İSLÂM DİNİNDE İBADET VE ANLAYIŞ

 İSLÂM DİNİNDE İBADET VE ANLAYIŞ

İnsan, konuştuğunu anlamadığı bir kişiyle gerçek anlamda iletişim kurabilir mi? Bir mektubu okuyup içeriğini hiç anlamadan sadece seslendirmek, o mektubun verdiği mesajı almaya yeter mi? Günlük hayatta bunun yeterli olmayacağını hepimiz biliriz. Peki aynı durum, insanın Rabb’i ile kurduğu bağ için de geçerli değil midir?

Kur'an, insanı düşünmeye, akletmeye, anlamaya ve bilinçle yaşamaya çağırır. Allah'ın istediği kulluk, ezberlenmiş hareketlerden oluşan bir gösteri değil; bilinçle yapılan, kalpten gelen bir teslimiyettir. Bu nedenle ibadetin ruhu, sadece yapılan hareketlerde değil, o hareketlerin hangi bilinçle yerine getirildiğinde gizlidir.

İslâm'da ibadet, insanın Allah ile kurduğu canlı bir iletişimdir. İletişimin temel şartı ise anlamaktır. Anlamadan yapılan tekrarlar, zamanla alışkanlığa dönüşebilir; alışkanlık ise çoğu zaman düşünmeyi ortadan kaldırır. Kur'an ise tam aksine insanı sürekli düşünmeye çağırmaktadır.

Kur'an Akletmeyi Emreder
Kur'an'ın en dikkat çekici yönlerinden biri, insanı sorgulamaya teşvik etmesidir. Allah hiçbir yerde "Sadece tekrar edin." demez. Tam tersine, "Niçin düşünmüyorsunuz?", "Akletmez misiniz?", "Hiç düşünmez misiniz?" diye sorar. Çünkü iman, ancak bilgiyle ve bilinçle güç kazanır.
"Siz insanlara iyiliği emredip kendinizi unutuyor musunuz? Üstelik Kitabı okuyorsunuz. Hâlâ aklınızı kullanmayacak mısınız?"
(Bakara, 2/44)
Bu ayette dikkat çeken nokta, kitabı okumakla akletmenin ayrı şeyler olduğudur. Demek ki yalnızca okumak yeterli değildir. Okunanın anlaşılması, üzerinde düşünülmesi ve hayata taşınması gerekir.

Kur'an'da buna benzer onlarca ayet bulunmaktadır. Çünkü Allah, insanı düşünen bir varlık olarak yaratmıştır. İnsanı diğer canlılardan ayıran en önemli özellik de budur.
"Biz bu örnekleri insanlar için veriyoruz; fakat onları ancak bilenler düşünüp kavrayabilir."
(Ankebut, 29/43)
Demek ki Kur'an'ın amacı, sadece okunması değil, anlaşılmasıdır.

Kur'an Açık ve Anlaşılır Bir Kitaptır
Allah, gönderdiği kitabın insanlar tarafından anlaşılması için indirildiğini birçok kez bildirir. Eğer insanlar anlamasın diye gönderilmiş olsaydı, Kur'an'da sürekli "düşünün", "öğüt alın", "akledin" çağrıları bulunmazdı.
"Biz onu anlayasınız diye Arapça bir Kur'an olarak indirdik."
(Yusuf, 12/2)
Bu ayetin verdiği mesaj oldukça açıktır. Kur'an'ın Arapça indirilmesinin sebebi, ilk muhataplarının onu anlamasıdır. Çünkü vahyin amacı sadece okunması değil, anlaşılmasıdır.

Burada önemli bir soru ortaya çıkmaktadır. Bugün Arap olmayan milyonlarca Müslüman, okuduğu ayetlerin anlamını bilmiyorsa, Kur'an'ın "anlayasınız diye" gönderiliş amacı gerçekleşmiş oluyor mu?

Elbette Kur'an'ın Arapça metni korunmalıdır. Bu Allah'ın kitabıdır ve aslî dili değiştirilemez. Ancak bunun yanında anlamının öğrenilmesi de aynı derecede önemlidir. Çünkü Allah, insanlardan anlamadıkları sözleri tekrar etmelerini değil, vahyi kavramalarını istemektedir. Kur'an Öğüt Alınsın Diye Kolaylaştırılmıştır. Allah, Kur'an'ın anlaşılmaz bir kitap olmadığını özellikle vurgular.
"Andolsun ki Kur'an'ı öğüt alınsın diye kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mu?"
(Kamer, 54/17)
Aynı ifade Kamer Suresi'nde dört defa tekrar edilir. Allah'ın bu kadar önem verdiği bir konu üzerinde durmamak mümkün değildir.
Düşün... Bir öğretmen öğrencilerine bir kitap verse ve "Bu kitabı anlayın, üzerinde düşünün ve hayatınıza uygulayın." dese... Öğrenciler ise kitabın ne dediğini hiç öğrenmeden sadece seslendirse... Öğretmenin amacı gerçekleşmiş olur mu?

Kur'an da insanlardan tam olarak bunu istemektedir: Anlamak, düşünmek ve yaşamak.

İbadet Bilinçle Yapıldığında Değer Kazanır
İbadetin özü Allah'ı anmaktır. Allah'ı anmak ise yalnızca kelimeleri telaffuz etmek değildir. İnsan söylediğinin farkında olmalıdır. Kur'an bunun en çarpıcı örneklerinden birini sarhoşlukla ilgili ayette verir.
"Ey iman edenler! Sarhoş iken ne söylediğinizi bilinceye kadar salâta yaklaşmayın."
(Nisâ, 4/43)
Bu ayetin üzerinde dikkatle düşünmek gerekir. Allah neden "Ne söylediğinizi bilinceye kadar..." buyuruyor? Çünkü ibadet, bilinç gerektirir. Eğer insan söylediğinin farkında değilse, ibadetin en önemli yönü eksik kalmaktadır. Burada konu yalnızca sarhoşluk değildir. Ayetin ortaya koyduğu ilke çok daha geniştir. İnsan, Rabb’iyle konuşurken ne söylediğini bilmelidir.

Bu ilke, ibadetin tamamına ışık tutmaktadır.

Dua Kalbin Dili Olmalıdır
Kur'an'da dua, ezberlenmiş kalıpların tekrar edilmesi olarak anlatılmaz. Tam tersine, insanın içinden geldiği gibi Allah'a yönelmesi istenir.
"Kullarım sana beni sorduklarında bilsinler ki ben çok yakınım. Bana dua edenin duasına karşılık veririm."
(Bakara, 2/186)
Allah'ın bu kadar yakın olduğunu bildiren bir ayetten sonra şu soruyu sormak gerekir.
Yakın olan Rabb’imize, anlamını bilmediğimiz sözlerle mi yönelmeliyiz; yoksa kalbimizin diliyle mi? İnsan en içten duasını hangi dilde yapar? Sevincini... Üzüntüsünü... Pişmanlığını... Şükrünü... En iyi bildiği dilde ifade etmez mi?

Allah, insanların hangi dili konuştuğunu zaten bilmektedir. Önemli olan sesin hangi dilden çıktığı değil, kalbin ne söylediğidir. Allah Kalplerde Olanı Bilendir. Kur'an, Allah'ın insanın iç dünyasını eksiksiz bildiğini defalarca bildirir.
"Şüphesiz Allah göğüslerin özünde olanı hakkıyla bilendir."
(Âl-i İmrân, 3/154)
Kalbi bilen Allah için önemli olan, dudaklardan çıkan sesler değil; o sözlerin taşıdığı samimiyettir. Çünkü dil bazen ezberi tekrar eder. Ama kalp asla ezber yapmaz. Kalp ya inanır ya da inanmaz.

İbadetin değeri de burada ortaya çıkar.

Taklit Mi, Bilinç Mi?
Kur'an, atalarından gördüğü her şeyi sorgulamadan sürdüren toplumları birçok yerde eleştirir.
"Onlara, 'Allah'ın indirdiğine uyun.' denildiğinde, 'Hayır! Biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz yola uyarız.' derler. Ya ataları akletmeyen ve doğru yolu bulamayan kimseler idiyse?"
(Bakara, 2/170)
Bu ayet yalnızca geçmiş toplumları anlatmıyor. Her çağdaki insan için önemli bir uyarıdır. İnsan, dinini araştırmadan, anlamadan ve sadece çevresinden gördüğü şekliyle yaşamaya başladığında aynı hataya düşebilir.

Allah ise körü körüne taklidi değil, bilinçli imanı istemektedir.

İbadetin Hedefi İnsanı Değiştirmektir
Kur'an'a göre ibadet, sadece yerine getirilen bir görev değildir. İnsan üzerinde ahlâkî bir dönüşüm meydana getirmelidir.

Salât insanı kötülükten uzaklaştırmalı... Oruç takvayı artırmalı... İnfak cimriliği yok etmeli... Zikir kalbi diri tutmalıdır. Eğer ibadet insanın karakterine yansımıyorsa, burada eksik kalan bir yön var demektir. Çünkü Allah şekle değil, sonuca bakmaktadır.
"Onların ne etleri Allah'a ulaşır ne de kanları. O'na ulaşacak olan yalnızca sizin takvanızdır."
(Hac, 22/37)
Bu ayet kurban üzerinden bütün ibadetlere ışık tutmaktadır. Allah'ın istediği şey, yapılan hareketin kendisi değil; o hareketin insanda oluşturduğu bilinçtir. Şekil, özü desteklediği sürece anlam taşır. Öz kaybolduğunda ise geriye sadece alışkanlık kalır.

Sonuç
Kur'an'ın ortaya koyduğu ibadet anlayışı son derece açıktır. Allah, kullarından bilinçsiz tekrarlar değil; anlayarak, düşünerek ve gönülden yapılan bir kulluk istemektedir. Çünkü Kur'an'ın her sayfasında insan aklına hitap edilir. Her fırsatta düşünmeye, sorgulamaya ve anlamaya çağrı yapılır.

Bu nedenle bir Müslümanın en büyük sorumluluklarından biri, ibadetlerinde söylediği sözlerin anlamını öğrenmektir. Okuduğu ayetleri anlamaya çalışmalı, yaptığı duanın bilincinde olmalı ve Rabb’ine ne söylediğinin farkında olmalıdır. İnsan, en değer verdiği kişiyle konuşurken kelimelerini özenle seçer. Peki âlemlerin Rabb’i ile konuşurken neden söylediği sözlerin anlamını bilmeye ihtiyaç duymasın?

İbadet, yalnızca dilin yaptığı bir tekrar değildir. İbadet; aklın anladığı, kalbin tasdik ettiği ve hayatın doğruladığı bilinçli bir kulluktur. İşte Kur'an'ın çağırdığı kulluk da budur.

Gerçek olan Allah’ın lütfu, hata ise benim aczimdendir.

Selam ve esenlik, hakikati duyanların üzerine olsun.
aydinorhon.com

  İSLÂM DİNİNDE İBADET VE ANLAYIŞ İnsan, konuştuğunu anlamadığı bir kişiyle gerçek anlamda iletişim kurabilir mi? Bir mektubu okuyup içeri...