VAHYİN GÜCÜ VE EVRENSEL YASALAR: MUSA’NIN DENİZİ YARMASI
İnsan yaşadığı evrende tamamen başıboş bırakılmış değildir.
Nefes aldığımız havadan yürüdüğümüz toprağa, bedenimizin işleyişinden toplum
hayatına kadar her şey belirli yasalar üzerine kurulmuştur. Kur’an, Allah’ın
yaratışında bir ölçü ve düzen bulunduğunu sürekli hatırlatır. Bu düzeni
görmezden gelen kişi, bunun sonuçlarıyla karşılaşır. Bu durum, Allah’ın bir
kimseye özel olarak öfkelenmesinden değil, koyduğu yasaların işlemesinden
kaynaklanır.
İnsan çoğu zaman yaşadığı olayları yalnızca kendi inancı
üzerinden değerlendirmeye çalışır. Oysa Kur’an, dünya hayatındaki birçok
sonucun evrensel yasalarla bağlantılı olduğunu bildirir. İnanç elbette insanın
ahiretini belirleyen en önemli unsurdur; ancak dünya hayatındaki pek çok sonuç,
sebeplere sarılmaya bağlıdır.
Düşün... Aynı hızla viraja giren iki araçtan biri trafik
kurallarına uygun davranıyor, diğeri ise kuralları hiçe sayıyor olsun. Kaza
olduğunda yol, aracın içindeki kişinin inancını sorgulamaz. Kuralı ihlal eden,
bunun sonucuyla karşılaşır. Çünkü trafik kuralları kişilere göre değil, düzenin
korunması için konulmuştur.
İşte Allah'ın evrene koyduğu yasalar da böyledir. Bunlar
insanların zarar görmemesi, hayatın düzen içinde devam etmesi ve adaletin
gerçekleşmesi için belirlenmiştir.
Kur’an bu gerçeği şöyle ifade eder:
“Allah'ın sünnetinde asla bir değişiklik bulamazsın. Allah'ın sünnetinde
asla bir sapma da bulamazsın.”
(Fâtır, 35/43)
Buradaki "sünnet", insanların sonradan oluşturduğu dinî gelenek
değil, Allah'ın evrende ve toplumlarda işleyen değişmez yasalarıdır.
Evren Yasaları Herkes İçin Aynıdır
Deprem olduğunda bina, içinde bulunan insanların kimliklerini sorgulamaz.
Sağlam yapılmış bina ayakta kalırken, çürük bina yıkılır. Aynı deprem hem
mümine hem inkârcıya aynı şekilde ulaşır.
Hiç fark ettin mi? Kur’an hiçbir yerde, "Mümin
olduğunuz için deprem size zarar vermez." demez. Tam tersine insanı
akletmeye, tedbir almaya ve yeryüzünü doğru kullanmaya çağırır.
Denize açılan iki gemiden biri bakımını yaptırmış, diğeri
ihmal edilmiş olsun. Fırtına çıktığında deniz, gemilerin sahiplerinin inancına
göre davranmaz. Hazırlığını yapanın kurtulma ihtimali yükselirken, ihmal eden
ağır sonuçlarla karşılaşabilir. İşte dünya hayatı büyük ölçüde böyle işler.
Kur’an, insanın yeryüzünde sorumlu bir varlık olduğunu
sürekli hatırlatır.
“Karada ve denizde bozulma, insanların kendi elleriyle yaptıkları yüzünden
ortaya çıktı. Allah da yaptıklarının bir kısmını onlara tattırıyor ki belki
dönerler.”
(Rûm, 30/41)
Burada dikkat edilmesi gereken nokta şudur: Kur’an yaşanan birçok olayı
doğrudan insanların yanlış tercihlerine bağlar. İnsan çoğu zaman sonucu yaşar
ama sebebini görmek istemez.
Başarı ve Rızık Evrensel Yasalarla İlişkilidir
Toplumlarda yaygın bir düşünce vardır: Mümin olan kişi dünya işlerinde de
mutlaka başarılı olur. Kur’an ise meseleyi bundan daha kapsamlı ele alır.
Dünya hayatı emek, bilgi, çalışma, planlama ve doğru
yöntemlerle ilerler. Kim bu yasalara uyarsa karşılığını alır. İnanç ise bunun
ötesinde insanın Rabb’ine karşı duruşunu ve ahiretini belirler. Kur’an bu
dengeyi şöyle açıklar:
“Kim ahiret kazancını isterse onun kazancını artırırız. Kim de dünya
kazancını isterse ona da ondan veririz; fakat onun ahirette hiçbir nasibi
olmaz.”
(Şûrâ, 42/20)
Ayet dikkatle incelendiğinde dünya nimetlerinin engellenmediği görülür. Dünya
için çalışan, gerekli sebeplere sarılan kişi emeğinin karşılığını alabilir.
Ancak bütün hedefini dünya üzerine kuran kimse ahiret bakımından büyük bir
kayıp yaşayacaktır.
Bunun tersi de doğrudur. Bir insan iman ettiğini söyleyip
çalışmaz, üretmez, öğrenmez ve evren yasalarını hiçe sayarsa yalnızca inancı
sebebiyle dünya başarılarının kendisine sunulacağını düşünemez. Kur’an insanı
tembelliğe değil, sorumluluğa çağırır.
İnsan Hayatındaki Müdahaleler Nasıl Gerçekleşir?
İnsan yaşamı boyunca farklı türden etkilerle karşılaşır.
Birincisi, insanların birbirlerine yaptığı müdahalelerdir. Zulüm, savaş,
haksızlık, baskı ve saldırılar bunun örnekleridir.
İkincisi ise evrende işleyen yasaların doğal sonuçlarıdır. Sel, deprem,
kuraklık, ihmal sonucu meydana gelen kazalar veya insanın yanlış tercihleri
buna dahildir.
Bu iki alan birbirinden farklıdır. Kur’an insanların zulmünden de
söz eder, evrensel yasaların sonuçlarından da söz eder. Ancak her iki
durumda da Allah kimseye sebepsiz yere haksızlık etmez.
“Rabb’in kullara asla zulmedici değildir.”
(Fussilet, 41/46)
İnsan bazen yaşadığı her olayı doğrudan ilahî ceza olarak yorumlar. Kur’an
ise daha dikkatli düşünmeyi öğretir. Çünkü birçok olay, Allah'ın koyduğu
yasaların doğal sonucudur.
Musa ve Denizin Yarılması Gerçekte Ne Anlatıyor?
Kur’an kıssalarını anlamanın en önemli şartlarından biri, onları Kur’an
bütünlüğü içinde okumaktır. Musa Nebi'nin denizi yarması da bunlardan
biridir.
Yüzyıllardır bu olay çoğu zaman tabiat yasalarının tamamen
askıya alındığı olağanüstü bir mucize şeklinde anlatılmıştır. Oysa Kur’an
kıssalarının temel amacı insanları hayrete düşürmek değil, hidayete
ulaştırmaktır. Kur’an şöyle bildirir:
“Musa’ya, ‘Asanla denize vur.’ diye vahyettik. Bunun üzerine deniz yarıldı;
her parça büyük bir dağ gibi oldu.”
(Şuarâ, 26/63)
Burada üzerinde düşünülmesi gereken ilk nokta "asa"dır. Kur’an'da asa
yalnızca elde taşınan bir değnek olarak değil, Allah'ın Musa Nebi'ne verdiği
görev ve vahyin sembolü olarak da karşımıza çıkar. Musa kendi gücüyle değil,
aldığı vahyin rehberliğiyle hareket etmektedir. Kur’an'ın odak noktası, denizin
fiziksel olarak nasıl ayrıldığı değil, Allah'ın rehberliğiyle kurtuluş yolunun
açılmasıdır.
Çünkü kıssaların ve darb-ı nmesellerin amacı fizik
kurallarını tartıştırmak değil, vahyin insanı çıkmazdan nasıl kurtardığını
göstermektir.
Deniz bir engeldir. Firavun ise zulmün temsilcisidir. Musa
ise vahyin rehberliğini temsil eder. İnsanlık ise her çağda bu yol ayrımında
bulunmaktadır. Bu nedenle kıssa yalnızca geçmişte yaşanmış tarihî bir olay
değildir. Aynı zamanda her dönemde tekrar eden bir hakikat anlatımıdır.
Firavun Neden Kurtulamadı?
Firavun'un boğulması yalnızca bir ceza sahnesi değildir. O, bütün
uyarılara rağmen zulmünde ısrar etmiş, vahyi reddetmiş ve insanların
özgürlüğünü gasp etmiştir. Sonunda kendi tercihinin sonucuyla
karşılaşmıştır. Kur’an hiçbir toplumun süresi dolmadan helâk
edilmeyeceğini bildirir.
“Eğer Allah insanları yaptıkları yüzünden hemen yakalasaydı, yeryüzünde tek bir
canlı bırakmazdı. Fakat onları belirlenmiş bir süreye kadar erteler.”
(Fâtır, 35/45)
Bu ayet çok önemli bir ilkeyi ortaya koymaktadır. Allah acele eden
değildir. Toplumlara düşünmeleri, düzelmeleri ve tercihlerini
değiştirmeleri için süre tanınmaktadır. Firavun da bu sürenin sonunda
kendi yaptığının sonucuyla karşılaşmıştır.
Kur’an Kıssaları Neden Yanlış Anlaşılıyor?
Bugün birçok kıssa, Kur’an'ın kendi anlatımından çok sonraki yorumlar
üzerinden okunmaktadır. Kur’an ise kıssaların amacını açıkça bildirir.
“Andolsun ki onların kıssalarında akıl sahipleri için ibret vardır.”
(Yûsuf, 12/111);
Demek ki asıl amaç olağanüstü olaylar anlatmak değildir. Amaç,
insanın kendi hayatını bu kıssalar ışığında yeniden değerlendirmesidir.
Tevrat ve İncil'de zaman içerisinde meydana gelen eklemeler,
yorumlar ve farklı anlatımlar da birçok konuda zihinsel karışıklık
oluşturmuştur. Kur’an ise kendisini önceki vahiyleri doğrulayan ve insanlar
tarafından unutulan hakikatleri yeniden açıklayan bir kitap olarak tanımlar.
Bu yüzden Kur’an kıssalarını anlamanın en güvenilir yolu,
onları yine Kur’an'ın diğer ayetleriyle birlikte değerlendirmektir.
Vahiy ile Evren Yasaları Birbirine Zıt Değildir
Bazıları vahiy ile bilimi, iman ile evren yasalarını birbirinin alternatifi
gibi görmektedir. Oysa Kur’an böyle bir ayrım yapmaz. Vahyi
gönderen de evreni yaratan da Allah'tır. Bu nedenle vahiy, insanı evren
yasalarını inkâr etmeye değil; onları doğru okuyarak Rabb’ini tanımaya
yöneltir. İnsan ne kadar vahye yaklaşırsa, Allah'ın yaratışındaki ölçüyü
de o kadar doğru anlamaya başlar. İşte Musa kıssasının verdiği en büyük
derslerden biri de budur. Vahiy insanı pasifleştirmez. Vahiy,
doğru zamanda doğru adımı attırır. Vahiy, insanı korkunun esiri olmaktan
kurtarır. Vahiy, çıkış yolu görünmeyen yerde bile Allah'ın gösterdiği
yolu fark ettirir.
Bugün de insanlığın ihtiyacı olan şey, tabiat yasalarını
inkâr etmek ya da onları ilahlaştırmak değildir. Asıl ihtiyaç, Allah'ın hem
kitabını hem de yarattığı evreni birlikte okuyabilmektir.
Kur’an'ın çağrısı tam olarak budur: Vahiy ile hayatı, iman
ile sorumluluğu, dua ile gayreti ve teslimiyet ile tedbiri birlikte yaşamak.
Gerçek olan Allah’ın lütfu, hata ise benim aczimdendir.
Selam ve esenlik, hakikati duyanların üzerine olsun.
aydinorhon.com