Diriliş Günü Üzülmeyecekler

 Diriliş Günü Üzülmeyecekler

İnsan hayatının en derin sorusu şudur: Bütün bu yaşadıklarımız nereye varıyor? Sevinçlerimiz, kayıplarımız, içimizde kimseye açamadığımız kırgınlıklarımız… Hepsi bir gün kapanıp gidecek mi, yoksa bir karşılığı olacak mı?

Kur’an, bu soruya net bir cevap verir: Hayat bir sonla değil, bir dirilişle tamamlanır. Ve o diriliş günü, herkes için aynı olmayacaktır. Kimileri için korku, kimileri için ise tarifsiz bir güven ve huzur günü olacaktır. İşte Kur’an’ın müjdesi burada devreye girer: İman edip salih amel işleyenler için o gün hüzün yoktur.

“Ey kullarım! Bugün size korku yoktur ve siz mahzun da olmayacaksınız.” (Zuhruf, 68)

Bu ayet, bir teselli cümlesi değildir; bir hakikat ilanıdır. “Korku yok” ifadesi, geleceğe dair endişenin kaldırıldığını; “mahzun olmayacaksınız” ifadesi ise geçmişe dair pişmanlık ve kaybın silindiğini anlatır. İnsan iki şeyle sarsılır: Kaybettiği şeyler ve kaybetmekten korktukları. Diriliş gününde mümin için her iki duygu da ortadan kaldırılır.

Burada “mümin” kavramını havada bırakmayalım. Mümin; sadece “inanıyorum” diyen değil, güvenini Allah’a bağlayan, hayatını bu güven üzerine kuran kişidir. İman, zihinsel bir kabul değil; yöneliştir. Dayanağını, ölçüsünü, umudunu Allah’a bağlamaktır.

Peki bu güven nasıl oluşur? Sadece sözle değil. Kur’an bunu hayatın içine yerleştirir.

 

İman ve Salih Amel: Sadece Kimlik Değil, Yürüyüş Biçimi

Kur’an, kurtuluşu bir etiket üzerinden tanımlamaz. Bir grubun adıyla, bir geleneğin içinde doğmuş olmakla, bir kültürel kimlikle garanti vermez. Şöyle der:

“Şüphesiz iman edenler, Yahudiler, Hristiyanlar ve Sabiilerden kim Allah’a ve ahiret gününe inanır ve salih amel işlerse, Rabb’leri katında mükafatları vardır. Onlara korku yoktur, onlar üzülmeyeceklerdir.” (Bakara, 62)

Burada dikkat çekici olan şudur: Ölçü isimler değil, Allah’a ve ahiret gününe iman ve salih ameldir.

Salih amel nedir?

Salih; bozulmamış, ıslah edici, doğru ve yerli yerinde olan demektir. Salih amel; sadece namaz, zekat, oruç gibi ibadetlerle sınırlı değildir. Bir yetimin başını okşamak, bir haksızlığa karşı sessiz kalmamak, bir emaneti korumak, bir sözü yerine getirmek de salih ameldir. Çünkü salih amel, hayatı düzeltir. İnsanı ve toplumu ıslah eder.

Düşünün… Bir iş yerinde herkes birbirine karşı dürüst olsa, kimse kimseyi kandırmasa, kimse emeği sömürmese… Bu bile başlı başına bir salih ameldir. Kur’an’ın istediği iman, hayatı dönüştüren bir imandır.

Diriliş gününde üzülmeyecek olanlar, işte bu imanı hayata taşımış olanlardır.

 

Teslimiyet: Kontrolü Bırakmak Değil, Yönü Doğru Belirlemek

İnsan en çok kontrol edemediği şeylerden korkar. Hastalık, ölüm, kayıp… Fakat Kur’an, kalbi sağlam bir zemine oturtur:

“Hayır! Kim yüzünü Allah’a teslim eder ve muhsin olursa, onun Rabb’i katında mükafatı vardır. Onlara korku yoktur, onlar üzülmeyeceklerdir.” (Bakara, 112)

“Yüzünü Allah’a teslim etmek” ne demektir?

Bu ifade, yönelişi anlatır. İnsan yüzünü nereye çevirirse, hayatını oraya doğru yürütür. Teslimiyet, iradeyi iptal etmek değildir. Aksine, iradeyi doğru merkeze bağlamaktır. İnsan karar verir, çalışır, mücadele eder; ama sonucu Allah’a bırakır.

Burada “muhsin” kavramı geçer. Muhsin; yaptığı işi en güzel şekilde yapan, bilinçle ve ihlasla hareket eden kişidir. Sadece doğru olanı yapmak değil, doğru olanı en güzel biçimde yapmak demektir.

Bir anne düşünün… Çocuğunu büyütürken sadece görevini yapmaz; sevgiyle, dikkatle, titizlikle yapar. İşte bu ihsandır. Bir öğretmen düşünün; dersini sadece anlatmaz, öğrencisinin kalbine dokunmaya çalışır. İşte bu ihsandır.

Diriliş gününde üzülmeyecek olanlar, yüzünü Allah’a çevirmiş ve yaptığı işi ihsan bilinciyle yapmış olanlardır.

 

Takva: Korku Değil, Bilinçli Hassasiyet

Kur’an, diriliş gününde huzur bulacak olanları şöyle tarif eder:

“Şüphesiz ‘Rabbimiz Allah’tır’ deyip sonra dosdoğru olanlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.” (Ahkaf, 13)

Burada iki şey var: “Rabb’imiz Allah’tır” demek ve dosdoğru olmak.

“Rabb” terbiye eden, büyüten, yönlendiren demektir. “Rabb’imiz Allah’tır” demek; hayatın eğitimini, ölçüsünü, değer yargılarını Allah’tan almak demektir.

“Dosdoğru olmak” ise istikamettir. Yani zikzak çizmemek. İnandığı gibi yaşamak. Çıkarına göre eğilip bükülmemek.

Takva kavramı da burada devreye girer. Takva, çoğu zaman yanlış anlaşılır. Takva, sürekli korku içinde yaşamak değildir. Takva; bilinçli bir hassasiyettir. Allah’ın sınırlarını ciddiye almak, kalbini kirletecek şeylerden sakınmaktır.

Mesela kimse görmezken yalan söylememek… Kimse bilmezken emanete ihanet etmemek… İşte bu takvadır. Görünmeyen yerde de doğru kalabilmek.

Diriliş gününde üzülmeyecek olanlar, yalnızken de doğru kalabilmiş olanlardır.

 

Harcananlar Kaybolmaz

İnsan en çok verdiğine üzülür. Emek verir, zaman verir, para verir… Sonra karşılık göremeyince kırılır. Kur’an, bu kırgınlığı onarır:

“Allah yolunda mallarını harcayanların örneği, yedi başak bitiren bir tohum gibidir; her başakta yüz tane vardır. Allah dilediğine kat kat verir.” (Bakara, 262)

Bu ayet bir ekonomi yasası değil, bir hakikat yasasıdır. Allah yolunda verilen hiçbir şey kaybolmaz. “Allah yolu” ifadesini daraltmayalım. Allah yolu; adaletin, merhametin, iyiliğin, hakkın yoludur.

Bir öğrenciye burs vermek… Bir ihtiyaç sahibine gizlice destek olmak… Bir insanın onurunu korumak… Bunlar Allah yolunda harcamaktır.

Belki bu dünyada karşılık görmezsiniz. Belki kimse teşekkür etmez. Ama diriliş günü, karşınıza başak başak çıkacaktır.

İşte o gün üzülmeyecek olanlar, verdiklerine pişman olmayanlardır. Çünkü karşılığını eksiksiz alacaklardır.

 

Nebi Muhammed’in Çağrısı: Hesap Bilinci

Kur’an’da Nebi Muhammed’e indirilen mesajın merkezinde ahiret bilinci vardır. O, insanlara sadece bir inanç sistemi sunmadı; bir hesap bilinci hatırlattı.

“Kim zerre kadar hayır yapmışsa onu görür. Kim zerre kadar şer yapmışsa onu görür.” (Zilzal, 7-8)

Bu ayet, diriliş gününün adaletini anlatır. Zerre; gözle zor görülen en küçük parçadır. Yani hiçbir iyilik kaybolmaz, hiçbir kötülük de örtülmez.

Bu bilinç insanı iki uçtan korur: Umutsuzluk ve umursamazlık.

Umutsuzluk; “Benim yaptıklarımın ne önemi var?” demektir. Umursamazlık ise “Nasıl olsa kimse görmüyor” demektir. Oysa Kur’an, her şeyin görüldüğünü ve kaydedildiğini bildirir.

Diriliş gününde üzülmeyecek olanlar, küçük iyilikleri küçümsememiş olanlardır.

 

Nebi Musa ve Nebi İsa’nın Ortak Mesajı

Kur’an, Nebi Musa ve Nebi İsa’nın çağrılarında da aynı hakikati hatırlatır: Dünya geçicidir, hesap gerçektir.

Nebi Musa’nın kavmine yapılan uyarılarda, dünya nimetlerinin geçici olduğu sık sık vurgulanır. Güç, servet, saltanat… Firavun’un elindeydi. Ama sonunda ne oldu? Hepsi sular altında kaldı. Geriye sadece yapılanların hesabı kaldı.

Nebi İsa da insanlara kalbin temizliğini, riya ve gösterişten uzak bir kulluğu öğretti. Çünkü diriliş günü, dış görünüş değil; iç hakikat ortaya çıkacaktır.

Bu nebi’lerin ortak çağrısı şudur: Hayat bir imtihandır ve sonuç mutlaka açıklanacaktır.

 

Hüzünsüzlük Nasıl Bir Duygudur?

Kur’an “üzülmeyecekler” derken, sadece ağlamamak anlamında konuşmaz. Bu ifade, tam bir iç huzuru anlatır.

Düşünün… Hayat boyunca içinizde bir endişe vardı. Acaba yeterince doğru yaşadım mı? Acaba emeğim boşa mı gitti? Acaba kaybettiklerim ne olacak?

Diriliş günü, bu soruların hepsi cevap bulduğunda, kalpte derin bir rahatlama oluşur. İşte o rahatlama, Kur’an’ın “hüzün yok” dediği durumdur.

“Şüphesiz ‘Rabb’imiz Allah’tır’ deyip sonra dosdoğru olanlara melekler iner ve der ki: ‘Korkmayın ve üzülmeyin; size vaat edilen cennetle sevinin.’” (Fussilet, 30)

Bu ayet, diriliş anındaki karşılamayı anlatır. Korku kaldırılır, hüzün silinir ve vaat edilen hayat başlar.

 

Bugünden Yarına Bir Hazırlık

Diriliş günü ansızın gelmeyecek. Her gün, ona doğru bir adım atıyoruz. Her seçimimiz, o güne bir iz bırakıyor.

Öfkelendiğimizde verdiğimiz karar… Parayla imtihanımız… Güçle karşılaştığımızda tavrımız… Hepsi kaydediliyor.

Ama bu yazı korkutmak için değil. Aksine umut vermek için.

Çünkü Kur’an’ın verdiği müjde nettir: İman eden, salih amel işleyen, yüzünü Allah’a teslim eden ve dosdoğru olan kimse için diriliş günü hüzün yoktur.

Bu bir ayrıcalık değil; bir sonuçtur. Sebep-sonuç ilişkisi gibi. Doğru bir hayatın doğal neticesidir.

Belki bu dünyada kırıldınız. Belki haksızlığa uğradınız. Belki iyiliğiniz karşılıksız kaldı. Ama diriliş günü, hiçbir şey kaybolmamış olarak önünüze konacak.

İşte o gün, gerçekten üzülmeyeceksiniz.

Ve belki o zaman, dünyada yaşadığınız her sabrın, her gözyaşının, her sessiz iyiliğin aslında sizi o güne hazırladığını anlayacaksınız.

 

  Diriliş Günü Üzülmeyecekler İnsan hayatının en derin sorusu şudur: Bütün bu yaşadıklarımız nereye varıyor? Sevinçlerimiz, kayıplarımız,...