Salat ve Zekât: Yan Yana Gelen İki Arınma Yolu

 Salat ve Zekât: Yan Yana Gelen İki Arınma Yolu

Kur’an’ı dikkatle okuyan herkes şunu fark eder: Salat ve zekât çoğu yerde yan yana gelir. Bu birliktelik tesadüf değildir. Aynı kalıp içinde tekrar tekrar anılan iki kavramın, aynı ruhun iki kanadı olduğunu düşünmemiz gerekir. Bir kanat eksik olursa uçuş gerçekleşmez.

“Beni bulunduğum her yerde bereketli kıldı. Yaşadığım sürece salâtı ve zekâtı bana emretti.”
(Meryem, 31)

Bu söz, Nebi İsa’ya nispet edilir. Dikkat edelim: Nebi İsa’nın ilk vurguladığı şeylerden biri salat ve zekâttır. Bu, sadece bir ibadet listesi değildir. Bu, bir hayat programıdır.

Aynı birlikteliği başka yerlerde de görürüz:

Namazı kılın, zekâtı verin; Allah'a ve Elçisine gönülden itaat edin…”
(Ahzab, 33)

“Sizin dostunuz yalnızca Allah, Elçisi ve boyun eğerek namazı kılan ve zekâtı veren müminlerdir.”
(Maide, 55)

Mümin erkeklerle mümin kadınlar birbirlerinin dostudurlar… namazı kılar, zekâtı verirler…”
(Tevbe, 71)

Bu tekrar, bir vurgu içerir. Kur’an bir şeyi tekrar ediyorsa, orada derin bir hikmet vardır. Salat ve zekât aynı kalıp içinde anılıyorsa, demek ki biri diğerinden koparılamaz. Biri iç dünyayı ayağa kaldırırken, diğeri o iç dirilişi topluma taşır.

Şimdi şu soruyu kendimize soralım: Neden bu iki kavram hep yan yana?

 

Zekât Sadece Para mıdır?

Toplumda yaygın anlayış şudur: Zekât, zenginlerin malının kırkta birini fakire vermesidir. Bu, fıkhî bir hesaplama olabilir. Fakat Kur’an’a baktığımızda zekâtın anlamının bundan daha geniş olduğunu görürüz.

“İnsanların mallarında artış olsun diye verdiğiniz herhangi bir riba, Allah katında artmaz. Allah'ın rızasını isteyerek verdiğiniz zekâta gelince, işte zekât veren o kişiler – evet onlar – sevaplarını katlayanlardır.”
(Rum, 39)

Burada dikkat çeken nokta şudur: Zekât, Allah rızası için verilen şeydir. Gösteriş için değil. Karşılık beklemek için değil. Artış hesabı için değil. Rıza için.

Zekât kelimesi Arapça “zekâ” kökünden gelir. Anlamı: arınmak, temizlenmek, çoğalmak, bereketlenmek. Demek ki zekât, sadece maldan eksilen bir pay değil; ruhu arındıran bir eylemdir.

Şimdi düşünelim. Bir insanın hiç malı yoksa ne yapacak? Zekât sadece paraysa, yoksul bir insan bu emrin neresinde duracak?

Kur’an, zekâtı her mümin profiliyle birlikte anar. Nebi İsa’ya emredilir (Meryem, 31). Nebi Muhammed’in ev halkına hatırlatılır (Ahzab, 33). Mümin erkek ve kadınlara birlikte yüklenir (Tevbe, 71). Eğer zekât sadece varlıklı olana ait bir görev olsaydı, bu kadar genel bir çerçevede sunulmazdı.

Öyleyse zekât, sadece mal transferi değildir. Zekât, insanın sahip olduğu her nimetten arındırıcı bir pay ayırmasıdır. Malı olan malından, bilgisi olan bilgisinden, gücü olan gücünden, vakti olan vaktinden verir.

Bakara suresi 177. ayet bu dengeyi çok güzel kurar:

“Gerçek iyilik… Allah'ın rızasını gözeterek yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa, isteyenlere ve kölelere sevdiği maldan harcamasıdır. Ayrıca namazı kılması, zekâtı vermesidir…”
(Bakara, 177)

Burada hem maldan harcamak hem de salat ve zekât birlikte zikredilir. Bu bize şunu gösterir: Zekât, iyiliğin sistemli ve bilinçli bir ifadesidir.

 

Salat Nedir? Sadece Namaz mıdır?

Salat kelimesi çoğu zaman doğrudan namaz olarak çevrilir. Elbette rükû ve secdeyi içeren ibadet bu kavramın içindedir. Ancak kelimenin kök anlamına baktığımızda tablo genişler.

Salat kelimesi “ṣ-l-w / ṣ-l-y” kökünden gelir. Anlamları arasında şunlar vardır: dua etmek, rahmet dilemek, destek olmak, yönelmek, bağ kurmak, övgü, istiğfar.

Kur’an’da Allah’ın salatı rahmettir. Meleklerin salatı istiğfardır. İnsanların salatı ise dua ve yöneliştir.

Demek ki salat, insanın Allah’la kurduğu bilinçli bağdır. Ayağa kalkmasıdır. Yönünü belirlemesidir. İç disiplinidir.

Nebi İsmail için şöyle denir:

“O, ailesine salâtı ve zekâtı emrederdi.”
(Meryem, 55)

Buradaki “aile” kelimesi sadece kan bağı değildir; halkı, çevresi, sorumluluk alanı da olabilir. Demek ki salat bireysel bir ritüel değil, topluma taşınan bir bilinçtir.

Salat, insanı dik tutar. Zekât, insanı açık tutar.

Biri Allah’a yöneliştir, diğeri kula yöneliştir. Biri iç dünyayı düzenler, diğeri sosyal dengeyi sağlar. Biri olmadan diğeri eksik kalır.

 

Salat ve Zekâtın Aynı Kalıpta Gelmesinin Hikmeti

Şimdi asıl meseleye gelelim: Neden bu iki kavram hep birlikte?

Çünkü salat insanın içini arındırır, zekât dışını. Salat niyeti temizler, zekât malı. Salat kalbi eğitir, zekât bencilliği törpüler.

Eğer insan salatla Allah’a yönelip zekâtla topluma yönelmiyorsa, ibadet sadece bireysel bir rahatlama olur. Eğer zekât verirken salat bilinci yoksa, yardım sadece sosyal bir hareket olur.

Kur’an mümini tarif ederken şöyle der:

“Mümin erkeklerle mümin kadınlar… iyiliği emreder, kötülükten alıkoyarlar; namazı kılar, zekâtı verirler…”
(Tevbe, 71)

Burada bir toplumsal inşa vardır. Salatla bilinç, zekâtla paylaşım oluşur. Böylece toplumda güven doğar.

Bir mahalleyi düşünelim. İnsanlar birbirine selam veriyor, birbirinin ihtiyacını gözetiyor. Maddi imkânı olan yardım ediyor, olmayan güler yüz gösteriyor. Genç bir delikanlı, yaşlı bir teyzenin pazar çantasını taşıyor. Bir öğretmen bilgisini ücretsiz paylaşıyor. Bir doktor, bir hastaya fazladan vakit ayırıyor. İşte bu ruh, zekâtın geniş anlamıdır.

Çünkü zekât, ben merkezli yaşamaktan vazgeçme eylemidir.

 

Maddi İmkânı Olmayan Zekâtı Nasıl Verir?

Bu soru önemlidir. Eğer zekât herkese farz ise, imkânı olmayan ne yapacak?

Cevap salat kavramında saklıdır.

Salat, destek olmaktır. Dua etmektir. Yönelmektir. Ayağa kaldırmaktır. Birinden yana olmaktır. Eğitimdir. Öğretimdir.

Bir genç düşünün. Parası yok. Ama mahallesindeki çocuklara Kur’an’dan vahyi bilgiler öğretiyor. Bir kadın düşünün. Evinde yaptığı ekmeğin bir kısmını komşusuna götürüyor. Bir adam düşünün. Yolda gördüğü taşı kenara çekiyor ki kimse düşmesin. Bir öğrenci düşünün. Arkadaşının dersine yardım ediyor.

Bunlar küçük mü? Hayır. Eğer Allah rızası içinse, bunlar da arınmadır.

Zekâtın miktarının Kur’an’da net bir oranla belirlenmemesi düşündürücüdür. Çünkü hayat tek tip değildir. Her insanın imkânı farklıdır. Birine göre fazla olan, diğerine göre hayaldir.

Kur’an infak için “ihtiyaç fazlasını” hatırlatır. İhtiyaç fazlası nedir? Bu kişiye göre değişir. Demek ki ölçü kalptedir. Ölçü niyettedir.

Zekât sadece paraya indirgenirse, yoksul kendini sistemin dışında hisseder. Oysa Kur’an kimseyi dışarıda bırakmaz.

 

Zekâtın Önce Kişiyi Arındırması

Zekât kelimesinin anlamı “temizlenmek” demiştik. Bu temizlenme önce veren kişide gerçekleşir.

İnsan malına bağlanır. Emeğine bağlanır. Bilgisine bağlanır. Gücüne bağlanır. Zekât bu bağı gevşetir.

Bir insan sevdiği bir eşyayı ihtiyaç sahibine verdiğinde, içinde bir sızı olur. O sızı arınmadır. Çünkü nefs biraz eksilir.

Bakara 177’de “sevdiği maldan harcaması” ifadesi geçer. Demek ki değersiz olanı vermek değil; değerli olanı paylaşmak arındırır.

Bir baba düşünün. Uzun süredir almak istediği bir montu erteleyip çocuğunun okul ihtiyacını karşılıyor. Bir genç düşünün. Harçlığından bir kısmını burs fonuna koyuyor. Bir esnaf düşünün. Borcunu ödeyemeyen müşterisinin defterini siliyor.

Bu davranışlar sadece karşı tarafı değil, veren kişiyi de değiştirir. İçindeki katılığı yumuşatır. İşte zekâtın hikmeti burada başlar.

Zekât, malı azaltmaz; kalbi çoğaltır.

 

Salatın Zekâtı Tamamlaması

Salat olmadan zekât kuru bir yardım olabilir. Salat, insanın her verdiğini bilinçle vermesini sağlar.

Salat ayağa kalkmaktır. Duruş kazanmaktır. Gün içinde defalarca yönünü hatırlamaktır. “Ben kimim? Neye hizmet ediyorum?” sorusunu diri tutmaktır.

Salat insanı Allah’a bağlar. Bu bağ güçlendikçe, insanın paylaşma iradesi de güçlenir. Çünkü artık vermek, kayıp gibi görünmez.

Nebi İsa’ya salat ve zekât birlikte emredilir (Meryem, 31). Nebi İsmail ailesine ikisini birlikte hatırlatır (Meryem, 55). Müminlerin dostluk vasfı yine ikisiyle belirlenir (Maide, 55).

Demek ki bu iki kavram, iman iddiasının görünür halidir.

Bir insan hem salat bilinciyle yaşayıp hem de zekât ruhuyla paylaşırsa, o toplumda açlık azalır, yalnızlık azalır, kibir azalır.

Çünkü biri Allah’a yönelmiş, diğeri kula yönelmiştir.

Son Bir İç Muhasebe

Şimdi kendimize dönelim.

Salat hayatımızda gerçekten ayağa kalkmış mı? Yoksa sadece alışkanlık mı?

Zekât sadece hesaplanan bir oran mı? Yoksa arınma fırsatı mı?

Bir gün boyunca hiç para vermeden de zekât ruhuyla yaşamak mümkündür. Birine dua etmek, birine destek olmak, birine bilgi öğretmek, birine umut olmak… Hepsi arınmadır.

Ama imkânı olan için sorumluluk artar. Çünkü mal da bir emanettir.

Kur’an iyiliği doğuya batıya dönmekle sınırlandırmaz (Bakara, 177). İyilik bir yöneliş biçimidir. İçten dışa doğru akan bir bilinçtir.

Salat içi düzeltir. Zekât dışı düzeltir.
Salat bilinçtir. Zekât eylemdir.
Salat bağdır. Zekât paylaşmadır.

Ve Kur’an bu ikisini yan yana koyarak bize şunu fısıldar:
Arınmak istiyorsan sadece secde etme; paylaş.
Paylaşmak istiyorsan sadece verme; bilinçle ver.

İşte o zaman insan gerçekten bereketli kılınır.
Tıpkı Nebi İsa’nın beyanında olduğu gibi:

“Beni bulunduğum her yerde bereketli kıldı…”
(Meryem, 31)

Gerçek olan Allah’ın lütfu, hata ise benim aczimdendir.

Selam ve esenlik, hakikati duyanların üzerine olsun.
aydinorhon.com

Formun Üstü

Formun Altı

 

    Kur’an’ın Bütünlüğü: Muhkem ve Müteşabih Ayetlerin Dengesi Kuran bize iki tür ayetten söz eder: muhkem ve müteşabih. Muhkem ayetle...