BÜTÜN VARLIĞINLA ALLAH’A YÖNELMEK
İnsanın hayatında yönünü belirlemek, nereye gittiğini bilmek
kadar önemlidir. Çünkü insan sadece yaşayan bir varlık değildir; düşünen,
tercih eden, karar veren ve yaptığı tercihlerden sorumlu tutulan bir varlıktır.
Bu nedenle Kur’an’ın insana yaptığı en önemli çağrılardan biri, bütün
varlığıyla Allah’a yönelmesidir. Bu yöneliş, yalnızca belli zamanlarda yapılan
ibadetlerle sınırlı değildir. İnsanın düşüncesinden davranışına, niyetinden
kararlarına, insanlarla ilişkilerinden kendi hayatını nasıl yaşadığına kadar
bütün varlığını kapsayan bir bilinçtir.
Kur’an’da Rabb’imiz Elçi’ye şöyle buyurur:
“Rabb’inin adını an ve bütün varlığınla O’na yönel.”
(Müzzemmil, 73/8)
Burada dikkat çekilen şey, Allah’a yönelişin hayatın belirli bir bölümüne
sıkıştırılmamasıdır. “Bütün varlığınla” ifadesi, insanın kendisini Allah’tan
bağımsız görmemesi gerektiğini ortaya koyar. İnsan yalnızca ibadet ederken
değil, konuşurken, çalışırken, karar verirken, bir haksızlıkla karşılaştığında,
kendisine bir imkân verildiğinde, güç sahibi olduğunda veya güçsüz kaldığında
da Allah’a yönelmiş olmalıdır.
Allah’a yönelmek, yalnızca Allah’ın adını anmakla
gerçekleşen sözlü bir davranış değildir. Asıl mesele, insanın hayatının
merkezine Allah’ın belirlediği doğruları koymasıdır. Çünkü insanın gerçek
yönelişi, söylediklerinden çok yaptığı tercihlerde ortaya çıkar. Bir insan
Allah’a yöneldiğini söyleyebilir; fakat adaletten uzaklaşıyor, emanete riayet
etmiyor, haksızlık yapıyor, yalan söylüyor ve kendi çıkarını her şeyin önüne
koyuyorsa, bu yönelişin hayatına ne ölçüde yansıdığı sorgulanmalıdır.
Kur’an, Allah’a yönelmenin nasıl bir hayat ortaya çıkarması
gerektiğini de açıklar. İnsan yalnızca inanmakla yetinmemeli, inancını doğru
davranışlarla göstermelidir. Çünkü iman, insanın hayatından bağımsız bir
düşünce değildir. İman, insanın tercihlerine yön veren bir bilinçtir.
Rabb’imiz şöyle buyurur:
“Kim tövbe eder, iman eder ve salih amel işlerse, şüphesiz Allah’a gereği
gibi yönelmiş olur.”
(Furkan, 25/71)
Bu ayette yöneliş ile salih amel birlikte anılmaktadır. Demek ki Allah’a
yönelmek, insanın hayatında somut bir karşılık bulmalıdır. Tövbe, insanın
yanlışından dönmesidir. İman, hakikati kabul edip ona güvenmesidir. Salih amel
ise bu kabulün hayatımıza yansıyan doğru davranışlarıdır. Bunlar birbirinden
kopuk değildir.
Allah’a yönelmiş bir insanın hayatında doğruluk, adalet,
merhamet, güvenilirlik ve hakka riayet görülmelidir. Çünkü Kur’an’ın istediği
insan, yalnızca ibadet eden değil, aynı zamanda iyiliği çoğaltan ve kötülükten
uzak duran insandır. Rabb’imiz insanı hem kendisiyle hem diğer insanlarla hem
de içinde yaşadığı toplumla olan ilişkilerinde sorumlu tutar.
Bu nedenle Allah’a yönelmek, dünyadan elini eteğini çekmek
anlamına gelmez. Tam tersine, hayatın içinde doğru bir insan olarak yaşamaktır.
Çalışırken Allah’a yönelmek, kazancında haksızlığa başvurmamaktır. Aile içinde
Allah’a yönelmek, adaleti ve merhameti gözetmektir. Ticarette Allah’a yönelmek,
karşı tarafı aldatmamaktır. Güç sahibi olduğunda Allah’a yönelmek, gücü zulme
dönüştürmemektir. Bir anlaşmazlıkta Allah’a yönelmek, kendi çıkarından önce
hakkı gözetmektir.
Kur’an’ın ortaya koyduğu din anlayışında iman ile hayat
birbirinden ayrılmaz. İnsan Allah’a yöneldiğini söylüyor, fakat hayatını kendi
arzularının belirlemesine izin veriyorsa burada ciddi bir çelişki vardır. Çünkü
Allah’a yönelmek, Allah’ı hayatın bir köşesine yerleştirmek değil, hayatın
bütününü O’nun gösterdiği doğrular doğrultusunda yaşamaktır.
Bu yüzden Kur’an’da “yüzünü dine dosdoğru çevirme” çağrısı
da yapılır:
“Öyleyse yüzünü Allah’ı birleyerek dine, Allah’ın insanları üzerinde
yarattığı fıtrata dosdoğru çevir. Allah’ın yaratışında değişme yoktur. İşte
dosdoğru din budur; fakat insanların çoğu bilmez.”
(Rûm, 30/30)
Buradaki yöneliş, insanın bütün hayatını hakikate çevirmesidir. Allah’ın
birliğini kabul eden insan, hayatında başka otoriteleri Allah’ın önüne
geçirmemelidir. Din adına ortaya konulan gelenekleri, kişileri, grupları veya
kabulleri Allah’ın kitabının önüne koymamalıdır. Çünkü Allah’a yönelmek, aynı
zamanda yalnızca O’na teslim olmaktır.
Kur’an bu teslimiyetin nasıl olması gerektiğini de açıkça
ortaya koyar:
“De ki: Şüphesiz benim salatım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm âlemlerin
Rabb’i Allah içindir. O’nun ortağı yoktur. Ben bununla emrolundum ve ben teslim
olanların ilkiyim.”
(En’âm, 6/162-163)
Bu ayet, Allah’a yönelişin kapsamını anlatan son derece güçlü bir açıklamadır.
Sadece ibadetlerin değil, hayatın ve ölümün de Allah’a ait olduğu
belirtilmektedir. Yani insanın Allah’a yönelişi hayatının bir bölümünü değil,
tamamını içine alır.
İşte gerçek teslimiyet burada başlar. İnsan Allah’a
yöneldiğinde kendi arzusunu, toplumun alışkanlıklarını veya başkalarının
dayatmalarını hakikatin ölçüsü haline getirmez. Ölçüyü Allah’ın kitabında arar.
Çünkü Allah’a yönelmek, aynı zamanda O’nun gösterdiği yolda yürümeyi kabul
etmektir.
Bu yöneliş insanın iç dünyasında da büyük bir değişim
meydana getirir. İnsan her şeyi kendi gücüyle çözmek zorunda olmadığını,
Rabb’inin kendisini gördüğünü ve yaptıklarından haberdar olduğunu bilir. Ancak
bu bilinç, insanı sorumluluktan kaçırmaz. Tam tersine, daha dikkatli ve daha
dürüst yaşamaya yöneltir. Çünkü Allah’a yönelen insan, yaptığı hiçbir
davranışın anlamsız ve karşılıksız olmadığını bilir.
Kur’an şöyle bildirir:
“Kim zerre ağırlığınca hayır yaparsa onu görür. Kim de zerre ağırlığınca
kötülük yaparsa onu görür.”
(Zilzâl, 99/7-8)
Bu bilinç, insanın hayatına ciddi bir sorumluluk duygusu kazandırır. İnsan
küçük gördüğü bir iyiliği küçümsemez; küçük gördüğü bir kötülüğü de
önemsemezlik etmez. Çünkü Allah’a yönelmiş bir hayat, bilinçli bir hayattır.
Bütün varlığıyla Allah’a yönelmek, insanın sürekli olarak
kendisini sorgulamasını da gerektirir. “Ben neye yöneliyorum, neyi hayatımın
ölçüsü kabul ediyorum, kararlarımı ne belirliyor, yaptıklarım Allah’ın
gösterdiği doğrularla örtüşüyor mu?” soruları insanın kendi hayatına bakmasını
sağlar. Çünkü insanın Allah’a yönelişi sadece dilindeki sözlerle değil,
hayatındaki tercihlerle anlaşılır.
Bu nedenle Allah’a yönelmek bir defa verilen ve sonra
unutulan bir karar değildir. Her gün yeniden yaşanması gereken bir bilinçtir.
İnsan bazen yanılabilir, yanlış yapabilir, nefsine yenilebilir. Fakat Allah’a
yönelen insan yanlışında ısrar etmek yerine Rabb’ine döner, hatasını kabul eder
ve doğruya yönelir.
Kur’an’da şöyle buyurulur:
“Rabbinize yönelin ve O’na teslim olun; size azap gelmeden önce...”
(Zümer, 39/54)
Buradaki çağrı, insanın gecikmeden Rabb’ine yönelmesini istemektedir. Çünkü
insanın elindeki en büyük imkân, yaşadığı zamandır. Geçmiş geri getirilemez;
gelecek ise henüz yaşanmamıştır. İnsan yalnızca içinde bulunduğu anda doğru
tercihi yapabilir.
Allah’a yönelmek, insanın dünyadan kopması değil, dünyadaki
yaşamını doğru anlamlandırmasıdır. Para kazanabilir, çalışabilir, ailesiyle
yaşayabilir, toplumun içinde bulunabilir, çeşitli sorumluluklar üstlenebilir.
Fakat bütün bunları yaparken Allah’ın belirlediği sınırları gözetir. Dünyayı
amaç değil, sorumlulukların yerine getirildiği bir imtihan alanı olarak görür.
Kur’an’ın insanı çağırdığı yöneliş budur. Allah’a yönelen
insan hayatını parçalamaz. “Bu Allah ile ilgili, bu benim özel hayatım” diyerek
Allah’ın rehberliğini hayatının yalnızca bir bölümünde bırakmaz. İnancı,
ahlakı, davranışları ve insanlarla ilişkileri bir bütünlük içinde yaşar.
Sonuç olarak bütün varlığıyla Allah’a yönelmek, yalnızca
Allah’ı anmak veya birtakım ibadetleri yerine getirmek değildir. Bu, hayatın
tamamında Allah’ı ölçü kabul etmektir. İnsan Rabb’ine yöneldikçe yanlışlarından
dönmeli, imanını salih amellerle göstermeli, adaletten ayrılmamalı, hakka
riayet etmeli ve hayatının her alanında doğru olanı tercih etmeye çalışmalıdır.
Çünkü Allah’a yönelişin gerçek göstergesi, insanın
hayatındaki değişimdir. Dil “Allah’a yöneldim” derken hayat aynı şekilde devam
ediyorsa yöneliş tamamlanmış değildir. Fakat insan Allah’ın kitabına yöneliyor,
yanlışlarından dönüyor, iyiliği çoğaltıyor, kötülükten uzaklaşıyor, adaleti
gözetiyor ve hayatını Rabb’inin gösterdiği doğrularla düzenliyorsa, işte o
zaman yöneliş gerçek bir anlam kazanır.
Bütün varlığıyla Allah’a yönelmek, insanın kendisini
Rabb’ine teslim ederek hayatını anlamlandırmasıdır. Bu yöneliş, insanı
küçültmez; aksine onu nefsinin, çıkarlarının, korkularının ve insanların
oluşturduğu baskıların esaretinden kurtarır. İnsan yalnızca Allah’a
yöneldiğinde gerçek özgürlüğün ne olduğunu da anlamaya başlar. Çünkü insanın
kulluğu kime yönelirse hayatını belirleyen güç de o olur. Kur’an’ın çağrısı ise
açıktır: İnsan yüzünü ve bütün varlığını Allah’a çevirmeli, O’na teslim olmalı
ve bu teslimiyeti salih amellerle hayatında göstermelidir.
Gerçek olan Allah’ın lütfu, hata ise benim aczimdendir.
Selam ve esenlik, hakikati arayan ve yalnızca Allah'ın
kitabını kendisine rehber edinenlerin üzerine olsun.
aydinorhon.com