KUR'AN'A GÖRE MÜMİNİN TEMEL SORUMLULUKLARI

 KUR'AN'A GÖRE MÜMİNİN TEMEL SORUMLULUKLARI

İnsan, hayatını hangi ölçülere göre yaşayacağını belirlemek zorundadır. Her düşünce sistemi, insanın önüne birtakım ilkeler koyar. Kur'an da müminin nasıl bir hayat yaşaması gerektiğini açıkça bildirir. Ancak bu ilkeler, çoğu zaman birkaç maddeyle sınırlandırılabilecek kadar dar değildir.

Kur'an'a baktığımızda, Allah'a iman eden bir kimsenin hayatını şekillendiren pek çok emir ve ilke görürüz. Bunların her biri, insanın Rabb’iyle olan bağını güçlendirirken aynı zamanda toplum içinde güvenilir, adaletli ve merhametli bir birey olmasını sağlar.

Bu bölümde Kur'an'ın öne çıkardığı temel sorumluluklardan altısını ele alacağız. Bunlar, dinin tamamını ifade eden sınırlı bir liste değil; müminin hayatında sürekli canlı kalması gereken temel prensiplerden bazılarıdır.

Tevekkül Etmek
İnsan plan yapar, çalışır, tedbir alır. Fakat sonuç her zaman istediği gibi olmayabilir. İşte tevekkül, insanın üzerine düşeni yaptıktan sonra sonucu Allah'a bırakmasıdır. Tevekkül, çalışmayı terk etmek değildir. Aksine, sebeplere sarıldıktan sonra kalbin yalnızca Allah'a güvenmesidir. Kur'an şöyle buyurur:
"Artık kararını verdiğin zaman da Allah'a güven. Şüphesiz Allah, kendisine güvenenleri sever."
(Âl-i İmrân, 3/159)
Başka bir ayette ise Nebi'ye şöyle emredilir:

"Allah'a güven. Vekil olarak Allah yeter."
(Ahzâb, 33/3)

Hiç fark ettin mi? İnsan çoğu zaman sonucu kontrol etmeye çalışırken yorulur. Oysa Kur'an, insanın sorumluluğunun gayret göstermek olduğunu, sonucu ise Allah'ın takdir edeceğini öğretir. Bu bilinç, insanı hem kibirden hem de umutsuzluktan korur.

Dua Etmek
Kur'an'da dua, sadece sıkıntı anlarında başvurulan bir yol değildir. Dua, kulun Rabb’iyle kurduğu canlı bağdır. İnsan ihtiyacını en iyi bilenin Allah olduğunu bilir ve O'na yönelir. Kur'an şöyle buyurur:
"Rabb’iniz dedi ki: 'Bana dua edin; size karşılık vereyim. Bana kulluk etmeyi kibirlerine yediremeyenler ise aşağılanmış olarak cehenneme gireceklerdir.'"
(Mü'min, 40/60)
Dua, insanın acizliğini kabul etmesidir. Kendi gücünün sınırlı olduğunu bilen kişi, sonsuz kudret sahibine yönelir. Bu yöneliş yalnızca istemek değildir; aynı zamanda Allah'a güvenmek, O'na yakın olmak ve O'nu hayatın merkezine almaktır.

Allah'tan Bağışlanma Dilemek
Hiç kimse hata yapmaktan tamamen uzak değildir. Kur'an, insanın yanılabileceğini kabul eder; fakat hatada ısrar etmeyi değil, Allah'a yönelmeyi öğütler. Bağışlanma dilemek, yalnızca dil ile söylenen birkaç söz değildir. Gerçek istiğfar, yapılan yanlışı fark etmek, ondan vazgeçmek ve Allah'a yönelmektir. Kur'an şöyle buyurur:
"Allah onları cezalandıracak değildi; sen onların içindeyken de, onlar bağışlanma dilerlerken de Allah onlara azap edecek değildir."
(Enfâl, 8/33)

Başka bir ayette ise şöyle denilir:
"Rabbinizden bağışlanma dileyin. Çünkü O çok bağışlayandır."
(Nûh, 71/10)
İnsan ne kadar hata yaparsa yapsın, Allah'ın rahmet kapısı açıktır. Önemli olan, yanlışta ısrar etmek değil; samimiyetle Allah'a yönelmektir.

Doğru ve Dürüst Sözlü Olmak
Kur'an'da doğruluk, sadece yalan söylememek anlamına gelmez. Doğru söz, doğru niyetin ve sağlam karakterin dışa yansımasıdır. İnsan diliyle söylediğinden sorumludur. Kur'an şöyle buyurur:
"Ey iman edenler! Allah'a karşı gelmekten sakının ve doğru söz söyleyin."
(Ahzâb, 33/70)

Bir sonraki ayette ise bunun sonucu açıklanır:
"Allah işlerinizi düzeltsin ve günahlarınızı bağışlasın."
(Ahzâb, 33/71)
Bir toplumda insanlar birbirine güvenemez hâle gelirse ticaret, aile, dostluk ve adalet ayakta kalabilir mi? Doğruluk yalnızca bireysel bir erdem değildir; toplumsal güvenin de temelidir.

Allah'ı Çokça Anmak
Kur'an'da zikir, yalnızca belli sözleri tekrar etmek anlamında kullanılmaz. Allah'ı anmak; O'nu unutmadan yaşamak, verdiği nimetleri hatırlamak, emirlerini akılda tutmak ve hayatı O'nun rızasına göre düzenlemektir. Kur'an şöyle buyurur:
"Bilesiniz ki kalpler ancak Allah'ın zikriyle huzur bulur."
(Ra'd, 13/28)

Bir başka ayette ise şöyle denilir:
" Ey iman edenler! Allah'ı çok hatırlayın!”
(Ahzâb, 33/41)
İnsan, hayatın koşuşturması içinde birçok şeyi hatırlar; işi, kazancı, planları ve hedefleri… Kur'an ise bunların arasında Allah'ı unutmamayı öğütler. Çünkü Allah'ı unutan insan, zamanla kendisini de unutur.

Sabretmek
Sabır, pasif bir bekleyiş değildir. Kur'an'daki sabır; doğru yolda kararlılıkla yürümek, zorluklar karşısında Allah'a bağlılığını korumak ve umudunu kaybetmemektir. Sabır, imanın en önemli göstergelerinden biridir. Kur'an şöyle buyurur:
" Ey iman edenler! Sabır ve salât (fedakârlık) ile (Allah'tan) yardım isteyin! Şüphesiz ki Allah sabredenlerle beraberdir.
(Bakara, 2/153)

Başka bir ayette ise şöyle denilir:
"Andolsun sizi biraz korku, açlık, mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle sınayacağız. Sabredenleri müjdele."
(Bakara, 2/155)
Hayat boyunca herkes farklı imtihanlarla karşılaşır. Sabır, bu imtihanların hiç yaşanmaması değildir. Sabır; imtihanın içinde Allah'a olan güvenini kaybetmemektir. İşte Kur'an'ın övdüğü sabır budur.

Kur'an'ın Ortaya Koyduğu Hayat Modeli
Buraya kadar ele aldığımız ilkeler, birbirinden bağımsız davranışlar değildir. Tevekkül eden insan dua etmeyi de bilir. Dua eden kişi, hatasını fark ettiğinde bağışlanma diler. Allah'tan bağışlanma dileyen kimse doğruluğu hayatının temeli yapar. Doğru yaşayan kişi Allah'ı unutmamaya çalışır. Allah'ı unutmayan insan ise karşılaştığı zorluklarda sabretmeyi başarır. Kur'an'ın inşa etmek istediği insan modeli işte budur.

İbadeti yalnızca belli zamanlara sıkıştırmayan, inancını günlük hayatının her alanına taşıyan, Rabb’iyle bağını canlı tutan ve insanlara karşı güven veren bir mümin...

Sonuç
Kur'an, mümini yalnızca belirli ibadetleri yerine getiren bir insan olarak tanımlamaz. O, aynı zamanda Allah'a güvenen, O'na dua eden, hatasında bağışlanma dileyen, doğru sözlü olan, Rabb’ini unutmayan ve zorluklar karşısında sabreden bir kişidir.

Bu özellikler, birbirinden ayrı görevler değil; aynı ağacın dalları gibidir. Kökü Allah'a iman olan bu ağacın meyvesi ise güzel ahlâk, güven, adalet ve huzurdur.

Kur'an'ın çağrısı, insanı sadece ibadet eden biri hâline getirmek değil; hayatının her alanında Allah'ın rızasını gözeten bilinçli bir kul hâline getirmektir. İşte gerçek anlamda İslam'a teslimiyet de böyle bir hayatın içinde görünür.

Gerçek olan Allah’ın lütfu, hata ise benim aczimdendir.

Selam ve esenlik, hakikati duyanların üzerine olsun.
aydinorhon.com

 

  KUR'AN'A GÖRE MÜMİNİN TEMEL SORUMLULUKLARI İnsan, hayatını hangi ölçülere göre yaşayacağını belirlemek zorundadır. Her düşünce...