YERYÜZÜ ADALETİN DAĞITILDIĞI YER DEĞİL,
ADALETİN İMTİHAN EDİLDİĞİ YERDİR
Kur’an’ı dikkatle okuduğunda çok net bir gerçek
görürsün: Yeryüzü, Allah’ın doğrudan adalet dağıttığı bir alan değildir. Burada
adaleti tesis etmek, insanın imtihanıdır. Bu dünya farklılıklarla örülmüş, güç
dengelerinin kimi zaman bozulduğu, imkanların eşit dağılmadığı bir hayattır.
Zengin olan avantajlı görünür, güçlü olan öne çıkar, sesi çok çıkan kendini
haklı zanneder. Ama Kur’an bu tablonun ardındaki gerçeği bize hatırlatır: Güç
imtihandır. Zenginlik imtihandır. Farklılıklar imtihandır. Ve çoğu zaman
avantaj gibi görünen şey, insanı Allah katında dezavantajlı hale getirir.
Nisa 32’de Allah “Kiminizi kiminize göre üstün
kıldığımız şeyleri temenni etmeyin” buyuruyor. Çünkü üstünlük zannedilen şey,
her zaman insanın hayrına değildir. Servet, statü, makam, güzellik… Bunların
hepsi insanı şımartabilir de, alçaltabilir de. Ayetin devamı bunu apaçık
gösterir: “Erkeklerin kazandığından payı vardır, kadınların da kazandığından
payı vardır.” Yani kimse kimsenin gölgesinde değil; herkes kendi emek ve
sorumluluğunun karşılığı ile değerlendirilecek.
Hucurat 13’te ise Rabbimiz fotoğrafı bütünüyle
netleştirir: Üstünlük, ırkta, soyda, servette, fiziksel güçte değil;
takvadadır. İnsanlar farklı halklar ve kabileler olarak yaratılmıştır, ama bu
farklılık bir üstünlük sebebi değil; tanışma ve dayanışma sebebidir. Yani dünya
çeşitlilik üzerinden imtihan edilen bir alandır, adaletin zorlandığı bir
sahnedir.
Kur’an’ın birçok ayeti, “üstün kılmak” ifadesini
kullanır (En’am 86, Bakara 253). Ama bu üstünlük dünyevi bir üstünlük değildir;
görev, sorumluluk ve yükümlülük üstünlüğüdür. Bir elçinin derecece
yükseltilmesi, yaşam standardını yükseltmek değil; yükünü artırmaktır. İnsan
çoğu zaman bunu ters okur. Halbuki Kur’an’ın ruhu şunu söyler: Çok nimet, çok
sorumluluk demektir. Çok imkan, çok hesap demektir. Çok güç, çok vebal
demektir.
İşte Karun bunun en çarpıcı örneğidir (Kasas
76-77). Hazineleri o kadar büyüktü ki, anahtarlarını taşımak bile bir grubu
zorluyordu. Bugün de çok zengin, çok şirket sahibi, büyük güce sahip insanlar
var. Fakat Karun’un temsil ettiği şey sadece zenginlik değil; zenginliğin
adaleti gölgelediği psikolojidir. Haddi aştığında insan, kendini ilahlaştırmaya
başlar. Karun’a yapılan uyarı aslında bütün insanlığa yapılan uyarıdır:
“Allah’ın sana verdiğiyle ahireti ara. Dünyadan da nasibini unutma ama
bozgunculuk yapma.” Yani asıl mesele zenginlikte değil; zenginliğin nasıl
kullanıldığında. Asıl mesele güçlü olmakta değil; gücün nasıl yöneltildiğinde.
İşte tam burada dünyanın hakikatini görürüz: Bu
dünya, adaletin yerleştirildiği değil, adaletin sınandığı yerdir. Zulüm varsa,
güç suistimali varsa, yoksulluk varsa, bu ilahi bir adaletsizlik değil; insanın
adaletsizliğidir. Allah adalet dağıtmayı ahirete bırakmış, yeryüzüne ise
imtihan koymuştur. Güçlü olanın hakkı çiğnememesi, zengin olanın
kibirlenmemesi, imkanı geniş olanın paylaşması, takvada derinleşmesi gerekir.
Çünkü görünürde avantaj gibi duran şeyler, hesap gününde ağır bir yük haline
gelir.
Bugün dünyaya baktığında da aynı tabloyu görürsün.
Gücü elinde tutan toplumlar kendilerini “doğru” zanneder. Ekonomisi güçlü olan
ülkeler kendilerini ahlakın merkezine koyar. Şirket sahipleri, medyada sesi çok
çıkanlar, ekonomik avantajı olanlar toplumda ayrıcalıklı bir yer oluşturur. Ama
Kur’an’ın bakışında bunların hiçbiri gerçek üstünlük değildir. Hatta çoğu zaman
bu imkanlar, kişinin adaletten sapma ihtimalini artırdığı için yük olur. Bu
yüzden yeryüzü adaletin sahnesi değil, adalet sınavının sahnesidir.
Rabbimiz bize şunu hatırlatır: Dünyada güçlü
görünmek, ahirette kurtuluş garantisi değildir. Zayıf görünmek de değersizlik
değildir. Asıl mesele, takvada ve duruşta üstün olmaktır. Çünkü Allah ne
servete, ne güce, ne ırka, ne statüye bakar; yalnızca takvaya bakar.
Ve bu bakış, insanı hem özgürleştirir hem de
sorumluluk sahibi yapar.
Gerçek olan Allah’ın lütfu, hata ise benim
aczimdendir.
Selam ve esenlik, hakikati duyanların üzerine
olsun.
aydinorhon.com