RESÜLLERİ BİRBİRİNDEN AYIRMAK: TEVHİDİN EN SESSİZ YARASI

 RESÜLLERİ BİRBİRİNDEN AYIRMAK: TEVHİDİN EN SESSİZ YARASI

Kur’an’ın en temel ilkelerinden biri, Allah’ın gönderdiği resüller arasında ayrım yapılmamasıdır. Çünkü bütün resüller aynı kaynaktan gelen vahyi insanlara ulaştırmış, aynı hakikati savunmuş ve insanları aynı tevhide çağırmıştır. Görev farklı zamanlarda, farklı toplumlarda gerçekleşmiş olabilir; ama çağrı hep aynıdır: Yalnız Allah’a kulluk etmek.
Kur’an bu konuda son derece nettir:
“Deyin ki: ‘Allah’a, bize indirilene, İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Yakub’a ve torunlarına indirilene, Musa’ya ve İsa’ya verilene ve Rableri tarafından diğer nebilere verilene iman ettik. Onlardan hiçbirini ayırmayız. Biz yalnız O’na teslim olanlarız.’”
(Bakara, 2/136)
Bir başka ayette ise müminlerin tavrı şöyle tarif edilir:
“Resul, Rabbinden kendisine indirilene iman etti, müminler de. Her biri Allah’a, meleklerine, kitaplarına ve resullerine iman etti. ‘Onun resullerinden hiçbirini ayırmayız’ dediler.”
(Bakara, 2/285)
Dikkat edersen burada sadece “iman ettik” denmiyor. Aynı zamanda resüller arasında üstünlük yarışı oluşturulmaması emrediliyor. Çünkü resülleri ayrıştırmak, zamanla vahyin merkezini kaydırmaya başlıyor.
Bugün insanların büyük kısmı bunun farkında değil. Ama din algısı çoğu zaman Kur’an merkezli değil, kişi merkezli kuruluyor. Bir resulün adı sürekli öne çıkarılırken, diğer resüller neredeyse hiç anılmıyor. Sanki yalnızca bir tek resul gelmiş gibi bir atmosfer oluşuyor.

Oysa düşün… Kur’an’da Nuh da Allah’ın elçisidir. Musa da. İsa da. İbrahim de. Hud da, Salih de, Lut da… Hepsi aynı zincirin halkalarıdır. Hiçbiri diğerinden bağımsız değildir.
Kur’an’ın anlattığı dine baktığında büyük resmi görürsün. İnsanların oluşturduğu din algısına baktığında ise merkezde çoğu zaman Allah değil, insanlar vardır.
Bu kayma ilk bakışta küçük görünür. Ama zamanla çok büyük sonuçlar doğurur. Çünkü bir isim aşırı biçimde öne çıkarıldığında, insanlar farkında olmadan dini o kişinin etrafında anlamaya başlar. Böylece vahiy geri plana düşer, kişi merkeze yerleşir. İşte tevhidin sessiz yaralarından biri budur.

Resüllerin Görevi Neydi?
Kur’an’a göre resüllerin görevi son derece açıktır: Vahyi iletmek.
Ne hüküm koymak…
Ne insanları kurtarmak…
Ne günah affetmek…
Ne de Allah ile kullar arasında aracılık yapmak…
Sadece hakikati duyurmak.
Kur’an bunu tekrar tekrar vurgular:
“Resule düşen yalnızca apaçık tebliğdir.”
(Nur, 24/54)

Bir başka ayette şöyle denir:
“Eğer yüz çevirirlerse bil ki sana düşen yalnızca açık bir tebliğdir.”
(Nahl, 16/82)
Yani resulün görevi mesajı ulaştırmaktır. İnsanların hesabı ise Allah’adır.
Bugün ise birçok insan, resulleri bu sınırın dışına taşıyor. Onlara Allah’a ait yetkiler yükleniyor. Şefaat dağıtan, insanları kurtaran, duaları duyan, Allah katında özel kontenjan açan figürlere dönüştürülüyor.

Oysa Kur’an bu konuda da son derece net konuşur:
“De ki: ‘Şefaatin tamamı Allah’a aittir.’”
(Zümer, 39/44)
Ayet dikkat çekici değil mi? “Bir kısmı” demiyor. “Tamamı” diyor.
Demek ki insanlar tarih boyunca şefaati Allah’tan başka varlıklara dağıtma eğiliminde olmuşlar ki Kur’an bunu özellikle düzeltme ihtiyacı duyuyor.

Bugün birçok insan Allah’a doğrudan yönelmek yerine, araya isimler koyuyor. Kimi bir resulü merkeze yerleştiriyor, kimi bir şeyhi, kimi bir hocayı, kimi de “manevi büyük” kabul ettiği kişileri… Ama Kur’an’ın çağrısı farklıdır:
“Yalnız sana kulluk eder ve yalnız senden yardım isteriz.”
(Fatiha, 1/5)
Burada dikkat edilmesi gereken çok önemli bir denge var. Kur’an insanın yalnız Allah’a yönelmesini ister. Çünkü tevhid bölünmeyi kabul etmez.
Bir insan diliyle Allah’a inanıp kalbiyle başka otoritelere bağlandığında, ortaya parçalanmış bir teslimiyet çıkar. Kur’an’ın mücadele ettiği şey tam olarak budur.

Resülleri Kutsallaştırmak Nasıl Başlıyor?
Bu süreç genelde bir anda olmaz. Sessizce ilerler. Önce aşırı yüceltme başlar. Sonra sözleri sorgulanamaz hale gelir. Ardından kişi merkezli din anlayışı oluşur. En sonunda ise Allah’ın önüne geçirilen görünmez bir otorite sistemi ortaya çıkar. Kur’an geçmiş toplumların bu hatayı nasıl yaptığını anlatır:
“Din adamlarını ve rahiplerini Allah’tan başka rabler edindiler…”
(Tevbe, 9/31)
Burada insanların secde ederek din adamlarına tapınmasından söz edilmiyor. Yetki devrinden söz ediliyor. Yani Allah’a ait hüküm verme, yönlendirme ve dini belirleme yetkisinin insanlara aktarılmasından…

Bugün de benzer bir tablo oluşabiliyor.İnsanlar Kur’an’a bakmadan önce bir hocaya bakıyor. Allah’ın ne dediğini araştırmadan önce bir grubun yorumunu esas alıyor. Hatta bazıları Kur’an’ı tek başına anlamaktan korkuyor; çünkü yıllarca “Sen anlayamazsın” cümlesiyle büyütülmüş oluyor.

Düşün… Eğer Allah’ın kitabı yalnızca belli insanların anlayabileceği bir kitap olsaydı, Kur’an neden sürekli insanları düşünmeye çağırıyordu?
“Onlar Kur’an’ı düşünmüyorlar mı?”
(Nisa, 4/82)

“Biz Kur’an’ı öğüt alınsın diye kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mu?”
(Kamer, 54/17)
Kur’an insanı pasifleştirmez. Tam tersine, insanı doğrudan Allah ile muhatap haline getirir.
Fakat tarih boyunca insanlar bu doğrudan bağı zor bulmuşlardır. Çünkü insan zihni çoğu zaman somut bir otoriteye tutunmak ister.
İşte şirk tam da bazen burada sessizce büyür.

Put sadece taş değildir. İnsan zihninde Allah’ın önüne geçirilen her otorite bir tür perdeye dönüşebilir.

Resüller Birbirine Rakip Değildir
Kur’an’da hiçbir resul kendi adına bir din kurmaz. Hiçbiri insanları kendisine çağırmaz.
Hepsi aynı çağrıyı yapar:
“Allah’a kulluk edin.” Nuh’un çağrısı da budur. Musa’nın çağrısı da. İsa’nın çağrısı da. Son resulün çağrısı da… Kur’an bunu açık şekilde ortaya koyar:
“Senden önce gönderdiğimiz her resule şu vahyi verdik: ‘Benden başka ilah yoktur; öyleyse yalnız bana kulluk edin.’”
(Enbiya, 21/25)
Demek ki bütün resullerin ortak noktası tek bir cümlede birleşiyor: Tevhid.
Öyleyse bugün insanların yaptığı gibi resülleri birbirinden koparmak, birini merkeze koyup diğerlerini görünmez hale getirmek Kur’an’ın kurduğu dengeyle uyuşmaz. Çünkü Allah resulleri yarıştırtmıyor; insanlar yarıştırtıyor. Allah resulleri aynı zincirin halkaları olarak anlatıyor; insanlar ise onları ayrı kamplara dönüştürüyor. Oysa bir resulü gerçekten sevmek, onun getirdiği vahye sadık kalmaktır. İsmini sürekli tekrar etmek değil… Kur’an’da resullerin büyüklüğü makamlarından değil, Allah’a teslimiyetlerinden gelir.

Modern Dünyada Yeni Aracılar
Bugün mesele yalnızca geçmişten gelen gelenekler değil. Modern dünyada da yeni aracı sistemler kuruluyor.
Sosyal medya çağında insanlar artık dini doğrudan Allah’ın kitabından öğrenmek yerine, kısa videolarla, sloganlarla ve popüler isimlerle öğrenmeye çalışıyor.
Bir bakıyorsun, biri çıkmış “şefaat garantisi” dağıtıyor. Başkası “bize bağlan kurtul” diyor. Kimisi kendisini hakikatin tek temsilcisi gibi sunuyor.
Böylece insanlar farkında olmadan Allah yerine insan merkezli yapılara bağlanıyor. Kur’an ise insanı sürekli özgürleştirir. Kul ile Allah arasına zorunlu aracı koymaz. Çünkü Allah insana şah damarından daha yakındır.
“Kullarım sana beni sorarsa, şüphesiz ben çok yakınım. Bana dua ettiğinde dua edenin çağrısına cevap veririm.”
(Bakara, 2/186)
Dikkat edersen ayette aracı yok. Zincir yok. Özel sınıf yok. Ruhban sınıfı yok.
Doğrudan ilişki var. İşte tevhidin özü budur.

Bilmeksizin Oluşan Kayma
Bu konunun en dikkat çekici tarafı şu: İnsanların çoğu bunu kötü niyetle yapmıyor. Gelenek ne öğretmişse onu tekrar ediyor. Çocukluktan beri ne duyduysa onu sürdürüyor. Hatta çoğu zaman Allah’a yaklaşmaya çalıştığını sanıyor. Ama Kur’an insanı niyet kadar yön konusunda da uyarır. Çünkü iyi niyet, yanlış yönelişi otomatik olarak doğru hale getirmez. Kur’an bu konuda çok çarpıcı bir soru sorar:
“Allah’ı bırakıp da kıyamet gününe kadar kendisine cevap veremeyecek olanlara dua edenden daha sapık kim vardır?”
(Ahkaf, 46/5)
Bu ayet sadece taş putlarla ilgili değildir. Allah dışında yönelinen her otoriteyi içine alır.Çünkü mesele taş değil; yetki meselesidir.
Tevhid, Allah’a ait olanı yalnızca Allah’a vermektir.

Sonuç: Tevhid Bölünmeyi Kabul Etmez
Resülleri birbirinden ayırmak, birini aşırı yüceltip diğerlerini görünmez hale getirmek, dini kişi merkezli hale dönüştürmek… Bunların hepsi zamanla tevhid dengesini bozar.

Kur’an’ın istediği şey ise çok nettir: Allah merkezli bir iman. Resuller ise bu hakikatin taşıyıcılarıdır. Hepsi aynı görevin insanıdır. Hepsi vahyin emanetçileridir. Hiçbiri Allah’ın yanında ilahi yetkilere sahip değildir. Kur’an’ın çizdiği sınır budur. Tevhidi korumak, yalnız Allah’a yönelmek, dini insanlar üzerinden değil vahiy üzerinden anlamak bugün her zamankinden daha büyük bir sorumluluk haline gelmiştir.
Çünkü tevhidin gölgelendiği yerde hakikat de yavaş yavaş görünmez olur.

Gerçek olan Allah’ın lütfu, hata ise benim aczimdendir. 

Selam ve esenlik, hakikati duyanların üzerine olsun.

aydinorhon.com


 

  KUR’AN’I OKUMAK İÇİN ABDEST ŞART MIDIR? VAKIA 79’UN İŞARET ETTİĞİ ASIL TEMİZLİK Kur’an’da temizlik konusu konuşulurken insanların zihn...