TEFSİR DIŞARDA DEĞİL, AYETLERİN KENDİSİNDEDİR

 TEFSİR DIŞARDA DEĞİL, AYETLERİN KENDİSİNDEDİR

Kur’an hakkında en temel sorulardan biri şudur: Allah, indirdiği kitabın anlaşılmasını insanların hafızasına, rivayetlerine ya da sonraki nesillerin yorumlarına mı bıraktı; yoksa kitabını kendi içinde açıklayarak mı indirdi? Bu soru çok önemlidir. Çünkü bu sorunun cevabı, dinin kaynağını da belirler.

Bir düşün… Eğer Allah Kur’an’ın açıklamasını tamamen Nebi’ye bırakmış olsaydı, yüzlerce ayetin aynı konuyu tekrar tekrar anlatmasına gerek olur muydu? Birkaç temel hüküm gönderilir, geri kalan açıklamalar sözlü olarak aktarılırdı. Ama Kur’an’a baktığımızda tam tersini görüyoruz.

Allah aynı hakikati farklı surelerde yeniden anlatıyor. Aynı konuyu farklı örneklerle açıklıyor. Bazen kısa, bazen detaylı anlatıyor. Çünkü Kur’an kendi kendini açıklayan bir kitaptır. Bu yüzden Rabb’imiz kitabını sadece “okunacak” değil, aynı zamanda “anlaşılacak” şekilde indirmiştir.

Kur’an Neden Aynı Konuları Tekrar Tekrar Anlatır?
Hiç dikkat ettin mi? Şefaat, tevhid, şirk, ahiret, hüküm, ibadet, inkâr, vahiy… Bunların her biri Kur’an’da defalarca geçer.;
Peki neden?
Çünkü Allah açıklamayı kendi yapmaktadır.
İnsan sözüyle yazılmış bir kitapta tekrar bazen gereksiz olabilir. Ama Kur’an’daki tekrarlar, eksiklikten değil; pekiştirmek, açıklamak ve bağlantı kurdurmak içindir.

Mesela şefaat konusu… İnsanların en çok saptırıldığı alanlardan biridir. Eğer bu mesele birkaç kısa cümleyle bırakılmış olsaydı, herkes kendi istediği yorumu üretirdi. Ama Allah buna izin vermemiştir. Şefaat hakkında onlarca ayet indirmiştir.
Bunlardan biri şöyledir:
“De ki: Şefaat tümüyle Allah’a aittir. Göklerin ve yerin mülkü O’nundur. Sonra O’na döndürüleceksiniz.”
(Zümer, 39/44)
Bu ayet son derece açıktır. Şefaatin sahibi Allah’tır. Yetki O’na aittir. Hüküm O’nundur. Ama Allah burada durmuyor. Aynı konuyu başka ayetlerle yeniden açıklıyor.
“Allah’ın izni olmadan O’nun katında kim şefaat edebilir?”
(Bakara, 2/255)

“O’nun huzurunda, izin verdiği kimselerden başkasının şefaati fayda vermez.”
(Sebe, 34/23)

“Rahman’ın izin verdiği ve sözünden hoşnut olduğu kimseler dışında şefaat fayda vermez.”
(Taha, 20/109)
Dikkat edersen bütün ayetler aynı merkeze çıkıyor: Yetki Allah’a aittir.

Kur’an bir konuyu tek ayetle bırakmıyor. Ayetleri birbirine bağlayarak açıklıyor. Çünkü açıklama kitabın içindedir.

Allah Kitabını Açıklanmamış Şekilde Göndermez
Şöyle bir durum düşün… Bir öğretmen sınav yapıyor ama soruların açıklamasını başka birine gizlice veriyor. Öğrencilerin elindeki kâğıtta ise eksik bilgiler var.
Bu adil olur muydu? Elbette olmazdı.

Peki âlemlerin Rabb’i olan Allah, insanlara hidayet olarak gönderdiği kitabı eksik bırakır mı? Sonra da “asıl açıklama başka kaynaklarda” mı der? Kur’an böyle söylemiyor. Tam tersine, kitabın açıklandığını özellikle vurguluyor.
“Bu Kur’an insanlar için bir açıklamadır; korunup sakınanlar için de bir hidayet ve öğüttür.”
(Âl-i İmran, 3/138)

“Ayetleri sağlamlaştırılmış, sonra hüküm ve hikmet sahibi, her şeyden haberdar olan Allah tarafından açıklanmış bir kitaptır.”
(Hud, 11/1)

“Bilen bir topluluk için ayetleri ayrıntılı kılınmış Arapça bir Kur’an’dır.”
(Fussilet, 41/3)
Kur’an kendisini nasıl tanıtıyor? Açıklanmış… Ayrıntılandırılmış… Açık… Detaylı… O halde insan şunu sormalı: Eğer Kur’an kendi içinde yeterince açıklanmamışsa, Allah neden onu “mufassal” yani detaylandırılmış kitap olarak tanıtıyor?

Nebi’nin Görevi Vahyi Tebliğ Etmektir
Burada insanların en çok karıştırdığı noktalardan biri de şudur: “Nahl 44’te Nebi’ye açıklama görevi veriliyor” deniyor.
Evet, ayeti okuyalım:
“Sana da Zikr’i indirdik ki insanlara kendilerine indirileni açıklayasın; belki düşünürler.”
(Nahl, 16/44)
;Peki burada geçen açıklama nedir? Kur’an dışında yeni hükümler üretmek mi? Yeni bir din kaynağı oluşturmak mı? Hayır. Çünkü Nebi’ye indirilen şey zaten Kur’an’dır. Nebi, insanlara vahyi ulaştırır, ayetleri okur, öğretir ve yaşar. Açıklama da yine indirilen vahyin içindedir.
Kur’an bunu başka ayetlerde netleştiriyor:
“Resûl’e düşen yalnızca apaçık tebliğdir.”
(Nur, 24/54)

“Eğer yüz çevirirlerse bil ki sana düşen yalnızca açık bir tebliğdir.”
(Nahl, 16/82)

“Sana düşen sadece tebliğ etmektir.”
(Şûrâ, 42/48)
Kur’an Nebi’nin görevini defalarca “tebliğ” olarak tanımlıyor. Çünkü hüküm koyan Allah’tır. Nebi ise vahyi eksiksiz ulaştıran elçidir.

Kur’an Ayetleri Birbirini Açıklar
Kur’an’ı anlamanın yöntemi de burada ortaya çıkıyor. Bir ayeti alıp tek başına yorumlamak yerine, aynı konudaki bütün ayetleri birlikte okumak gerekir. Çünkü Kur’an parça parça değil, bütün halinde anlaşılır. Mesela tevhid konusu… Bir ayette Allah’ın tek olduğu söylenir. Başka bir ayette ortağı olmadığı açıklanır. Başka bir ayette hükmün yalnızca O’na ait olduğu bildirilir. Başka bir ayette yardımın yalnız O’ndan isteneceği anlatılır. Ve bütün ayetler birleşince tevhidin çerçevesi ortaya çıkar. İşte Kur’an’ın tefsiri budur. Ayetlerin birbirini açıklaması… Allah’ın sözünün yine Allah’ın sözüyle anlaşılması…

Kur’an’da Eksik Bırakılmayan Nedir?
Bazıları şöyle diyor: “Kur’an’da her şey yoktur.”
Ama Rabbimiz şöyle buyuruyor:
“Biz kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmadık.”
(En’am, 6/38)
Bu ayeti okuyunca insan şunu düşünmeli: Allah “eksik bırakmadık” derken, insan nasıl “eksik bırakıldı” diyebilir? Evet, Kur’an bir fizik kitabı değildir. Bir tıp ansiklopedisi de değildir. Ama din için gerekli olan ölçüleri eksiksiz vermiştir. Hidayet için gerekli olan her temel ilke vardır.

Tevhid vardır. Adalet vardır. İbadet vardır. Helal-haram ölçüsü vardır. Ahlak vardır. Hüküm vardır. Uyarı vardır. Öğüt vardır. Ve bunların hepsi ayetler arasında bağlantı kurularak açıklanır.

Dinin Ölçüsünü Kim Belirler?
Asıl mesele burada düğümleniyor. Dinin ölçüsünü kim belirler? Allah mı? Yoksa insanlar mı? Kur’an bu konuda çok nettir.
“Hüküm yalnızca Allah’ındır.”
(Yusuf, 12/40)
Eğer insanlar Allah’ın kitabının yeterli olmadığını düşünmeye başlarsa, zamanla başka kaynaklar da dinin ölçüsü hâline gelir. Sonra ayet geri planda kalır. İnsan sözü öne geçer. Oysa Kur’an sürekli insanı yeniden vahye döndürür. Çünkü Allah bilir ki insan zamanla asıl kaynağı bırakıp başka otoriteler üretmeye eğilimlidir. Bu yüzden Kur’an, kendi içinde sürekli kendine çağırır.

Kur’an Kendisine Çağıran Bir Kitaptır
Kur’an dikkat edersen sürekli şunu söyler: “Düşünmez misiniz?” “Akletmez misiniz?” “Kur’an’ı gereği gibi düşünmüyorlar mı?” Çünkü Allah insanın kitabı anlamasını ister. Sadece ezberlemesini değil… Sadece seslendirmesini değil… Düşünmesini ister. Bu yüzden Kur’an kapalı bir sır kitabı gibi inmemiştir. Apaçık inmiştir.
“Andolsun biz Kur’an’ı öğüt için kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mu?”
(Kamer, 54/17)
Eğer Kur’an anlaşılması imkânsız bir kitap olsaydı, Allah onu neden “kolaylaştırılmış” olarak tanıtsın? Demek ki sorun Kur’an’ın kapalı olması değil; insanların ayetleri parçalayarak okumasıdır.

Sonuç: Kur’an’ın Tefsiri Yine Kur’an’dır
Kur’an yalnızca Allah’tan gelir. Ve açıklaması da yine Allah’a aittir. Bu nedenle Kur’an’ı anlamak isteyen kişi, öncelikle ayetleri birbirine götürmelidir. Bir ayeti başka ayetlerle okumalıdır. Aynı konunun geçtiği bütün bölümleri birlikte değerlendirmelidir. Çünkü Rabb’imiz kitabını kendi içinde açıklamıştır.

Nebi’nin görevi ise bu vahyi insanlara ulaştırmak, okumak ve yaşantısıyla örnek olmaktır.
Kur’an dışarıdan tamamlanacak eksik bir kitap değildir. O, Allah’ın koruması altında olan, açıklanmış, detaylandırılmış ve hidayet için yeterli olan bir kitaptır. Bu yüzden ölçü yine Kur’an olmalıdır. Anlayışımızı, inancımızı ve hükmümüzü Allah’ın ayetleri belirlemelidir. İnsan, Allah’ın sözünü anlamak için önce yine Allah’ın kitabına yönelmelidir.

Gerçek olan Allah’ın lütfu, hata ise benim aczimdendir.

Selam ve esenlik, hakikati duyanların üzerine olsun.
aydinorhon.com

  TEFSİR DIŞARDA DEĞİL, AYETLERİN KENDİSİNDEDİR Kur’an hakkında en temel sorulardan biri şudur: Allah, indirdiği kitabın anlaşılmasını ins...