KUR'AN'A GÖRE ALLAH'IN DİNİ NASIL DEĞİŞTİRİLİR?

 KUR'AN'A GÖRE ALLAH'IN DİNİ NASIL DEĞİŞTİRİLİR?

İnsanlık tarihi incelendiğinde ilginç bir gerçek ortaya çıkar. Allah, her topluma hakikati bildiren resuller göndermiştir. Ancak zaman geçtikçe o toplumların önemli bir kısmı, kendilerine ulaştırılan vahyi olduğu gibi koruyamamıştır. Dikkat edilirse bu bozulma hiçbir zaman bir gecede olmamıştır. Kimse bir sabah kalkıp da "Artık Allah'ın dinini bırakıyorum." dememiştir. Aksine insanlar, Allah'ın dinine bağlı olduklarını söylemeye devam etmiş; fakat zamanla dinin merkezine Allah'ın sözü yerine insanın sözü yerleşmiştir.

Kur'an'ın anlattığı Nuh, İbrahim, Musa, İsa ve son Resul'e kadar uzanan bütün mücadele aynı gerçeği göstermektedir. Allah'ın dini değişmemiştir. Değişen, insanların onu anlama ve yaşama biçimi olmuştur. İşte Kur'an, bu bozulmanın nasıl gerçekleştiğini adım adım gözler önüne sermektedir.

Düşün... Eğer bir binanın temeli sağlam kalırsa üzerine ne kadar kat çıkılırsa çıkılsın bina ayakta durabilir. Ama temelin yerine başka bir temel koymaya kalkarsan artık aynı binadan söz edemezsin. Dinde de durum böyledir. Temel vahiydir. Temel değiştiğinde geriye dinin adı kalsa bile özü değişmeye başlar.

Vahyin ölçüsü yerine insan ölçüsü geçirilmektedir
Bozulmanın ilk adımı, Allah'ın hükmünün tek ölçü olmaktan çıkarılmasıdır. İnsanlar önce kendi düşüncelerini, kanaatlerini ve yorumlarını vahyin yanına koyarlar. Daha sonra bu yorumlar zamanla vahyin önüne geçmeye başlar.
(Allah'ın) peşi sıra taptıklarınız, haklarında Allah'ın hiçbir delil indirmediği, sizin ve atalarınızın taktığı isimlerden başka bir şey değildir.* Hüküm yalnızca Allah'a aittir. O, size kendisinden başkasına ibadet etmemenizi emretmiştir. İşte doğru din budur fakat insanların çoğu (bu gerçeği) bilmezler.
(Yûsuf, 12/40)
Bu ayet yalnızca hukukla ilgili değildir. Aynı zamanda dinin kaynağını da belirlemektedir. Dinin belirleyicisi Allah'tır. Bir konuda Allah hüküm vermişse artık hiçbir insanın o hükmü değiştirme, daraltma veya genişletme yetkisi yoktur.

Kur'an başka bir ayette bu gerçeği daha da güçlü ifade eder.
"Allah hükmüne hiçbir kimseyi ortak etmez."
(Kehf, 18/26)
Bu ortaklık yalnız putlara tapmak anlamına gelmez. Allah'ın hüküm koyduğu yerde insanın da aynı yetkiye sahip olduğunu kabul etmek de hüküm ortaklığıdır. İşte bozulma tam burada başlamaktadır.

Vahyin yanına ilaveler yapılmaktadır
Kur'an'ın dikkat çektiği önemli tehlikelerden biri de Allah'ın indirmediği hükümleri dine eklemektir. İnsan, iyi niyetle bile olsa Allah adına hüküm koymaya başladığında artık din saf hâlini kaybetmeye başlar.
"Dillerinizin yalan yere nitelendirmesi sebebiyle, 'Şu helaldir, şu haramdır.' demeyin. Yoksa Allah'a karşı yalan uydurmuş olursunuz."
(Nahl, 16/116)
Ne kadar düşündürücü değil mi? Bir şeyi helal veya haram ilan etmek yalnızca Allah'ın yetkisidir. İnsan bunu kendi adına yaptığında yalnızca bir yorum üretmiş olmaz; farkında olmadan Allah adına konuşmaya başlamış olur.

Kur'an'ın bu uyarısı bütün çağlara yöneliktir.

Gelenek zamanla vahyin önüne geçirilmektedir
Toplumlar uzun yıllar boyunca aynı uygulamaları sürdürdüklerinde, insanlar zamanla bunların kaynağını sorgulamayı bırakırlar. Böylece gelenek, fark edilmeden vahyin önüne geçmeye başlar.

Kur'an bunun tarih boyunca defalarca yaşandığını haber verir.
"Onlara, 'Allah'ın indirdiğine uyun.' denildiğinde, 'Hayır! Biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz yola uyarız.' derler. Ya ataları hiçbir şey anlamamış ve doğru yolu bulamamış idiyseler?"
(Bakara, 2/170)
Burada reddedilen şey gelenek değildir. Çünkü her toplumun kültürü ve örfü olabilir. Reddedilen, geleneğin sorgulanamaz hâle gelmesidir.

Hiç fark ettin mi? İnsanlar çoğu zaman "Kur'an böyle söylüyor mu?" diye sormadan önce "Bizim büyüklerimiz böyle yapardı." demeye başlıyor. İşte Kur'an tam bu noktada insanı düşünmeye çağırıyor.
"Onlara, 'Allah'ın indirdiğine ve Resule gelin.' denildiğinde, 'Atalarımızı üzerinde bulduğumuz şey bize yeter.' derler."
(Mâide, 5/104)
Allah'ın çağrısı her zaman vahye yöneliktir. İnsanların çağrısı ise çoğu zaman geçmişe yönelmektedir. Kur'an, bu iki ölçünün karıştırılmamasını istemektedir.

Din belirli kişi ve sınıfların kontrolüne bırakılmaktadır
Kur'an'ın üzerinde önemle durduğu başka bir bozulma da dinî otoritenin belirli insanların elinde toplanmasıdır.
Bilgi sahibi olmak başka şeydir; Allah adına mutlak otorite hâline gelmek başka şeydir.

Kur'an, Ehl-i Kitap'ın düştüğü bu yanlışı açıkça anlatmaktadır.
"Onlar hahamlarını ve rahiplerini Allah'ın yanında rabler edindiler..."
(Tevbe, 9/31)
Burada anlatılan, insanların o din adamlarına secde etmeleri değildir. Kur'an'ın eleştirdiği nokta, onların sözlerini Allah'ın sözü gibi tartışmasız kabul etmeleridir. Kur'an ise bütün insanları aynı ölçüye çağırmaktadır.
"Ey insanlar! Rabb’inizden size açık bir delil geldi ve size apaçık bir nur indirdik."
(Nisâ, 4/174)
Dikkat edilirse hitap belirli bir sınıfa değil, bütün insanlığadır. Kur'an herkes için indirilmiştir. Her insan onu okuyabilir, düşünebilir ve anlamaya çalışabilir. Allah'ın ayetleri yerine insan yorumları kutsallaştırılmaktadır. Yorum yapmak kaçınılmazdır. Her insan okuduğunu kendi bilgi birikimi kadar anlar. Kur'an buna karşı değildir. Sorun, yorumların vahyin yerine geçirilmesidir. Kur'an sürekli düşünmeyi emretmektedir.
"Onlar Kur'an'ı gereği gibi düşünmüyorlar mı?"
(Nisâ, 4/82)

Yine şöyle buyurur:
"De ki: Delilinizi getirin, eğer doğru söyleyenler iseniz."
(Bakara, 2/111)
Kur'an'ın istediği iman, sorgulamayan değil; delile dayanan imandır. Düşün... Eğer Allah kitabını insanların anlaması için indirdiyse, neden insanlar yalnız belirli kişilerin anlayabileceğine inansın? Kur'an'ın daveti tam tersinedir. Her insanı doğrudan vahyin muhatabı yapmaktadır.

Allah'ın kitabı terk edilmektedir
Bozulmanın en acı noktalarından biri de kitabın tamamen inkâr edilmesi değildir. Kitap insanların arasında durmaya devam eder; fakat hayatın merkezinden uzaklaştırılır. Kur'an bu tabloyu haber vermektedir.
"Resul dedi ki: Rabbim! Kavmim bu Kur'an'ı terk edilmiş bıraktılar."
(Furkan, 25/30)
Terk etmek yalnızca okumamak değildir. Okuyup hükümlerini ikinci plana atmak da terk etmektir. Evlerde bulunup hayata yön vermemesi de terk etmektir. Bugün herkes kendi kendine şu soruyu sormalıdır: Ben herhangi bir konuda önce Allah'ın kitabına mı bakıyorum, yoksa insanların söylediklerine mi?

Kur'an'ın istediği muhasebe tam da budur.

Din kimlik ve çıkar aracına dönüştürülmektedir
Allah'ın gönderdiği dinin amacı insanı Allah'a kul yapmak, adaleti hâkim kılmak ve yeryüzünde fesadı önlemektir.
"Andolsun, resullerimizi açık delillerle gönderdik; insanlar adaleti ayakta tutsunlar diye onlarla birlikte kitabı ve ölçüyü indirdik."
(Hadîd, 57/25)
Bu ayet dinin temel hedefini ortaya koymaktadır.
Vahiyden uzaklaşıldığında ise din bazen siyaset, bazen ekonomik çıkar, bazen de grup üstünlüğü için kullanılmaya başlanmaktadır. Kur'an böyle bir anlayışı kabul etmez. Çünkü Allah'ın dini insanları birbirine üstün kılmak için değil; Allah'a yöneltmek için gönderilmiştir.

Allah'ın ayetleri parçalanmaktadır
Kur'an'ın dikkat çektiği başka bir bozulma şekli de ayetlerin bütünlüğünden koparılmasıdır. İnsanlar hoşlarına giden hükümleri alırken, zorlarına gidenleri görmezden gelebilmektedir.

Kur'an bunu açıkça eleştirir.
"Yoksa siz Kitab'ın bir kısmına inanıp bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz?"
(Bakara, 2/85)
Kur'an parçalanamaz. Çünkü onu indiren Allah birdir. Bir ayeti kabul edip diğerini etkisiz hâle getirmek, vahyin bütünlüğünü bozmaktadır.

Bozulma küçük tavizlerle başlamaktadır
Kur'an'ın anlattığı tarih bize önemli bir ders vermektedir. Hiçbir toplum büyük sapmalarla başlamamıştır. Önce küçük tavizler verilmiştir.Sonra bu tavizler alışkanlığa dönüşmüştür. Alışkanlıklar gelenek olmuştur. Gelenekler kutsallaştırılmıştır. Kutsallaştırılan gelenekler sorgulanamaz kabul edilmiştir.

Sonunda insanlar farkına varmadan Allah'ın sözü yerine insanların sözünü dinin ölçüsü hâline getirmişlerdir.

İşte Kur'an'ın anlattığı bozulma süreci budur.

Çözüm yeniden vahye dönmektedir
Kur'an yalnızca hastalığı teşhis etmez; tedavisini de gösterir. Bütün resuller aynı çağrıyı yapmıştır: Allah'a yönelin. Yalnız O'na kulluk edin. Yalnız O'nun indirdiğini ölçü alın. Kur'an bu çağrıyı şöyle özetler:
"İşte bu benim dosdoğru yolumdur. Ona uyun. Başka yollara uymayın. Yoksa onlar sizi O'nun yolundan ayırır."
(En'âm, 6/153)
Bu ayet, dinin korunmasının en temel ilkesini ortaya koymaktadır. Yol birdir; o da Allah'ın gösterdiği yoldur. İnsanların oluşturduğu sayısız yol ise zamanla hakikatten uzaklaştırabilir.

Bugün her müminin kendisine şu soruyu sorması gerekir: İnandığım ve yaşadığım din gerçekten Allah'ın indirdiği din mi, yoksa yüzyıllar boyunca eklenen insan yorumlarının oluşturduğu bir din anlayışı mı?

Kur'an'ın istediği tam da budur. İnsanları suçlamak değil; herkesi kendi inancını yeniden vahyin ışığında gözden geçirmeye davet etmektir.

Allah'ın dini hiçbir zaman bozulmamıştır. Çünkü Allah onu korumaktadır. Bozulan, insanların din adına ürettikleri anlayışlar olmuştur. Bu sebeple Kur'an'ın çağrısı geçmişte olduğu gibi bugün de aynıdır: Dinin ölçüsünü yeniden Allah'ın kitabına döndürmek, onu örten bütün beşerî katmanları ayıklamak ve yalnızca Allah'ın indirdiği apaçık vahye teslim olmaktır. Böyle yapıldığında din yeniden ilk günkü berraklığına kavuşacak, insan da Rabb’iyle arasına giren bütün engellerden kurtularak doğrudan ilahî rehberliğin aydınlığına yönelecektir.

KUR'AN'A GÖRE DİN NASIL KORUNUR? VAHYE SADAKATİN İLKELERİ

Bir önceki bölümde Kur'an'ın anlattığı dinî bozulmanın nasıl başladığını ve hangi aşamalardan geçtiğini gördük. Fakat Kur'an yalnızca bozulmayı anlatan bir kitap değildir. Aynı zamanda bozulmadan korunmanın yolunu da gösteren ilahî bir rehberdir.

Allah insanı karanlıkta bırakmamıştır. Eğer öyle olsaydı, insanlar her dönemde din adına ortaya çıkan farklı anlayışlar arasında doğruyu bulamazdı. Kur'an ise bunun aksini söyler. Allah, hak ile batılı ayıracak ölçüyü de indirmiştir. Bu yüzden dini korumanın yolu yeni ölçüler aramak değil, Allah'ın verdiği ölçüye sadık kalmaktır. Şimdi şu soruyu kendimize soralım. Bir insan, Allah'ın dinini gerçekten korumak istiyorsa nereden başlamalıdır?

Kur'an bu sorunun cevabını açıkça vermektedir.

Dinin tek kaynağı Allah'ın indirdiği vahiydir
Kur'an'a göre dinin temeli insanların sözleri değil, Allah'ın indirdiği kitaptır. Bu temel değişmediği sürece din de değişmez.
"Sana da kendinden önceki kitapları doğrulayıcı ve onları koruyucu olarak bu Kitabı hak ile indirdik. O hâlde aralarında Allah'ın indirdiği ile hükmet."
(Mâide, 5/48)
Bu ayet önemli bir gerçeği ortaya koymaktadır. Hükmün ölçüsü insanların kanaatleri değildir. Ölçü, Allah'ın indirdiği vahiydir.

Bir konuda farklı görüşler bulunabilir. Fakat son sözü söyleyecek olan yine Allah'ın kitabıdır.

Kur'an yeterli bir rehber olarak indirilmiştir
Bazıları, Kur'an'ın yalnızca genel ilkeleri bildirdiğini, dinin ayrıntılarının başka kaynaklardan öğrenileceğini ileri sürmektedir. Oysa Kur'an kendisini farklı şekilde tanıtmaktadır.
"Biz Kitap'ta hiçbir şeyi eksik bırakmadık."
(En'âm, 6/38)

Yine başka bir ayette şöyle buyurur:
"Sana bu Kitabı, her şeyi açıklayan, yol gösterici, rahmet ve Müslümanlara müjde olarak indirdik."
(Nahl, 16/89)
Elbette burada kastedilen fizik, kimya veya mühendislik kitapları değildir. Ayetin konusu dindir. İnsanın Allah'a kulluğu için gerekli olan temel ölçüler Kur'an'da eksiksiz olarak bulunmaktadır.

Bu nedenle dini korumanın ilk şartı, Kur'an'ın kendi tanıklığını kabul etmektir.

Kur'an anlaşılmak için indirilmiştir
Bazen insanlar Kur'an'ın ancak belirli kişiler tarafından anlaşılabileceğini düşünmektedir. Oysa Kur'an bunun tam tersini söylemektedir.
"Andolsun, Kur'an'ı öğüt almak için kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mudur?"
(Kamer, 54/17)

Bu ayet yalnızca bir defa değil, aynı surenin içinde dört kez tekrarlanmaktadır. Demek ki Allah, kitabını insanların anlayamayacağı bir bilmece hâlinde indirmemiştir. Anlamak için samimiyet, düşünmek ve önyargılardan uzak durmak gerekir.

Kur'an üzerinde düşünmek bir ibadettir
Kur'an, yalnızca okunacak bir kitap değildir. Aynı zamanda üzerinde düşünülecek bir kitaptır.
"Bu, sana indirdiğimiz bereketli bir Kitaptır. Ayetlerini düşünsünler ve akıl sahipleri öğüt alsınlar diye."
(Sâd, 38/29)
Dikkat edersen ayet ezberlemeyi değil, önce düşünmeyi öne çıkarıyor. Çünkü düşünmeyen insan, duyduğunu tekrar eder. Düşünen insan ise Allah'ın muradını anlamaya çalışır.

İşte Kur'an'ın istediği de budur.

Delilsiz hiçbir söz din kabul edilmemelidir
Kur'an'ın en önemli ilkelerinden biri delildir. Bir söz doğru olabilir. Yanlış da olabilir. Bunu belirleyecek olan ise vahiydir. Kur'an şöyle buyurur:
"Hakkında bilgin olmayan şeyin ardına düşme. Çünkü kulak, göz ve kalp; bunların hepsi ondan sorumludur."
(İsrâ, 17/36)
Bu ayet yalnızca günlük hayat için değil, din konusunda da temel bir ilkedir. Bir sözün Allah'a ait olduğunu söylemek büyük bir iddiadır. Öyleyse bunun delili de Allah'ın kitabında bulunmalıdır.

Kur'an kendi kendisini açıklamaktadır
Kur'an'ın önemli özelliklerinden biri de ayetlerinin birbirini açıklamasıdır. Bir ayet başka bir ayetle tamamlanır. Bir surenin anlattığını başka bir sure ayrıntılandırır. Bu yüzden Kur'an'ı anlamanın en sağlam yolu yine Kur'an'ın bütünlüğüne başvurmaktır.
Allah şöyle buyurur:
"Allah sözün en güzelini, birbirine benzeyen ve yer yer tekrarlanan bir kitap olarak indirdi."
(Zümer, 39/23)
Kur'an'ın kendi içindeki bu uyum, onun ilahî oluşunun en güçlü delillerinden biridir.

Dinde ölçü çoğunluk değildir
İnsan bazen çoğunluğun doğruyu temsil ettiğini zanneder. Kur'an ise bunun her zaman doğru olmadığını bildirir.
"Yeryüzündekilerin çoğuna uyacak olursan seni Allah'ın yolundan saptırırlar."
(En'âm, 6/116)

Hakikat oy çokluğuyla belirlenmez. Doğru olan, Allah'ın söylediğidir. İnsanların sayısı değil, delilin gücü önemlidir.

Bu ilke, her çağdaki mümin için büyük bir güvence oluşturmaktadır.

Din kolaylaştırılmalı, zorlaştırılmamalıdır
Allah'ın dini insanın taşıyamayacağı yükler getirmez. Kur'an bunu açıkça bildirir.

"Allah sizin için kolaylık ister, zorluk istemez."
(Bakara, 2/185)

Yine şöyle buyurur:
"Allah dinde üzerinize hiçbir güçlük yüklemedi."
(Hac, 22/78)
Dinin korunması demek, onu ağırlaştırmak değildir. Allah'ın kolaylaştırdığı dini insanların zorlaştırmasına izin vermemektir.

Kur'an birlik çağrısı yapmaktadır
Din ancak ortak ölçü etrafında korunabilir.O ortak ölçü de Allah'ın kitabıdır.
"Hep birlikte Allah'ın ipine sımsıkı sarılın; ayrılığa düşmeyin."
(Âl-i İmrân, 3/103)
Allah'ın ipi insanların yorumları değildir. Allah'ın ipi O'nun vahyidir. İnsanlar vahiy etrafında birleştiğinde birlik doğar. Yorumlar etrafında birleşmeye çalıştıklarında ise ayrılıklar kaçınılmaz olur.

Dinin korunması önce insanın kendisinde başlar
Toplum ancak bireylerden oluşur. Her birey Kur'an'ı doğrudan okumaya, anlamaya ve yaşamaya başladığında toplum da değişmeye başlar. Kur'an bunu şöyle ifade eder:
"Bir toplum kendilerinde olanı değiştirmedikçe Allah onların durumunu değiştirmez."
(Ra'd, 13/11)
Önce insan değişecektir. Önce kalpler vahye yönelecektir. Sonra toplum değişecektir. Resullerin yaptığı da bundan farklı değildir. Onlar önce insanların kalplerini Allah'ın kitabına yöneltmişlerdir.

Sonuç
Kur'an'a göre dini korumanın yolu yeni hükümler üretmek değildir. Asıl koruma, Allah'ın indirdiği ölçüye sadık kalmaktır. Vahyi merkeze alan bir anlayışta insan yorumları elbette olacaktır; ancak onlar hiçbir zaman Allah'ın sözüyle aynı seviyeye çıkarılamaz.

Bugün her müminin kendisine şu soruyu sorması gerekir: İnancımın temeli gerçekten Allah'ın kitabı mı, yoksa yıllardır sorgulamadan benimsediğim bilgiler mi?

Bu sorunun cevabı yalnızca bugünkü inancımızı değil, Allah'ın huzurunda vereceğimiz hesabı da ilgilendirmektedir.

Kur'an'ın çağrısı dün olduğu gibi bugün de aynıdır. Allah'ın ipine sımsıkı sarılmak, O'nun indirdiği kitabı hayatın merkezine almak, her sözü onun ölçüsüyle değerlendirmek ve dini yalnızca Allah'a has kılmak... İşte vahye sadakatin ve dini korumanın değişmeyen yolu budur.

Gerçek olan Allah’ın lütfu, hata ise benim aczimdendir.

Selam ve esenlik, hakikati duyanların üzerine olsun.
aydinorhon.com

 

 

  KUR'AN'A GÖRE ALLAH'IN DİNİ NASIL DEĞİŞTİRİLİR? İnsanlık tarihi incelendiğinde ilginç bir gerçek ortaya çıkar. Allah, her to...