HALİS DİN YALNIZ ALLAH’INDIR

 HALİS DİN YALNIZ ALLAH’INDIR

İnsanlık tarihi boyunca değişmeyen en büyük meselelerden biri şu olmuştur: İnsan, yalnız Allah’a mı yönelir, yoksa Allah ile arasına başka otoriteler, aracılar ve kutsallar mı koyar?
Kur’an’ın üzerinde en çok durduğu konulardan biri de budur. Çünkü dinin bozulması, çoğu zaman Allah’ın tamamen inkâr edilmesiyle değil, O’nun yanında başka güçlerin de devreye sokulmasıyla başlamıştır. Düşün… Bir insan Allah’ın varlığını kabul ettiği hâlde neden sapabilir?
Kur’an bunun cevabını açıkça verir. Çünkü mesele sadece “Allah vardır” demek değildir. Asıl mesele, dinin yalnız Allah’a ait olduğunu kabul etmektir.

Din Yalnız Allah’a Aittir
Yüce Allah, dinin özünü tek bir cümleyle ortaya koyar:
“Dikkat edin! Halis din yalnız Allah’ındır. O’nu bırakıp birtakım veliler edinenler ise: ‘Biz bunlara yalnızca bizi Allah’a daha çok yaklaştırsınlar diye kulluk ediyoruz’ derler. Şüphesiz Allah, ayrılığa düştükleri şeylerde aralarında hüküm verecektir.”
(Zümer, 39/3)
Ayet çok önemli bir gerçeği gösteriyor. İnsanlar putlara, aracılara veya kutsallaştırdıkları kişilere çoğu zaman “yaratıcı” oldukları için yönelmiyorlardı. Onları Allah’a yaklaştırıcı gördükleri için araya koyuyorlardı.
Yani sorun, Allah’ı tamamen reddetmek değildi. Sorun, Allah ile kul arasına aracılar koymaktı. Hiç fark ettin mi? Kur’an’da müşriklerin çoğu Allah’ın varlığını inkâr etmiyordu. Onlar da Allah’ın yarattığını biliyorlardı. Fakat buna rağmen dini yalnız Allah’a özgü kılmıyorlardı. Bugün de aynı tehlike farklı isimlerle ortaya çıkabiliyor. İnsanlar bazen Allah’a yaklaşmak adına kişileri, makamları, türbeleri, şeyhleri, alimleri veya kutsallaştırılmış gelenekleri dinin merkezine koyabiliyor. Oysa Kur’an’ın çağrısı nettir: Kul ile Allah arasına hiçbir otorite giremez.

Şefaat Yetkisi Kimin Elindedir?
Kur’an’ın en çok yanlış anlaşılan konularından biri de şefaat meselesidir. İnsanlar tarih boyunca kendilerine fayda sağlayacağını düşündükleri aracılar edinmişlerdir.
Yüce Allah bu anlayışı şöyle anlatır:
“Allah’ı bırakıp kendilerine ne zarar ne de fayda veremeyecek şeylere kulluk ediyorlar ve: ‘Bunlar Allah katında bizim şefaatçilerimizdir’ diyorlar. De ki: ‘Siz Allah’a, göklerde ve yerde bilmediği bir şeyi mi haber veriyorsunuz?’”
(Yunus, 10/18)
Bu ayet insanı sarsan bir soru soruyor. Allah’ın bilmediği bir şeyi mi O’na haber veriyorsunuz? Çünkü bütün yetki Allah’a aitken, insanların kendi zihinlerinde bazı varlıklara kurtarıcılık makamı vermesi büyük bir çelişkidir. Düşün… Bir insan doğrudan her şeyi işiten, bilen ve yakın olan Allah’a yönelmek yerine neden başka aracılar arar?

Çoğu zaman bunun sebebi alışkanlık, korku veya çevreden öğrenilen din anlayışıdır.

Oysa Kur’an’da Allah, kula şah damarından daha yakın olduğunu bildirir. Böyle bir yakınlık varken insan neden başka kapılar arar?

Allah Dinini Kendisi Öğretmektedir
Kur’an’ın üzerinde durduğu başka bir gerçek de şudur: Dinin sahibi Allah’tır ve dini en doğru şekilde öğreten de O’dur. İnsanların en büyük hatalarından biri, Allah’ın açık hükümlerinin önüne başka otoriteler koymalarıdır.
Yüce Allah şöyle buyurur:
“De ki: ‘Siz dininizi Allah’a mı öğretiyorsunuz? Oysa Allah göklerde olanı da yerde olanı da bilir. Allah her şeyi hakkıyla bilendir.’”
(Hucurat, 49/16)
Bu ayet çok derin bir uyarı içerir. Allah’ın kitabı ortadayken, insanlar bazen Allah’ın söylemediği şeyleri dine ekleyebiliyor, sonra da bunları Allah adına savunabiliyorlar. Kur’an ise sürekli olarak insanı düşünmeye çağırır. Gerçekten din adına söylenen her şey Allah’ın kitabında var mı? Yoksa insanlar zamanla kendi yorumlarını, geleneklerini ve kabullerini dinin önüne mi geçirdi?
İşte Kur’an’ın istediği bilinç tam burada başlıyor. İnsan, duyduğu her sözü Allah’ın kitabıyla tartmalıdır.

Kör Taklidin Sonu Pişmanlıktır
Kur’an’da dikkat çeken başka bir gerçek daha vardır: İnsanlar ahirette kendi tercihleriyle yüzleşecektir. Hiç kimse, “Ben başkalarına uydum” diyerek kurtulamayacaktır.
Kur’an o günü şöyle anlatır:
“Rabbimiz! Biz efendilerimize ve büyüklerimize itaat ettik; onlar da bizi yoldan saptırdılar.”
(Ahzab, 33/67)

“Rabbimiz! Onlara azaptan iki kat ver ve onları büyük bir lanete uğrat.”
(Ahzab, 33/68)
Bu sahne çok çarpıcıdır. Dünyada sorgulamadan bağlanılan kişiler, ahirette kimseyi kurtaramayacaktır. Çünkü Allah insana akıl, vicdan ve kitap vermiştir. Şöyle bir durumla karşılaşsan düşün… Bir insan sana açık bir yol tarif etse ama sen başka birinin peşinden gidip kaybolsan, bunun sorumluluğu tamamen başkasına mı ait olur? Kur’an’a göre insanın kendi tercihi vardır. Bu yüzden herkes kendi yönelişinden sorumludur.

Ateşteki İtiraf
Kur’an, sapmanın sonucunda yaşanacak pişmanlığı da haber verir. Hakikati görmezden gelenler, ahirette birbirlerini suçlamaya başlayacaklardır.
“İnkâr edenler dediler ki: ‘Rabb’imiz! Cinlerden ve insanlardan bizi saptıranları bize göster; onları ayaklarımızın altına alalım da en aşağılık kişilerden olsunlar.’”
(Fussilet, 41/29)
Ama artık çok geç olacaktır. Çünkü dünya hayatı tercih yeridir. Ahiret ise sonuç yeridir. Kur’an’ın amacı insanı korkutmak değil, uyandırmaktır. İnsan daha dünyadayken gerçeği görsün diye bu sahneler anlatılır.

Kurtuluşun Yolu
Kur’an’ın çağrısı aslında son derece sade ve açıktır:
Yalnız Allah’a kulluk etmek…
Yalnız O’na güvenmek…
Yalnız O’ndan yardım istemek…
Dini yalnız O’na özgü kılmak…
İşte halis din budur. Aracısız… Katışıksız… Şirksiz…
İnsan Allah’a yöneldiğinde, aslında yaratılmışlara bağımlılıktan da kurtulmuş olur. Çünkü gerçek özgürlük yalnız Allah’a kul olmaktır.
Kur’an’ın çağrısı bugün de aynıdır: Allah yeterlidir.

Gerçek olan Allah’ın lütfu, hata ise benim aczimdendir.

Selam ve esenlik, hakikati duyanların üzerine olsun.
aydinorhon.com

  HALİS DİN YALNIZ ALLAH’INDIR İnsanlık tarihi boyunca değişmeyen en büyük meselelerden biri şu olmuştur: İnsan, yalnız Allah’a mı yönelir...