ÖZE DÖNÜŞ: KUR'AN'LA YAŞAMAK
Ben, insanları dini Kur'an'ın özüne dönerek anlamaya ve
yaşamaya davet ediyorum. Çünkü inanıyorum ki Rabb'imiz dinini eksiksiz
indirmiş, onu koruması altına almış ve kulları için tek rehber olarak Kur'an'ı
bırakmıştır. Bu sebeple dini mezheplerden, rivayetlerden veya insanların
yorumlarından değil, doğrudan Kur'an'dan öğrenmek gerektiğine inanıyorum.
Bu anlayışım nedeniyle bana ve benim gibi düşünenlere zaman
zaman "Vahhabi", "Selefi", "Harici",
"Deist", hatta "Nebi inkârcısı" gibi çeşitli ithamlarda
bulunuluyor. Oysa bu etiketlerin hiçbirinin benim inancımla ilgisi yoktur.
İnsanların yakıştırmaları hakikati değiştirmez. Aksine, Kur'an'a daha sıkı
sarılma kararlılığımı güçlendirir.
Benim yaptığım, Resul'ün yaptığı davetin aynısını yapmaya
çalışmaktır. Rabb'imiz şöyle buyurmaktadır:
"De ki: İşte benim yolum budur. Ben ve bana uyanlar basiret üzere
Allah'a davet ederiz..."
(Yusuf, 12/108)
Resul, insanları kendisine, bir mezhebe veya insanların oluşturduğu din
anlayışına değil; yalnızca Allah'a davet etmiştir. Yine Rabb'imiz, Resul'e
insanları Kur'an ile uyarmasını emretmiştir.
"Bu Kur'an bana, onunla sizi ve ulaştığı herkesi uyarmam için
vahyedildi."
(En'âm, 6/19)
Kur'an, Resul'ün yalnızca kendisine vahyedilene uyduğunu da açıkça
bildirmektedir.
"De ki: Onu kendiliğimden değiştirmem benim için olacak şey değildir.
Ben ancak bana vahyedilene uyarım."
(Yûnus, 10/15)
Kur'an baştan sona Nebi'nin ve Resul'ün örnekliğini anlatmaktadır. Böyle olduğu
hâlde, yalnızca Kur'an'a bağlı kalmaya çalışan birine "Nebi
inkârcısı" demek büyük bir haksızlıktır. Çünkü Nebi'yi gerçekten örnek
almak, onun bağlı olduğu vahye bağlı kalmakla mümkündür.
Ben inanıyorum ki dinin adı İslam'dır ve İslam'ın tek
kaynağı Kur'an'dır. Rabb'imizin dini; insanların yüzyıllar boyunca oluşturduğu
mezheplerin, geleneklerin ve rivayetlerin toplamı değildir. Kur'an, bizi
atalarımızın dinini sorgulamaya ve yalnızca vahye yönelmeye çağırmaktadır. Bu
sebeple dini Kur'an'dan öğrenmek, din adına söylenen her sözü de Kur'an'ın
ölçüsüyle değerlendirmek zorundayız.
Bana "Deist" denilmesini de doğru bulmuyorum.
Çünkü ben vahyi reddetmiyorum; tam aksine yalnızca Rabb'imizin vahyine
sarılıyorum. Benim inandığım, savunduğum ve yaşamaya çalıştığım din;
Rabb'imizin indirdiği İslam'dır.
Ben yalnızca Rabb'imin rızasını gözetmeye çalışan, Rabb'imin
miras olarak bıraktığı Kitab'a sahip çıkmaya gayret eden bir mü'minim.
"Sonra Kitab'ı kullarımız arasından seçtiklerimize miras
bıraktık..."
(Fatır, 35/32)
Benim hedefim bir mezhep oluşturmak, insanları kendime bağlamak veya bir grubun
öncüsü olmak değildir. Bütün gayretim, Kur'an'ın rehberliğinde yaşamaya
çalışmak ve insanları da yalnızca Kur'an'a davet etmektir.
İnsanlar benim hakkımda ne söylerse söylesin, hangi sıfatı
yakıştırırsa yakıştırsın, bunların benim için hiçbir değeri yoktur. Benim için
önemli olan, Rabb'imin huzuruna çıktığım gün O'nun rızasına ulaşabilmektir.
Çünkü insanların hükmü geçicidir; kalıcı olan yalnızca Rabb'imizin hükmüdür.
Rabb'imden niyazım; beni de Kur'an'ı tek rehber edinen bütün
mü'minleri de dosdoğru yolundan ayırmaması, kalplerimizi Kitab'ına bağlı
kılması ve bizi yalnızca O'na kulluk edenlerden eylemesidir.
Gerçek olan Allah’ın lütfu, hata ise benim aczimdendir.
Selam ve esenlik, hakikati arayan ve yalnızca Allah'ın
kitabını kendisine rehber edinenlerin üzerine olsun.
aydinorhon.com