GÖĞÜN İLK DURUMU VE KOZMİK DÖNÜŞÜM
Şu an başını
kaldırıp baksan, gökyüzünü durağan, sakin ve her zaman oradaymış gibi kusursuz
bir boşluk olarak görürsün. Peki, bu kozmik sakinlik hep böyle miydi? Hiç fark
ettin mi, insanoğlu yüzyıllar boyunca üzerinde yaşadığı yeri sabit, gökleri ise
tamamen bağımsız birer yapı zannetti. Oysa Kur’an, insan aklının henüz maddeyi
bile tam tanımlayamadığı bir dönemde, ezberleri bozan sarsıcı bir tespitle
geldi: Gökler ve yer bir zamanlar tek bir bütündü, yapışıktı. Nebi aracılığıyla
insanlığa ulaştırılan bu mesaj, bizi varoluşun o ilk hayranlık uyandıran
saniyelerine, her şeyin tek bir noktada sıkıştığı o başlangıç anına götürür.
“İnkâr edenler, göklerin ve yerin birbiriyle bitişik olduğunu görmediler mi?
Biz onları ayırdık ve her canlıyı sudan yarattık. Hâlâ inanmayacaklar mı?”
(Enbiyâ, 21/30)
Düşün…
Göklerin ve yerin henüz ayrışmadığı, yıldızların, gezegenlerin, soluduğun
havanın ve bastığın toprağın tek bir "bitişiklik" (ratk) halinde
olduğu o ilk anı zihninde canlandırabiliyor musun? Ayette geçen bu kavram,
evrenin kör bir tesadüfle değil, muazzam bir irade ve kuvvetle birbirinden
koparıldığını (fatk) ilan eder. Resül, bu hakikati tebliğ ederken insanı sadece
göğe bakmaya değil, o göğün kökenindeki mutlak tasarımı görmeye davet ediyordu.
Bu ayrılma, rastgele bir patlama veya dağılma değil; her aşaması ince ince
işlenmiş, hayatın var olabilmesi için planlanmış bir yaratılış operasyonudur.
Göğün o ilk durumundaki gaz ve duman bulutu, Allah’ın yönelişiyle bir düzene
girmeye başladı.
“Sonra duman halinde olan göğe yöneldi; ona ve yere, 'İsteyerek veya
istemeyerek gelin' dedi. İkisi de, 'İsteyerek geldik' dediler.”
(Fussilet, 41/11)
Şöyle bir durumla karşılaşsan; trilyonlarca ton ağırlığındaki galaksilerin, gaz
bulutlarının ve devasa gök cisimlerinin, Yaratıcı’nın tek bir emriyle boyun
eğdiğini ve "isteyerek geldik" dediğini duysan, kendi konumunu nerede
görürdün? Göğün ilk halindeki o duman (duhan) tabakası, başıboş bir kaos değil,
emre amade bir teslimiyet içindeydi. Gök ve yer, henüz şekillenme
aşamasındayken bile kendilerini var eden iradeye tam bir itaatle boyun eğmişti.
İşte bu itaat ve düzen, evrenin genişlemesiyle, galaksilerin ayrışmasıyla ve
nihayetinde üzerinde yaşayabileceğimiz bir yeryüzünün şekillenmesiyle
sonuçlandı.
Fakat Kur’an
bizi sadece geçmişin karanlık dehlizlerinde bırakmaz; madalyonun diğer yüzünü,
yani bu sürecin nasıl nihayete ereceğini de tam karşımıza koyar. İlk durumu bir
ayrışma ve genişleme olan bu devasa gökyüzü, miyadını doldurduğunda tıpkı
başladığı günkü gibi bir büzülme ve kapanma sürecine girecektir. Yaratılışın
ilk anındaki o duman ve bitişiklik hali, son günde yerini başka bir sarsıcı
gerçeğe, kozmik bir dürülmeye bırakacaktır.
“Yazılı
kâğıt tomarlarını dürer gibi göğü düreceğimiz günü düşün. İlk yaratmaya nasıl
başladıysak, onu yine öyle iade eceğiz. Bu, üzerimizde bir vaaddir. Şüphesiz
biz bunu yapıcılarız.”
(Enbiyâ, 21/104)
Tarih boyunca
insanlık, göklerin bu sonunu hayal etmekte hep zorlandı. Ancak Kur'an’ın
kullandığı benzetme o kadar nettir ki: Bir kâtibin yazdığı tomarları,
parşömenleri işi bittiğinde hızla dürüp kaldırması gibi, Allah da gökleri
öylece dürüp iade edecektir. Göğün ilk durumu nasıl mutlak bir kudretle var
edildiyse, son durumu da aynı kudretle aslına döndürülecektir. Varoluş sahnesi
kapanacak, genişleyen evren kendi içine katlanacak ve geriye sadece o sahnenin
tek bir sahibi kalacaktır.
O gün
geldiğinde, insanoğlunun sığınacağı ne bir gökyüzü kalacak ne de üzerinde
kibirlendiği bir yeryüzü... Göğün o ilk duman halinden, bugünkü ihtişamlı
maviliğine, oradan da gelecekteki dürülme anına kadar olan tüm bu süreç,
aslında bize tek bir gerçeği haykırıyor: Sen başıboş değilsin. Evreni yoktan
var eden, gökleri ilmek ilmek ayıran ve zamanı geldiğinde onu bir tomar gibi
dürecek olan mutlak irade, senin hayatını da, ölümünü de ve yeniden dirilişini
de elinde tutmaktadır. Şimdi tekrar soralım kendimize: Gökyüzü bile bu emre
böylesine boyun eğmişken, insan neye güvenerek bu dairesel döngünün dışına
çıkabileceğini zannediyor?
Gerçek olan
Allah’ın lütfu, hata ise benim aczimdendir.
Selam ve
esenlik, hakikati duyanların üzerine olsun.
aydinorhon.com