitap ve hikmet.” Bu ifade Kur’an’da pek çok ayette birlikte geçer:

Ali İmran 48, 79, 81
Bakara 129, 151, 231
Nisa 54
Enam 89

Ve genellikle şöyle denir: “Kitap Kur’an’dır, hikmet sünnettir.”

Ama bu ayrım Kur’an’ın kendi mantığıyla uyuşmaz. Çünkü Kur’an, vahyi parçalı sunmaz. Bir kısmını yazılı, bir kısmını kayıt dışı bırakmaz. Kur’an’a göre vahiy, açıklayıcıdır, tamamdır, yeterlidir.

O hâlde “kitap ve hikmet” ne demektir?

Kitap: Vahyin lafzı, metni, yazılı formu.
Hikmet: Bu metnin doğru anlaşılması, iç mantığının kavranması, hayata uygulanması.

Yani ikisi ayrı kaynak değil, aynı kaynağın iki boyutudur. Biri metin, diğeri o metnin bilinçte karşılık bulmuş hâlidir.


Hikmet Sadece Nebilere mi Verilir?

İşte burada geleneksel anlayışın tamamen çöktüğü bir alan var. Eğer hikmet, sadece nebilerin sünneti olsaydı, Kur’an hikmeti sadece nebilerle sınırlandırırdı. Ama durum tam tersidir.

Lokman 12:

“Andolsun, Lokman’a hikmet verdik.”

Lokman bir nebi değildir. Ama hikmet sahibidir.

Yusuf 22:

“Olgunlaşınca ona hikmet ve ilim verdik.”

Meryem 12:

“Henüz çocukken ona hikmet verdik.” (Yahya)

Enbiya 79:

“Dâvud ve Süleyman’a hüküm ve ilim verdik.”

Casiye 16:

“İsrailoğullarına kitap, hikmet ve nebilik verdik.”

Bu ayetler şunu açıkça gösterir: Hikmet, bir makam değil, bir kabiliyettir. Allah’ın dilediğine verdiği bir anlayış derinliğidir.


Hikmet Ezber Değildir

Bakara 269 bu meseleyi mühürler:

“Allah hikmeti dilediğine verir. Kime hikmet verilmişse, ona çok büyük bir hayır verilmiştir.”

Burada hikmet; kitap yığını, hadis külliyatı ya da bilgi deposu değildir. Hikmet, ayırt edebilme yeteneğidir. Ne zaman susacağını, ne zaman konuşacağını bilmektir. Nerede sert, nerede yumuşak olunacağını bilmektir. Ölçüyü tutturmaktır.

Ezberlenen söz hikmet olmaz. Hikmet, yerli yerinde söylenen sözdür.


Kur’an’ın Kendisi Hikmettir

Kur’an, kendisini defalarca “hikmetli kitap” olarak tanımlar:

Yunus 1:

“Bunlar hikmetli kitabın ayetleridir.”

Yasin 2:

“Hikmetli Kur’an’a andolsun.”

Hud 1:

“Ayetleri hikmetli kılınmış, sonra detaylandırılmış bir kitap.”

Eğer Kur’an’ın kendisi hikmetliyse, hikmeti Kur’an dışında aramak ne anlama gelir? Bu, suyu kaynağında bırakıp, başka yerlerde aramaya benzer.


Lokman Kıssası: Hikmetin Davranışa Dönüşmesi

Lokman Suresi, hikmetin ne olduğunu teoride değil, pratikte gösterir. Lokman oğluna ne öğütler?

  • Tevhid
  • Şirkten uzak durma
  • Anne-babaya iyilik
  • Ölçülü davranış
  • Kibirden kaçınma
  • Sözde ve yürüyüşte denge

Bunların hangisi hadis ezberlemekle ilgilidir? Hiçbiri. Bunların hepsi ahlaki bilinçtir. İşte hikmet budur.


Hikmeti Terk Eden Ümmetler

Kur’an, geçmiş ümmetlerin en büyük hatasını açıkça söyler: Vahyi yeterli görmemek.

Tevbe 31:

“Hahamlarını ve rahiplerini rabb edindiler.”

Zuhruf 44:

“Bu Kur’an senin ve kavmin için bir öğüttür; ondan sorgulanacaksınız.”

Bugün Kur’an dururken, başka sözleri “hikmet” diye merkeze almak, aynı hatanın yeni versiyonudur.


Sonuç: Kur’an’a Göre Hikmet Nedir?

Kur’an’a göre hikmet:

  • Vahyin içindeki derin anlamdır
  • Aklın aktif hâlidir
  • Adaletli düşünme yetisidir
  • Ölçü, denge ve basirettir
  • Allah’ın lütfudur

Hikmet, uydurulmaz. Rivayetle inşa edilmez. Hikmet, anlayarak yaşanan Kur’an’dır.

Gerçek hikmet, Kur’an’dadır.
Onu anlayan, ona kulak veren ve hayatına taşıyan kişi, hikmete ulaşmıştır.

Gerçek olan Allah’ın lütfu, hata ise benim aczimdendir.

Selam ve esenlik, hakikati duyanların üzerine olsun.
aydinorhon.com

KUR'AN'DA NAMAZ

KUR’AN’DA NAMAZ

Kur’an’da mevcut olan namazla ilgili bilgiler Müslümanlar için büyük önem taşır. Eğer namaz Allah’ın emri ise; emri kaynağından almamız gerekir.
Allah dinimizi, O’nun kuralları doğrultusunda yaşamamızı emreder. Birileri de Kur’an anlaşılmaz bahaneleriyle tek müellifin Allah olmadığını sanırlar. Sonra da beşerlerin yazdığı kitaplara yönelirler. Onlarında Allah’tan olduğunu sanırlar.

Bakara 79. Ayet:
O halde, yazıklar olsun onlara ki, kendi elleriyle, ilahî kelâm[dan olduğunu iddia ettikleri hususlar]ı kaydettikten sonra, az bir kazanç elde etmek için, “Bu Allah'tandır!” derler. (Böyle diyerek) kendi elleriyle kaydettiklerinden ötürü yazıklar olsan onlara! Ve yine bütün o kazandıklarından ötürü yazıklar olsun böylelerine!
Zümer 2. Ayet:
Şüphesiz, sana bu Kitabı hak ile indirdik; öyleyse sen de dini yalnızca O'na halis kılarak Allah'a ibadet et.

Hiçbir ibadet şeklini kendi kafamıza göre belirleyemeyiz; ancak kafamıza göre yaşamımızı sürdürürüz. Hâlbuki dinin tek kaynağı olan Kur’an’ı hayatımıza taşımamız gerekir. Eğer kıldığımız namaz Kur’an’a ters ise vahye göre kendimize çeki düzen vermeliyiz.
Kur’an’da namazla ilgili fazla detay yok. Fakat günümüze kadar gelmiş bir namaz mevcut. Kur’an da “kıyam, rükû, secde” der; ancak sağ ayağınızın üzerine oturun, sol ayal parmakları bu esnada kıbleyi göstersin diye bir ibare yoktur. Veya ellerini şöyle bağlayacaksın, kadın şöyle erkek böyle, diye hiçbir kural yok. Öyleyse bu konuda herkes serbesttir. İsteyen istediği şekilde yapabilir anlamına gelir. Şu an günümüze kadar da gelmiş bir şekilde namaz kılınıyorsa da aynı şekilde kılmanın da bir mahsuru olduğunu düşünmüyorum. Ben de aynen günümüzde kılındığı gibi kılmaya çalışıyorum.

Günümüz de namaz adına ciltler dolusu kitaplar yazmışlardır. Hem de Kur’an’ın fazla detaya girmemesine rağmen. Allah’tan daha mı iyi bileceksiniz; Allah’a dininizi mi öğreteceksiniz.
Hucurat 16. Ayet: De ki: "Siz, Allah'a dininizi(n mahiyetini) mi öğret(mek ist)iyorsunuz? Allah göklerde ve yerde olan her şeyi bilir. Allah her şeyin eksiksiz bilgisine sahiptir!"

Kur’an’da geçmeyen hususları farz kabul etmek, çok tehlikelidir. Haddi aşmaktır.
Nebi Muhammed’den önce de namaz vardı.

Meryem 58. Ayet: İşte bunlar, Âdem'in ve Nûh ile beraber (gemiye) bindirdiklerimizin soyundan, İbrahim'in, Yakub'un ve doğru yola iletip seçtiklerimizin soyundan kendilerine nimet verdiğimiz nebîlerdir. Kendilerine Rahmân'ın âyetleri okunduğu zaman ağlayarak secdeye kapanırlardı. Onlardan sonra, namazı zayi eden, şehvet ve dünyevî tutkularının peşine düşen bir nesil geldi. Onlar bu tutumlarından ötürü büyük bir azaba çarptırılacaklardır.
Meryem 31. Ayet: (İsa) "Nerede olursam olayım beni kutlu ve erdemli kıldı ve bana yaşadığım sürece namazı ve zekâtı emretti."

Sanki namaz Nebi Muhammed döneminde farz oldu. İnsanlarımızın büyük bir bölümünde bir algı var. Yukarıdaki ayetlerde gördüğünüz, aşağıdaki ayetlerde de göreceğiniz gibi bu doğru değildir. Üstelik bu zümre namazın Miraç’ta farz olduğu gibi aslı astarı olmayan, Kur’an’la siyerle çelişen komik bir iddia ortaya atmaktadır. Zerdüşlükten kopyalanan miraç, onlara göre Risalet’in yaklaşık onuncu yılında gerçekleşiyor. Oysa daha risaletin ilk yıllarında inen vahilerde namaz emrediliyor. Müzzembil, Taha, İsra sureleri risaletin ilk yıllarında inmiştir.

İbrahim 40. Ayet: (O halde) Ey Rabbim, beni ve soyumdan gelen insanları namazda devamlı ve duyarlı kıl! "Ve, ey Rabbimiz, bu duamı kabul buyur:

Enbiye 72. Ayet: Ve o'na ayrıca İshak'ı ve (İshak'ın oğlu) Yakub'u armağan ettik, ve onların hepsinin dürüst ve erdemli insanlar olmalarını sağladık;
Enbiya 73. Ayet: Ve onları, kendi emrimizle hidayete yönelten önderler kıldık ve onlara hayrı kapsayan fiilleri, namaz kılmayı ve zekat vermeyi vahyettik. Onlar bize ibadet edenlerdi.

Kur’an’da Nebi Muhammed’den önceki Nebiler’e de namaz ibadeti bildirilmiştir. Bu ayetlerden anlıyoruz ki, namaz Nebi Muhammed’den önce de farzdı.
Pekiyi ne kadar önce?
Feth 23. Ayet: Allah'ın öteden beri işleyip duran kanunu (budur). Allah'ın kanununda asla bir değişiklik bulamazsın.

Nebi Âdem’den günümüze Allah’ın yasası tekdir. O gün ne ise bugün de o dur.
Dolayısıyla Hz. Adem’den günümüze kadar namaz kılınıyordu.
Kur’an’da namaz “Essalat” olarak geçer. Salatın başındaki elif-lam takısı bilinirliktir. Yani “Essalat” o bilinen salat (namaz) dır. (Ankebut 45.) Nebi Muhammed’e bilinen, bildiği namazın emri veriliyor.

Sorarlar:
Hadi Kur’an’da gösterin bakalım; namaz nasıl kılınır?
Siz namaz kılmayı nereden öğrendiniz?

Madem ki Kur’an’da namaz yok diyorsunuz; sizin farzlarınızın delili ne?
Benim ilk namazla tanışmam şöyle oldu: Çok küçüktüm. Babam elimden tuttu ve bayram namazına götürdü. Etrafımdakiler ne yapıyorsa ben de onu yapmaya çalıştım. Sonra cuma namazlarına götürmeye başladı. Gide gele öğrendim. Rivayetlerde de Sevgili Nebi Muhammed’imiz dememiş mi “Ben nasıl kılıyorsam öyle kılın” diye…
Rivayetlerle namaz kılmak mümkün değildir. Hiçbir şekilde Hz. Muhammed namazı şöyle kılacaksınız diye bir tarif vermemiştir. Ancak Hz. Muhammed kılarken şunu şöyle yapmıştı, böyle yapmıştı diye rivayetler mevcuttur. O da çelişkilerle doludur. Buna çelişki demezsek şöyle düşünebiliriz. Hz Muhammed rükûda iken bazen ellerini farklı şekilde bağlamış bazen hiç bağlamamıştır. Zaten Kur’an’da bunla ilgili bir hüküm de yoktur.

Eminim yukarda soruyu soranlar da aynen benim gibi namaz kılmayı öğrenmişlerdir.
Ben de ters köşe bir soru sorsam: Siz rivayetlerden delil getirerek bilmeyen bir kişinin namaz kılmasını sağlayabilir misiniz? Desem, kesinlikle cevap bulamazlar, Hiçbir rivayet (hadis) kitaplarında kıyam, rükû, secde şudur; secde de şöyle yapılır diye bir açıklamayla karşılaşamazsınız. Ayrıca bir eylemin farz olabilmesi için ayetle sabit olması gerekir.

Hz Adem’den günümüze kadar gelmiş olan namazın bilinmesine rağmen, Allah Kitabında namazla ilgili bilgiye de yer vermiştir.
En’am 38. Ayet: hâlbuki yeryüzünde yürüyen hiçbir hayvan ve iki kanadıyla uçan hiçbir kuş yoktur ki sizin gibi (Allahın) mahluku olmasın: Biz, buyruğumuzda tek şeyi bile ihmal etmedik. Ve bir kez daha (belirtelim): onlar(ın tümü) Rableri huzurunda toplanacaklardır.
Rivayetlerde ki değişkenlik, ayetlerde olmaz. Allah’ın yasasının tek olduğu gibi; Kur’an’da da tek tip namaz vardır.
Şimdi Kur’an’da anlatılan namazı tanımaya çalışalım:

NAMAZ KILMAYANA UYARI:
Meryem 59. Ayet: Sonra onların arkasından öyle nesiller türedi ki, namaz (kılma duyarlılığını) kaybettiler ve şehvetlerine kapılıp uydular. Böylece bunlar azgınlıklarının cezasıyla karşılaşacaklardır.

EZAN
Maide 58. Ayet: Onları namaza çağırdığınızda onu küçümserler ve alaya alırlar- Çünkü onlar akıllarını kullanmayan bir topluluktur.

ABDEST, GUSUL, TEYEMMÜM
Maide 6. Ayet: Ey iman edenler, namaza kalktığınız zaman yüzlerinizi ve dirseklere kadar ellerinizi yıkayın, başlarınızı meshedin ve her iki topuğa kadar ayaklarınızı da. Eğer cünüpseniz temizlenin (gusül edin); eğer hasta veya yolculukta iseniz ya da biriniz ayak yolundan (hacet yerinden) gelmişse yahut kadınlara dokunmuşsanız da su bulamamışsanız, bu durumda, temiz bir toprakla teyemmüm edin (hafifçe) yüzlerinize ve ellerinize ondan sürün. Allah size güçlük çıkarmak istemez, ama sizi temizlemek ve üzerinizdeki nimeti tamamlamak ister. Umulur ki şükredersiniz.

CÜNÜPKEN, SARHOŞKEN VE NE DEDİĞİNİ BİLİNCEYE KADAR NAMAZ KILMA
Ni’sa 43. Ayet: Ey iman edenler, sarhoş iken, ne dediğinizi bilinceye ve cünüp iken de -yolculukta olmanız hariç- gusül edinceye kadar namaza yaklaşmayın. Eğer hasta veya yolculukta iseniz ya da biriniz ayak yolundan (hacet yerinden) gelmişseniz yahud kadınlara dokunmuş da su bulamamışsanız, bu durumda, temiz bir toprakla teyemmüm edin, (hafifçe) yüzlerinize ve ellerinize sürün. Şüphesiz, Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.

KIBLE:
Bakara 144-150. Ayet
: Biz, (ey Peygamber) senin sık sık yüzünü (bir kılavuz arayışı içinde) göğe çevirdiğini görüyoruz: ve şimdi seni tam tatmin edecek bir kıbleye döndürüyoruz. Artık yüzünü Mescid-i Haram'a çevir; ve siz, hepiniz, nerede olursanız olun, yüzünüzü (namaz esnasında) o yöne döndürün. Doğrusu, daha önce kendilerine vahiy tevdi edilmiş olanlar, bu emrin Rablerinden gelen bir hakikat olduğunu çok iyi bilirler; ve Allah onların yaptıklarından habersiz değildir. Ama daha önce kendilerine vahiy tevdi edilmiş olanların önüne bütün delilleri koymuş olsaydın bile senin kıblene yönelmezlerdi; ne sen onların kıblelerine yönelirsin, ne de onlar birbirlerinin kıblelerine yönelirler. Ve eğer sana ilim geldikten sonra onların asılsız görüşlerine uysaydın muhakkak ki zalimlerden olurdun. Daha önce kendilerine vahiy verdiklerimiz, onu kendi çocuklarını tanıdıkları gibi tanırlar: Ancak bilin ki, onların bazısı hakikati bile bile örtbas eder. Rablerinden gelen hakikati! O halde sen, şüphe edenlerden olma. Çünkü her topluluk, merkezinde O'nun, (Allah'ın) bulunduğu kendisine ait bir istikamete yöneltir. Öyleyse, iyi ve güzel işlerde yarışın. Nerede olursanız olun Allah sizi kendi katında toplayacaktır: çünkü, Allah her şeye kadirdir. Böylece, nereden gelirseniz gelin, (namazda) yüzünüzü Mescid-i Haram'a doğru çevirin. Bilin ki bu (emir) Rabbinizden gelen bir hakikattir; ve Allah, yaptıklarınızdan habersiz değildir.
O halde, nereden gelirseniz gelin, (namazda) yüzünüzü Mescid-i Haram'a çevirin ve nerede olursanız olun yüzünüzü ona çevirin ki, zulüm yapmaya şartlanmış olmadıkça insanların size karşı hiçbir bahaneleri kalmasın. Onlardan korkmayın, Ben'den korkun. (Bana itaat edin) ki, size olan nimetimi tamamlayayım ve böylece siz de doğru yolu bulabilesiniz.


NAMAZA BAŞLAMA TEKBİRİ – NAMAZI NORMAL SESLİ KIL
İsra 110, 111. Ayet: De ki: "Allah, diye çağırın, 'Rahman' diye çağırın, ne ile çağırırsanız; sonunda en güzel isimler O'nundur." Namazında sesini çok yükseltme, çok da kısma, bu ikisi arasında (orta) bir yol benimse. Ve de ki: "Övgü (hamd), çocuk edinmeyen, mülkte ortağı olmayan ve düşkünlükten dolayı yardımcıya da (ihtiyacı) bulunmayan Allah'adır." Ve O'nu tekbir edebildikçe tekbir et.
Ala 15. Ayet: Ve Rabbinin ismini zikredip namaz kılan.

EUZUBESMELE ÇEKMEK:
Nahl 89. Ayet:  Öyleyse Kur'an okuduğun zaman, kovulmuş şeytandan Allah'a sığın.

TEKBİR AL:
Ala 15. Ayet:
Ve Rabbinin ismini zikredip namaz kılan.

FATİHA OKUMAK: (Kur’an’da namazda okuma şartı yok. Okunabilir.)
Hicr 87. Ayet:
Ve gerçek şu ki, Biz sana sık sık tekrarlanan (ayetlerden oluşan) yedili (bir sure) bahşettik ve (böylece senin önüne) yüce Kur'an'ı (açıp serdik):

NAMAZDA HAREKET SIRALAMASI:
Hac 26. Ayet: …………, kıyam edenler, rükua ve sücuda varanlar için Evimi tertemiz tut."

KIYAM
Zümer 9. Ayet: Yoksa siz, gece boyunca (namazda) secde ederek yahut ayakta durarak kendini (Allah'a) ibadete adayan, öteki dünyayı gözeten ve Rabbinin rahmetini dileyen kimse (ile kendinizi bir mi tutuyor)sunuz?" De ki: "Hiç bilenler ile bilmeyenler bir olur mu?" (Ancak) yalnızca akıl iz'an sahipleri bunun farkındadır!
Hac 26. Ayet: Hani biz İbrahim'e Evin (Kabe'nin) yerini belirtip hazırladığımız zaman (şöyle emretmiştik:) "Bana hiç bir şeyi ortak koşma, tavaf edenler, kıyam edenler, rükua ve sücuda varanlar için Evimi tertemiz tut."

TİLAVET
Ankebut 45. Ayet: Sana vahyedilen bu ilahi kelamı (başka insanlara) ilet ve namazında dikkatli ve devamlı ol; çünkü namaz (insanı) çirkin fiillerden ve akla ve sağduyuya aykırı olan her türlü şeyden alıkoyar; Allah'ı anmak gerçekten en büyük (erdem ve iyilik)tir. Allah bütün yaptıklarınızı bilir.

RUKU
Bakara 125. Ayet: Hani Evi (Ka'be'yi) insanlar için bir toplanma ve güvenlik yeri kılmıştık. "İbrahim'in makamını namaz yeri edinin", İbrahim ve İsmail'e de, "Evimi, tavaf edenler, itikafa çekilenler ve rüku ve secde edenler için temizleyin" diye ahid verdik.

SECDE
Tevbe 112. Ayet: Tevbe edenler, ibadet edenler, hamd edenler, (İslam uğrunda) seyahat edenler, rükû edenler, secde edenler, iyiliği emredenler, kötülükten sakındıranlar ve Allah'ın sınırlarını koruyanlar; sen (bütün) mü'minleri müjdele

NAMAZDA RÜKUNLARINDA ARA TEKBİRLER:

Ala 15. Ayet: Ve Rabbinin ismini zikredip namaz kılan.

Vakıa 96. Ayet: Öyleyse kudret sahibi Rabbinin ismini yücelt!

Ala 1. Ayet: Yücelt Rabbinin sınırsız şanını! Yüceler Yücesi(nin şanını),

NAMAZ SONRASI DUA:
Bakara 153. Ayet: Siz ey imana ermiş olanlar! Sarsılmaz bir sabır ve namaz ile yardım arayın; zira, unutmayın, Allah zorluklara karşı sabredenlerle birliktedir.

REKAT SAYISI – NAMAZIN KAZASI YOK

NİSA 101, 102. Ayet: Yeryüzünde (sefere) çıktığınızda, hakikati inkara şartlanmış olanların aniden üzerinize saldırmasından korkarsanız namazlarınızı kısaltmanız günah olmaz: Çünkü o hakikati inkar edenler sizin apaçık düşmanlarınızdır.
O halde sen müminler arasında iken onlara namazda imamlık yapacaksan, (yalnızca) bir bölümünün, silahlarını kuşanmış olarak seninle namaza durmalarına izin ver. Onlar namazlarını bitirdikten sonra, namazlarını eda etmemiş olan diğer gurubun her türlü tehlikeye karşı hazır vaziyette ve silahlarını kuşanmış olarak gelip seninle namaza durmaları sırasında size koruyuculuk yapsınlar; (çünkü) hakikati inkara şartlanmış olanlar sizin silahlarınızı ve teçhizatınızı unutup bırakmanızı isterler ki ani bir baskınla üzerinize saldırabilsinler. Fakat yağmurdan dolayı sıkıntıya düşerseniz yahut hasta iseniz (namaz kılarken) silahlarınızı bırakmanızda bir mahzur yoktur; ama tehlikeye karşı (daima) hazırlıklı olun. Allah, şüphesiz, hakikati inkar edenler için alçaltıcı bir azap hazırlamıştır.

NAMAZ DA VAKİT ÖNEMLİDİR.

Hud 114. Ayet: Gündüzün iki tarafında ve gecenin (gündüze) yakın saatlerinde namazı kıl. Şüphesiz iyilikler, kötülükleri giderir. Bu, öğüt alanlara bir öğüttür.
Öğle (zuhur) namazı: “Gündüzün iki tarafından” ilki olan  “Güneş’in batıya kayması” ile başlayıp, gündüzün ikinci yarısına kadar devam eder.  “Öğle namazı vakti birinci yakasıdır.”

İkindi (asır) namazı: Gündüzün iki tarafından ikincisi de ikindi vaktidir. Gündüzün ikinci yarısından başlayıp akşam gün, batımına kadar devam eder.

Akşam (işa) namazı:
Akşam da gecenin vakitlerindendir. Güneş ışınlarının kaybolmasının hemen ardından gelen vakittir.

Yatsı namazı:
Gecenin yakın saatleri yatsı vaktidir. Güneş ışınlarının kaybolması ve karanlıkla başlar. Karanlık tam çökünceye kadar devam eder. Gece karanlığının iyice çökmesi demek; gecenin yarısı olduğunu düşünüyorum.
 
Fecir (sabah) namazı: da Tanyerinin ağarmasından, Güneş’in doğumuna kadardır.
Taha 130, Hud 114, İsra 78. Ayetler

TEVECCÜT (nafile) NAMAZI:
İsra 79. Ayet: Ve gecenin bir vaktinde kalkıp, kendi isteğinle yaptığın ilave bir eylem olarak namaz kıl: ki böylece Rabbin seni belki (ahirette) övgüye değer bir konuma yükseltir.

CENAZE DUASI (namazı):
Tevbe 84. Ayet: Onlardan ölen birine asla dua etme . Mezarı başında da bulunma. Çünkü onlar, Allah’ı ve elçisini göz ardı etmiş ve yoldan çıkarak fâsık olarak ölmüşlerdir.

Kur’an namazı ikame edin der. Namazı ikame etmek; namaz için gerekli olan esas ve temel unsurları yerine getirmektir. Bu şartlar ışığında namazımızı ikame etmemiz gerekmektedir. Kur’an dışı detaylardan sorumlu değiliz.

Maide 101. Ayet: Siz ey imana ermiş olanlar! (Kesin hukuki kurallar şeklinde) açıklandığı taktirde sizi sıkıntıya sokabilecek olan konular hakkında soru sormayın; zira, Kuran vahyedilirken onlar hakkında soru sorsaydınız, size (hukuki kurallar şeklinde) açıklanabilirlerdi. Allah, bu konuda (sizi her türlü yükümlülükten) azat etmiştir: Zira Allah, çok bağışlayıcıdır, halimdir.

Zihninde ki bilgileri temizleyip Kur’an’ı açıp baksak, anladığımız dilden okusak, o bilinen namazın nasıl ikame edildiğini göreceğiz. Nebimizin bazen kılıp bazen kılmadığı nafile namazları da “kılmayana Nebi Muhammed’in şefaat etmez” dediler. Ne oldu? Nebiye has bir namaz icat edildi. Bu Allah’a ortak koşmak değil midir?

NAMAZDA YAPILAN HAREKETLER:

Kur’an namazda yapılması gereken ana konulara baktığımızda; bildiğim kadarıyla, namazı farklı kılan her hangi bir grup cemaat yoktur.
Kıyamda durmak: Tabiri caizse Allah karşısında esas duruşta, saygılı bir şekilde durmak.
Rukü etmek: Allah’ın karşısında eğilmek, hareketle karşısında küçülmek.
Secdeye varmak: Toprakla aynı seviyeye gelmek. Toprakla bütünleşmek. Allah’ın önünde paspas olmak. Bu an Allah’a en yakın olduğumuz andır.

Kıyamda dururken ellerimiz aşağıya sarkık olabilir. Önde istediğiniz gibi ellerinizi bağlayabiliriz. Rükûda doksan derece eğilme şartı yoktur. Ne kadar eğilmek istiyorsanız o kadar eğilebilirsiniz. Kısaca artistik jimnastik hareketi yapmıyor; Allah’ın huzurunda ibadet ediyoruz.  
Sol ayağınızın üzerine oturmasanız, sağ ayak parmaklarının kıbleye bakmasa da olur. Ancak bu yaptığınız şekilleri Allah istediği için yaptığınızı sanıyorsanız, orada durun. Allah’ın kitabında böyle bir emir yok. O zaman Allah’tan başka birilerinin söylediğine uyuyorsunuz.
Zümer 3. Ayet: İyi bilin ki saf ve katışıksız din Allah’a aittir. O’ndan başka birtakım evliya/otoriteler edinenler: – Biz onlara, başka bir maksatla değil sadece bizi Allah’a yaklaştırsınlar diye kulluk ediyoruz derler. Allah, onların aralarında tartıştıkları konularda hükmünü verecektir. Zira Allah, hiç bir yalancı nankör kâfiri yoluna kabul etmez.

Rükûa vardığımız da “doksan derece durabildim mi? Yumurta sırtımdan düşer mi?” Secdeye vardığımızda “ayaklarım havaya kalktı mı?” Namazım bozuldu mu? Bozulmadı mı? Gibi düşüncelerden huşu içinde namazı kılamaz duruma geliyoruz. Adeta biz namazı kılmıyoruz. Namaz bizi kılıyor…

Doğrularım Allah’a yanlışlarım bana aittir…                                                       Aydın ORHON

 

 

 

 

 

 

KATIKLI DİNDEN KATIKSIZ MÜSLÜMANLIĞA...

         Katkıları atıp saf, tertemiz çıkmak o kadar zor ki… Belirli bir yaşa gelmişiz, atamızdan, babamızdan, dedemizden, hocamızdan, televizyonda anlatılan masallardan hala dinimizi öğrenip yaşıyoruz. Yüce Allah kitabını göndermiş mesajlarına bakmıyor, okumuyoruz. Okuyan da anlamadığı dilden okuyor. Kulaktan ne duymuşsak; ondan bundan alıntılarla dinimizi yaşamıyor, yaşadığımızı sanıyoruz. Hayatımızın en önemli kararında başkalarının esiri olmuşuz. Teslim olmuşuz onlara…

Ben bilmem o bilir… Affedersiniz aynen koyun gibi… Başta ki koyun kendisinin uçuruma atsa; bütün sürü peşinden gider. Kulaktan duyduklarımız veya peşinden gittiklerimiz kaza ile veya bile bile yanlış yoldaysa ne olacak? Bizi Allah’tan başka koruyup kurtaracak hiçbir varlık yoktur. Öyleyse Allah’ın mesajlarına kulak vermeliyiz.

Elhamdülillah Müslümanız…
Düşünüyorum da Hristiyan anadan babadan olsaydık, bizler Müslüman olur muyduk? Ben şahsi geçmişimi ölçüyorum, tartıyorum kesin Hristiyan’dım. Benim atam; Şintoist, Jainist, Bahai, Musevi, Budist, Hinbu hangi dine mensupsa ben de o dine mensup olurdum. Dini yaşantınızı gözden geçirin ve siz de düşünün “Ben Müslüman olabilir miydim? Diye… Yahudi anadan babadan doğan ve direksiyonunu başkasına teslim eden bir kişi, Müslümanlığa dönüş yapabilir mi?
Yukarıdaki din gruplarından herhangi birisine sorsanız “cennet bizim, siz yanlış yoldasınız” derler. Her biri cennete talip. Önce yaşadığımız dini sorgulamalıyız. Yoksa güme gidebiliriz. Önce bize atamızdan miras gelen din doğru mu onu araştırmalıyız. Dinimizin doğruluğundan eminsek; bu defa dinimi doğru mu yaşıyorum diye sorgulayalım. Bakın Nebi Musa Allah’ın varlığını nasıl sorguluyor.
Araf 143. Ayet:
Ve Musa belirlediğimiz vakitte, belirlediğimiz yere (Sina Dağına) varınca, Rabbi onunla konuştu. (Musa da:) "Ey Rabbim" dedi, "göster bana (Kendini) ki seni göreyim!" (Allah): "Beni asla göremezsin. Ama yine de (istersen) şu dağa bir bak; eğer o öylece yerinde kalırsa, o zaman, ancak o zaman, beni görebilirsin!" Ve Rabbi şavkını dağa gösterir göstermez onu toza toprağa çevirdi; ve Musa da bayılıp düştü; uyanıp kendine geldiği zaman "Ne sınırsız bir yücelik seninki? Pişmanlık içinde sana sığınıyorum; ve (bundan böyle daima) inanların ilki olacağım!"

Yüce Allah’ımız kendisinin bile sorgulanmasına karşı çıkmıyor. “Sen kimsin de beni sorguluyorsun.” Da diyebilirdi. Demedi. Birliğinden, tekliğinden, eşsizliğinden, her şeyden münezzeh oluşundan o kadar emin ki yarattığının kendisini sorgulamasına müsaade ediyor. Nebi İbrahim’de Allah’tan ölüleri nasıl dirilteceğini göstermesini istemiştir. (2:260) Biz de her şeyi sorgulamalıyız. Kur’an’da çelişki var mı? Gerçekten Allah’ın vahyi mi? Kalbimiz mutmain olsun ki Allah’ın ipine sımsıkı sarılalım. Birkaç defa okuyup da “A bak çelişki buldum.” Derseniz. Kur’an’ı birkaç defa daha okuyun. “Okudum da çelişki buldum” diyenlerin tamamı uydurulmuş dinin etkisine kalmışlardır. Gerekirse Daha iyi bilenden yardım isteyin.
Nisa 82. Ayet:
Onlar bu Kuranı hiç anlamaya çalışmazlar mı? Eğer o, Allahtan başka birinden gelmiş olsaydı onda mutlaka birçok (tutarsızlık ve) çelişkiler bulurlardı!


Nebi Âdem’den günümüze tek din İslam’dır. (3/19) Diğer dinler, insanların ya İslam dinini yozlaştırmasıyla veya yine insanlar tarafından ortaya çıkarılmış oluşumlardır. İslam dini dışında ki oluşumları sorgulayamazsınız. Çünkü sorguladığınız da içi boş veya arkasından şirk çıkar.

Günümüzde de herkes atasının dinine devam ediyor. Nebi Muhammed döneminde de böyle olmadı mı? Mekkeli müşrikler Allah’ın birliğine inanıyorlardı. Tek problemleri Allah’a daha iyi yaklaştırsın diye araya aracı koymalarıdır. (29/61), (29/63), (39/3), (23/84-90)

Dünya malında bile kararımızı vermeden önce, yüz kere araştırırız, inceleriz istişare ederiz. Düşünürüz, aklımızı kullanır ve karar veririz. Dünya “Bir gün veya daha az süre kaldık” (23/113) diyeceğimiz mekândır. Bu kadar kısa süredeki yaşam; düşünmeye, aklını kullanmaya değiyor da, ebedi hayata neden değmiyor… Ebedi cenneti elimizin tersiyle itiyoruz.  Ebedi cehenneme talip olmayacağımızın garantörü kim? İşte bu garantör bizzat kendimiz olmalıyız. Kimseye bu yetkiyi vermemeliyiz.

Bakara 81, 82. Ayet:
Evet, kötülük işleyip suçu benliğini kaplamış (ve böylece şirke düşmüş) olan kimseler var ya, işte onlar cehennemliklerdir. Onlar orada ebedî kalacaklardır.
İman edip salih ameller işleyenler ise cennetliklerdir. Onlar orada ebedî kalacaklardır.  (2/25), (3/116), (5/85), (6/128), (9/68), (11/107)

Ebedi cehennemden paçayı kurtarabilmek için bize indirilene tabi olmalıyız.

Yüce Allah kitabında defalarca “Aklınızı kullanın”, “Aklınızı kullanmaz mısınız?”, “Aklını kullanmayana pislik yağdıracağım.” (10/100) diyor. Öyleyse kararlarımızı Allah’ın kitabını okuyup, düşünüp, aklımızı kullanarak anladıklarımızı hayatımıza taşımalıyız.


Dinimize paralel katıkları atmamız, tertemiz olmamız gerekiyor ki, dinimizi yaşayabilelim. Aksi halde Kur’an’ı anlamamız zor. Zihinsel temizliği yapmayanlar, abdest alarak temizlendiğini düşünüyorlar. Bu defa kafasındaki Kur’an dışı bilgilerini Kur’an’a uyarlamaya kalkıyorlar. O da olamadı Kur’an’a paralel kitaplardaki bilgilerle Kur’an bilgilerini nesh ediyorlar. Yani o ayetin hükmünü kaldırıyorlar. Nebi Muhammed’in bile yapamadığını, yapamayacağını; maalesef Nebi’nin ağzına yakıştırmak suretiyle Nebi Muhammed’in ölümünden 200-250 yıl sonra yapıyorlar. Nebi Muhammed’e iftira atıyorlar. Allah onları ıslah etsin.

Yunus 15. Ayet:
Ve (hal böyleyken:) ne zaman ayetlerimiz bütün açıklığıyla kendilerine okunup ulaştırılsa, o Bizim huzurumuza çıkacaklarına inanası gelmeyen kimseler, "Bize bundan başka bir söylem/bir öğreti getir; ya da bunu değiştir" diyecek olurlar. (Ey Muhammed) de ki: "Onu kendiliğimden değiştirmem olacak şey değil; ben ancak bana vahyedilene uyarım. Bakın, (bu konuda) Rabbime baş kaldıracak olursam, dehşet veren o (Büyük) Gün (gelip çattığında) azabın (beni bulmasın)dan korkarım!"

 

Yüce Allah’ın insanlara iki seçenek sunmuştur. Birincisi takva yolu, ikincisi de fısk, fücur yoludur. Seçtiğimiz yolda bizi serbest bırakmıştır. İsteyen istediği yolda gidebilecektir. Ta ki ahrete kadar…
Fatır 45. Ayet: Eğer Allah, insanları kazandıkları yüzünden hemen cezalandıracak olsaydı, yerkürenin sırtında hiçbir canlı bırakmazdı. Ne var ki, onları belirli bir süreye kadar erteliyor. Nihayet süreleri gelince, (gerekeni yapar). Çünkü Allah, kullarını hakkıyla görmektedir.

 

Yüce Allah’ın Vakıa 78-82. Ayette, Kur’an’a temiz olanlarının yaklaşmasını buyuruyor. Bunu da “Abdestsiz Kur’an’a dokunulmaz” demişlerdir. Biz Kur’an’a ne kadar az yaklaşırsak onlar için o kadar iyidir. Biliyorlar, Kur’an’ı anlamaya başladığımızda artık bizi din konusunda kimse aldatamaz. Herkes Kur’an’ı anladığı dilden okusa malum kişilerin etrafında kimse kalmaz.

Birlikte düşünelim: Bir gayrimüslim merak etti ve Kur’an’ı okumak istiyor. Abdest alacaksa bile o bilgiyi öğrenebilmesi için Kur’an’ı eline alması gerekmez mi? Elinde eldiven varsa problem yok, ama çıplak el değmeyecek. Neden?

Vakıa 78, 79. Ayet:
sağlam korunan ilahi kelam içinde (insana tebliğ edilmiş)tir ki ona ancak (kalben) temiz olanlar dokunabilir:


Yüce Allah’ın “temiz” demesini ruhen temizlik olarak anlamalıyız.

Aksi halde hafız olmuş kişilere bile abdest almadan dokunmamamız gerekir.
Bir tarihte vaaz hocasına “Cep telefonuma Kur’an’ı indirebilir miyim?” diye sormuştum. Problem olmayacağını söyledi. Cebimde Kur’an taşımamda, elime alıp abdestsiz okumamda problem yokmuş. İnanılır gibi değil… Hatırlıyorum da Kur’an dersi aldığım zamanlarda, hoca her gün bana gelirdi. Bir gelişinde “Abdestin var mı?” diye sordu. “yok” Dedim. Hoca “Tamam gel oku. Sayfaları ben çeviririm.” Dedi. Acele işi varmış.
Canım kardeşlerim, burada bir şeyler oluyor. Kur’an’ı okuyoruz. Problem yok. Kur’an’a elimizi dokunamıyoruz… Bir yayınevi de Kur’an’ın dışına jelatin kaplamış, “Bizim Kur’an’a abdestsiz dokunabilirsiniz” diye reklam yapıyor. İşte biz bu yaşanılanlara din diyoruz. Matbaaya gelmeden önce o ağaç ne aşamalardan geçiyor, Matbaada yerlerde, kaç abdestsiz kişinin elinden geçiyor…

Bilmeden çok büyük hata yapıyoruz. O da Kur’an’ın içini boşaltmak, işlevini yok etmektir. Yüce Allah’ın 6236 mesajına yüz çevirmektir. Bunları önemsizleştirip; ağacı, mürekkebi kutsallaştırıyoruz. Hâlbuki kutsal olan Kur’an’ın içeriğidir. Bizim O’na verdiğimiz değer; kolay ulaşamayacağımız evin en yüksek köşesinde saklamak, abdestsiz dokunmamak ve anlamadığımız dilde okumaktır.
Kur’an’da namaz dışında abdestle ilgili bir tek ayet yok. Abdest yalnız namaz için gereklidir.

Kısacası kardeşlerim, Kur’an her an yanı başımızda, elimizin altında olmalı. Her an açık bakabileceğimiz konumda olmalı ki, Yüce Allah’ın mesajına kulak verebilelim. Yaşamımızı ona göre idame ettirebilelim. Korkmayalım Kur’an çarpmaz. Asıl Kur’an çarpıklıkları düzeltir.

Dünya yaşamında Nebi Muhammed’e büyücü, deli, şair dediler. Varsın size de Kur’an sapığı desinler.

Nebi Muhammed öncesinde İslam’ı Allah’ın kitaplarındaki tahrifatla yozlaştırmışlardır. Şu an da paralel kitaplarla yozlaştırıyorlar. Fark var mı? Günümüzde Kur’an-ı Kerim sapasağlam tertemiz duruyor. “ Siz okumayın, anlamazsınız bize soracaksınız.” diyorlar. Bizim de canımıza minnet, okumuyoruz…

Yüce Rabb’imiz Kur’an’ı Kerim için, “Ayetlerinin açıklamasını detaylı, eksiksiz, ayrıntılı şekilde kendisinin yaptığını buyuruyor. Hiçbir eksik bırakmadığını, en güzel biçimde tamamladığını da söylüyor. Böyle olunca bize düşün iş Allah’ın “apaçık” dediği Kur’an’ını anladığımız dilde okumak ve hayatımıza taşımaktır. Kur’an’ı okudukça göreceksiniz o mübarek kitap, size ilave okumanız gereken kitapları da söyleyecektir.

Apaçık ayetler indirdik. (2/99), (10/15), (12/1), ( 15/1), (19/73), (22/16), (22/72), (24/1), (24/34), (24/46), (27/1), (28/2), ( 29/49), (36/69), (43/2), (44/2), (46/7), (57/9), (58/5), (65/11)
Hiçbir eksik bırakmadık. (6/38),
Detaylı olarak açıkladık. (6/97, 98), (6/114),  (6/119), (6/126),
(6/154),  (7/32), (7/52), (10/37), (11/1), (12/111), (13/2), (30/28)

Ayrıntısıyla açıkladık. (17/12)
Kolaylaştırdık. (19/97), (44/58), (54/17, 22, 32, 40)

En güzel biçimde tamamlanmış. (6/154)
İndiren ve koruyucu Yüce Allah’tır. (15/9)

Allah rızası için O’nun Kur’an’ını okuyalım. Okuduğumuzla yaşayalım…


Facebook sayfamda önceleri herkes gibi paylaşımlar yapıyordum. Herkes gibi derken, insanları imrendirici paylaşım yapmamaya özen gösterirdim. Bu paylaşımlar zamanında bir hareket, canlılık vardı. Onlar sizin paylaşımınızı beğenir veya yorum yaparlar. Siz de onlara… Sonra, tanımadığım fakat arkadaşlık isteyenleri ekledim. Ayrıca listeme yeni benim istediğim arkadaşları da davet ettim. Arkadaş sayısını çoğalttım. Sonra dinimiz dışı paylaşım yapmamaya başladım. Genellikle de Yüce Allah’ın mesajlarını paylaştım. Sanki sayfaya ölü toprağı serpilmiş gibi oldu. Sayfada ki o canlılığın bittiğini hissettim. “Paylaştıklarım görünmüyor” diye düşündüğüm bile oldu. Arkadaşlarda tepki sıfıra yakın. Sonra 23 Nisan da torunum şiir ezberlemiş. Ben de çok beğendim. Değişiklik olsun, yayınlayayım dedim. Yayınladım ve anladım ki herkes paylaşımlarımı görüyor. İçimi buruk bir sevinç kapladı. Paylaşımlarımı görüyorlardı.  Ben de karıncanın ateşi söndürmek üzere su taşıması gibi “devam” kararı verdim. Allah nasip ederse ölene kadar da devam edeceğim. Bir kişiyi bile Yüce Allah’ın mesajlarıyla etkileyebilirsem ne mutlu bana…

 

Geçmişimde bütün cemaatlere, tarikatlara sıcak bakardım. Çok cemaatin sohbetinde bulundum. Gittiğim herhangi bir cemaatin mensupları, diğer cemaatin yol ve yöntemlerini beğenmedikleri gibi onları tenkit ederlerdi. Ben karşı çıkardım. “Her cemaat farklı bir yol seçmiş, ama buluşma noktası aynı” derdim. Kendimce dindar olduğunu sanırdım. Yaşadığımın farklı şeyler olduğunu bilemedim. Allah’ın yolunun yasasının tek olduğunu düşünemezdim.
Ahzap 62. Ayet:
Daha önce gelip geçenler hakkında da Allah'ın kanunu böyledir. Allah'ın kanununda asla değişme bulamazsın.


Üç sene üst üste Kur’an’ı tecvitle okumayı öğrenmek adına yakınımdaki camiye gittim. Ayrıca her gün iş yerime ders vermeye bir hoca gelirdi. Bir de nameli okuduğum zaman tüylerim diken diken oluyordu. Arkasından da “Sadakallahul-Azim” dediğimde keyfime diyecek olmuyordu. Bir gün Kur’an’ı öğreten hocaya “Sadakallahul-Azim’ in anlamı nedir?” diye sordum. Cevap:  “Azim olan Allah ne güzel ne doğru söyledi…” Bu cevap karşısında bile kafamda şimşekler çakmalıydı; ama hiçbir etki yapmadı. “Acaba Yüce Allah’ım ne söyledi!” diye heyecanla Kur’an ele alınmaz mı? Alınmıyor işte. Beynimiz o kadar yıkanmış ki, aklımıza bile gelmez. Gelmedi de. Nasıl olsa başkaları Allah’ın sözlerini bize açıklıyor. Ya o kişi yanlış biliyorsa? Olur mu canım, hocadan daha mı iyi bileceksin? İşte böyle… Böyle de, kimse Kur’an’dan hüküm okumuyor ki, okuyan da bir ayet, on rivayet… Hayrını görün…

Her sene mukabelelere katılıyor, iki-üç hatim yapıyordum. Yaptığım hatimleri de ölmüşlerime gönderiyordum. 
Özür dilerim. Bir şeyi atladım. Benim Kur’an okumayı öğrenmemin en önemli sebebi Anne’m ve Baba’mın yaşlanmasıydı. Allah herkesin anne ve babalarına hayırlı uzun ömür versin. Emelim arkalarından Kur’an okuyup, Yasin okuyup göndermekti. O zaman ayetlerin manasından haberim yoktu ki… Bilmiyordum. Bu ayetlerin içeriğinden zerre kadar haberim yoktu.
Yasin 70. Ayet:
(Kur'an,) Diri olanları uyarıp korkutmak ve kâfirlerin üzerine sözün hak olması için (indirilmiştir).
Fatır 22. Ayet:
Diriler ile ölüler de bir olmaz. Allah, dilediğine işittirir. Sen, kabirde bulunanlara işittirecek değilsin.

Herkes Dünya’dan göçünde boynunda amel defteriyle gidecek. Başkasının ölmüşe sevap pompalayamayacağını, sonradan Kur’an’dan öğrendim. Yüce Rabbim kâinatta yarattığı her şeyi emrimize verdiği gibi, akıl vermiş, düşünme yeteneği, vermiş.

Birlikte düşünelim: Siz çok zenginsiniz. Ben kimsesiz, açlık sınırında muhtaç birisiyim.  Allah hayırlı ve uzun ömür versin. Siz de, ben de Hakk’ın rahmetine kavuştuk. Siz vasiyetinizi önceden hazırladınız. “Şu servetimin geliriyle 7/24 Kur’an okutulacak ve sevabı bana gönderilecek.” Ben kiramı ödersem yemeye para kalmıyor. Yersem de ev sahibi kapımda. Benim vasiyet bırakacak kimsem yok, mal varlığım da yok. Böyle bir sevap gönderme operasyonu olsa adaletli olur mu?
Enbiya 47. Ayet: 
Kıyamet günü için adalet terazileri kuracağız. Öyle ki hiçbir kimseye zerre kadar zulmedilmeyecek. (Yapılan iş) bir hardal tanesi ağırlığınca da olsa, onu getirip ortaya koyacağız. Hesap görücü olarak biz yeteriz.


Ölüm gelip çattığı ana kadar, yaptıklarımız ne ise; iyi veya kötü sadece onları götürebiliyoruz.

Biz öldükten sonra kimsenin bize faydası olmaz. Doğru olan sadece Dünya’da alınacak sevaplardır. “Hani Dünya’da kalıcı hayırlı işler için amel defteri kapanmıyordu” diye mırıldananlarınız vardır. Dünya’da yaptırdığımız çeşme, yol, yetiştirdiğimiz hayırlı evlat vb. hayır hasenatınızın ne kadar Dünya’da kalacağını, ne kadar kişinin yararlanacağını, tek bilen Yüce Allah’tır. Bunları da amel defterine ilave edip, defterimizi kapatacaktır diye düşünüyorum. Harici tüm sevap, girişlere kapalıdır. Ölmüşlerinize dua edebilirsiniz. Fakat ölmüşünüzün sevap hanesine ilave yapamazsınız. O sevap sizindir.

Ölüm anında bile, tövbe edenin tövbesini kabul etmeyen Yüce Allah, başkaları tarafından mevtaya  gönderilen sevabı kabul eder mi?

 Nisa 18. Ayet:
Oysa ne ölüm anına kadar kötülük işleyip duran, ama o an gelip çattığında "Şimdi tevbe ediyorum!" diyenlerin tevbesi kabul edilecektir, ne de hakikat inkarcısı olarak ölenlerin; Biz, işte böylelerine şiddetli bir azap hazırlamışızdır.

Bir süre öncesine kadar dinimi bildiğimi sanıp, çoğunluğun yaşadığı gibi yaşıyordum. Kur’an’la da iç içeydim. Fakat anlamadığım dilden okurdum. Meali hiç elime almadım, desem yeridir.
Gençlik yıllarımda Baba’ma ait Kur’an’ın Arapça ve meali vardı. Bir iki bakmışımdır o kadar.

 

Nasıl olsa çevremde din anlatıyor. Camide de kim ne yapıyorsa onu yapıyordum. Üç beş sure ile yatıp kalkıyordum. Yalnız, kandil geceleri sıkı bir ibadetle geçiriyordum. Kadir gecesi hariç o günlerin uydurma olduğunu da sonradan öğrendim. Kur’an’ı anlamayacağımıza öyle inandırıyorlar ki, okumak anlamaya çalışmak, insanın aklına bile gelmiyor. Kur’an kurslarında, anlamadan seslendirmekten başka bir şey öğretilmiyor. Bireysel dini sorumluluğum yok gibiydi. Ona sorarak buna sorarak din nasıl yaşanıyorsa öyle yaşıyordum. Çoğunluğun yaşadığı gibi…
En’am 116. Ayet:
Eğer yeryüzündekilerin çoğuna uyarsan seni Allah yolundan saptırırlar. Onlar ancak zanna uyuyorlar ve onlar sadece yalan uyduruyorlar.


 Kur’an’ın “Ey iman edenler” hitabından haberim olsa da, bireysel emir olduğunu algılamam engellendi. Şahsıma hitap edildiğini düşünemedim. Bu işin üstatları olduğunu söyleyenlerden öğreneceğimi sandım. Onlar da ağızlarını eğe büke Arapça rivayetler okuyor, sonra mealini veriyorlardı. Sanıyordum ki söyledikler Allah’ın ayetleri… Nereden bilirdim çoğunun nebi Muhammed’in ağzına yakıştırma iftiralar olduğunu. Çoğunun bilemediği gibi ben de bilemedim. Bilseydim Yüce Allah’ın 6236 adet mesajına yüz çevirebilir miydim? Hemen Kur’an’a sarılır, elimden düşürmezdim. O geçirdiğim günlere yazık. Çok üzülüyorum, o günlerimi boşuna geçirmişim. Çok seviniyorum, geçte olsa Kur’an talebesi olma yolunda bir adım atmama Yüce Allah’ım izin verdi. Buna sebep olan kardeşimden de Allah razı olsun…

O KARDEŞİM…

Bir gün benden yaşça küçük Çorum’da ki bir akrabama kutlama mesajı gönderdim. “Kandiliniz mübarek olsun.”  Gecikmeden cevap geldi. “Öyle bir kandil yok ki…” Nasıl kızdığımı tahmin edemezsiniz. Aradan zaman geçti. Memleketime gittiğimde onu da görmek istedim. Bulunduğum yere davet ettim. Sağ olsun geldi. Bir süre hoş beş ettikten sonra sadede geldik. Kandil gecesinin olmadığını tekrarladı. “Tek bir gece var o da Kadir gecesidir” diye devam etti. Dinliyorum ama bu kardeşim başka âlemlerde diye düşünmeden de edemiyordum. Atalarımdan gelen dini öyle kanıksamışım ki biraz da boş dinliyorum. Bir cemaatin ileri gelenlerinde bir kişinin “Muhammed eşittir, Allah”  demesinden tut, iftar programlarında anlatılanların din olmayıp masal olduğunu vb. şeyleri o anlattı, ben dinledim.  Youtube’dan bazı videolar gösterdi. İzledim. Zaman zaman cevap verdiklerim oldu, ancak yavan cevaplardı. Buna rağmen inanmak istemiyordum. “Herkesten daha mı iyi biliyor” düşüncesi aklımdan geçmedi değil. O’nu yoldan çıkmış gibi de düşündüm. Dinlerken babasını düşündüm. Amcalarını düşündüm. Hepsinin Kur’an elinden düşmezdi. Bir kısmı da hafızdı. Bir amcasının ayakkabı satış mağazası vardı. Dipte mini bir bölünmüş alan vardı. Döve, seve büyük oğlunu hafız yapmıştı. Bir amcasının tuhafiye mağazası vardı. İçeride müşterisi yoksa hemen Kur’an okumaya başlardı. O esnada müşteri de gelse bakmazdı. Müşteri onu bildiği için sayfayı bitirmesini beklerdi. Uzatmak istemiyorum. Başlangıçta, konuyu Allah’ın kitabına, Kur’an’a bağlayacağından haberim yoktu. Yine de tam tatmin olmamıştım. Sohbetin bitiminde söylediklerini araştıracağımı söyledim. İçimde soru işaretleri oluşmuştu; Genel anlamda benim için yine de sapıtmış birisiydi. O soru işaretleri net değildi. Yakınlarımdan Nakşibendi tarikatı mensubu bir büyüğüme bu konuyu açtım. “Bana da bazı şeyler söyledi. Bir daha benimle bu konulara girmemesini söyledim.” Dedi. Kardeşimin anlattıkları, Yüce Allah’ın mesajlarıdır. Bu mesajlar doğrultusunda yapılan yanlışlardır. Cübbeli Ahmet der ya, “Allah’a yaklaşabilmek için aracı gerekir. Bir elektrikte bile eğer sen ana trafoya direkt bağlanırsan patlatırsın. Direkt Allah’a bağlanırım diyen şeytana bağlanır.” O’na göre önce Cübbeli Ahmet’e bağlanırsan paçayı kurtardın. “Bize tabi olacaksanız aklınızı bir kenara koyacaksınız” demese bilgilerinden yararlanmak adına yaklaşalım diyebilirim. Kendisinin aklına göre yaşamamızı istiyor. Yüce Allah tekrar, tekrar “Aklınızı kullanın” diyor. “Aklını kullanmayana pislik yağdırırım.” (10/100) Diyor. “Şah damarınızdan daha yakınım.” (50/16) Diyor. Bize bizden daha yakın olan ve aklımızı kullanmamızı emreden Rabb’imiz varken belamızı mı arayacağız. Eğer geçmişte beynimi yakmışsam sebeplerdin birisi de Cübbeli’dir? Her Cuma geceleri Ümraniye Ihlamurkuya da sohbetlerine giderdim. Uzun hikaye…

İstanbul’a döndüğümde kafamın içindeki soru işaretleri daha belirgin hal almaya başladı. Bir taraftan meal okurken, bir yandan da Youtube’dan videolara devam ediyordum. Kafam çorba olmuştu. Karman karışık. Restoranlarda ki aşçı yemeği gibi, biraz ondan biraz bundan… 
Video izlerken Prof. Dr. Mehmet Okuyan’ın bir sözü çalışmama daha da hız verdi. “Karışık kafadan zarar gelmez…” Demek ki doğru yoldayım dedim.
Fakat inandığından, bildiğinden, daha doğrusu atamızın dininden çıkmak o kadar zor ki, eşekten düşenin halinden eşekten düşen anlar. Yani anlatılmaz yaşanır. 
Dininizi anlayıp yaşamak isteyen kardeşlerim Kur’an’ı elinize almadan önce, kesinlikle kafanızın içerisindeki bütün kirli bilgileri silip atmanız ve anladığınız dilde okumanız gerekiyor. Söylemesi kolay; ama yapması zordur. Bana başlangıçta böyle bir bilgi verilmedi. Verilseydi becerebilir miydim, onu da bilmiyorum. Neticede çok zorlandım. Rotanız “Resule itaat Allah’a itaattir” düsturu olursa gidiş çizginizi bozmayacağınızı ümit ediyorum. 

https://aydinorhon.blogspot.com/2019/07/nebi-resul-kimdir.html

Al-i İmran 32. Ayet:
De ki: "Allah'a ve resul'e itaat edin."  Eğer yüz çevirirlerse şüphe yok ki Allah kâfirleri sevmez.

Mealleri karşılaştırarak okumakta fayda görüyorum. En doğruyu bu şekilde bulabileceğimize inanıyorum. Sizi anladığınız dilde Kur’an okumanızı önerirken orijinalini ötekileştirdiğimi zannetmeyin.
Anladığımız dilden Kur’an’ı okumamız ne kadar önemliyse; orijinalinin önemi bir o kadar daha fazladır. Elli yıl önce basılmış bir Kur’an mealini ile, günümüzde ki meali okuduğunuzda ne dediğimi anlayacaksınız.
Kur’an Rab’ca olup sürekli kendini yeniler.
 

Yüce Allah Kur’an’ın da; Abdestin alınmasını, nasıl bozulduğunu üç beş satırda anlatmıştır. Haşa Allah becerememiş başkaları 150-200 sayfalık kitaplar yazmışlar. O kitaba göre abdest alıyorlar.

Maide 6. Ayet:
Ey inananlar, namaza dur(mak iste)diğiniz zaman yıkayın: yüzlerinizi ve dirseklere kadar ellerinizi; meshedin: başlarınızı ve topuklara kadar ayaklarınızı. Eğer cünüp iseniz tam temizlenin. Hasta, yahut yolcu iseniz, yahut biriniz tuvaletten gelmişse, ya da kadınlara dokunmuş da su bulamamışsanız temiz toprağa teyemmüm edin; ondan yüzlerinize ve ellerinize sürün. Allâh size güçlük çıkarmak istemiyor, fakat sizi temizlemek ve size olan ni'metini tamamlamak istiyor ki, şükredesiniz.

 

Yukarıda kitaplar diye çoğul yazmam, hatadan değildir. Her mezhebin kitabının (dinini yaşama tarzının) ayrı olmasındandır. Allah tek bir kural, yasa koyuyor. Biz ona uymuyoruz. Dört farklı gruba bölünüp her birimiz farklı kitaba iman ediyoruz.
Al-i İmran 103. Ayet:
Hep birlikte Allah'ın ipine sımsıkı tutunun ve birbirinizden kopmayın. Ve Allah'ın size verdiği nimetleri hatırlayın: Siz birbirinize düşman iken kalplerinizi nasıl uzlaştırdı da O'nun lütfu ile kardeş oldunuz ve ateşli bir uçurumun kenarında (iken) sizi ondan (nasıl) korudu. Bu şekilde Allah mesajlarını size açıklar ki hidayet bulasınız,


(5/6) Ayette gördüğünüz gibi abdest alırken ağız, burun, kulak yıkamak yok. Bu ayeti okumama rağmen abdest alışımı Kur’an’a göre değiştirmedim. Hatırlarsanız, alışılmışlardan uzaklaşmanın zor olduğunu söylemiştim. Kendimce:  Yüz yıkanması emri var. Ağız, burun, kulak da yüzün içerisinde, hem fazladan zarar gelmez” dedim. Eski bildiğimle devam ettim. Önceki abdest alış şeklini değiştiremedim. Allah’ın mesajıyla ne kadar çok muhatap olursanız, Yüce Allah’ta sizi o kadar önemsiyor. Kur’an bütünlüğünde düşündüğümde Baktım ki, bu yaptığımın bile şirk.  Sonra ne emrediyorsa, yerine getirme gayreti içine oldum. İnşa Allah olacağım da. Her şeyi detayıyla açıklayan ve dinini tamamlayan Allah, isteseydi birkaç kelime daha ilave ederdi.
Maide 101. Ayet:
Ey iman edenler, size açıklandığında sizi üzecek şeyleri sormayın; Kur'an indirildiği zaman sorarsanız, size açıklanır. Allah onu affetti. Allah bağışlayandır, (kullara) yumuşak olandır.
Maide 3. Ayet:
Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim. Size nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâm'ı seçtim…
En’am 38. Ayet:
 Yeryüzünde hiç bir canlı ve iki kanadıyla uçan hiç bir kuş yoktur ki, sizin gibi ümmetler olmasın. Biz Kitap'ta hiç bir şeyi noksan bırakmadık, sonra onlar Rablerine toplanacaklardır.

Her mezhebin kendine göre kuralları vardır. 
Mezheplere abdestin farzı kaçtır diye sorsak: Hanefi 4, Maliki 7, Şafii 6, Hambeli 7.
Abdesti bozan şeylerin sayısını sorsak: Hanefi 12, Maliki 3, Şafii 5, Hambeli 8 diye cevap alırız. 
Halbuki Yüce Allah kitabında her şeyi açıklamış. 
Bakara 159. Ayet:
İndirdiğimiz apaçık delilleri ve hidayeti Kitap'ta açıklamamızdan sonra onları gizleyenler var ya, işte onlara hem Allah lânet eder, hem de bütün lânet etme konumunda olanlar lânet eder.


Yüce Allah bizlere domuz eti, kan, leş ve Allah adı dışında kesilen hayvanların etinin haram, temiz şeylerin helal kılındığı da buyuruyor. Mecbur kalırsanız bunları da yiyebilirsiniz diyor.  Haram olanlar dışında her şey helaldir.
Bakara 173. Ayet:
Allah, size ancak leş, kan, domuz eti ve Allah'tan başkası adına kesileni haram kıldı. Ama kim mecbur olur da, istismar etmeksizin ve zaruret ölçüsünü aşmaksızın yemek zorunda kalırsa, ona günah yoktur. Şüphesiz, Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
Maide 5. Ayet:
Bu gün size temiz ve hoş şeyler helâl kılındı.
 …

Eğer Mezheplere bakarsanız başınız döner. İsterseniz birkaç örnek verelim.

Yılan balığı yenir mi? Hanefi (Helal) - Hambeli (Haram)
Karga eti yenir mi? Maliki (Helal) - Hanefi, Şafi, Hambeli (Haram)
At eti yenir mi? Maliki (Helal) - Hanefi (haram)
Kırlangıç eti yenir mi? Hanefi, Maliki (Helal) – Şafii, Hambeli (Haram)
Allah’ın Âdem’den günümüze yasası tekdir. Allah’a sanki dinlerini öğretiyorlar.
Yunus 59. Ayet:

De ki: "Allah'ın sizin için indirdiği sizin bir kısmını haram ve helal kıldığınız rızıktan, haber var mı? Söyler misiniz?" De ki: "Allah mı size izin verdi, yoksa Allah hakkında yalan uydurup iftira mı ediyorsunuz?"
Hucurat 16. Ayet:
(Ey Muhammed!) De ki: "Siz Allah'a dininizi mi öğretiyorsunuz? Oysa Allah, göklerdeki ve yerdeki her şeyi bilir. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir."

 

Şimdi mezhep imamlarına bir göz atalım. Öncelikle bu kişiler birbirinden değerli imamlardı. O gün ki imkân ve şartlara göre kendi yorumlarını koyarak dinlerini yaşayan ilim adamlarıydı. 
Kimseye peşime takılıp gelin de demedi. Deseler bile Allah’a ve resule itaat (4/80) ilkesinden çıkmamamız gerekmiyor mu? Onlar o zaman ki yorumlarına göre dinlerini yaşadılar. Günümüze kadar gelen onlara isnat edilen yorumlar gerçekten onlara mı aittir? Onu da bilmiyorum. Değişmediğinden tek emin olduğumuz Allah’ın kitabıdır. (15/9) Bizler Yüce Allah’ın mesajlarından anladığımıza göre yaşamalıyız.

Nebi Muhammed’in ölümünden 67 yıl sonra İmam-ı Azam doğmuş. Çocukluk dönemi, yetişme dönemi derken yaklaşık bir asır sonra ilim sahibi olduğunu kabul edelim. Diğer imamlar; İmam malik 79 yıl, İmam Şafii 135 yıl,  İmam Hambel 178 yıl sonra doğmuşlar. Bunların da yetişme sürecini unutmayalım. Nebi Muhammed’in ölümünden bu kişilerin gelişimine kadar dinini yaşayan Hz. Ebubekir, Ömer, Osman, Ali dinlerini yaşayamadan mı öldüler?
Birileri çıkıyor: “Buhari ve Müslim çökerse, İslam çöker” diyebiliyor. Haşa Buhari, Müslim Allah mı?
Onlara da bir bakalım: Buhari Muhammed’in ölümünden 178 yıl sonra doğarken, Müslim’de 189 yıl sonra doğmuştur. Kimilerinin, Kur’an’ı dinin merkezine oturtmak ağırına gidiyor.
Hac 72. Ayet:
Kendilerine âyetlerimiz açık açık okunduğu zaman, o kâfirlerin yüz ifadelerinden inkârlarını anlarsın. Neredeyse, kendilerine âyetlerimizi okuyanlara hışımla saldıracaklar. De ki: "Şimdi size bu durumdan  daha beterini haber vereyim mi: Ateş.. Allah, onu kâfirlere vaad etti. Ne kötü varış yeridir orası!"


Ebu Hanife din âlimi Nebi Muhammed’in ölümünden yaklaşık iki asır sonra İmam-ı Azam oluyor. Bu arada yaşayan ashap hangi mezheptendi? Neye göre dinlerini yaşadılar. Nebi Muhammed’in, Ebu Hanife’nin rehberi Kur’an değil miydi?   Ne yazık ki Nebi Muhammed döneminde bile Kur’an dışı benzer hareketler vardı. Günümüze kadar gelişinde bazı güçlerin etkisiyle çığ gibi büyümüştür.
Furkan 30:
Muhammed der ki: Ey Rabbim! KAVMİM BU KUR’AN’I BÜSBÜTÜN TERKETTİLER.

Kafamın karışık döneminde Hac kurası neticesinde bize de hac nasip oldu. Bir an panikledim. 
Benim çocukluk-gençlik arası dönem de hacca giden insanlardan bazıları hacca gittikten sonra ticareti bırakırdı. Bazıları da tabeladaki isminin önüne “H” harfini ilave ettirirlerdi.
Ben geçmişte ki inancımda da Hac’a gidenlerin günahlarının affedilmeyeceğine inanırdım. Gittiğimde ne yapacaktım? Hac konusunda belirli ayetler vardı; fakat bir daha gidebilecek miydim? Eksik bilgilerle de gitmek istemedim. Kendisini Kur’an talebesi sayan birkaç Prof. ‘a mesaj yazdım. “Ben kafası karışmışlardanım” dedim. “Hac’a gideceğim. Ne yapayım?” Cevap verenler ayet dışına çıkmadan yarama merhem oldular.

İlk Medine’ye gittim. Boş zamanlarında Kur’an meali okuyordum. Medine’de olsun, Mekke’de olsun Arapça dışı Kur’an okuyan kimseye rastlamadım. Bu demek oluyor ki, sadece biz değil, bütün İslam ülkeleri aynı durumda, Arapça dışı Kur’an okuyan ne yazık ki yok.
Fussulet 44. Ayet:
Eğer biz onu başka dilde bir Kur'an yapsaydık onlar mutlaka, "Onun âyetleri genişçe açıklanmalı değil miydi? Başka dilde bir kitap ve Arap bir nebi öyle mi?" derlerdi. De ki: "O, inananlar için bir hidayet ve şifâdır. İnanmayanların kulaklarında bir ağırlık vardır ve Kur'an onlara kapalı ve anlaşılmaz gelir. (Sanki) onlara uzak bir yerden sesleniliyor (da anlamıyorlar)."

İsra 89. Ayet: 
Andolsun, biz bu Kur'an'da insanlara her türlü misali değişik şekillerde açıkladık. Yine de insanların çoğu ancak inkârda direttiler.

Mekke’ye geçtim. Şok oldum. Umduğum Manevi hazzı alamadım. Buna sebep olan şirk batağında olan insanlardır. Onların bu halinden etkilenmemek mümkün değildi. 
Bilinmelidir ki namaz, oruç, infak ne kadar ibadetse Hac da durumu müsait olanlara emredilmiş bir ibadettir. Hiçbir ibadet günahlarımızı sıfırlamaz. Günümüzde yapılan hac ibadeti Allah’ın istediği gibi mi yerine getiriliyor? Doğrusunu ancak Yüce Allah bilir.

Hacdan dönüşümde facebook’ta “KatıksızMüslümanlar” 
https://www.facebook.com/groups/katiksizmuslumanlar adı altında bir grup kurdum. Asıl gayem bir şeyler aktarmaktan daha çok bir şeyler öğrenmekti. Sonra Allah benim bir şeyler aktarabilmemi nasip etti. Ticari ve sosyal kullandığım bütün gruplarımı dini gruba dönüştürdüm. “Katıksız Müslümanlar 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, ” diye devam etti.  Bu gruplarda da Allah’ın izni ile çalışmalar devam ediyor. Gruplarda paylaşımlarını yapan diğer arkadaşlarıma da minnettarım. Allah onlardan razı olsun.
Uydurulmuş dinden sapıp, indirilmiş dine yöneldiğim bu günlerde içim o kadar huzurlu ki, kendimi o kadar rahat hissediyorum ki…

En azından Yüce Allah’a nasıl cevap vereceğimi biliyorum.

Yüce Allah’ımdan Rahim sıfatından yararlanmak adına, geçmişte yaptıklarım hatalara bir daha dönmemek üzere tövbe ettim.

Furkan 70. Ayet:
Ancak tövbe edip de inanan ve salih amel işleyenler başka. Allah işte onların kötülüklerini iyiliklere çevirir. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

Yüce Allah’ım açıklamış olduğun kitabını gizleyenden olmadım. Aksine gizleyenleri deşifre etmeyi ilke edindim. Duymayanlara duyurma, bilenlere hatırlatma yolunu seçtim.

Bakara 159. Ayet:
İndirdiğimiz apaçık delilleri ve hidayeti Kitap'ta açıklamamızdan sonra onları gizleyenler var ya, işte onlara hem Allah lânet eder, hem de bütün lânet etme konumunda olanlar lânet eder.


Dinini parçalayanlarla tamamen iletişimimi kopardım. Sen’in mesajlarına kulak verdim ve hayatıma taşıma gayreti içerisinde oldum.

Al-i İmran 105. Ayet:
Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra parçalanıp ayrılığa düşenler gibi olmayın. İşte onlar için büyük bir azap vardır.

İmtihanıma Sen’in Kur’an’ın ile çalışıtım. Okuduklarımdan anladıklarımı hayatıma taşıma gayreti içerisinde oldum.
Fuhruf 44. Ayet:
Şüphesiz bu Kur'an, sana ve kavmine bir öğüt ve bir şereftir, ondan hesaba çekileceksiniz.

Sen’in Kur’an’ından düşünüp aklımızı kullanmamız için bir sürü öğüdünüzü aldım. Ben de düşündüm. Aklımı kullandım. Eğer yanlış yapmışsam aklımdandır. Beni bağışla, Günahlarımı affet…
diyebileceğim.
Tarikatların eteğine sarılmışların da ne diyeceği malum… Bir tarikatın ne diyeceğini size açıklayayım: “Ben Nakşibendi tarikatının Halidi kolundan’ım”  dediklerinde bütün kapılar açılacak.
Hangi kapıların açılacağını tabi ki Allah bilir.

Kulaktan duyma, atalarının dinini yaşayanlar ne der, işte onları bilemiyorum.
Saffat 155. Ayet:
Hiç düşünmüyor musunuz?
Hud 51.Ayet:
“…Hâlâ aklınızı kullanmayacak mısınız?"

Ya Rabbi! Yalnız sana ibadet eder ve yaldız senden yardım dilerim.
(1/5) Aklımın yetmediği yerde hatalarım olmuşsa beni affet…

Doğrularım Allah’a yanlışlarım bana aittir.                                                     Aydın ORHON


 

 

  NEBİYİ RİVAYETLERDEN Mİ, KUR’AN’DAN MI TANIYACAĞIZ? Nebi Muhammed denildiğinde zihnimizde nasıl bir insan canlanıyor? Allah’ın kitabını ...