Kur’an’ın Bütünlüğü: Muhkem ve Müteşabih Ayetlerin Dengesi

  

Kur’an’ın Bütünlüğü: Muhkem ve Müteşabih Ayetlerin Dengesi

Kuran bize iki tür ayetten söz eder: muhkem ve müteşabih.

Muhkem ayetler, herkesin kolayca anlayabileceği, anlamı açık ayetlerdir. Örneğin bir Allah’ın emirleri veya yasakları muhkemdir. Müteşabih ayetler ise daha derin, karmaşık ve çoğu zaman uzmanlık, araştırma veya zikir ehli olmayı gerektiren ayetlerdir. Bu ayetler, muhkem ayetlerle açıklanabilir ama yüzeysel okumayla tam olarak anlaşılamaz.

Bir örnekle açıklayalım: Bir tohumun toprağa düşüp filizlenmesi. Herkes toprağı yararak çıkan yeşil bir filizi görebilir; bu açık ve gözlemlenebilir bir gerçektir. Ancak o tohumun hangi kimyasal süreçlerle çatladığı, hücre bölünmesinin nasıl başladığı, genetik bilginin nasıl aktive olduğu gibi ayrıntılar derin biyoloji bilgisi gerektirir. Gözle görülen kısım açık ve temel bilgiyi temsil ederken, işin iç yüzündeki karmaşık mekanizmalar daha özel bilgi isteyen alanı ifade eder.

Bir başka örnek: İnsan beyninin düşünme faaliyeti. Herkes bir insanın konuştuğunu, karar verdiğini, sevindiğini ya da üzüldüğünü fark edebilir; bu apaçık bir durumdur. Fakat nöronlar arasındaki elektriksel iletim, sinapslardaki kimyasal aktarım, hafızanın hangi bölgelerde nasıl depolandığı gibi ayrıntılar uzmanlık gerektirir. Dışarıdan görülen sonuç temel ve anlaşılır bilgiyi, arka plandaki karmaşık işleyiş ise derinlemesine çözüm bekleyen bilgiyi temsil eder.

Kuran’ın dili de aynı mantıkla çalışır. Bir kelime veya kavram, hem günlük hayatı anlatan anlamda (muhkem) hem de derin, tevil gerektiren anlamda (müteşabih) kullanılabilir.

Buna somut bir örnek, Nebi Musa ve asası kıssasıdır.

20/17-20:
“Sağ elindeki nedir ey Musa?”
“O, benim asamdır; ona dayanmakta, onunla davarlarım için ağaçlardan yaprak düşürmekteyim, onda benim için daha başka yararlar da var.”
“Onu at ey Musa.”
“Böylece, onu attı; (bir de ne görsün) o hemen hızla koşan (kocaman) bir yılan oluvermiş.”

Bu ayetlerde asa, Musa’nın dünyalık güçleri ve işlerini kolaylaştıran aracı olarak geçiyor. Onu bırakınca Musa bir an için korkuyor, çünkü o güç kaynağından mahrum kalıyor.

Ama aynı kelime başka bir bağlamda, 7/107-117’de şöyle geçiyor:

“Böylelikle (Musa) asasını fırlatınca, anında apaçık bir ejderha oluverdi. Biz de Musa'ya ‘Asanı fırlatıver’ diye vahyettik. O da fırlatınca, bütün uydurduklarını derleyip topladı ve yuttu.”

Burada asa, vahiy ve Allah’tan gelen güç, Musa’nın delili anlamında kullanılmıştır. Firavun’un büyücüleri karşısında hakikati ortaya koyan bir işlev görür. Sihirli bir kavga değil, hak ile batılın mücadelesidir. Sonuçta:

“Ve sihirbazlar secdeye kapandılar. ‘Alemlerin Rabbine iman ettik’ dediler.” (A’raf, 120-121)

Buradan çıkarılacak ders şudur: Kuran, kelimeleri hem somut, günlük anlamıyla hem de derin, manevi anlamıyla kullanır. Bu iki anlam bir arada düşünüldüğünde, Kuran’ın çelişkisizliği ve bütünlüğü kendiliğinden anlaşılır.

 

Aynı bütünlük, helal ve haram kavramında da geçerlidir. Allah, hiçbir nebiye helal kıldığı şeyi diğer nebilere haram etmez. Örneğin:

“Sana, kendilerine neyin helal kılındığını sorarlar. De ki: ‘Bütün temiz şeyler size helal kılındı.’” (Maide, 4)

Buradaki temel mesaj: Her nebi, kendi toplumuna Allah’ın izniyle helal ve haramı öğretir. Hiçbir nebi, başka bir nebinin getirdiği helal veya haramı çiğneyemez.

Aynı mantıkla Kuran, elçilerin getirdiği şeriatları tek bir çerçevede toplar:

“Sizden her biriniz için bir şeriat ve bir yol-yöntem kıldık. Eğer Allah dileseydi, sizi tek bir ümmet kılardı; ancak bu, sizi denemesi içindir. Artık hayırlarda yarışın. Tümünüzün dönüşü Allah’adır.” (Maide, 48)

Şeriat burada sadece kurallar bütünü değil, hayatın düzenlenmesi ve doğru yolun gösterilmesi anlamındadır. Her nebi, kendi toplumu için Allah’ın rehberliğinde bir yol ortaya koymuştur.

Günlük hayattan bir örnekle düşünelim: Farklı şehirlerdeki okullarda değişik öğretmenler ders anlatır. Kimi görsel materyaller kullanır, kimi deney yaptırır, kimi soru-cevap yöntemi uygular. Anlatım tarzları ve yöntemleri farklıdır; fakat hepsinin amacı aynıdır: öğrencinin konuyu öğrenmesi ve gelişmesi. Yöntem değişir, hedef değişmez.

Benzer şekilde, farklı toplumlara gönderilen ilahî düzenlemeler ayrıntılarda çeşitlilik gösterebilir. Toplumların kültürü, ihtiyaçları ve şartları farklı olduğu için uygulama biçimleri de farklı olabilir. Ancak hepsinin ortak amacı insanı doğruya yöneltmek, adaleti ve sorumluluğu yerleştirmek ve insanı bilinçli bir hayat düzenine ulaştırmaktır.

Nebi İsa’ya gelince, O’na gönderilen vahiy, hem önceki kitapları doğrulamak hem de bazı haram ve helalleri netleştirmek üzereydi. Bu, aslında Kuran bütünlüğünün somut bir örneğidir. İnsanlar bazen “Nebi İsa’nın getirdiği helal ve haram, Nebi Musa’nın şeriatından farklı mıydı?” diye sorarlar. İşin aslı, Kuran bize bunu açık bir şekilde gösteriyor:

(Al-i İmran, 50) “Benden önceki Tevrat’ı doğrulamak ve size haram kılınan bazı şeyleri helal kılmak üzere size Rabb’inizden bir ayetle geldim. Artık Allah'tan korkup bana itaat edin.”

Burada Kuran, Nebi İsa’nın elçiliğinin amacını özetliyor. Önceki kitapları doğrulamak ve insanların kendi yanlış anlayışlarıyla haram kıldıkları bazı temiz şeyleri helal kılmak. Dikkat ederseniz, buradaki helal kılma, Allah’ın insanlara bir şeyi helal etmesi değil, insanların kendi nefisleri ve yanlış yorumlarıyla helal olanı haramlaştırmalarını düzeltme anlamına geliyor.

Mesela günümüzde, bir ailede anne babalar çocuklarına sağlıklı besinleri yasaklarsa, çocuklar bunu helal olarak değil zararlı olarak algılar. İşte Nebi İsa’nın görevi de bir bakıma bunu düzeltmekti: İnsanların yanlış yorumladığı helal ve haramları doğru bir çerçeveye oturtmak. Bu, Kur’an bütünlüğünün bir parçasıdır, çünkü Allah hiçbir elçisine helal olanı haram etmez, haram olanı helal kılmaz.

(Al-i İmran, 49) “Gerçek şu, ben size Rabb’inizden bir ayetle geldim. Çamurdan kuş biçiminde bir şey oluşturur, içine üfürürüm; o da Allah’ın izniyle kuş oluverir. Allah’ın izniyle doğuştan kör olanı, alaca hastalığına tutulanı iyileştirir ve ölüyü diriltirim. Yediklerinizi ve biriktirdiklerinizi size haber veririm. Şüphesiz, eğer inanmışsanız bunda sizin için kesin bir ayet vardır.”

Bu ayette anlatılanlar bazılarına mucize gibi görünse de Kur’an dili ve bütünlüğü açısından “müteşabih” bir anlatımdır. Olayın doğrudan anlamı, Nebi İsa’nın Allah’tan aldığı yetkiyle, insanların anlayabileceği şekilde doğruyu göstermesidir. Buradaki kuş örneği, doğrudan fiziki bir yaratım değil, ilahi iradenin izin verdiği kudretin göstergesidir, insanların anlayabileceği şekilde sembolize edilmiştir.

Günlük hayattan bir örnek düşünelim: Bir doktor, hastasına vücuttaki bir rahatsızlığı anlatırken plastik bir organ maketi kullanır. O maket gerçek kalp ya da akciğer değildir; sadece hastanın durumu daha iyi kavrayabilmesi için hazırlanmış bir temsildir. Maketin amacı organı “gerçekliğiyle üretmek” değil, görünmeyen bir süreci anlaşılır hâle getirmektir.

Benzer şekilde müteşabih ayetler, insan aklının doğrudan kavramakta zorlanacağı hakikatleri temsilî anlatımlarla sunar. Asıl gerçeklik çok daha derin ve kuşatıcıdır; fakat anlatım, insanın anlayabileceği bir düzeyde yapılır. Bu temsiller, gerçeğin kendisi değil, ona yaklaşmamızı sağlayan öğretici araçlardır: Anlamı net değilmiş gibi görünse de, muhkem ayetlerle birlikte düşünüldüğünde doğru mesaj anlaşılır.

(Al-i İmran, 51) “Gerçekten Allah, benim de Rabb’im, sizin de Rabbinizdir. Öyleyse O'na ibadet edin. Dosdoğru olan yol işte budur.”

Burada Kuran, Nebi İsa’nın getirdiği mesajın temelini ve muhkem ayeti ortaya koyuyor: Allah bir, O’na kulluk dosdoğru yol, yani helal ve haram çizgisi ile bütünlük içinde yaşamaktır. İnsanlar bu noktayı kavradığında, hem Nebi Musa’nın hem de Nebi İsa’nın şeriatı birbiriyle çelişmez, aksine doğrulanmış olur.

Al-i İmran, 52) Nitekim İsa, inkarı sezince, dedi ki: “Allah için bana yardım edecekler kimdir?” Havariler: “Allah’ın yardımcıları biziz; biz Allah’a inandık, bizim gerçekten Müslümanlar olduğumuza şahid ol” dediler.

Burada dikkat çeken nokta, Müslüman kelimesi kullanılmış, yani Allah’ın emirlerine teslimiyet içinde olanlar. İster Nebi Musa’ya, ister Nebi İsa’ya tabi olsun, Allah’ın belirlediği hayat çizgisine uyan insanlar tek bir ümmettir (16/36). Müslüman olmak, sadece bir isim değil, helal ve haram bilincinde, vahiy merkezli yaşam tarzıdır.

Günlük hayat örneği: Bir şehirde trafik düzeni belirli kurallara göre işler. Sürücüler ışıklara uyar, hız sınırını gözetir, şerit çizgilerine dikkat eder. Bu kurallar sayesinde şehirde düzen ve güvenlik sağlanır. Eğer kurallar değiştiğinde bazı sürücüler eski uygulamada ısrar eder ya da keyfine göre hareket ederse, kargaşa ve kazalar kaçınılmaz olur.

Buna benzer şekilde, her topluma gönderilen ilahî düzenlemeler o toplumun şartlarına göre belirlenmiş kurallar bütünüdür. Hepsi aynı ilahî otoritenin belirlediği helal-haram ölçüsüne dayanır ve tek bir düzen kurmayı amaçlar. Bu düzenin dışına çıkmak, sistemin uyumunu bozmak anlamına gelir; tıpkı trafikte kurallara uymamanın genel düzeni tehlikeye atması gibi.

 

Muhkem ve müteşabih ayetlerin anlaşılması açısından da bu önemli bir örnektir. Nebi İsa’nın getirdiği helal ve haramlar, önceki ve sonraki elçilerin şeriatlarıyla çelişmez, aksine Kur’an bütünlüğünü doğrular.

(Nahl, 116) “Dillerinizin yalan yere nitelendirmesi dolayısıyla şuna helal, buna haram demeyin. Çünkü Allah’a karşı yalan uydurmuş olursunuz. Şüphesiz Allah’a karşı yalan uyduranlar kurtuluşa ermezler.”

Bu ayet, müteşabih ayetlerin günlük hayat karşılığı gibidir: İnsanlar kendi heva ve hevesleriyle helal ve haram belirleyemez. Bir lokantada, sağlıklı bir yemeği yanlış bilgiyle yasaklamak gibi. Allah’ın vahyi olmadan kendi yorumlarını helal/haram saymak, Kur’an’ın bütünlüğüne müdahale etmek demektir.

(Nahl118) “Yahudi olanlara da, bundan önce sana aktardıklarımızı haram kıldık. Biz onlara zulmetmedik, ancak onlar kendi nefislerine zulmediyorlardı.”

Buradaki vurgu, insanların kendi kendilerine uyguladıkları yanlışlık üzerinedir. Nebi İsa, Tevrat’ı doğrulayarak, insanların kendi nefislerine zulmetmesini önlemiştir. Günümüzde de insanlar, yanlış inanç ve gelenekleri helal/haram gibi görürler. Oysa Kuran bütünlüğü, helal ve haramın tüm elçilere sabit olduğunu ve değişmediğini açıkça ortaya koyar.

(Maide, 68) “Ey Kitap Ehli, Tevrat’ı, İncil’i ve size Rabb’inizden indirileni ayakta tutmadıkça hiçbir şey üzerinde değilsiniz.”

Bu ayet, hem muhkem hem de müteşabih ayetlerin birlikte anlaşılması gerektiğini gösterir. Kitap ehli, sadece yazılı metni değil, bütün mesajın bütünlük içinde uygulanmasını anlamalıdır. Aksi halde helal/haram ve şeriat kavramları eksik kalır, çelişki varmış gibi algılanır.

Özetle:

  1. Nebi İsa’nın elçiliği, önceki kitapları doğrulamak ve insanların yanlış helal/haram anlayışlarını düzeltmek için gönderildi.
  2. Kur’an’daki muhkem ayetler, herkesin anlayacağı net mesajları verir; müteşabih ayetler ise derin anlamları, zikir ve düşünce ile anlaşılır.
  3. Helal ve haram, tüm elçiler için sabittir; hiçbir elçi başkasının helalini haram kılmaz, haramını helal kılmaz.
  4. Müslüman olmak, Allah’ın belirlediği şeriat ve hayat çizgisine teslimiyet anlamına gelir.
  5. Günlük hayatta yanlış yorumlamalar, Kuran bütünlüğünün anlaşılmasını engeller; muhkem ve müteşabih ayetlerin birlikte değerlendirilmesi gerekir.

Nebi Muhammed’in görevi, tüm elçilerin getirdiği şeriatı doğrulamak ve insanlığa tamamlanmış bir hayat biçimi sunmaktı. Bu, sadece bireysel ibadetleri değil, toplumun bütün işleyişini, helal ve haram sınırlarını, adalet ve sosyal düzeni kapsayan bir düzenlemeydi.

(Maide, 3) “Ölü eti, kan, domuz eti, Allah’tan başkası adına kesilen, boğulmuş, vurulmuş, yüksek bir yerden düşmüş, boynuzlanmış yırtıcı hayvan tarafından yenmiş… size haram kılındı… Bugün size dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size din olarak İslam’ı seçip-beğendim.”

Burada Kuran, hem bireysel hem toplumsal düzeyde helal ve haramı netleştiriyor. Dikkat ederseniz, “Bugün size dininizi kemale erdirdim” ifadesi, tüm elçilerin mesajını kapsayan bir bütünlüğün tamamlanmasıdır. Yani Nebi Muhammed’in şeriatı, önceki elçilerin doğruladığı, helal ve haram çizgilerini pekiştiren ve insanlığa eksiksiz bir hayat rehberi sunan bir şeriattır.

Günlük hayattan başka bir örnek düşünelim: Bir şehirde çeşitli mahallelerde farklı trafik kuralları uygulanıyor olsun. Bazı yollar tek yön, bazıları çift yön; bazı ışıklar farklı sürelerde yanıyor. Zamanla şehir yönetimi bu farklılıkları inceleyip, herkesin uyması gereken tek bir trafik düzeni belirler. Bu nihai düzen, trafiğin güvenli ve akıcı olmasını sağlar.

Benzer şekilde, her topluma gönderilen elçilerin getirdiği kurallar farklı ayrıntılar içerse de temel amaç aynıdır: İnsanları doğru yola yönlendirmek ve toplumsal düzeni sağlamak. Nebi Muhammed, önceki nebilerin getirdiği ilahî mesajları doğrulayan ve hepsini bir bütün hâline getiren rehber olarak gönderilmiştir.

 

 

Muhkem ve Müteşabih Ayetlerin Toplumsal Yansıması

Kur’an’ın hem muhkem hem müteşabih ayetleri, toplum hayatına farklı seviyelerde yansır. Örneğin:

  • Muhkem ayetler, herkesin anlayabileceği net emirler ve yasaklardır. Örneğin helal ve haramlar, adalet ölçüleri, ibadet ve ahlaki kurallar. Bunlar toplumun temel taşıdır.
  • Müteşabih ayetler, derin anlam ve hikmetleri içerir; toplumu eğitir, bireyleri düşünmeye sevk eder. Bu ayetler, uzmanlar ve zikir ehli tarafından incelenir ve yorumlanır, topluma rehberlik eder.

Bu noktada bir günlük hayat örneği daha verelim: Diyelim ki bir şehirde trafik kuralları (muhkem) net bir şekilde belirlenmiştir. Ancak şehir planlaması, yolların nasıl yapılacağı, hangi bölgelerin hangi amaçla kullanılacağı (müteşabih) konusunda uzmanların çalışmaları gerekir. Her iki unsur birlikte çalışırsa şehir düzenli olur. Aksi takdirde, kural olsa da sistem tıkanır.

Kuran bütünlüğü açısından da aynı durum geçerlidir: Muhkem ayetler net mesaj verir, müteşabih ayetler derin anlayışı sağlar; birlikte ele alındığında toplumda düzen ve doğru yaşam biçimi gerçekleşir.

 

Nebi Muhammed’in toplum hayatına yansıyan örneklerinden biri, helal ve haramın sosyal ve ekonomik düzenle bağlantısıdır.

(Bakara, 219) “İçki ve kumar hakkında sana soruyorlar. De ki: ‘İçlerinde büyük bir günah, insanların yararına olan ise de bir fayda vardır. Ama günahları, yararından daha büyüktür.’”

Bu ayet, toplumsal uygulama açısından bir uyarıdır: Bazı şeyler kısa vadede yararlı görünebilir ama uzun vadede toplumu zarara sokabilir. Kur’an, hem bireysel hem toplumsal faydayı birlikte gözetir.

Günlük örnek: Bir çiftçi, tarlasında bitkiyi hızlı büyüten ama toprağı hızla yoran bir gübre kullanabilir. Başta ürün artar gibi görünse de, uzun vadede toprak verimsizleşir ve gelecek ekimler zarar görür. Kur’an, helal ve haram ölçüleriyle benzer şekilde insanlara doğru ve dengeli bir yaşamın yollarını gösterir; kısa vadeli çıkar yerine kalıcı iyiliği ve düzeni öğütler.

 

Kur’an’ın Bütünlüğü ve Helal-Haram Sabitliği

Kur’an bütünlüğü açısından çok önemli bir prensip vardır: Allah hiçbir elçisine helal olanı haram etmez, haram olanı helal kılmaz.

(Nahl, 36) “Andolsun, Biz her ümmete: ‘Allah’a kulluk edin ve tağuttan kaçının’ diye bir elçi gönderdik. Böylelikle, onlardan kimine Allah hidayet verdi, kimine sapıklık hak oldu. Artık, yeryüzünde dolaşın da yalanlayanların uğradıkları sonucu görün.”

Bu, hem birey hem toplum için geçerlidir. Elçilerin şeriatı, toplumun yönetiminde, adaletinde ve bireysel yaşamında değişmez bir referanstır. Bir eiçinin helal ettiği şey, diğer elçiler için de helaldir; haram kıldığı şey, diğerleri için de haramdır.

Günlük hayat örneği: Bir okulda farklı öğretmenler farklı kurallar koyarsa öğrenciler karmaşa yaşar. Fakat okul yönetimi, tüm kuralları tek bir çerçevede toplarsa düzen sağlanır. İşte Kuran bütünlüğü de aynı mantıkla işler: Tüm elçilerin getirdiği kurallar tek bir hayat düzeninde birleşir.

 

Özet ve Kapanış

  1. Elçi Muhammed, tüm elçilerin şeriatını doğrulamış ve tamamlamıştır.
  2. Muhkem ayetler, herkesin anlayacağı net emir ve yasaklardır.
  3. Müteşabih ayetler, derin anlam ve hikmet içerir, düşünce ve zikirle anlaşılır.
  4. Helal ve haram, tüm elçiler için sabittir; hiçbir elçi başkasının helalini haram kılmaz.
  5. Müslüman olmak, Allah’ın şeriatına teslimiyet ve Kur’an bütünlüğüne inanmak demektir.
  6. Toplum düzeni, helal-haram ve sosyal düzenin birlikte anlaşılmasıyla sağlanır.

Günlük hayat örnekleri ile düşündüğümüzde, Kuran’ın bütünlüğü ve muhkem/müteşabih ayetlerin dengesi, birey ve toplum için rehberlik eder. Helal ve haramın sabitliği, tüm elçilerin mesajını doğrular. Muhkem ve müteşabih ayetler birlikte okunduğunda, toplumun doğru yaşam biçimi ve bireysel sorumluluk net bir şekilde anlaşılır.

Kur’an bütünlüğü, muhkem ve müteşabih ayetlerin dengesi, Nebi Muhammed’in topluma getirdiği şeriatın temelini oluşturur. Muhkem ayetler, net ve herkesin anlayabileceği emir ve yasakları sunarken; müteşabih ayetler derin düşünce ve hikmet gerektirir, toplumu ve bireyi doğru yola yönlendirir.

Tüm elçilerin şeriatı, helal ve haram çizgileriyle birlikte sabittir. Hiçbir elçi başkasının helalini haram kılmaz, haram kıldığı şeyi diğer elçiye helal kılmaz. Bu durum, Kur’an’ın çelişkisizliğinin ve bütünlüğünün somut göstergesidir (Nisa, 82).

Toplum düzeni, bireysel sorumluluk ve ahlaki rehberlik, helal-haram dengesi ve Kuran’ın bütünlüğü ile sağlanır. Muhkem ve müteşabih ayetler, günlük yaşamda karşılaştığımız örneklerle anlaşılabilir: kısa vadeli fayda gibi görünen ama uzun vadede zarar getiren işler, sosyal adaletin ihlali, çevreye ve insanlığa zarar veren uygulamalar… Tüm bunlar, Kur’an’ın rehberliğiyle fark edilir ve düzeltilir.

Elçilerin doğruladığı şeriat, bir tek ümmet olarak Allah’a teslim olmuş insanlar topluluğunu meydana getirir. Resüle tabi olanlar tek bir din ve tek bir ümmet oluşturur; nebiler dışındaki anlayışlar, farklı şeriat ve ümmetler olarak ortaya çıkar (Bakara, 136; Maide, 48).

Sonuç olarak: Kur’an’ın bütünlüğü, helal ve haramın sabitliği, muhkem ve müteşabih ayetlerin dengesi, bireyin ve toplumun doğru yaşam biçimini anlaması için vazgeçilmez bir rehberdir. Bu anlayış, hem iç muhasebe yapmayı hem de hayatın her alanında doğruyu yakalamayı sağlar.

Gerçek olan Allah’ın lütfu, hata ise benim aczimdendir.

Selam ve esenlik, hakikati duyanların üzerine olsun.
aydinorhon.com

 

    Kur’an’ın Bütünlüğü: Muhkem ve Müteşabih Ayetlerin Dengesi Kuran bize iki tür ayetten söz eder: muhkem ve müteşabih. Muhkem ayetle...