KUR’AN’I OKUMAK İÇİN ABDEST ŞART MIDIR?
VAKIA 79’UN İŞARET ETTİĞİ ASIL TEMİZLİK
Kur’an’da temizlik konusu konuşulurken insanların zihninde genellikle ilk
olarak su gelir. Eller yıkanır, yüz temizlenir, beden arındırılır. Abdest
alınır, gusül yapılır. Fakat Kur’an’ın üzerinde durduğu temizlik sadece beden
temizliği midir? Yoksa Allah’ın asıl dikkat çektiği daha derin bir arınma mı
vardır?
İşte Vakıa suresi 79. ayet bu noktada çok önemli bir kapı
açar. Çünkü bu ayet çoğu zaman sadece fiziksel temizlik üzerinden okunur. Oysa
ayetin bağlamına ve Kur’an’ın genel anlatımına dikkat edildiğinde, burada çok
daha büyük bir hakikate işaret edildiği görülür.
Bir düşün… İnsan bazen dışını temizler ama zihni karmakarışıktır. Elleri
temizdir ama düşünceleri önyargılarla doludur. İşte Kur’an’ın asıl dikkat
çektiği nokta tam da budur.
Vakıa 79’da Anlatılan Temizlik Nedir?
Vakıa suresinde Allah şöyle buyurur:
“Ona ancak tertemiz olanlar dokunabilir.”
(Vakıa, 56/79)
Bu ayet çoğu zaman Kur’an’a abdestsiz dokunulmaması şeklinde
yorumlanmıştır. Fakat ayetin öncesine bakıldığında Allah’ın “korunmuş bir
kitap”tan söz ettiği görülür. Buradaki anlatım fiziksel bir dokunmayı değil,
Kur’an’ın hakikatine ulaşmayı da ifade eder. Çünkü herkes Kur’an’ı okuyabilir
ama herkes onun mesajına ulaşamaz.
Hiç fark ettin mi? Aynı ayeti iki insan okur; biri hakikati
görür, diğeri ise kendi mezhebini, geleneğini veya önceden öğrendiği kalıpları
ayete giydirmeye çalışır. Ayet değişmez ama insanın zihni ayetin önüne perde
olur.
İşte burada “tertemiz olanlar” ifadesi çok derin bir anlam
kazanır. Kur’an’a gerçekten dokunabilmek için sadece ellerin değil, zihnin ve
kalbin de temiz olması gerekir.
Kur’an’a Ön Yargıyla Yaklaşmak
Kur’an’a yaklaşırken insanların en büyük sorunlarından biri, ayetleri olduğu
gibi dinlemek yerine onları önceden öğrendiği düşüncelere göre yorumlamasıdır.
Bir insan düşün ki Kur’an’ı açıyor ama zihninde zaten hazır hükümler var. Daha
ayeti okumadan neye inanacağına karar vermiş. Böyle olunca insan Allah’ın
sözünü değil, kendi ezberlerini okur. Kur’an ise insanı tam tersine çağırır:
Samimiyete, düşünmeye ve arınmaya…
Allah şöyle buyurur:
“Bu kitap; kendisinde şüphe olmayan bir kitaptır. Muttakiler için bir
rehberdir.”
(Bakara, 2/2)
Demek ki Kur’an herkese aynı şekilde açılmıyor. Rehber oluşu, insanın iç
dünyasıyla bağlantılı. Kalbi kirlenmiş, çıkarlarına teslim olmuş, gerçeği değil
kendi doğrularını savunan biri Kur’an’ı okusa bile onun hakikatine ulaşamıyor. Çünkü
Kur’an bilgi vermekten önce insanı dönüştürmek ister.
Asıl Abdest: Zihinsel Arınma
İnsan namazdan önce nasıl ellerini ve yüzünü yıkıyorsa, Kur’an’a yaklaşırken de
zihnini temizlemelidir. Bu zihinsel temizlik nedir?
Hurafeleri bir kenara bırakmak…
İnsan sözünü Allah’ın sözünün önüne koymamak…
Ön yargıyla değil samimiyetle yaklaşmak…
Hakikati gerçekten aramak…
İşte Kur’an’ın istediği asıl temizlik budur.
Çünkü zihni kirleten şey sadece yanlış bilgi değildir. Kibir de zihni kirletir.
Körü körüne bağlılık da kirletir. Menfaat korkusu da kirletir.
Bir insan düşün… Gerçeği gördüğü halde çevresini kaybetmemek
için susuyor. Ayeti anlıyor ama gelenekle çatıştığı için kabul etmek istemiyor.
İşte bu da zihinsel kirdir. Kur’an böyle insanlardan söz ederken şöyle buyurur:
“Onların kalpleri vardır, onunla anlamazlar; gözleri vardır, onunla
görmezler; kulakları vardır, onunla işitmezler.”
(Araf, 7/179)
Demek ki mesele gözün görmemesi değil. Kalbin hakikate kapanmasıdır.
Kalbin Körleşmesi Nasıl Olur?
Kur’an’da körlük çoğu zaman fiziksel değil, zihinsel ve kalbî körlük anlamında
kullanılır.
Allah şöyle buyurur:
“Çünkü gözler kör olmaz; fakat göğüslerin içindeki kalpler kör olur.”
(Hac, 22/46)
Bu ayet üzerinde uzun uzun düşünmek gerekir. İnsan bazen gerçeği açıkça görür
ama kabul etmek istemez. Çünkü hakikat değişim ister. İnsan ise çoğu zaman
alıştığı düzenin bozulmasını istemez.
Mesela biri yıllarca duyduğu dini bilgilerin Kur’an’da
olmadığını fark ettiğinde rahatsız olabilir. Çünkü zihnindeki yapı sarsılır.
İşte tam burada insanın önünde iki yol vardır: Ya hakikate teslim olur… Ya da
eski ezberlerini korumak için ayetleri eğip bükmeye çalışır. Kur’an’ın istediği
ise teslimiyettir.
Bedensel Temizlik Neden Var?
Burada önemli bir dengeyi kaçırmamak gerekir. Kur’an bedensel temizliği önemsiz
görmez. Abdest ve gusül Allah’ın emridir ve ibadet hayatında önemli bir yere
sahiptir.
Allah şöyle buyurur:
“Ey iman edenler! Namaza kalktığınız zaman yüzlerinizi ve dirseklere kadar
ellerinizi yıkayın, başlarınızı mesh edin ve topuklara kadar ayaklarınızı da…”
(Maide, 5/6)
Bu ayet, ibadet öncesindeki fiziksel temizliği açık şekilde anlatır. Yine aynı
ayette cünüplük durumunda yıkanılması gerektiği de belirtilir. Bu, insanın
beden temizliğine önem vermesini sağlayan ilahi bir düzendir. Fakat burada
dikkat edilmesi gereken şey şudur: Bedensel temizlik araçtır, amaç değil. Çünkü
insanın bedeni temiz olup kalbi kirli olabilir.
Temiz Görünüp Kirli Kalmak
Şöyle bir durum düşün…
Bir insan abdestini eksiksiz alıyor ama insanlara haksızlık yapıyor. Ticarette
yalan söylüyor. Yetim hakkı yiyor. Gücü olana boyun eğip zayıfı eziyor.
Şimdi soralım: Bu insan gerçekten temiz midir?
Ya da başka biri düşün… Guslünü yapıyor, ibadet ediyor ama
Kur’an’ı anlamaya çalışırken sürekli insanların sözlerini Allah’ın sözünün
önüne koyuyor. Ayete değil, geleneğe teslim oluyor.
Bu kişi gerçekten Kur’an’a dokunmuş olur mu? İşte Kur’an’ın dikkat çektiği
mesele tam olarak budur. Allah dış görünüşten önce kalbe bakılması gerektiğini
tekrar tekrar anlatır.
Kalb-i Selim Nedir?
Kur’an’ın üzerinde durduğu en büyük temizliklerden biri “kalb-i selim”dir. Yani
arınmış, bozulmamış, samimi bir kalp…
Allah şöyle buyurur:
“O gün ne mal fayda verir ne evlat. Ancak Allah’a kalb-i selim ile gelenler
başka.”
(Şuara, 26/88-89)
Kalb-i selim; çıkar hesaplarından temizlenmiş bir kalptir. Gerçeğe teslim olan
bir kalptir. Allah’ın ayetlerini eğip bükmeyen bir kalptir. İşte Kur’an’ın
açıldığı insanlar bunlardır. Çünkü Kur’an kibirli olana değil, samimi olana
açılır.
Kur’an’a Gerçekten Dokunabilmek
Kur’an’a dokunmak sadece mushafa el sürmek değildir. Asıl dokunuş, ayetin
insanın kalbine temas etmesidir. Bir insan mushafı eline alır ama ayetler
hayatına hiç değmez.
Bir başkası ise Kur’an’ı okurken sarsılır, düşünür, değişir. İşte gerçek temas
budur.
Kur’an insanı dönüştürmüyorsa, orada eksik kalan bir şey vardır. Çünkü Allah’ın
kelamı insanı uyandırır, düşündürür ve arındırır. Bu yüzden Kur’an’a
yaklaşırken insanın kendisine şu soruyu sorması gerekir: “Ben gerçekten
Allah’ın ne dediğini mi anlamak istiyorum, yoksa sadece önceden inandıklarımı
mı doğrulatmaya çalışıyorum?” Bu soru çok önemlidir. Çünkü insanın hakikate
yaklaşmasını sağlayan şey bilgi çokluğu değil, samimiyettir.
Asıl Temizlik Nerede Başlıyor?
Sonuç olarak şunu net görmek gerekir:
• Gusül bedeni temizler.
• Abdest ibadete hazırlık sağlar.
• Ama Kur’an’ın hakikatine ulaşmayı sağlayan asıl temizlik zihinsel ve kalbî
arınmadır.
Eller temiz olduğu halde zihin kirli olabilir.
İnsan suyla yıkanır ama kibirden arınmamış olabilir.
Dış görünüş temizdir ama kalp hakikate kapalı olabilir.
Kur’an ise insanı içten temizlemeyi hedefler. Çünkü Allah’ın kitabı ancak
samimiyetle yaklaşana açılır. Hurafelerden, ön yargılardan ve kör taklitten
arınan kişi Kur’an’ın nurunu daha net görmeye başlar. İşte Vakıa 79’un işaret
ettiği derin hakikat budur: Kur’an’a gerçekten dokunabilmek için, önce kalbin
ve zihnin temizlenmesi gerekir.
Gerçek olan Allah’ın lütfu, hata ise benim aczimdendir.
Selam ve esenlik, hakikati duyanların üzerine olsun.
aydinorhon.com