NEDEN ÖNCE KUR'AN?
Bir insan dinini öğrenmeye nereden başlamalıdır?
Bu sorunun cevabı aslında çok açıktır. Dini gönderen Allah olduğuna göre, önce O'nun kitabını okumalıdır. Çünkü Allah, insanları doğru yola ulaştırmak için indirdiği kitabı anlaşılmaz, şifreli veya sadece belirli kişilerin anlayabileceği bir hâlde göndermez.
Kur'an kendisini "apaçık" olarak tanımlar:
"Andolsun, size Allah'tan bir nur ve apaçık bir kitap gelmiştir." (Mâide, 5/15)
Yine Kur'an'ın kolaylaştırıldığını bildirir:
"Andolsun, Kur'an'ı öğüt alınsın diye kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mu?" (Kamer, 54/17)
Ayrıca Rabb'imiz, Kur'an'ın ayetlerinin açıklanmış olduğunu bildirir:
"Bu, ayetleri bilen bir topluluk için Arapça okunmuş, ayetleri ayrıntılı olarak açıklanmış bir kitaptır." (Fussilet, 41/3)
Eğer Kur'an gerçekten insanların anlayamayacağı bir kitap olsaydı, Allah insanların anlayamadıkları bir kitaptan dolayı onları nasıl sorumlu tutacaktı? Böyle bir düşünce, Allah'ın adaletiyle bağdaşmaz.
Kur'an yaklaşık bin dört yüz yıl önce indirildi. O gün yaşayan insanlar onu anlıyorlardı. Bugün de anlaşılır, yarın da anlaşılacaktır. Çünkü onu indiren Allah, zamanı ve insanı en iyi bilendir. Hükmü de, rehberliği de bütün çağları kuşatmaktadır.
Peki Nebi Muhammed'in vefatından yaklaşık iki asır sonra derlenmeye başlayan hadis kitapları hiç okunmayacak mı?
Önce şu temel ilkeyi kabul etmeliyiz: Allah, dini eksik bırakmamıştır.
"...Bugün dininizi sizin için kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size din olarak İslam'ı seçtim..." (Mâide, 5/3)
Yine şöyle buyurur:
"...Sana bu Kitabı her şeyi açıklayan, hidayet, rahmet ve Müslümanlar için bir müjde olarak indirdik." (Nahl, 16/89)
Bir başka ayette ise şöyle denilir:
"...Biz Kitap'ta hiçbir şeyi eksik bırakmadık..." (En'âm, 6/38)
Allah dini tamamladığını, Kitabın her şeyi açıkladığını ve eksik bırakılmadığını bildiriyorsa, dini öğrenmeye elbette önce Kur'an'dan başlamalıyız.
Hadis kitapları okunabilir mi?
Okunabilir. Fakat önce Kur'an bilinmelidir. Çünkü Kur'an bizim ölçümüzdür. Okuduğumuz her sözü onunla karşılaştırmalıyız.
Allah şöyle buyurur:
"De ki: Allah'tan başka bir hakem mi arayayım? Oysa size Kitabı ayrıntılı olarak indiren O'dur." (En'âm, 6/114)
Öyleyse din adına söylenen her söz Kur'an'ın hakemliğine sunulmalıdır. Eğer Kur'an onaylıyorsa bir problem yoktur. Ancak Kur'an'a aykırıysa, o sözün Resule ait olduğunu söyleyemeyiz. Çünkü Resul, Allah'ın vahyine aykırı konuşmaz.
Kur'an bunu açıkça bildirir:
"O, hevâsından konuşmaz. O(nun söyledikleri), kendisine vahyedilen vahiyden başka bir şey değildir." (Necm, 53/3-4)
Peki siyer kitaplarına hiç bakmayacak mıyız?
Elbette bakabiliriz. Tarihi olayları öğrenmek, ayetlerin indiği ortamı tanımak ve dönemin şartlarını anlamak faydalı olabilir. Ancak siyer de, tarih de, rivayetler de Kur'an'ın üzerine çıkarılamaz. Çünkü hüküm koyan yalnız Allah'tır.
Kur'an şöyle buyurur:
"Hüküm yalnız Allah'ındır..." (Yûsuf, 12/40)
Bir başka ayette ise Rabb'imiz şöyle seslenir:
"Bilgin yoksa onun ardına düşme. Çünkü kulak, göz ve gönül; bunların hepsi ondan sorumludur." (İsrâ, 17/36)
Demek ki araştıracağız, sorgulayacağız, düşüneceğiz. Duyduğumuz her sözü doğru kabul etmeyeceğiz. Delil isteyeceğiz. Çünkü Kur'an, körü körüne taklidi değil, aklederek imanı ister.
Nitekim Rabb'imiz defalarca:
"Hâlâ akletmez misiniz?" (Bakara, 2/44)
ve
"Onlar Kur'an'ı gereği gibi düşünmüyorlar mı?" (Muhammed, 47/24)
diye sorar.
İşte bunun için önce Kur'an...
Çünkü Kur'an temel olursa, diğer bütün bilgiler onun süzgecinden geçirilir. Böylece insan, Allah'ın indirdiği dini, insanların dine sonradan eklediklerinden ayırabilir. Sağlam bir temel olmadan doğru bir din anlayışı inşa etmek mümkün değildir.