SALAT: HAYATI KUŞATAN KULLUK VE KUR’AN’DA TARİF EDİLEN
NAMAZ
1. İnsan Neden Salata Muhtaçtır?
İnsan yeryüzüne bırakılmış, kendi başına karar veren bir
varlık gibi görünür. İster inanır ister inkâr eder, ister iyilik yapar ister
kötülük. Fakat Kur’an çok sarsıcı bir soru sorar:
“İnsan başıboş bırakılacağını mı sanır?” (75/36)
Bu soru, salatın neden var olduğunu anlamak için bir
anahtardır.
İnsan başıboş değildir. Ama insanın en büyük problemi şudur:
Kendini başıboş sanmaya meyillidir. Güç eline geçtiğinde unutur.
Zenginleştiğinde taşkınlaşır:
“Gerçekten insan azar; kendini müstağni gördüğünde.”
(96/6-7)
Salat tam burada devreye girer. Salat, insanın “müstağni”
olmadığını hatırlamasıdır. Kendine yeterli olmadığını kabul etmesidir. Kime ait
olduğunu bilmesidir.
Bir insan düşün. Sabah evden çıkıyor. İş, trafik, para,
planlar, hedefler… Günün sonunda yorgun. Eğer hayat sadece bundan ibaretse,
insan yavaş yavaş kendi merkezine yerleşir. Kendi kararlarını mutlaklaştırır.
Kendi hevasını ölçü haline getirir.
Kur’an ise başka bir ölçü koyar:
“Hevasını ilah edineni gördün mü?” (45/23)
Salat, hevanın ilahlaşmasına karşı bir kalkandır.
2. “Salat” Kelimesi Ne Demektir?
SALAT SADECE NAMAZ MIDIR?
Salat kelimesini duyduğumuzda zihnimizde hemen belli
hareketlerden oluşan bir ibadet canlanıyor. Kıyam, rükû, secde… Oysa Kur’an’ın
kullandığı salat kelimesi bundan çok daha geniş bir anlam alanına sahiptir.
Eğer salat yalnızca namaz olsaydı, şu ayeti nasıl
anlayacaktık?
“Şüphesiz Allah ve melekleri nebiye salat ederler…” (33/56)
Burada geçen salat, bildiğimiz namaz değildir. Allah namaz
kılmaz. Melekler namaz kılmaz. O halde buradaki salat nedir?
Kur’an’ın bütünlüğü içinde bakıldığında Allah’ın salatı;
rahmet etmesi, değer vermesi, kulunu yüceltmesi anlamındadır. Meleklerin salatı
ise destek anlamı taşır.
Demek ki salat kelimesi özünde bir yönelişi ifade eder. İlgi
göstermeyi, destek olmayı, bağ kurmayı ifade eder.
Şimdi bir başka ayete bakalım:
“Onların mallarından sadaka al; bununla onları temizlersin
ve arındırırsın. Onlara salat et. Senin salatın onlar için bir sükûnettir.”
(9/103)
Burada Nebi Muhammed’in salatı, insanlar için bir
sükûnettir. Eğer salat sadece namaz olsaydı, Nebi Muhammed’in birine namaz
kılması o kişi için nasıl bir iç huzur olacaktı? Burada salat; dua etmek,
destek olmak, kalpten yönelmektir.
Demek ki salatın anlam alanı şunları kapsar:
- Dua
- Destek
- Yönelme
- Rahmet
- Bağ
kurma
- Sahiplenme
Ama Kur’an bu kelimeyi teknik bir ibadet için de kullanır:
“Namaz (salat) müminler üzerine vakitleri belirlenmiş bir
farzdır.” (4/103)
Burada artık şekillenmiş bir ibadet söz konusudur.
Şimdi çok önemli bir dengeye geliyoruz:
Salat yalnız namaz değildir.
Ama namaz da salatın dışında değildir.
Namaz, salatın yoğunlaşmış ve belirli vakitlere sabitlenmiş
hâlidir.
Salatı sadece namaza indirgemek, hayat boyutunu
kaybetmektir.
Salatı sadece hayat bilincine indirgemek de vakitli ibadeti iptal etmektir.
Kur’an ikisini birlikte ister.
Bunu daha iyi anlamak için şu ayeti düşünelim:
“Benim salatım, ibadetim, hayatım ve ölümüm âlemlerin Rabbi
Allah içindir.” (6/162)
Burada salat, hayat ve ölümle birlikte zikrediliyor. Eğer
salat sadece günde beş vakitlik bir ibadet olsaydı, hayatın tamamıyla aynı
cümlede anılması bu kadar güçlü olmazdı.
Salat, insanın yönünü belirlemesidir.
Bir pusula düşün. Eğer pusula kuzeyi göstermezse, insan
yürür ama nereye gittiğini bilmez. Salat, insanın pusulasıdır. Namaz ise
pusulayı düzenli olarak kontrol etmektir.
Toplumun büyük bir kısmı salatı yalnız namaza indirgemiş
durumda. Bu indirgeme şu sonucu doğuruyor:
İnsan namaz kıldığı sürece kendini güvende hissediyor, ama
hayatındaki zulmü, haksızlığı, adaletsizliği sorgulamıyor.
Oysa Kur’an şöyle der:
“Yazıklar olsun o namaz kılanlara…” (107/4)
Demek ki sadece namaz kılıyor olmak yeterli değil. Salatın
ruhu hayata yansımıyorsa, eksik bir anlayış var demektir.
Salat, insanın Allah ile bağ kurmasıdır.
Namaz ise o bağın belirli vakitlerde bilinçli olarak güçlendirilmesidir.
Bir ağaç düşün. Kökü toprakta ama dalları göğe uzanıyor.
Salat köktür. Namaz o kökün su aldığı anlardan biridir. Eğer kök yoksa,
sulamanın anlamı olmaz. Eğer sulama yoksa, kök kurur.
Bu yüzden salatı yalnız namaza indirgemek Kur’an’ın kelimeye
yüklediği genişliği daraltmaktır.
Ve şunu açıkça söylemek gerekir:
Salat, bir hayat projesidir.
Namaz, o projenin düzenli kontrol noktalarıdır.
Kur’an’ın istediği şey, sadece namaz kılan bireyler değil;
salat bilinciyle yaşayan insanlardır.
“Onların mallarından sadaka al; bununla onları temizlersin
ve arındırırsın. Onlara salat et. Senin salatın onlar için bir sükûnettir.”
(9/103)
Burada Nebi Muhammed’in salatı, insanlar için bir güven ve
iç huzur kaynağıdır. Yani salat, sadece hareket değil; bir bağ, bir yöneliş,
bir güven ilişkisidir.
Şimdi buradan şu sonucu çıkarabiliriz:
“Namaz (salat), müminler üzerine vakitleri belirlenmiş bir
farzdır.” (4/103)
Demek ki salat iki boyutludur:
- Hayata
yayılan yöneliş ve kulluk bilinci
- Vakitli,
belirli rükünleri olan ibadet
Bu iki boyutu ayırmak mümkündür ama koparmak mümkün
değildir.
3. Salatın Hayat Boyutu: Kur’an’ın Çizdiği Büyük Çerçeve
Bakara 177, salatın hayat boyutunu en kapsamlı şekilde
anlatır:
“Yüzlerinizi doğuya ve batıya çevirmeniz iyilik değildir…”
(2/177)
Ayet şunu söyler: Yön değiştirmek, ritüel yapmak tek başına
iyilik değildir. Asıl iyilik; iman, infak, sözünde durma, sabır ve namazın
birlikte yaşanmasıdır.
Burada dikkat etmemiz gereken şey şudur:
Namaz, hayatın dışında değildir. Namaz, hayatın
merkezindedir.
Eğer bir insan namaz kılıyor ama:
- Yetimi
itip kakıyorsa,
- Yoksulu
doyurmuyorsa,
- Küçük
yardımı engelliyorsa,
o zaman Maun suresinin uyarısı devreye girer:
“Yazıklar olsun o namaz kılanlara ki, namazlarından
gafildirler.” (107/4-5)
Bu çok ağır bir ifadedir. Namaz kılıyor ama gaflet
içindeler.
Demek ki Kur’an’ın tarif ettiği salat, hayatı dönüştürmeyen
bir ritüel değildir.
4. Salat ve Nefis Terbiyesi
Nebi Yusuf’un şu sözü insanın gerçeğini açıkça ortaya koyar:
“Nefis, Rabbimin merhamet ettiği hariç, kötülüğü emreder.”
(12/53)
İnsan içten ve dıştan kuşatılmıştır. İçte nefis, dışta
şeytan.
Kur’an şeytanın hedefini açıkça bildirir:
“Onları mutlaka saptıracağım…” (4/119)
Salat, bu saptırmaya karşı bir eğitimdir.
Bir sporcuyu düşün. Eğer düzenli antrenman yapmazsa kasları
zayıflar. Savunmasız hale gelir. Salat da ruhun antrenmanıdır.
Kur’an şöyle der:
“Gerçekten namaz, çirkinlikten ve kötülükten alıkoyar.”
(29/45)
Bu ayet bir temenni değil, bir gerçektir. Ama şartı vardır:
Namazın farkında olmak.
5. Vakitli Namaz Neden Var?
Eğer salat hayatın tamamına yayılan bir bilinçse, neden
vakitli namaz var?
Çünkü insan unutkandır.
“İnsan çok unutkandır.” (20/115 anlam çerçevesi)
Gün içinde insan savrulur. İşine dalar. Öfkeye kapılır.
Hırsla karar verir.
Vakitli namaz, gün içinde bilinç molalarıdır.
“Namaz müminler üzerine vakitleri belirlenmiş bir farzdır.”
(4/103)
Bu ayet çok nettir. Vakit vardır. Rastgele değildir.
6. Namazın Vakitleri Kur’an’da
Kur’an vakitleri işaret eder:
Sabah
“Güneşin doğuşundan önce Rabbini hamd ile tesbih et.”
(50/39)
“Fecir vakti…” (2/187)
Öğle ve İkindi
“Güneşin sarkmasından gecenin kararmasına kadar namazı kıl…”
(17/78)
“Güneşin doğuşundan ve batışından önce…” (20/130)
Akşam
“Akşama girdiğiniz vakit…” (30/17)
Yatsı
“Gecenin bir bölümünde…” (50/40)
Bütün ayetler birlikte düşünüldüğünde beş vakit ortaya
çıkar.
7. Korku Namazı ve Rekât Meselesi
Nisa 101–103. ayetler, savaş halinde namazın
kısaltılabileceğini söyler.
Burada iki grup nöbetleşe namaz kılar. Bu tablo bize şunu
gösterir:
Namaz terk edilmez. Şartlara göre düzenlenir.
Kısaltma varsa, bir asıl vardır. Asıl olan Nebi Muhammed’in
kıldırdığı iki rekattır, aynen Cuma Namazının da iki rekat kılınması gibi. Ayetin bağlamı, namazın makul ve uygulanabilir
bir ibadet olduğunu gösterir.
8. Resule İtaat Meselesi
Kur’an şöyle der:
“Ey iman edenler, Allah’a itaat edin ve resule itaat edin…”
(4/59)
Aynı surenin başka bir ayeti:
“Kim resule itaat ederse Allah’a itaat etmiş olur.” (4/80)
Burada iki ayrı otorite yoktur. Resul, vahyi tebliğ eder. O
hevasından konuşmaz:
“O, hevasından konuşmaz.” (53/3)
Dolayısıyla namaz konusunda ölçü vahiydir.
9. Salat ve Tevhid
Kur’an’ın en büyük hassasiyeti tevhiddir.
“Onlar bilginlerini ve rahiplerini rabler edindiler…” (9/31)
Bu uyarı evrenseldir. Allah’a ait olan ibadet yalnız
O’nadır.
“Benim salatım, ibadetim, hayatım ve ölümüm âlemlerin Rabb’i
Allah içindir.” (6/162)
Bu ayet salatın zirvesidir. Salat sadece bir vakit değil;
hayatın tamamıdır.
10. Sonuç: Salat Bir Yöneliştir
Salat, insanın günde beş kez ayağa kalkıp kendine şunu
sormasıdır:
Ben kimin kuluyum?
Salat, hayatı Allah’a ait kılma iradesidir.
Salat, nefsi ilah olmaktan indirmektir.
Salat, yönünü kaybetmemektir.
Ve en önemlisi şudur:
Salat Allah’ın ihtiyacı değildir.
Salat insanın ihtiyacıdır.
İnsan, Rabb’ini hatırladığı kadar dengededir.
Unuttuğu kadar savrulur.
Çok doğru bir noktaya temas ettin.
Eğer salatı sadece vakitli namaza indirgersek, Kur’an’ın
kelimeye yüklediği geniş anlam alanını daraltmış oluruz. Bu da hem kavramı
küçültür hem de hayat boyutunu zayıflatır.
O halde namaz bölümünden sonra, vakitli ibadete geçmeden
önce veya hemen ardından güçlü bir ara bölüm koymamız gerekiyor. Bu bölümün
amacı şu olacak:
- Salatın
yalnızca şekilli namaz olmadığını göstermek
- Allah’ın
salatı, meleklerin salatı ve müminlerin salatı arasındaki farkı açıklamak
- Salatın
destek, yöneliş, dua, bağ kurma ve sahiplenme anlamlarını açmak
- Salatı
hayata yayılmış bir bilinç olarak temellendirmek
- “Salat
= sadece namaz” anlayışının eksik olduğunu Kur’an delilleriyle göstermek
Şimdi bu ara bölümü yazıyorum. Bu, kitap bölümünün içine
yerleştirilecek güçlü bir geçiş metni olacak.
Gerçek olan Allah’ın lütfu, hata ise benim aczimdendir.
Selam ve esenlik, hakikati duyanların üzerine olsun.
aydinorhon.com