Kur’an’a Saygı Nedir, Nerede Başlar?

 Kur’an’a Saygı Nedir, Nerede Başlar?

Kur’an’a saygıyı nasıl biliyoruz? Daha doğrusu, bize öğretilen saygı biçimleri gerçekten Kur’an’ın kendisinin öğrettiği saygı mıdır? Çoğumuzun zihninde saygı; mushafı yüksek bir yere koymak, abdestsiz dokunmamak, yere düşürmemek, üzerine başka kitap koymamak, güzel sesle okumak gibi davranışlarla eş anlamlıdır. Bunların bir kısmı edep çerçevesinde anlamlı olabilir. Fakat şu soruyu kendimize sormadan geçebilir miyiz: Biz Kur’an’ın kendisine mi saygı gösteriyoruz, yoksa Kur’an’ın maddi taşıyıcısına mı?

Bir nesneyi yukarı koymakla, içindeki mesajı da yükseltmiş olur muyuz? Tozlanmasın diye kılıfa koyduğumuz kitabın içindeki hükümleri hayatımızın hangi rafına yerleştiriyoruz?

Kur’an kendisini tanıtırken şöyle der: “Bu, kendisinde şüphe olmayan bir kitaptır; muttakiler için bir hidayettir.” (Bakara, 2) Daha ilk sayfalarda bize şunu söyler: Ben süs eşyası değilim, hidayetim. Hidayet, yol göstermek demektir. Yol göstermek için indirilen bir kitabı, yol kenarına asıp bakmadan geçmek nasıl bir saygıdır?

Demek ki mesele, mushafın fiziksel konumundan önce, hayatımızdaki konumudur.

 

Saygıyı Nesneye İndirgemek

Toplumda sıkça duyduğumuz bazı uygulamalar vardır: “Kur’an göbeğin altından aşağıda tutulmaz.” “Yatak odasına kılıfsız konmaz.” “Fatiha suresi en üstte duracak şekilde yerleştirilir.” “Yatarken ayak hizasına gelmez.” Bunlar yıllar içinde oluşmuş geleneksel davranışlardır. Peki Kur’an bunlardan hangisini kendisi emretmiştir?

Kur’an’da defalarca vurgulanan bir hakikat vardır: “Onlar Kur’an’ı düşünmüyorlar mı?” (Nisa, 82). Yine bir başka yerde: “Bu, ayetlerini düşünsünler ve akıl sahipleri öğüt alsın diye sana indirdiğimiz mübarek bir kitaptır.” (Sad, 29)

Dikkat edelim: Ayeti bitirince durmaktan, güzel sesle okumaktan önce ne var? Düşünmek. Ayetleri düşünmek. Akletmek. Öğüt almak.

Eğer bir kitap, “beni düşünün” diyorsa; biz onu yalnızca seslendirmekle yetiniyorsak, orada bir eksiklik yok mu? Bir öğrenciyi düşünün. Ders kitabını her gün öpüp başına koyuyor, ama hiç açıp okumuyor. Sınav günü geldiğinde başarısız olunca öğretmeni suçlayabilir mi?

Biz şimdi neye saygı gösterdik? Kağıda, mürekkebe, cilde… Ama kelama? Emir ve yasaklara? Hayatı düzenleyen ilkelere?

Kur’an’ın indiriliş amacı, kendisini koruyalım diye değil; kendisiyle korunabilelim diyedir.

 

Kur’an’ın İndirilme Amacı: Hayatı İnşa Etmek

Kur’an kendisini “insanlar için bir açıklama, bir hidayet ve öğüt” olarak tanımlar (Ali İmran, 138). Açıklama nedir? Belirsizliği gidermek. Hidayet nedir? Yol göstermek. Öğüt nedir? Hayatı düzeltmeye çağrı.

O halde Kur’an’a saygı, onun açıklamalarını dikkate almakla başlar. Hidayetini takip etmekle devam eder. Öğüdünü hayata geçirmekle tamamlanır.

Nebi Muhammed’e hitaben şöyle denir: “Biz sana bu zikri, insanlara kendilerine indirileni açıklayasın diye indirdik; umulur ki düşünürler.” (Nahl, 44)

Burada iki önemli kavram var: Zikir ve düşünmek. Zikir, hatırlatma demektir. Kur’an insanın unuttuğu hakikati hatırlatır. Peki biz onu anlamadığımız bir dilde, ne dediğini bilmeden okuduğumuzda, neyi hatırlıyoruz?

Bir düşünelim. Yeni aldığımız bir elektronik cihazın kullanım kılavuzunu hiç anlamadığımız bir dilde okusak, o cihazı doğru kullanabilir miyiz? Hatta okumakla da kalmayıp, metni melodik bir şekilde seslendirdiğimizi düşünelim. Bu bize ne kazandırır?

Kur’an, insanın yaratılış gayesini, sorumluluklarını, sınırlarını, adaleti, merhameti, ahlakı, infakı, sabrı öğretir. Eğer biz bunları öğrenmiyorsak, Kur’an’a gösterdiğimiz saygı biçimi sadece şekilden ibaret kalmaz mı?

 

Anlamadan Okumak: İçini Boşaltmak

“Elif, lam, mim” diye başlarız; güzel bir makamla devam ederiz. Gözler dolar, ses titrer. Ama okunan ayetin ne dediğini bilmiyorsak, o ayet kalbimize nasıl inecek?

Kur’an şöyle der: “Onların kalpleri vardır, onunla anlamazlar; gözleri vardır, onunla görmezler; kulakları vardır, onunla işitmezler.” (Araf, 179)

Bu ayet, biyolojik bir eksiklikten değil; bilinçli bir ilgisizlikten söz eder. Kalp burada duygusal merkezden çok, idrak merkezidir. Anlamayan kalp, işlevini yerine getirmeyen kalptir.

Ağlamak meselesi de böyledir. Kur’an, bazı kimselerin ayetleri işittiklerinde gözlerinden yaş aktığını söyler (Maide, 83). Ama bu gözyaşı, anlayışın sonucudur. Hakikati kavramanın, teslim oluşun, iç muhasebenin sonucudur.

Anlamadan ağlamak… Hatta ağlıyormuş gibi yapmak… Bu kime ne kazandırır? Allah’a mı, bize mi?

Kur’an’da gösteriş için yapılan ameller eleştirilir: “Yazıklar olsun o ibadet edenlere ki, salatlarını ciddiye almazlar; gösteriş yaparlar.” (Maun, 4-6)

Eğer Kur’an’ı okuma biçimimiz de bir gösteriye dönüşmüşse, orada durup düşünmemiz gerekmez mi? Saygı, samimiyetle başlar. Samimiyet ise anlamaya yönelmekle.

 

Mushafı Yüceltip Mesajı Ertelemek

Bir cenaze evini düşünün. Kur’an yüksekçe bir yere konur. Gelenler saygıyla bakar. Ama o evde miras paylaşımında adalet gözetilmez. Oysa Kur’an miras hukukunu ayrıntılı biçimde anlatır (Nisa, 11-12). Biz hangi Kur’an’a saygı gösterdik?

Bir ticarethane düşünün. Duvara asılmış bir ayet levhası var. Ama alışverişte hile yapılıyor. Oysa Kur’an şöyle der: “Ölçüyü ve tartıyı adaletle tam yapın.” (Enam, 152)

Evimizin en güzel köşesinde duran mushaf, evimizin içindeki ilişkileri ne kadar düzenliyor? Eşler arasındaki adaleti, çocuklara karşı merhameti, komşuya karşı sorumluluğu ne kadar belirliyor?

Kur’an’a saygı, onu yükseğe koymak değil; hayatın merkezine koymaktır.

 

Yemin Aracı Olarak Kur’an

Toplumda sık görülen bir başka uygulama: Kur’an’a el bastırarak yemin ettirmek. “Kur’an çarpsın ki…” diye başlayan cümleler. Sanki doğruluğun garantisi, bir kitabın fiziksel temasında gizliymiş gibi.

Oysa Kur’an şöyle der: “Allah’ı yeminlerinize kalkan yapmayın.” (Bakara, 224)

Bu ayet, yemin konusunu hafife almayı değil; tam tersine sorumluluğunu hatırlatır. Yemin, hakikati güçlendirmek için değil; zaten doğru olanı teyit etmek içindir. Eğer bir insan doğruyu söylemek için bir nesneye ihtiyaç duyuyorsa, burada bir güven sorunu yok mudur?

Kur’an’a saygı, onu bir korkutma aracı yapmak değil; ahlaki bir bilinç kaynağı haline getirmektir.

 

Kur’an: İnsanlık Mekanizmasının Kılavuzu

Her cihazın bir kullanım kılavuzu vardır. İnsan, cihazdan daha karmaşık değil mi? Öfkemiz var, arzumuz var, korkularımız var, hırsımız var. Yanlış kararlar alıyoruz, kırıyoruz, kırılıyoruz. İşte Kur’an tam burada devreye girer.

“Biz Kur’an’dan, müminler için şifa ve rahmet olan şeyler indiriyoruz.” (İsra, 82)

Şifa nedir? Bozulmuş bir dengeyi düzeltmek. Rahmet nedir? İnsanı kuşatan iyilik.

Kur’an insanın iç dengesini kurar. Sabretmeyi öğretir. Affetmeyi öğretir. Adaletle hükmetmeyi öğretir. İsraf etmemeyi öğretir. Yalan söylememeyi öğretir. Yetimin malına yaklaşmamayı öğretir (İsra, 34). Anne babaya “öf” bile dememeyi öğretir (İsra, 23).

Biz bu öğretileri bilmeden, sadece güzel sesle okuduğumuzda; kılavuzu ezberleyip uygulamayan bir kullanıcıya dönmez miyiz?

Nebi Musa’ya verilen mesajın da amacı buydu: İnsanları karanlıklardan aydınlığa çıkarmak (İbrahim, 5). Nebi İsa’nın tebliği de buydu: Kalpleri diriltmek. Nebi Muhammed’e indirilen vahiy de aynı çizgidedir: İnsanı inşa etmek.

 

Kur’an’ı Anladığın Dilden Okumak

Kur’an, Arapça olarak indirilmiştir. Bu bir gerçektir (Yusuf, 2). Ama aynı ayette “akledesiniz diye” denir. Yani dil, anlaşılmak içindir. Eğer Arapça bilmeyen bir toplum, Kur’an’ı sadece ses olarak tekrarlıyorsa; akletme kısmı eksik kalmaz mı?

Elbette asıl metni korumak önemlidir. Fakat anlamını öğrenmek, üzerinde düşünmek, başka dillere aktarmak da bir ihtiyaçtır. Kur’an kendisini “apaçık” olarak niteler (Şuara, 195). Apaçıklık, muhatabın anlayabileceği bir düzeyde olmayı gerektirir.

Bir baba düşünün. Çocuğuna hayati uyarılarda bulunuyor ama çocuk o dili bilmiyor. Uyarının etkisi olur mu?

Kur’an’a saygı, onu anlamaya çalışmakla başlar. Anlamadan yapılan tekrar, bir ezberdir; ama anlayarak yapılan okuma, bir dönüşümdür.

 

Ayet Ayet Durmak: İç Muhasebe

Ayet ayet okumak elbette önemlidir. Çünkü her ayet bir anlam bütünlüğü taşır. Fakat ayetin sonunda durmak, sadece nefes almak için değil; düşünmek için olmalıdır.

“Ey iman edenler! Yapmayacağınız şeyleri niçin söylüyorsunuz?” (Saff, 2)

Bu ayeti okuduktan sonra durduğumuzu düşünelim. Kendimize sormaz mıyız: Ben söz verip tutmadım mı? Çocuğuma verdiğim sözü? Eşime verdiğim sözü? İş yerindeki taahhüdümü?

İşte saygı burada başlar. Ayetin karşısında savunmaya geçmeden, mazeret üretmeden, iç muhasebe yapmak.

Kur’an’a saygı, onun bizi yargılamasına izin vermektir. Onu yargılamak değil.

 

Kur’an’ı Hayata Taşımak

Kur’an’ın gerçek anlamda saygıyı hak ettiği yer, raftaki yeri değil; kalpteki ve hayattaki yeridir. “Allah adaleti, iyiliği ve akrabaya vermeyi emreder; hayâsızlığı, kötülüğü ve azgınlığı yasaklar.” (Nahl, 90)

Bu ayeti cuma hutbelerinde sıkça duyarız. Ama haftanın geri kalanında ne kadar uygularız?

Adalet… Evde çocuklar arasında adalet. İşte çalışanlar arasında adalet. Mahkemede adalet. Miras paylaşımında adalet.

İyilik… Karşılık beklemeden yapılan iyilik.

Akrabaya vermek… Sadece sosyal medyada paylaşım yapmak değil; gerçekten el uzatmak.

Kur’an’a saygı, bu emirleri ciddiye almaktır. Saygı, uygulamayla görünür hale gelir.

Son Soru: Kur’an Bizden Razı mı?

Biz Kur’an’dan razı mıyız, sorusunu sık sorarız. Peki Kur’an bizden razı mı? Onu sadece özel günlerde hatırlayan, zor zamanlarda açan, ama gündelik kararlarında başka ölçüler kullanan bir topluma ne der?

Kur’an kendisini “insanlar için bir öğüt” olarak tanımlar (Yunus, 57). Öğüt, dikkate alınmadığında anlamını yitirir.

Belki de Kur’an’a saygıyı yeniden tanımlamamız gerekiyor. Onu yüksek raflardan indirip, hayatın tam ortasına koymamız gerekiyor. El üstünde tutarken, elimizi onun altına koymamız gerekiyor.

Çünkü asıl saygı, nesneye değil; mesaja bağlılıktır.
Asıl saygı, seslendirmeye değil; teslimiyettir.
Asıl saygı, gözyaşına değil; değişime razı olmaktır.

Onu Kur’an’ı kerim kılan, kağıdı değil; taşıdığı hidayettir. O hidayeti hayatımıza taşımadıkça, saygı sandığımız şey, sadece bir alışkanlık olarak kalacaktır.

Ve belki de en acı soru şudur:
Biz Kur’an’a dokunmaya korkuyoruz da, Kur’an’ın bize dokunmasına ne kadar izin veriyoruz?

 

  Kur’an’a Saygı Nedir, Nerede Başlar? Kur’an’a saygıyı nasıl biliyoruz? Daha doğrusu, bize öğretilen saygı biçimleri gerçekten Kur’an’ın ...