KUR’AN’DA YOK AMA HAYATTA VAR: BİR MÜSLÜMAN’IN NEDEN BU KADAR ÇOK HURAFESİ VAR?

 KUR’AN’DA YOK AMA HAYATTA VAR: BİR MÜSLÜMAN’IN NEDEN BU KADAR ÇOK HURAFESİ VAR?

Sokakta yürürken, bir aile sohbetinde otururken ya da sosyal medyada birkaç dakika geçirirken dikkatini çekmiştir. Din adına söylenen birçok şey var ama bunların önemli bir kısmını Kur’an’da bulmak mümkün değil.

Birileri belirli gecelerin diğer insanlardan daha fazla kurtuluş garantisi taşıdığını söylüyor. Birileri belli sayıların gizemli gücünden bahsediyor. Kimi insanlar bir nesneyi uğurlu kabul ediyor, kimi insanlar ise belirli uygulamaların kendilerini görünmeyen tehlikelerden koruyacağına inanıyor.

İnsan ister istemez şu soruyu soruyor:Kur’an ortada dururken, Allah’ın kitabı okunabilir ve ulaşılabilir haldeyken, bu kadar çok hurafe nasıl ortaya çıktı?

Aslında bu soru sadece bugünün değil, insanlık tarihinin de sorusudur. Çünkü Kur’an’a baktığımızda görüyoruz ki insanlar her dönemde Allah’ın indirdiği sade dine kendi düşüncelerini, korkularını, beklentilerini ve geleneklerini ekleme eğiliminde olmuşlardır.

Kur’an, insanın bu yönünü bizden çok daha iyi tanır.
Birçok kişi kalabalığın içinde güvende hisseder. Bir düşüncenin doğruluğunu araştırmak yerine onu kaç kişinin benimsediğine bakar. Oysa hakikat ile çoğunluk her zaman aynı yerde buluşmaz.
“Eğer yeryüzündekilerin çoğuna uyarsan seni Allah’ın yolundan saptırırlar. Onlar ancak zanna uyarlar ve onlar sadece tahminde bulunurlar.”
(En’am, 6/116)
Bu ayet son derece dikkat çekicidir. Çünkü Allah burada çoğunluğun otomatik olarak doğruyu temsil etmediğini bildiriyor.
Düşün... Bir inanç yüz yıl boyunca uygulanmış olabilir. Bir uygulamaya milyonlarca insan inanıyor olabilir.Bir gelenek nesilden nesile aktarılmış olabilir. Ama bunların hiçbiri onun Allah katında doğru olduğunu göstermez. Kur’an’ın ölçüsü sayı değil, delildir.

İşte hurafelerin yayılmasındaki ilk büyük sebep budur: İnsanlar çoğunluğun peşine gitmeyi, hakikatin peşine gitmekten daha kolay bulur.

İnsan Neden Hurafe Üretir?
İnsanın yaratılışında görünmeyeni somutlaştırma eğilimi vardır.
Allah görünmezdir.
Meleklerin bir kısmı görünmezdir.
Ahiret görünmezdir.
Hesap günü görünmezdir.
İnsan ise çoğu zaman gözünün gördüğüne daha kolay bağlanır.Bu yüzden tarih boyunca insanlar görünmeyen hakikatleri görünür sembollerle değiştirmeye çalışmıştır.
Bir nesneye özel güç yüklemek...
Bir mekâna olağanüstü özellikler vermek...
Bir zamana kurtarıcı anlamlar yüklemek...
Bunların hepsi aynı psikolojik eğilimin ürünüdür.
Kur’an ise insanı sürekli olarak bu eğilimden uzaklaştırır.
“Dikkat edin! Halis din yalnız Allah’ındır.”
(Zümer, 39/3)
Ayet çok kısa ama son derece derindir.
Din Allah’a aitse, insanlar ona ilave yapamaz.
Din Allah’a aitse, insanlar eksiltme de yapamaz.
Din Allah’a aitse, insanların hoşuna giden uygulamalar din haline gelemez.
İşte hurafenin ortaya çıktığı nokta tam da burasıdır. Allah’ın bildirmediği şeyler zamanla din gibi yaşanmaya başlanır. Fakat yaşanıyor olması, onların dinden olduğu anlamına gelmez.

Kur’an’dan Uzaklaşıldığında Oluşan Boşluk
Hiç fark ettin mi? Bir insan hayatından Kur’an’ı çıkardığında ortaya büyük bir boşluk oluşur. Çünkü insan inanmak zorundadır.
Bir şeye bağlanmak zorundadır.
Bir referans noktası edinmek zorundadır.
Kur’an merkezden çekildiğinde o boşluk boş kalmaz.
Onun yerini kültür doldurur.
Söylentiler doldurur.
Atalardan kalan alışkanlıklar doldurur.
Kulaktan kulağa yayılan hikâyeler doldurur.
Bu yüzden Resul’ün Kur’an’da aktarılan şu sözü son derece çarpıcıdır:
“Rabbim! Kavmim bu Kur’an’ı terk edilmiş halde bıraktı.”
(Furkan, 25/30) 
Bu ayet sadece geçmiş toplumları anlatmıyor. Bugün de aynı tehlike devam ediyor. Kur’an evlerde bulunuyor ama okunmuyor. Okunuyor ama anlaşılmıyor. Anlaşılıyor ama hayatın merkezine alınmıyor.Sonra insanlar o boşluğu başka kaynaklarla doldurmaya çalışıyor. İşte hurafelerin en verimli zemini budur. Kur’an’ın terk edildiği zemin.

Bilgi Yerine Taklit Hakim Olduğunda
Hurafelerin yayılmasının bir başka sebebi de sorgulama alışkanlığının kaybolmasıdır. mKur’an sürekli düşünmeyi, akletmeyi ve araştırmayı emreder. İnsanlardan körü körüne inanmasını istemez. Tam tersine delil talep eder. Akıl kullanmasını ister. Soru sormasını ister. Bu nedenle Kur’an’da tekrar tekrar şu çağrı yapılır:
“Onlar Kur’an’ı gereği gibi düşünmüyorlar mı? Eğer o Allah’tan başkası tarafından gelmiş olsaydı içinde birçok çelişki bulurlardı.”
(Nisa, 4/82)
Düşünmek emek ister.
Araştırmak zaman ister.
Öğrenmek sabır ister.
Fakat taklit etmek çok kolaydır.
Birisi söyler. Bir başkası tekrar eder. Sonra o söz nesiller boyunca sürer gider. En sonunda insanlar onun kaynağını bile araştırmaz. “Bize böyle öğretildi” cümlesi, çoğu zaman sorgulamanın sonu olur.

Kur’an ise tam tersini ister.
“Bilgin olmayan şeyin ardına düşme. Çünkü kulak, göz ve kalp; bunların hepsi ondan sorumludur.”
(İsra, 17/36)
Bu ayet hurafelerin köküne inen ayetlerden biridir. Bilgin yoksa dur. Araştır, delil ara, öğren. Ama bilmediğin şeyi din haline getirme.

Güven Arayışı ve Hurafeler
İnsan korkar. Hastalanmaktan korkar, yalnız kalmaktan korkar, gelecekten korkar, belirsizlikten korkar. Bu korkular bazen insanı Allah’a daha çok yaklaştırır. Bazen de hurafelere yöneltir. Çünkü hurafe çoğu zaman sahte bir güven hissi üretir. İnsan belli bir nesneyi yanında taşıyınca güvende hisseder. Belli bir ritüeli uygulayınca korunacağını düşünür. Belli bir sayıyı tekrar edince işlerinin düzeleceğine inanır. Oysa güven hissi ile hakikat aynı şey değildir. Kur’an güvenin kaynağını tek bir yere bağlar: Allah. Bir nesneye değil, bir kişiye değil, bir ritüele değil, bir formüle değil, sadece Allah’a. İşte hurafelerle tevhid arasındaki temel fark da budur. Hurafe insanı sebeplere bağlar. Kur’an insanı Allah’a bağlar.

Ataların Dini ile Allah’ın Dini Arasındaki Fark
Kur’an’da tekrar tekrar karşımıza çıkan bir başka tablo vardır. Toplumlar çoğu zaman hakikati araştırmak yerine atalarının yolunu takip etmeyi tercih eder. Çünkü alışkanlık güvenlidir. Sorgulamak ise risklidir. Bu nedenle birçok insan doğruyu aramak yerine mevcut düzeni korumayı seçer.

Kur’an bu zihniyeti eleştirir. Çünkü hakikat miras yoluyla devralınmaz. Araştırılarak bulunur. Bir inancın eski olması onu doğru yapmaz. Bir uygulamanın yaygın olması onu Allah’ın emri haline getirmez. Bu yüzden Kur’an sürekli olarak insanı kendi aklını kullanmaya çağırır.

Din Kolaydır, İnsanlar Zorlaştırır
İşin ilginç tarafı şudur: Kur’an dini karmaşıklaştırmaz. Tam tersine sadeleştirir. Fakat insanlar çoğu zaman sade olanı yeterli bulmaz. Bir şey ne kadar karmaşık görünürse o kadar etkileyici sanılır. Bu yüzden dinin etrafına zamanla katmanlar eklenir.
Formüller eklenir.
Gizemler eklenir.
Sırlar eklenir.
Özel yöntemler eklenir.
Sonunda Allah’ın kolaylaştırdığı şey insanlar tarafından zorlaştırılır. Oysa Kur’an şöyle buyurur:
“Andolsun, Kur’an’ı öğüt almak için kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mudur?”
(Kamer, 54/17)
Aynı çağrı aynı surede dört kez tekrar edilir. Bu tekrarın kendisi bile önemli bir mesaj taşır. Allah kolaylaştırırken insanların zorlaştırması, hakikate değil geleneğe hizmet eder.

Hurafeler Neden Güçlüdür?
Çünkü hurafeler akla değil duyguya hitap eder. Korkulara seslenir.Umutlara seslenir. Belirsizliklere seslenir. Bu yüzden insanlar bazen delil aramadan inanabilir. Fakat Kur’an’ın yöntemi farklıdır. Kur’an insanı korkuyla yönetmez. Kur’an insanı düşünmeye davet eder. Bu yüzden Kur’an’ın egemen olduğu yerde hurafeler uzun süre yaşayamaz. Çünkü hakikat ile uydurma aynı ışığın altında birlikte duramaz.

Çözüm Nerede?
Çözüm yeni bir gelenek üretmekte değil. Çözüm yeni yorumlar icat etmekte değil. Çözüm Kur’an’a dönmektedir. Allah’ın kitabını doğrudan okumaktadır. Anlamaya çalışmaktır. Sorgulamaktır. Düşünmektir. Kur’an’ın ortaya koyduğu ölçülerle her bilgiyi yeniden değerlendirmektir. Allah’ın övdüğü insanlar da zaten budur:
“Onlar sözü dinlerler ve onun en güzeline uyarlar. İşte onlar Allah’ın hidayet ettiği kimselerdir ve işte onlar akıl sahiplerinin ta kendileridir.”
(Zümer, 39/18)
Burada dikkat çekici olan nokta şudur: İnsanların her söylediğini kabul etmek yok. Önce dinlemek var. Sonra değerlendirmek var. Sonra en güzeline uymak var. Yani bilinçli tercih var. Aklı kullanmak var. Kur’an’ın istediği insan tipi budur.

Sonuç olarak hurafelerin çok olmasının sebebi dinin karmaşık olması değildir. Sorun Allah’ın kitabının yetersiz olması da değildir. Sorun, insanların çoğu zaman Allah’ın kitabından uzaklaşıp onun yerine alışkanlıkları, korkuları, kültürü ve duyduklarını koymasıdır. Kur’an’a uzaklık arttıkça hurafeler çoğalır. Kur’an’a yakınlık arttıkça hurafeler erir. Çünkü hakikat ışığa benzer. Işık geldiğinde karanlıkla mücadele etmek zorunda kalmaz. Sadece görünür olur. Karanlık ise kendiliğinden çekilir. Hurafeler de böyledir. Kur’an’ın aydınlığına yaklaştıkça, insanların ürettiği gölgeler birer birer kaybolmaya başlar.

Gerçek olan Allah’ın lütfu, hata ise benim aczimdendir.

Selam ve esenlik, hakikati duyanların üzerine olsun.
aydinorhon.com

 

 

  İKİ YOL: RABBÂNÎ VE GAYRİ RABBÂNÎ, VE İNSANIN SEÇİMİ - Özet Kur’an bize gösteriyor ki Allah, yaratılanlarla değişik yöntemlerle konuşur;...