ZAMLARI, DEPREMİ, YOKSULLUĞU ALLAH MI GETİRİYOR?
İnsanların başına gelen her olumsuz olay karşısında hemen,
“Bunu Allah yaptı” demek alışkanlık hâline gelmiş durumda. Zamlar geliyor,
“Allah’ın takdiri” deniliyor. Deprem oluyor, “Allah verdi” deniliyor. Sel
basıyor, insanlar ölüyor, “Allah’ın gazabı” deniliyor. Yoksulluk artıyor,
insanlar geçinemiyor, “Allah böyle takdir etmiş” deniliyor. Peki, gerçekten
Kur’an bize her olumsuzluğu bu şekilde doğrudan Allah’a bağlamayı mı öğretiyor?
Yoksa insanın yaptığı yanlışları, kurduğu düzeni ve kendi sorumluluğunu göz
ardı ederek suçu Allah’a mı yüklüyoruz?
Önce şu gerçeği birbirinden ayırmamız gerekiyor. Allah,
evreni yaratandır ve evrende işleyen yasaları koyandır. Yer çekimi Allah’ın
koyduğu bir yasadır. Ateşin yakması, suyun kaldırma gücü, toprağın yapısı,
yağmurun yağması, yeryüzündeki hareketlilik ve bütün tabiî düzen Allah’ın
yarattığı ölçü içinde gerçekleşir. Ancak Allah’ın bir düzen yaratmış olması ile
insanların yaptığı her yanlışın doğrudan Allah tarafından yaptırıldığı iddiası
aynı şey değildir.
Kur’an, insanın başına gelen bazı sonuçlarda kendi
yaptıklarının payı olduğunu açıkça söyler:
“Başınıza gelen her musibet, kendi ellerinizle yaptıklarınız sebebiyledir.
Bununla birlikte Allah birçoğunu da bağışlar.”
(Şûrâ, 42/30)
Bu ayet bize önemli bir ölçü veriyor. İnsan, yaptığı hiçbir şeyden sorumsuz
değildir. Eğer bir ülkede yöneticiler yanlış ekonomi politikaları uyguluyor,
israf ediyor, kamu kaynaklarını adaletsiz kullanıyor, üretimi ihmal ediyor,
haksızlığı ve yolsuzluğu görmezden geliyorsa; bunun sonucunda ortaya çıkan
hayat pahalılığını ve yoksulluğu sadece “Allah getirdi” diyerek açıklamak doğru
değildir. Çünkü o zamların altında insanların kararları, tercihleri ve
uygulamaları vardır.
Bir kişi bir ülkeyi yanlış yönetir, fiyatlar yükselir, halk
fakirleşir; sonra da ortaya çıkan sonucu Allah’a yüklerse burada büyük bir
haksızlık yapılmış olur. Çünkü Allah insana akıl vermiş, düşünme gücü vermiş,
doğru ile yanlışı ayırma imkânı vermiştir. İnsan bütün bunlara rağmen yanlış
yapıyorsa, ortaya çıkan sonucu da kendi tercihleriyle ilişkilendirmek
zorundadır.
Kur’an şöyle der:
“Allah, bir toplum kendi durumunu değiştirmedikçe onların durumunu
değiştirmez.” (Ra‘d, 13/11)
Bu ayet, toplumların başına gelen her şeyi sadece dışarıdan gelen bir kader
gibi görmememiz gerektiğini gösteriyor. Bir toplumun ekonomik durumu, adalet
anlayışı, eğitim seviyesi, üretimi, paylaşımı ve yönetimi o toplumun
geleceğinde etkili olur. İnsanlar yanlış bir düzen kurar, sonra da bu düzenin
sonuçlarını Allah’a yüklerse kendi sorumluluğundan kaçmış olur.
Peki, deprem meselesi nedir? Deprem olduğunda “Allah depremi
gönderdi ve insanları cezalandırdı” demek doğru mudur?
Burada da dikkatli olmak gerekir. Deprem, yeryüzünün
yapısıyla ilgili tabiî bir olaydır. Allah yeryüzünü belli yasalarla
yaratmıştır. Kur’an’da dağlardan, yerden, gökten, yağmurdan ve yaratılıştaki
ölçüden söz edilir. Tabiatta meydana gelen olaylar bu düzen içerisinde
gerçekleşir. Ancak bir depremin hangi amaçla meydana geldiğini kesin olarak
bilmeden, “Allah bu insanları cezalandırdı” demek, Allah adına bilmediğimiz bir
konuda hüküm vermek olur.
Depremi yaşayan insanların hepsi kötü, ölenlerin hepsi
suçlu, kurtulanların hepsi iyi midir? Böyle bir şey söyleyebilir miyiz? Elbette
hayır. Aynı depremde bir çocuk da ölür, yaşlı bir insan da, iyi bir insan da,
kötü bir insan da. O hâlde her depremi doğrudan ilahî ceza olarak yorumlamak,
olayları yüzeysel bir şekilde açıklamaktır.
Fakat burada insanın sorumluluğu yine vardır. Deprem tabiî
bir olay olabilir ama çürük bina yapmak insanın tercihidir. Dere yatağına ev
yapmak insanın tercihidir. Bilime ve tedbire rağmen yanlış yerde yapılaşmak
insanın tercihidir. Yapı malzemesinden çalmak insanın tercihidir. Denetim
yapmamak, göz yummak, rant uğruna insanların hayatını tehlikeye atmak insanın
tercihidir.
Yani depremi engelleyemeyebiliriz ama depremin felakete
dönüşmesinde insanın da payı vardır.
Bu nedenle “Depremi Allah getirdi” deyip bütün sorumluluğu
bırakmak doğru değildir. Çünkü o zaman çürük binayı yapanın, denetlemeyenin,
imar izni verenin ve insanların hayatını riske atanların hiçbir sorumluluğu
kalmaz. Oysa Kur’an insanı sorumlu bir varlık olarak görür.
Kur’an şöyle der:
“Karada ve denizde bozulma, insanların kendi elleriyle yaptıkları yüzünden
ortaya çıktı.”
(Rûm, 30/41)
Bu ayet özellikle üzerinde düşünmemiz gereken bir ayettir. İnsan, yaptığı
yanlışların sonucunda yeryüzünde bozulmaya sebep olabilir. Ormanları yok eder,
dereleri doldurur, çevreyi kirletir, yanlış yapılaşır, doğal dengeyi bozar ve
sonra meydana gelen bazı felaketler karşısında, “Bunu Allah yaptı” derse kendi
payını gizlemiş olur.
Sel meselesinde de durum böyledir. Yağmur Allah’ın yarattığı
düzen içinde yağar. Fakat dere yatağını kapatan, suyun doğal akışını bozan,
yanlış yere şehir kuran ve altyapıyı ihmal eden insandır. Yağmur yağınca sel
olması mümkündür; fakat selin büyük bir felakete dönüşmesinde insan eliyle
yapılan yanlışların bulunup bulunmadığına da bakmak gerekir.
Yoksulluk konusunda ise Kur’an’ın ortaya koyduğu ölçü daha
da açıktır. Yoksulluğu yalnızca Allah’ın takdiri olarak görmek, toplumdaki
adaletsizliği görmezden gelmek anlamına gelebilir. Bir yerde birileri servet
içinde yaşarken, diğerleri açlık çekiyorsa; insanların imkânları adaletsiz
biçimde paylaşılmışsa, güçlü olan zayıfı ezmişse, çalışan emeğinin karşılığını
alamıyorsa, bunun sorumluluğunu Allah’a yüklemek doğru değildir.
Kur’an, servetin yalnızca belli insanların elinde dolaşan
bir güç hâline gelmemesi gerektiğini bildirir:
“Böylece o servet, içinizden yalnız zenginler arasında dolaşan bir güç
olmasın.” (Haşr, 59/7)
Demek ki ekonomik adalet, paylaşım ve insanların temel ihtiyaçlarının
karşılanması toplumun sorumluluk alanına giriyor. İnsanlar bu sorumluluğu
yerine getirmezse, ortaya çıkan yoksulluğu sadece “Allah böyle istedi” diyerek
açıklamak Kur’an’ın insanlara yüklediği sorumluluğu ortadan kaldırır.
Burada çok önemli bir ayrım yapmak gerekir. Allah’ın izni
olmadan hiçbir şey olmaz demek başka, yaşanan her olumsuzluğu Allah’ın doğrudan
yaptığı şeklinde anlatmak başkadır. Allah evrenin sahibidir, yaratıcıdır ve her
şey O’nun bilgisi ve koyduğu düzen içinde gerçekleşir. Fakat insan da iradesi,
tercihi ve yaptığı işlerden sorumludur.
Kur’an insanın yaptığı kötülükleri Allah’a yüklemez:
“Sana gelen iyilik Allah’tandır. Sana gelen kötülük ise kendindendir.”
(Nisâ, 4/79)
Bu ayetin verdiği mesaj çok açıktır: İnsan, başına gelen her olumsuzluk
karşısında önce kendi payına bakmalıdır. “Ben nerede hata yaptım? Biz neyi
yanlış yaptık? Bu sonucun ortaya çıkmasında insanın sorumluluğu nedir?” diye
düşünmelidir.
Elbette insanın başına kendi kontrolü dışında olaylar da
gelir. Hastalık, ölüm, tabiî olaylar ve hayatın çeşitli zorlukları insanın
imtihan alanı olabilir. Ancak hangi olayın neden meydana geldiğini kesin olarak
bilmeden, “Bu Allah’ın cezasıdır” veya “Allah bunu özellikle şu sebeple yaptı”
demek doğru değildir. Çünkü bu, Allah’ın bilmediğimiz iradesi hakkında kesin
hüküm vermektir.
Asıl sorun şudur: İnsan, kendi yaptığı yanlışın
sorumluluğunu almak istemediğinde “kader” kelimesinin arkasına saklanır.
Yönetici yanlış yapar, ekonomi bozulur; “Allah böyle istedi” denilir. Müteahhit
çürük bina yapar, bina yıkılır; “Takdir-i ilahi” denilir. Dere yatağına şehir
kurulur, sel gelir; “Allah’ın gazabı” denilir. Böylece insanın yaptığı hata
görünmez hâle getirilir.
Oysa Allah, insanı akılsız ve iradesiz bir varlık olarak
yaratmamıştır. İnsan seçer, karar verir, yapar ve yaptıklarının sonuçlarıyla
karşılaşır.
Bu nedenle “Zamları Allah getirdi, depremi Allah getirdi,
seli Allah getirdi, yoksulluğu Allah getirdi” şeklindeki toptancı bir anlayış
doğru değildir. Bu ifade hem insanın sorumluluğunu ortadan kaldırır hem de
insanların yaptığı zulüm ve yanlışları Allah’a yükleme tehlikesi taşır.
Daha doğru olan şudur: Allah, evreni yasalar ve ölçüler
içinde yaratmıştır. İnsan ise bu düzen içinde kendi iradesiyle hareket eder.
İnsanların yaptığı yanlışlar ekonomik krize, yoksulluğa, adaletsizliğe ve bazı
felaketlerin büyümesine sebep olabilir. Tabiî olaylar Allah’ın yarattığı düzen
içinde gerçekleşir; ancak onların nedenini ve Allah katındaki hikmetini kesin
olarak bildiğimizi iddia edemeyiz.
Kısacası, zam yapan Allah değildir; zammı insanlar yapar.
Yoksulluğu büyüten Allah değildir; adaletsiz düzenler yoksulluğu büyütebilir.
Deprem Allah’ın koyduğu tabiî düzen içinde gerçekleşir; fakat insanların çürük
binalar yapması Allah’ın emri değildir. Sel meydana gelebilir; fakat dere
yatağını doldurmak, doğayı tahrip etmek ve gerekli tedbirleri almamak insanın
tercihidir.
İnsan kendi yaptığı yanlışı Allah’a yükleyerek kurtulamaz.
Kur’an’ın öğrettiği anlayış, insanın önce kendi sorumluluğuna bakmasıdır. Çünkü
hesap günü geldiğinde de insan, yaptıklarından sorumlu olacaktır.
“Kim zerre ağırlığınca hayır yapmışsa onu görür. Kim de zerre ağırlığınca
şer yapmışsa onu görür.”
(Zilzâl, 99/7-8)
İşte mesele tam da burada düğümleniyor. Eğer yaptığımız her yanlışın
sorumluluğunu Allah’a yüklüyorsak, kendimizi değiştirmemize de gerek kalmaz.
Fakat Kur’an insanı uyandırıyor ve ona şunu hatırlatıyor: Düşün, sorgula,
tedbir al, adaletli ol ve yaptığın işin sorumluluğunu üstlen. Çünkü Allah’ın
koyduğu düzende insanın da bir payı, bir iradesi ve taşıması gereken bir
sorumluluğu vardır.
Gerçek olan Allah’ın lütfu, hata ise benim aczimdendir.
Selam ve esenlik, hakikati arayan ve yalnızca Allah'ın
kitabını kendisine rehber edinenlerin üzerine olsun.
aydinorhon.com