Kur’an’da Salat Üzerine Düşünelim
Kardeşim, gel bugün çokça konuşulan ama çoğu
zaman da yanlış anlaşılan bir kelime üzerinde biraz sohbet edelim: salat.
Kur’an’da geçen bu kelime, yüzyıllardır birçok tartışmanın da merkezinde yer
alıyor. Kimine göre Allah’a dua etmek, kimine göre toplumun birbirine destek
olması, kimine göreyse kıyam, rükû ve secdeyle yapılan şekilsel bir ibadet…
Doğrusu hangisi, ya da bunların hepsi mi? İşte biraz bunun üzerine düşünelim
istedim.
Önce şunu net söyleyelim: salat kelimesi Kur’an’da tek yönlü bir
anlam taşımaz. Evet, bazen Allah’a yönelişi, O’na yakarışı, kulluğu ifade eder;
bazen de toplumun birbirine destek olmasını, yardımlaşmayı anlatır. Ancak bazı
arkadaşlarımız, “Kur’an’da rükû ve secdeyle yapılan bir ibadet yoktur”
diyorlar. Düşünceye saygı duyarız ama bu konuyu Kur’an merkezli ele almak,
başkalarının yorumlarını değil, ayetleri rehber almak gerekir. Çünkü sonuçta
hepimiz, Allah’ın bize indirdiği Kur’an’dan
sorumluyuz.
Bu nedenle önce şu gerçeği kabul etmek lazım:
Bugün kıldığımız namazın şekliyle birebir
anlatımı Kur’an’da yoktur.
Ama bu, Kur’an’ın “salat” kavramını şekilsel ibadetten tamamen soyutladığı
anlamına gelmez. Çünkü Allah kitabında bu kavramı hem ibadet hem de toplumsal
destek yönleriyle anlatır. Kur’an’da “salata kalktığınızda
yüzlerinizi, dirseklere kadar ellerinizi yıkayın…” (Maide 6) buyuruluyor. Şimdi
düşünelim kardeşim: Allah, yardımlaşma veya topluma destek olma gibi bir fiil
öncesinde, “yüzünüzü ve ellerinizi yıkayın, başınızı mesh edin, ayaklarınızı
da” der mi?
Elbette hayır. Bu temizlik, bir manevi
hazırlık içindir. Çünkü burada “salat”, insanlara yardım değil, Allah’a yöneliş, O’nun huzuruna duruş,
O’ndan yardım dileyiş anlamında kullanılmıştır.
Bazı yorumcular bu ayeti, “toplum içinde görev
alırken temiz olun” şeklinde yorumlamış. Ama aynı ayette geçen “abdest”
vurgusu, doğrudan Allah’a karşı yapılacak bir kulluğa hazırlığı anlatıyor. Bu da zaten “salat”ın
ibadet yönünü açıkça ortaya koyuyor. Zaten Taha Suresi 14. ayet bu gerçeği çok net açıklıyor:
“Ben Allah’ım, benden başka ilah yoktur. O hâlde Bana kulluk et ve Beni anmak
için salatı ikame et.”
Burada “salatı ikame et” ifadesi, açıkça Allah’a
kulluk etmek ve O’nu anmak için yapılan ibadeti anlatıyor. Yani salat
sadece sosyal bir faaliyet değil; insanın Rabbine yönelişidir, dua ve
teslimiyet hâlidir.
Bazı yorumlarda bu ayetler “toplumu
aydınlatmak, mali destek vermek, eğitim kurumları kurmak” gibi anlamlarla
genişletiliyor. Elbette bunlar da salatın yaşamsal ve toplumsal yansımalarıdır, ama ayetin kendi
bağlamında, yani Allah’a kulluk ekseninde değerlendirilmesi gerekir.
Çünkü Kur’an’ın başka ayetlerinde de Allah, salatı emrederken, “salat edin,
zekât verin” (Bakara 43) der. Yani salat
ve zekât ayrı şeylerdir. Eğer salat yalnız toplumsal destek olsaydı,
bu iki kavram aynı anlama gelirdi. Ama Allah ikisini birlikte zikrederek her
birinin ayrı bir yönü olduğunu vurgulamıştır.
Bir başka önemli örnek: Nisa 101. ayet.
“Yeryüzünde sefere çıktığınızda, kâfirlerin size kötülük yapmasından
korkarsanız, salattan kısaltmanızda sakınca yoktur.”
Eğer salat, sadece zihinsel ya da maddi destek anlamına gelseydi, Allah bu
ayette neden “savaş halinde kısaltabilirsiniz” desin? Bu, açıkça şekilsel bir
ibadetin — yani namazın — pratik düzenlemesidir. Çünkü savaşta bile, Allah’ı
anmak ve O’nun huzurunda durmak emrediliyor; sadece süresi kısaltılıyor.
Yine Hud
114. ayetinde salatın vakitlerine dikkat çekiliyor:
“Gündüzün iki tarafında ve gecenin yakın saatlerinde salatı ikame et. Çünkü
iyilikler kötülükleri giderir.”
Allah, yardımlaşmayı ya da toplumsal desteği belli saatlere bağlamaz; ama dua
ve ibadeti vakitlerle ilişkilendirir. Demek ki burada bahsedilen, belirli
vakitlerde yapılan, Allah’a yöneliş
temelli bir ibadettir.
Bakara
125. ayet ise bu konuyu şeklen de açar:
“Siz de İbrahim’in makamından bir musalla yeri edinin. İbrahim’e ve İsmail’e
‘rükû edenler, secde edenler için evimi temiz tutun’ diye emretmiştik.”
Bu ayet, açıkça rükû ve secdeyle yapılan bir ibadeti anlatıyor. Yani salat,
şekilsel olarak da Kur’an’da vardır. Ancak bu şekil, bugün mezheplerin
öğrettiği biçimle birebir aynı değildir. Mezhepler zamanla bu ibadete kendi
kurallarını, sayısını ve ayrıntılarını eklemişlerdir. Ama öz, yani Allah’a
yönelme, O’nun huzurunda saygıyla durma (kıyam), eğilme (rükû) ve teslimiyetle
kapanma (secde), Kur’an’ın emridir.
Bak kardeşim, bu konuda Yahudi ve
Hristiyanların da kendi ibadetlerinde rükû ve secde ettiklerini görürsün. Çünkü
bu hareketler, Allah’a teslimiyetin evrensel sembolleridir. Zamanla onlar da
kendi inançlarına göre bu ibadetleri farklılaştırmışlardır. Ama öz, yani
“yaratıcıya yönelme” her dinde aynı kalmıştır.
Hac 77.
ayet de bunu pekiştirir:
“Ey iman edenler! Rükû edin, secde edin, Rabbinize ibadet edin ve hayır işleyin
ki kurtuluşa eresiniz.”
Burada Allah, açıkça şekilsel ibadetleri sıralamış. Bu, “salat”ın yalnızca
soyut bir bilinç hali değil, fiilen yapılan bir kulluk olduğunu gösteriyor.
Aynı şekilde Furkan 64. ayetinde “Rablerine teslimiyet göstererek
gecelerler” değil, “Rableri için gecelerini kıyam ve secde hâlinde geçirirler”
buyuruluyor.
Yani bu ibadet, sadece içsel bir dua değil; bedenle ve bilinçle yapılan bir teslimiyet hareketidir.
Kısacası kardeşim, salat hem gönülden bir dua hem de bedensel bir teslimiyetin
adıdır. Allah, bu ibadeti belirli vakitlerle, temizlikle ve saygıyla yerine
getirmemizi ister. Bu yönüyle salat, hem bireysel
kulluk hem de toplumsal bilinç
oluşturur. Çünkü salat, insanı kötülüklerden uzaklaştıran, kalbi arındıran bir
disiplindir. (Ankebut 45)
Sonuçta mesele şu: Biz Kur’an’a kendi
inançlarımızı söyletmeye değil, onun bize ne dediğini anlamaya çalışmalıyız.
Allah kitabında ne diyorsa, biz orada duralım. Kur’an’ın sınırını aşmadan,
yalnızca Allah’ın ipine sarılalım. Çünkü Allah bizi Kur’an’dan sorumlu
tutacağını söylüyor (Zuhruf 44).
Dilerim ki sen ve ben, Kur’an’ın ışığında
düşünen, ayetleri önyargısız anlayan, ne batıla ne de rivayete sığınmadan yalnız Allah’a yönelen kullar oluruz.
Sözümdeki doğrular Allah’ın, yanlışlar ise
benimdir. Aydın Orhon
aydinorhon.com