Tesbih: Varlıkların Yaşam Amacı

 Tesbih: Varlıkların Yaşam Amacı

Bir Zikir Değil, Bir Yaşayış Meselesi

Tesbih denildiğinde aklımıza ne geliyor?
Çoğumuz için tablo aynı: İpte dizili boncuklar, parmaklar arasında kayan taneler, dudaklardan dökülen kelimeler… Sessiz bir köşe, belki namaz sonrası birkaç dakika.

Ama durup şunu sormak gerekiyor:
Kur’an’ın anlattığı tesbih gerçekten bundan mı ibaret?

Kur’an’a kulak verdiğimizde bambaşka bir manzarayla karşılaşırız. Tesbih; sadece söylenen bir söz değil, yapılan bir iştir. Hatta daha da ötesi, bir varoluş biçimidir.

Tesbih, Allah’ı yalnızca dil ile anmak değildir. Tesbih; O’nun koyduğu düzene uygun davranmak, insana verilen görevi hakkıyla yerine getirmektir.


Tesbih Kelimesi Bize Ne Söyler?

“Tesbih” kelimesinin kök anlamına indiğimizde ilginç bir tablo çıkar karşımıza. Eksiklikten tenzih etmek, sapmadan yürümek, aslına uygun hâlde olmak…

Kur’an bütünlüğü içinde bakıldığında tesbih, bir varlığın kendisine yüklenen ilahî amacı yerine getirmesi demektir.

Bu yüzden tesbih sadece insana ait bir ibadet değildir.
Kâinattaki her varlık tesbih hâlindedir. Çünkü her biri, kendisine verilen rolü eksiksiz yerine getirir.

Kur’an bunu açıkça söyler:

“Yedi kat gök, yer ve bunlarda bulunan herkes O’nu tesbih eder. Hiçbir şey yoktur ki O’nu hamdiyle tesbih etmesin. Ancak siz onların tesbihini anlayamazsınız.”
(İsrâ, 17/44)

Bu ayet bize çok net bir çerçeve çizer: Tesbih evrenseldir. Gökler, yer, canlılar, cansızlar… Hepsi tesbih eder. Ama biz çoğu zaman tesbihi, yalnızca kendi bildiğimiz şekle indirgeriz.


Güneşin Tesbihi Var mıdır?

Bir an durup düşünelim.

Elimize bir tesbih alıp güneşe uzatsak…
Yağmura, rüzgâra, toprağa birer tesbih versek…
Ağaçlara, kuşlara, denizlere birer tesbih uzatsak…

Ne olur?

Güneş tesbihini eline alıp “Sübhanallah” mı der?
Yağmur taneleri zikri sayarak mı düşer?

Elbette hayır.

Çünkü güneşin tesbihi, ışığını ve ısısını eksiksiz vermesidir.
Yağmurun tesbihi, yeri diriltmesidir.
Ağacın tesbihi, meyve vermesidir.
Toprağın tesbihi, emaneti saklamasıdır.

Onların tesbihi, görevlerini aksatmadan yerine getirmeleridir.


Tesbih: Yaratılış Amacına Uygun Davranmaktır.

Kur’an bütünlüğü içinde tesbihi tek cümleyle özetleyecek olsak şunu söylerdik:

Yaratılış amacına uygun davranmak, o varlığın tesbihidir.

İnsan da bu bütünün bir parçasıdır. İnsan için tesbih; sadece namazdan sonra çekilen boncuklar değildir. Ahlakıyla, duruşuyla, adaletiyle, merhametiyle Allah’ın koyduğu ölçülere uygun yaşamasıdır.

Kur’an bunu şöyle ifade eder:

“Ben cinleri ve insanları ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.”
(Zâriyât, 51/56)

Buradaki “kulluk”, sadece ibadet ritüelleri değildir. Hayatın tamamını kapsayan bir bilinçtir. İşte tesbih, bu kulluk bilincinin hayata yansımış hâlidir.


Dil ile Tesbih, Hayat ile Tesbih

Dil ile yapılan tesbih elbette kıymetlidir. Ama dilin söylediğini hayat yalanlıyorsa, orada bir eksiklik vardır.

Düşünelim:

  • Dürüst olmayan birinin “Sübhanallah” demesi,
  • Adaletsiz davranan birinin “Elhamdülillah” demesi,
  • Hak yiyenin tesbih çekmesi…

Bu sözler tek başına tesbih olur mu?

Kur’an, sözü değil eylemi merkeze alır:

“Ey iman edenler! Yapmayacağınız şeyi niçin söylüyorsunuz?”
(Saff, 61/2)

Bu ayet, tesbihin sadece dilde kalmaması gerektiğini güçlü bir şekilde hatırlatır.


Küçük Bir Hikâye: Saat Ustası

Bir saat ustası düşünelim. Yıllardır aynı dükkânda çalışıyor. Masasının üzerinde yüzlerce küçük parça var. Her biri ufak ama hayati önemde.

Bir gün çarklardan biri görevini yapmazsa, koca saat durur.

Saat ustası o çarka kızmaz. Çünkü bilir ki sorun çarkın varlığında değil, işlevini yerine getirmemesindedir.

İnsan da böyledir. Varlığı başlı başına kıymetlidir ama anlamını, görevini yerine getirdiğinde bulur. Tesbih de işte bu işlev bilincidir.


Atalardan Kalan Bir Eşya mı?

Tesbihin bir eşya olarak kullanımı, tarihsel süreçte farklı kültürlerin etkisiyle şekillenmiştir. Ama Kur’an’ın getirdiği tesbih anlayışı, bir nesneye bağlı değildir.

Çünkü Kur’an, insanı nesnelere değil bilince çağırır.

Bu yüzden tesbihi sadece elde taşınan bir araca indirgemek, asıl mesajı kaçırmak olur. Asıl olan; insanın kalbinin, aklının ve davranışlarının tesbih hâlinde olmasıdır.

Kur’an’da Nebi Muhammed’e şöyle buyrulur:

“Rabbinin adını an ve O’na yönel.”
(Müzzemmil, 73/8)

Yönelmek; sadece söylemek değil, hayatını o yöne çevirmektir.


Günlük Hayattan Bir Örnek

Sabah erkenden kalkıp işine giden bir insan düşünelim.
İşini dürüst yapan, hakkaniyetli davranan, kimseyi aldatmayan…

Kur’an’ın ölçülerine uygun yaşayan insan, dil ile tekrar etmese bile hayatıyla zikir hâlindedir.”

Öte yandan, gün boyu tesbih çekip insanlara zulmeden biri; dilde tesbih ederken hayatıyla onu boşa düşürür.

Kur’an bu dengeyi şöyle kurar:

“Kim zerre kadar hayır yaparsa onu görür.”
(Zilzâl, 99/7)

Tesbih, işte bu “zerre kadar hayır”ların toplamıdır.


Sonuç: Tesbih Hayatın Tamamıdır

Tesbih;

  • Bir ritüel değil, bir duruştur.
  • Bir eşya değil, bir bilinçtir.
  • bir söz değil, bir yaşayış biçimidir.

Güneş nasıl ışığını eksiksiz veriyorsa,
ağaç nasıl meyvesini sakınmadan sunuyorsa,
insan da adaletini, merhametini ve sorumluluğunu eksiksiz yerine getirdiğinde tesbih hâlindedir.

Belki de tesbihin en sade tarifi şudur:
İnsan, yaratılış amacına uygun yaşadığında Allah’ı tesbih etmiş olur.


İNSANIN TESBİHİ NE ZAMAN BOZULUR?

İnsanın tesbihi, elindeki boncuklarla değil; hayatıyla devam eder. Tesbih; insanın yaratılış amacına uygun yaşaması, Allah’ın koyduğu ölçülere göre davranmasıdır.

Bu yüzden insanın tesbihi de yine bu ölçülerden uzaklaşıldığında bozulur.

Kur’an’a göre insan, tesbih hâlindeyken bir denge içindedir. Bu denge bozulduğunda insan hâlâ konuşuyor, çalışıyor, hatta ibadet ediyor olabilir. Ama tesbih bilinci zedelenmiştir.


1. Söz ile Davranış Ayrıldığında

İnsanın tesbihi, söylediği ile yaşadığı birbirinden koptuğunda bozulur. Dil Allah’ı anarken, hayat başka bir yöne akıyorsa bir uyumsuzluk oluşur.

Kur’an bu durumu şöyle uyarır:

“Ey iman edenler! Yapmayacağınız şeyi niçin söylüyorsunuz?”
(Saff, 61/2)

Söz, davranışla desteklenmediğinde tesbih sadece sestir. Oysa tesbih, insanın bütün hâliyle Allah’a yönelmesidir.


2. Yaratılış Amacı Unutulduğunda

İnsan neden yaratıldığını unuttuğunda tesbih bilinci zayıflar. Hayat çıkar, menfaat ve haz ekseninde yaşanmaya başladığında insan pusulasını kaybeder.

Kur’an bu amacı net biçimde bildirir:

“Ben cinleri ve insanları ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.”
(Zâriyât, 51/56)

Bu bütünlük kaybolduğunda tesbih de parçalanır.


3. Adalet ve Merhamet Zedelendiğinde

İnsanın tesbihi; adalet, merhamet ve sorumlulukla ayakta durur. Zulüm, haksızlık ve duyarsızlık başladığında tesbih bozulur.

Kur’an bu ilkeyi koyar:

“Allah adaleti, iyiliği ve yakınlara vermeyi emreder.”
(Nahl, 16/90)


4. Bilinç Yerini Alışkanlığa Bıraktığında

Tesbih bilinçle yapılır. Bilinç gidip her şey alışkanlığa döndüğünde, tesbih ruhunu kaybeder.

Kur’an bu tehlikeyi şöyle anlatır:

“Onlar kalpleri olduğu hâlde onunla anlamazlar.”
(A‘râf, 7/179)


5. Hayat Parçalara Ayrıldığında

İbadet ayrı, ahlak ayrı; inanç ayrı, günlük hayat ayrı görüldüğünde tesbih bozulur.

Kur’an bu bölünmeyi kabul etmez:

“Ey iman edenler! Hep birlikte barışa (İslam’a) girin.”
(Bakara, 2/208)


İnsanın tesbihi;

  • söz ile davranış ayrıldığında,
  • yaratılış amacı unutulduğunda,
  • adalet ve merhamet zedelendiğinde,
  • bilinç kaybolup alışkanlık hâkim olduğunda,
  • hayat parçalara ayrıldığında

bozulur.

Tesbih elde değil, hayatta taşınır.
İnsan Allah’ın koyduğu ölçülere uygun yaşadıkça tesbih hâlindedir.
Bu ölçülerden uzaklaştığında ise tesbih, sessizce dağılmaya başlar.

 

 

Dinde Aşırılıktan Sakınmak ve Orta Yolu Korumak Orta Yolun Sessiz Çağrısı İnsan, eline bir şey geçirdi mi onu ya fazlasıyla sıkar ya da ...