BÜTÜN VARLIĞINLA ALLAH’A YÖNELMEK

BÜTÜN VARLIĞINLA ALLAH’A YÖNELMEK - Özet

İnanç ve ibadet, insan hayatının önemli unsurlarıdır. Ancak Allah’a yönelmek, yalnızca ibadetlerle sınırlı bir davranış değildir. İnsan; düşüncesiyle, inancıyla, ahlakıyla, davranışlarıyla ve yaptığı işlerle Rabb’ine yönelmelidir. Kur’an, bu yönelişin insanın bütün varlığını kapsaması gerektiğini bildirir:

“Rabb’inin adını an ve bütün varlığınla O’na yönel.”
(Müzzemmil, 73/8)

Bu ayetteki “bütün varlığınla O’na yönel” ifadesi, Allah’a yönelişin hayatın yalnızca belirli bir alanına sıkıştırılamayacağını gösterir. Allah’a yönelen insan, sadece ibadet eden değil; aynı zamanda doğruyu gözeten, adaletten ayrılmayan, emanete riayet eden, haksızlık yapmayan, insanlara karşı merhametli ve dürüst olan insandır. Çünkü gerçek yöneliş, insanın hayatında karşılığı olan bir yöneliştir.

Allah’a yönelmek, insanın düşünce ve tercihlerini de Allah’ın bildirdiği ölçülere göre şekillendirmesidir. İnsan neyin doğru, neyin yanlış olduğuna yalnızca kendi arzusunu, çıkarını, geleneğini veya toplumun kabullerini ölçü alarak karar veremez. Vahyin gösterdiği doğruyu kabul etmek ve hayatını bu doğrultuda düzenlemek, Allah’a yönelişin temelidir. Bu nedenle Allah’a yönelmek, yalnızca dil ile ifade edilen bir inanç değil, bütün hayatı etkileyen bilinçli bir tercihtir.

Kur’an’da Allah’a yöneliş ile salih amel arasında doğrudan bir bağ kurulmaktadır:

“Kim tövbe eder ve salih amel işlerse, şüphesiz o, Allah’a gereği gibi yönelmiş olur.”
(Furkân, 25/71)

Bu ayet bize önemli bir gerçeği gösterir: Allah’a yönelmek sözde bırakılabilecek bir iddia değildir. İnsan gerçekten Rabb’ine yöneliyorsa, bunun hayatında görülmesi gerekir. Tövbe, insanın yanlışından dönmesini; salih amel ise bu dönüşün davranışlara yansımasını ifade eder. Dolayısıyla Allah’a yöneliş ile güzel ve doğru işler birbirinden koparılamaz.

Salih amel yalnızca bireysel ibadetlerden ibaret değildir. İnsanlara fayda sağlamak, adaleti gözetmek, haksızlığa karşı durmak, doğruluktan ayrılmamak, emanete sahip çıkmak, ihtiyaç sahibini gözetmek ve kimseye zulmetmemek de salih amelin hayat içindeki yansımalarıdır. Bir insan “Allah’a yöneldim” diyorsa, bu yöneliş onun insanlarla ilişkilerinde de kendisini göstermelidir. Çünkü asıl mesele, Allah’a yöneldiğini söyleyen insanın nasıl bir insana dönüştüğüdür.

Burada önemli olan nokta şudur: Allah’a yönelmek, insanın dünyadan ve hayattan uzaklaşması anlamına gelmez. Tam tersine, insanın hayatın içinde daha doğru, daha adil ve daha sorumlu bir insan olmasını gerektirir. Allah’a yönelen insanın yönü değiştikçe davranışları da değişmelidir. Düşüncesinde hakikati, davranışlarında doğruluğu, ilişkilerinde adaleti ve yaptığı işlerde iyiliği gözetmelidir.

Bu nedenle Allah’a yönelmek yalnızca kalbin bir duygusu olarak görülmemelidir. Elbette samimiyet ve iman bu yönelişin temelidir; fakat samimi yöneliş, insanın hayatında mutlaka bir karşılık bulur. Allah’a yönelen insan, nefsinin arzusunu değil hakkı; çıkarını değil adaleti; zulmü değil iyiliği; gösterişi değil ihlası tercih etmeye çalışır.

Sonuç olarak Kur’an’ın ortaya koyduğu anlayışta Allah’a yönelmek, insanın bütün varlığıyla Rabb’ine dönmesi ve bu yönelişi hayatına yansıtmasıdır. İnsan yalnızca ibadetlerinde değil, düşüncesinde, ahlakında, kararlarında ve insanlarla ilişkilerinde de Allah’ın gösterdiği ölçülere bağlı kalmalıdır. Çünkü gerçek yöneliş, insanın hayatını değiştiren yöneliştir.

Bütün varlığımızla Allah’a yönelmek, yalnızca Allah’a inanmak değil; O’nun gösterdiği hakikati hayatımızın ölçüsü haline getirmektir.

Gerçek olan Allah’ın lütfu, hata ise benim aczimdendir.

Selam ve esenlik, hakikati duyanların üzerine olsun.
aydinorhon.com

BÜTÜN VARLIĞINLA ALLAH’A YÖNELMEK - Özet

İnanç ve ibadet, insan hayatının önemli unsurlarıdır. Ancak Allah’a yönelmek, yalnızca ibadetlerle sınırlı bir davranış değildir. İnsan; düşüncesiyle, inancıyla, ahlakıyla, davranışlarıyla ve yaptığı işlerle Rabb’ine yönelmelidir. Kur’an, bu yönelişin insanın bütün varlığını kapsaması gerektiğini bildirir:

“Rabb’inin adını an ve bütün varlığınla O’na yönel.”
(Müzzemmil, 73/8)

Bu ayetteki “bütün varlığınla O’na yönel” ifadesi, Allah’a yönelişin hayatın yalnızca belirli bir alanına sıkıştırılamayacağını gösterir. Allah’a yönelen insan, sadece ibadet eden değil; aynı zamanda doğruyu gözeten, adaletten ayrılmayan, emanete riayet eden, haksızlık yapmayan, insanlara karşı merhametli ve dürüst olan insandır. Çünkü gerçek yöneliş, insanın hayatında karşılığı olan bir yöneliştir.

Allah’a yönelmek, insanın düşünce ve tercihlerini de Allah’ın bildirdiği ölçülere göre şekillendirmesidir. İnsan neyin doğru, neyin yanlış olduğuna yalnızca kendi arzusunu, çıkarını, geleneğini veya toplumun kabullerini ölçü alarak karar veremez. Vahyin gösterdiği doğruyu kabul etmek ve hayatını bu doğrultuda düzenlemek, Allah’a yönelişin temelidir. Bu nedenle Allah’a yönelmek, yalnızca dil ile ifade edilen bir inanç değil, bütün hayatı etkileyen bilinçli bir tercihtir.

Kur’an’da Allah’a yöneliş ile salih amel arasında doğrudan bir bağ kurulmaktadır:

“Kim tövbe eder ve salih amel işlerse, şüphesiz o, Allah’a gereği gibi yönelmiş olur.”
(Furkân, 25/71)

Bu ayet bize önemli bir gerçeği gösterir: Allah’a yönelmek sözde bırakılabilecek bir iddia değildir. İnsan gerçekten Rabb’ine yöneliyorsa, bunun hayatında görülmesi gerekir. Tövbe, insanın yanlışından dönmesini; salih amel ise bu dönüşün davranışlara yansımasını ifade eder. Dolayısıyla Allah’a yöneliş ile güzel ve doğru işler birbirinden koparılamaz.

Salih amel yalnızca bireysel ibadetlerden ibaret değildir. İnsanlara fayda sağlamak, adaleti gözetmek, haksızlığa karşı durmak, doğruluktan ayrılmamak, emanete sahip çıkmak, ihtiyaç sahibini gözetmek ve kimseye zulmetmemek de salih amelin hayat içindeki yansımalarıdır. Bir insan “Allah’a yöneldim” diyorsa, bu yöneliş onun insanlarla ilişkilerinde de kendisini göstermelidir. Çünkü asıl mesele, Allah’a yöneldiğini söyleyen insanın nasıl bir insana dönüştüğüdür.

Burada önemli olan nokta şudur: Allah’a yönelmek, insanın dünyadan ve hayattan uzaklaşması anlamına gelmez. Tam tersine, insanın hayatın içinde daha doğru, daha adil ve daha sorumlu bir insan olmasını gerektirir. Allah’a yönelen insanın yönü değiştikçe davranışları da değişmelidir. Düşüncesinde hakikati, davranışlarında doğruluğu, ilişkilerinde adaleti ve yaptığı işlerde iyiliği gözetmelidir.

Bu nedenle Allah’a yönelmek yalnızca kalbin bir duygusu olarak görülmemelidir. Elbette samimiyet ve iman bu yönelişin temelidir; fakat samimi yöneliş, insanın hayatında mutlaka bir karşılık bulur. Allah’a yönelen insan, nefsinin arzusunu değil hakkı; çıkarını değil adaleti; zulmü değil iyiliği; gösterişi değil ihlası tercih etmeye çalışır.

Sonuç olarak Kur’an’ın ortaya koyduğu anlayışta Allah’a yönelmek, insanın bütün varlığıyla Rabb’ine dönmesi ve bu yönelişi hayatına yansıtmasıdır. İnsan yalnızca ibadetlerinde değil, düşüncesinde, ahlakında, kararlarında ve insanlarla ilişkilerinde de Allah’ın gösterdiği ölçülere bağlı kalmalıdır. Çünkü gerçek yöneliş, insanın hayatını değiştiren yöneliştir.

Bütün varlığımızla Allah’a yönelmek, yalnızca Allah’a inanmak değil; O’nun gösterdiği hakikati hayatımızın ölçüsü haline getirmektir.

Gerçek olan Allah’ın lütfu, hata ise benim aczimdendir.

Selam ve esenlik, hakikati duyanların üzerine olsun.
aydinorhon.com

  İSA VE ÂDEM: YARATILIŞIN HİKMETİ İnsanlık tarihinin en çok merak edilen konularından biri yaratılıştır. İnsan nereden geldi? İlk insan n...