İSLAM’DA RİTÜEL ÇOK, FAKAT KUR’AN NEDEN BU KADAR SADE?

 İSLAM’DA RİTÜEL ÇOK, FAKAT KUR’AN NEDEN BU KADAR SADE?

Bugün insanların yaşadığı din anlayışına baktığında ilginç bir manzara görürsün. Neredeyse her günün, her gecenin, her ayın ve her dönemin etrafına örülmüş onlarca uygulama vardır. Bazıları belirli gecelere özel anlamlar yükler, bazıları belirli sayıların kutsallığından söz eder, bazıları ise yapılmadığında eksiklik hissi oluşturacak kadar güçlü gelenekler meydana getirir.

Fakat burada durup şu soruyu sormak gerekir: Allah’ın indirdiği din gerçekten bu kadar ayrıntılı ve ritüel ağırlıklı mıydı?

Kur’an’a baktığımızda karşımıza çıkan tablo oldukça farklıdır. Kur’an, insanı karmaşık dinî sistemlerin içine hapsetmek yerine onu doğrudan Allah ile buluşturur. Aracıları yokeder, yükleri hafifletir, insanı şekillerden çok bilince yönlendirir. Bu yüzden Kur’an’ın anlattığı din ile tarih boyunca oluşan birçok geleneksel din anlayışı arasında belirgin bir fark vardır.
Kur’an’ın merkezinde sayı değil anlam vardır. Şekil değil bilinç vardır. Ezber değil kavrayış vardır.
İnsan ise çoğu zaman bunun tam tersine yönelir. Çünkü somut şeyler insana daha güvenli gelir. Sayılabilen, tekrar edilebilen ve ölçülebilen davranışlar, kişinin kendisini daha rahat hissetmesini sağlar. Oysa ahlak, adalet, doğruluk ve vicdan sürekli bir mücadele ister.
Düşün... Bir tesbihi yüzlerce kez çekmek birkaç dakika sürebilir. Fakat bir mazlumun yanında durmak bazen büyük bedeller gerektirir. Bir gece boyunca belirli sözleri tekrar etmek kolaydır. Ama öfkelendiğinde adaletten ayrılmamak zordur. İnsan çoğu zaman zor olanı bırakıp kolay olana yönelme eğilimindedir. İşte ritüellerin zamanla çoğalmasının sebeplerinden biri de budur. Kur’an ise insanı sürekli özle yüzleştirir.
“Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslam’ı seçtim.”
(Maide, 5/3)
Bu ayet üzerinde dikkatle düşünmek gerekir. Allah dini tamamladığını bildiriyorsa, sonradan ortaya çıkan ve dinin ayrılmaz parçası gibi sunulan yüzlerce uygulama hangi temele dayanmaktadır?
Kur’an’ın ortaya koyduğu ölçü açıktır. Din tamamlanmıştır. İnsanların görevi yeni hükümler üretmek değil, indirilen vahyi anlamak ve yaşamaktır.

Din Kolaylaştırmak İçin Geldi
Tarih boyunca birçok toplum, dinlerini zamanla ağırlaştırmıştır. Başlangıçta sade olan inanç sistemleri, nesiller geçtikçe çeşitli gelenekler ve yorumlarla büyümüş, karmaşık hale gelmiştir. Kur’an ise bunun tersini hedefler.
“Allah sizin için kolaylık ister, sizin için zorluk istemez.”

(Bakara, 2/185)
Bu ayet sadece oruçla ilgili değildir. Aynı zamanda Allah’ın kulları için belirlediği genel ilkeyi de gösterir. Allah insanı güç yetiremeyeceği yüklerin altına koymaz.
“Allah hiçbir kimseye gücünün yeteceğinden fazlasını yüklemez.”

(Bakara, 2/286)
Buna rağmen insanlar çoğu zaman dini zorlaştırmayı dindarlık zannetmiştir. Ne kadar çok uygulama varsa o kadar çok sevap olduğu düşünülmüş, ne kadar çok ayrıntı varsa o kadar çok takva olduğu sanılmıştır. Oysa Kur’an’ın ölçüsü farklıdır. Kur’an nicelikten çok niteliğe bakar.

Allah Kalplerdeki Bilinci Ölçer
Kur’an’da dikkat çeken noktalardan biri, insanın iç dünyasına verilen önemdir. Çünkü bir davranışın değeri sadece görünüşünden ibaret değildir. Aynı davranış farklı niyetlerle yapıldığında tamamen farklı sonuçlar doğurabilir. Bu nedenle Kur’an sürekli kalbe, akla ve niyete vurgu yapar.
“Bilesiniz ki kalpler ancak Allah’ın zikri ile huzur bulur.”

(Ra’d, 13/28)
Burada dikkat edilmesi gereken nokta şudur: Ayet kalbin huzurunu belirli sayıların tekrarına bağlamaz. Belirli günlere bağlamaz. Belirli mekânlara bağlamaz. Kalbi Allah’a yöneltmeye bağlar. Çünkü dönüşüm insanın içinde başlar. Dışarıdaki hareketler ancak iç dünyadaki değişimin bir yansıması olduğunda değer kazanır.

Dua ve Allah Arasındaki Doğrudan Bağ
Kur’an’ın sadeliğini gösteren en güçlü örneklerden biri duadır.

Birçok gelenekte dua etmek için çeşitli şartlar, aracılar veya özel zamanlar aranırken Kur’an insanı doğrudan Allah’a yönlendirir.
“Kullarım sana beni sorduklarında bilsinler ki ben çok yakınım. Bana dua ettiği zaman dua edenin çağrısına cevap veririm.”
(Bakara, 2/186)
Ayette dikkat çekici bir sadelik vardır. Özel sayı yoktur. Özel formül yoktur.Özel aracı yoktur. Dua eden kul vardır. Karşılık veren Rabb vardır. Kur’an’ın dini işte bu kadar doğrudandır.

Taklit Dinin Yerini Alınca
Kur’an’ın en çok eleştirdiği davranışlardan biri körü körüne taklittir. Çünkü hakikat araştırılmadan benimsenen her gelenek zamanla sorgulanamaz hale gelir. Bir uygulama nesilden nesile aktarıldıkça insanlar onun gerçekten Allah’ın hükmü olup olmadığını araştırmayı bırakır. Kur’an bu psikolojiyi şöyle anlatır:;
“Onlara ‘Allah’ın indirdiğine uyun’ denildiğinde, ‘Hayır, biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye uyarız’ derler.”

(Lokman, 31/21)
Bugün din adına yapılan birçok uygulamanın kökeninde de aynı yaklaşım bulunur. İnsanlar çoğu zaman “Kur’an’da var mı?” diye sormadan önce “Büyüklerimiz böyle yapıyordu” diye düşünür.

Oysa Kur’an’ın çağrısı farklıdır. Düşün. Araştır. Delil iste. Sorgula. Hakikati gelenekten üstün tut.

Kur’an’ın Merkezinde Ahlak Vardır
Kur’an’ın bütününe baktığımızda asıl ağırlığın ritüeller üzerinde değil, ahlak üzerinde olduğu görülür.
Yetimi korumak... Adaleti ayakta tutmak... Doğru şahitlik yapmak... Ölçü ve tartıda dürüst olmak... İnsanların haklarını gözetmek... Bilgiyle hareket etmek...
Kur’an bunları tekrar tekrar vurgular. Çünkü toplumu ayakta tutan şey şekiller değil, ahlaktır. Bu nedenle Kur’an iyiliği sadece belirli ibadetlerle tanımlamaz.
“Kim zerre ağırlığınca hayır yaparsa onu görür.”

(Zilzal, 99/7)
Bu ayet son derece önemlidir. Çünkü Allah insanın yaptığı gerçek iyiliği görmektedir. Burada belirli sayıların, özel formüllerin veya sonradan üretilen ritüellerin değil; samimi davranışların değer kazandığı açıkça görülür.

Din Şiştikçe Kur’an Geri Planda Kalır
Tarih boyunca yaşanan önemli problemlerden biri de budur. Din büyüdükçe Kur’an küçülmüştür. İnsanlar Allah’ın kitabını okumaktan çok, insanlar tarafından oluşturulan detaylarla ilgilenmeye başlamıştır. Bir uygulamaya yeni bir uygulama eklenmiş, sonra ona başka bir anlam yüklenmiş, ardından yeni şartlar ortaya çıkmıştır. Sonunda insanlar dinin özünü değil, etrafında oluşan katmanları konuşur hale gelmiştir. Kur’an ise insanı tekrar merkeze çağırır. Allah’ın indirdiğine dönmeye çağırır. Çünkü hakikatin ölçüsü insanların çoğunluğu değil, Allah’ın vahyidir.

Sonuç
Kur’an’ın anlattığı din sadedir. Çünkü Allah insanı zorlamak için değil, doğru yola ulaştırmak için vahiy göndermiştir. İnsanların zamanla oluşturduğu ritüel yoğunluğu ise çoğu zaman dinin özünü gölgede bırakmıştır. Kur’an’ın çağrısı sayıların peşinden gitmek değil, bilinçli olmaktır. Şekle takılıp kalmak değil, anlamı kavramaktır. Taklit etmek değil, düşünmektir. Gösteriş değil, samimiyettir.

Allah’ın istediği şey ritüellerle dolu karmaşık bir din değil; akleden, düşünen, adaletli davranan, kalbini Allah’a yönelten bilinçli insanlardır. Kur’an merkeze geldiğinde insan yüklerinden kurtulur. Çünkü Allah’ın dini ne eksiktir ne de fazladır. Tam da insanın taşıyabileceği kadar sadedir.

Gerçek olan Allah’ın lütfu, hata ise benim aczimdendir.

Selam ve esenlik, hakikati duyanların üzerine olsun.
aydinorhon.com

  GÖĞÜN İLK DURUMU VE KOZMİK DÖNÜŞÜM Şu an başını kaldırıp baksan, gökyüzünü durağan, sakin ve her zaman oradaymış gibi kusursuz bir boşlu...