Rivayetlerin Dinde Kaynak Olması Üzerine

Rivayetlerin Dinde Kaynak Olması Üzerine

Kardeşim, bugün din adına konuşulanlara baktığında, rivayetlerin çoğu zaman Kur’an’ın önüne geçirildiğini görüyorsun. Bazıları hadisleri adeta ikinci bir vahiy gibi kabul ediyor, hatta Kur’an ile aynı seviyeye koymaya kalkıyor. Bu yaklaşım hem Kur’an’ın özüne hem de Allah’ın bize bildirdiği dine açıkça aykırı. Çünkü dinin kaynağı yalnızca Allah’ın kelamıdır ve O’nun hükmüyle şekillenir.

Kur’an’ın “eksik” olduğu ya da “hadissiz anlaşılamayacağı” iddiası aslında Kur’an’ın yeterliliğini sorgulamak anlamına geliyor. Oysa Allah Maide 3’te “Bugün dininizi kemale erdirdim” buyurarak bu tartışmayı kökten bitiriyor. Yani din tamamlanmış, eksiksiz şekilde bildirilmiş ve başka bir kaynağa muhtaç bırakılmamıştır. Bu kadar açık bir beyana rağmen hâlâ rivayetleri dinin temeline yerleştirmek, Allah’ın sözünü beşer sözleriyle gölgeleme çabasından başka bir şey değildir.

Bazılarının “Bana ayet değil hadis lazım, ayetler Resulullah’a indi, bizi hadisler bağlar” demesi ise Kur’an’ın mesajını tamamen ters yüz ediyor. Kur’an, resulün görevinin sadece tebliğ etmek olduğunu defalarca vurguluyor. Allah Maide 67’de “O, yalnızca bir uyarıcıdır” derken, resulün Kur’an’ı insanlara ulaştırmaktan başka bir sorumluluğu olmadığını hatırlatıyor. Yani dinin kaynağı Kur’an’dır; uyarının kendisi vahiydir. Bunun dışındaki her söz insana aittir.

Bugün Kur’an’ın yanına mektubatlar, risaleler, mesneviler, ilmihaller, kütübü sitte gibi yüzlerce kitap ekleyenler; Allah’ın kelamı ile beşerin sözünü aynı terazide tartacak kadar ileri gitmiş durumdalar. Oysa Zümer 44 bize şunu hatırlatıyor: “Her nefis yaptığının karşılığını alacaktır.” Din adına insanlara yanlış bir yol göstermek, hem kendini hem de başkalarını tehlikeye atmak demektir.

Tevhid, yalnızca Allah’a teslimiyet demektir. Ancak rivayetleri dinin kaynağı yapanlar, fark etmeden Yaradan’a ortak koşma tehlikesine düşüyorlar. Bakara 22’de Allah “Müşrikler, O’na ortak koşanlardır” diyerek tehlikeyi çok net ifade ediyor. Bugün kendini muvahhid zanneden ama Kur’an’ın yerine beşer sözünü koyan birçok kişi aslında farkında olmadan tevhidin dışına taşmış oluyor.

Enbiya 10’da geçen “Hâlâ aklınızı kullanmayacak mısınız?” uyarısı tam da bu durum için değil mi? Allah’ın indirdiği kitabı bırakıp insanların uydurduğu sözlere sarılmak, aklın terk edildiği noktadır. Din yalnızca Allah’a aittir ve O’nun kelamıyla öğrenilir. Bu nedenle kurtuluşun yolu bellidir: Kur’an’a sarılmak, dini yalnızca O’nun bildirdiği şekilde tanımak ve rivayetleri dinin kaynağı haline getirmemektir. Çünkü Kur’an, Bakara 2’nin dediği gibi müminler için hidayetin ta kendisidir.

Kardeşim, rivayetlerin dinin içine bu kadar sızmasının bir sebebi de insanların kolay olanı tercih etmesidir. Kur’an düşünmeyi, akletmeyi, araştırmayı, sorumluluk almayı ister. Oysa rivayet kültürü çoğu zaman hazır kalıplar sunar. Kişiye, “Düşünme, sadece söyleneni yap” der. Böyle olunca da insanlar Kur’an’ın verdiği özgür irade sınavını değil, başkalarının oluşturduğu bir din anlayışını yaşamaya başlar. Kur’an ise bizi özgürleştirmek için gelmiştir; kulun kula kulluğunu kaldırmak için.

Bir de “hadis olmadan namaz kılınmaz, ibadet öğrenilmez” diyenler var. Oysa Kur’an namazın vakitlerini, yönelişini, kıyamını, rükûsunu, secdesini açıkça anlatır. Aynı şekilde zekâtı, infakı, adaleti, ahlakı, tevhidi, helal-haram sınırlarını da. İnsan Kur’an’a yönelmediği için sanki Allah eksik bir kitap göndermiş gibi davranıyor. Oysa eksik olan kitap değil; insanların kitaba olan güveni. Kur’an’ın en temel mesajlarından biri şudur: “Bu kitapta hiçbir şüphe yoktur.” Şüphe yoksa, tamamlayıcı bir kaynağa da ihtiyaç yoktur.

Bugün rivayetleri dinin temeline yerleştirenler, fark etmeden insanları fırkalara, mezheplere ve ayrılıklara sürüklüyorlar. Çünkü her rivayet farklı bir yol, her menkıbe farklı bir anlayış oluşturuyor. Oysa Kur’an bizi tek bir yol üzerinde birleşmeye çağırıyor: Allah’ın yolu. “Hep birlikte Allah’ın ipine sarılın, ayrılığa düşmeyin.” (Ali İmran 103). Rivayetlere dayalı din anlayışı ise tam tersine ayrılık üretir, çünkü insan sözüdür; değişkendir, tutarsızdır, kişiye göre yorumlanır. Kur’an ise tek, sağlam ve çelişkisizdir.

Kardeşim, rivayet kültürünün oluşturduğu en büyük sorunlardan biri de insanların kendi aklını devre dışı bırakmasıdır. Kur’an defalarca “akletmez misiniz?”, “düşünmez misiniz?” diye çağrı yaparken, rivayet merkezli anlayış insanlara düşünmeyi değil, nakletmeyi öğretiyor. Bir insan bir sözü sorgusuz sualsiz kabul etmeye başladığında, onun dini artık Allah’ın dini olmaktan çıkıp, o sözü söyleyen kişinin dini hâline gelmiş olur. Oysa Kur’an bize “Sözün en güzeline uyun” derken bile, “her sözü dinleyin, ama en doğrusunu seçin” diyerek aklın ve vicdanın devre dışı bırakılmasına izin vermiyor. Düşünmenin bittiği yerde hurafe başlar; hurafenin olduğu yerde din yozlaşır.

Bir de kardeşim, rivayetlerin dindeki ağırlığı arttıkça, insanların Allah ile olan bağı zayıflıyor. Çünkü kişi Kur’an’ı doğrudan okumayı bırakıp dinini aracı kişilerin dilinden öğrenmeye başlıyor. Allah ile arasına bir katman, iki katman, yüzlerce katman giriyor. Halbuki Kur’an’ın en büyük mesajlarından biri, Allah’ın kuluna şah damarından daha yakın olduğudur. Araya on binlerce rivayet koyduklarında bu yakınlık görünmez hâle geliyor. İnsan, Rabbiyle olan doğrudan ilişkisinin yerine, başkalarının yazdığı hikâyeleri, yorumları, sözleri koyuyor. Kur’an ise aracıları kaldırmak için gelmişti; insanlar ise yeniden aracılar inşa ediyor.

Bir başka mesele de şu kardeşim: Rivayetlere dayalı din anlayışı, insanların iç huzurunu da bozuyor. Çünkü rivayetler birbiriyle çelişiyor, her mezhep kendi sahih listesini oluşturuyor, birinin helal dediğine öteki haram diyor. Böyle bir ortamda, din sanki bir muamma, bir çözülemeyen bilmece gibi algılanıyor. Oysa Kur’an “Kitabın apaçık olduğunu” defalarca söyler. Allah, “Ben kitabı kolaylaştırdım” derken, insanlar dini zorlaştırmak için yarışıyor. Kur’an’ın netliğini bırakıp rivayetlerin karmaşasına girenlerin huzur bulamaması bu yüzden. Çünkü huzur, Allah’ın sözüyle gelir; insanların ürettiği sözlerle değil.

Gerçek olan Allah’ın lütfu, hata ise benim aczimdendir.

Selam ve esenlik seninle olsun.
aydinorhon.com

 

 

  ÖNCE KUR’AN Dinimizin Kaynağı Neresi? Şimdi gel birlikte açık açık konuşalım… İnsan hayatta bir yol tutturmak zorunda. Ya kendi ka...