KUR’AN’A GÖRE KİMLER CEHENNEME GİRECEK?

 KUR’AN’A GÖRE KİMLER CEHENNEME GİRECEK?

Cehennem konusu konuşulduğunda insanların zihninde çoğu zaman şu soru oluşur: Kimler cehenneme girecek? Bu sorunun cevabını insanların yorumlarında, geleneksel kabullerde veya birbirini kolayca cehennemlik ilan eden anlayışlarda değil, doğrudan Kur’an’da aramak gerekir. Çünkü kimin bağışlanacağını ve kimin cezalandırılacağını nihai olarak yalnız Rabb’imiz bilir. Bize düşen ise başkaları hakkında hüküm vermek değil, Kur’an’ın yaptığı uyarıları okuyarak önce kendimize bakmaktır.

Kur’an’da cehennem uyarıları yalnızca belirli ibadetlerin terk edilmesi üzerinden yapılmaz. İnançla birlikte ahlâk, adalet, kibir, zulüm, mal tutkusu, yoksula karşı duyarsızlık, hakikati yalanlama, insanları Allah’ın yolundan alıkoyma ve yanlışta ısrar etme gibi birçok davranış birlikte ele alınır. Dolayısıyla Kur’an’ın cehennem tasvirlerine baktığımızda karşımıza sadece “ibadet eden veya etmeyen insan” değil, Rabb’ine ve insanlara karşı nasıl bir hayat sürdüğü önem taşıyan bir insan modeli çıkar.

Kâfir Olanlar
“Kâfir olanlara de ki: ‘Yakında yenileceksiniz ve cehenneme sürüleceksiniz. Ne kötü bir yataktır orası!’”
(Âl-i İmrân, 3/12)
Kur’an’da küfür, hakikatin üzerini örtmek ve Rabb’imizin ayetlerini bile bile reddetmek anlamında karşımıza çıkar. Bu nedenle mesele yalnızca bir kimlik veya isim meselesi değildir. İnsan kendisine ulaşan hakikati araştırmayı, düşünmeyi ve kabul etmeyi reddediyor; üstelik bunu kibir ve dirençle sürdürüyorsa Kur’an’ın ağır uyarılarıyla karşı karşıyadır.

Allah’a ve Elçisine İsyan Edenler

“Kim Allah’a ve Elçisine isyan eder ve Allah’ın sınırlarını aşarsa, Allah onu içinde ebedî kalacağı ateşe koyar. Onun için küçük düşürücü bir azap vardır.”
(Nisâ, 4/14)
Rabb’imizin koyduğu sınırları bilerek aşmak ve isyanı hayat biçimi hâline getirmek de Kur’an’ın cehennemle ilişkilendirdiği davranışlardandır. Burada önemli olan insanın hiç hata yapmaması değildir. İnsan hata yapabilir; fakat hatasını savunmak, sınırları önemsememek ve yanlışta ısrar etmek insanı tehlikeli bir noktaya götürür.

Ayetleri Yalanlayıp Onlara Karşı Kibirlenenler

“Ayetlerimizi yalanlayıp onlara karşı kibirlenenler ise ateş halkıdır; onlar orada ebedî kalıcıdır.”
(A‘râf, 7/36)
Kur’an’ın cehennem uyarılarında kibir defalarca karşımıza çıkar. Bunun sebebi açıktır: Kibir, insanın hakikati kabul etmesinin önündeki en büyük engellerden biridir. Kibirli insan yanlışını görmek istemez, kendisini ölçü kabul eder ve hakikat karşısında teslim olmayı küçülmek zanneder. Bu nedenle Kur’an, ayetleri yalanlama ile kibri çoğu zaman birlikte anmaktadır.

Allah’ın Yolundan Alıkoyan, Doğru Yolu Eğri Gösteren ve Ahireti İnkâr Edenler

“Cennet halkı ateş halkına ‘Biz Rabb’imizin bize vadettiğini gerçekleşmiş bulduk; siz de Rabb’inizin size vadettiğini gerçekleşmiş buldunuz mu?’ diye seslenecekler; onlar da ‘Evet!’ diyecekler. Aralarında bir çağrıcı, ‘Allah’ın laneti, insanları Allah’ın yolundan alıkoyan, o yolu eğri gösteren ve ahireti inkâr eden zalimlerin üzerine olsun!’ diye seslenecektir.”
(A‘râf, 7/44-45)
Bir insanın kendisinin yanlış yapması başka, başkalarını da bile bile yanlış yola sürüklemesi daha ağır bir sorumluluktur. Kur’an, Allah’ın yolundan insanları alıkoyan, doğruyu eğri gösteren ve ahireti inkâr eden zalimleri özellikle uyarmaktadır. Çünkü burada kişinin kendi tercihiyle sınırlı kalmayan, başkalarının hayatını da etkileyen bir sorumluluk söz konusudur.

Mallarını Batıl Yollarla Yiyen ve Servetlerini Yığıp İnfak Etmeyenler

“Ey iman edenler! Hahamlardan ve rahiplerden birçoğu insanların mallarını batıl yollarla yerler ve insanları Allah yolundan engellerler. Altın ve gümüşü yığıp da onları Allah yolunda infak etmeyenler var ya, işte onlara elem verici bir azabı müjdele!”
(Tevbe, 9/34)
Kur’an mal konusunda iki ayrı tehlikeye dikkat çekmektedir: İnsanların mallarını batıl yollarla yemek ve serveti yalnızca kendisi için biriktirmek. Özellikle dini temsil ettiğini söyleyen kişilerin insanların mallarını haksız yollarla yemesi ve onları Allah’ın yolundan uzaklaştırması ayrıca eleştirilmektedir. Demek ki din adına hareket etmek insanı sorumluluktan kurtarmadığı gibi, aksine daha büyük bir sorumluluk yükleyebilir.

Son Saati Yalanlayanlar

“Gerçekte onlar Son Saat’i yalanlamışlardı. Biz de Son Saat’i yalanlayanlara alevli bir ateş hazırladık.”
(Furkân, 25/11)
Ahiret inancı, insanın davranışlarının bir karşılığı olduğunu kabul etmesidir. Hesap gününü yalanlayan insan, hayatını yalnızca dünya ile sınırlı gördüğünde kendisini sorumsuz hissedebilir. Kur’an ise insanın başıboş bırakılmadığını ve sonunda Rabb’imizin huzuruna döneceğini bildirir.

Doğru Yoldan Çıkan ve Cehennemi Yalanlayanlar

“Yoldan çıkanlara gelince, onların barınağı ateştir. Oradan her çıkmak istediklerinde geri döndürülürler ve kendilerine, ‘Yalanlamış olduğunuz cehennem azabını tadın!’ denecektir.”
(Secde, 32/20)
Kur’an’da sapma yalnızca yanlış bir düşünceye sahip olmak değildir. İnsan kendisine gösterilen hakikatten yüz çevirir, yanlışını doğru kabul eder ve bu tavırda ısrar ederse sonuç ağır olabilir.

Sapmış Buldukları Atalarının Peşinden Gidenler

“Sonra elbette onların dönüşü çılgın ateşe olacaktır. Şüphesiz ki onlar atalarını sapkınlıkta bulmuşlardı. Kendileri de onların peşlerinden koşturuyorlardı.”
(Sâffât, 37/68-70)
Kur’an’ın önemli uyarılarından biri de sorgulamadan ataların peşinden gitmektir. Bir inancın veya uygulamanın geçmişten geliyor olması onun doğru olduğunu göstermez. “Biz atalarımızı böyle bulduk” sözü, Kur’an açısından hakikatin ölçüsü değildir. Atalar da insandır ve onlar da yanılabilir. Ölçü, insanların ne yaptığı değil, Rabb’imizin ne söylediğidir.

Azgın, Ölçüyü Aşan ve Haksız Yere Şımaranlar

“Azgınlara da içine girecekleri, çok feci bir yatak olan kötü bir varış yeri, yani cehennem hazırlanmıştır.”
(Sâd, 38/55-56)

“Şüphesiz ki dönüşümüz Allah’adır; aşırı gidenler de elbette ateş halkının kendileridir.”
(Mü’min, 40/43)

“Bu, sizin yeryüzünde haksız olarak şımarmanız ve aşırı derecede sevinip kibirlenmenizden ötürüdür. ‘İçinde ebedî kalıcılar olarak cehennemin kapılarından girin!’ Kibirlenenlerin yeri ne kötüdür!”
(Mü’min, 40/75-76)
Bu ayetleri birlikte düşündüğümüzde aynı temel gerçeği görüyoruz: İnsan kendisini sınırların üzerinde görmemeli, sahip olduğu güç ve imkânlarla şımarıp başkalarını ezmemelidir. Azgınlık, aşırılık ve kibir insanın Rabb’ine karşı olduğu kadar insanlara karşı da sınırlarını kaybetmesine yol açar.

Allah Hakkında Yalan Söyleyenler

“Allah hakkında yalan söyleyenlerin kıyamet gününde yüzlerinin kapkara olduğunu görürsün. Kibirlenenler için cehennemde yer mi yok!”
(Zümer, 39/60)
Allah hakkında konuşmak büyük bir sorumluluktur. Rabb’imizin söylemediği bir şeyi “Allah böyle emretti” diyerek insanlara sunmak, Kur’an’da bulunmayan bir hükmü Allah’ın hükmü gibi göstermek son derece ağır bir sorumluluktur. İnsanların sözlerini, geleneklerini veya kendi yorumlarını Allah’ın dinine mal etmek, yalnızca kişinin kendisini değil, başkalarını da yanlış yönlendirebilir.

İbadeti Bırakıp Kibirlenenler

“Rabb’iniz şöyle demiştir: ‘Bana dua edin, size cevap vereyim. Şüphesiz ki bana ibadet etmeyi bırakıp kibirlenenler, aşağılanarak cehenneme gireceklerdir.’”
(Mü’min, 40/60)
Burada da ibadeti terk etme ile kibir birlikte anılmaktadır. İbadet, insanın Rabb’ine yönelmesinin ve O’na muhtaç olduğunu bilmesinin göstergesidir. Kibir ise insanın kendisini yeterli görmesine ve Rabb’ine yönelmekten uzaklaşmasına yol açar.

Allah’ın Kitaplarını Yalanlayanlar

“Onlar, Kitabı ve elçilerimize gönderdiklerimizi yalanlayanlardır. İleride gerçeği bilecekler!”
(Mü’min, 40/70)
Vahyi yalanlamak, Rabb’imizin insanlara gönderdiği rehberliği reddetmektir. Kur’an’ın amacı yalnızca okunmak değil, insanın hayatına yön vermektir. Bu nedenle kitabı kabul ettiğini söylemek kadar, onun gösterdiği ölçülere teslim olmak da önemlidir.

Allah’ın Peşi Sıra Ortak Edinenler

“Sonra onlara, ‘Allah’ın peşi sıra ortak koştuklarınız nerede?’ denecektir. Onlar da, ‘Bizden kayboldular; zaten biz önceleri hiçbir şeye yalvarmıyorduk!’ diyecekler. İşte böylece Allah kâfirleri sapkınlıkta bırakır.”
(Mü’min, 40/73-74)
Kur’an’ın temel çağrısı tevhiddir. Kulluğun ve nihai otoritenin yalnız Allah’a ait olduğunu kabul etmektir. Allah’ın peşi sıra ortaklar edinmek, O’na ait olan yetkileri başkalarına vermek ve onları Allah ile insan arasında vazgeçilmez aracılar hâline getirmek tevhid anlayışıyla bağdaşmaz.

Şirkte Israr Edenler

“Onlar büyük günahı işlemekte ısrar ediyorlardı.”
(Vâkıa, 56/46)
Buradaki önemli nokta “ısrar”dır. İnsan yanılabilir, bilmeden yanlış yapabilir. Fakat yanlışını fark ettiği hâlde ondan dönmemek, onu savunmaya devam etmek ve Rabb’imizin gösterdiği hakikate rağmen aynı yolda ısrar etmek çok daha ağır bir durumdur.

İbadet Etmeyenler, Yoksulu Doyurmayanlar, Boş Şeylere Dalanlar ve Hesap Gününü Yalanlayanlar

“Cennetlerdeyken suçluların durumundan soracaklar: ‘Sizi ateşe sürükleyen nedir?’ Onlar da şöyle diyecekler: ‘Biz salât edenlerden değildik. Yoksulu doyurmazdık. Boş şeylere dalanlarla birlikte biz de boş şeylere dalardık. Hesap gününü yalanlardık.’”
(Müddessir, 74/40-46)
Bu ayetler, cehennem konusunda üzerinde özellikle düşünülmesi gereken bir tablo ortaya koymaktadır. Çünkü burada ibadetten uzaklaşmanın yanında yoksulu doyurmamak, boş ve anlamsız işlere dalmak ve hesap gününü yalanlamak birlikte sayılmaktadır. Bu bize Kur’an’daki dindarlığın yalnızca bireysel ibadetlerden ibaret olmadığını göstermektedir. Rabb’ine yöneldiğini söyleyen insan, çevresindeki yoksulu, ihtiyaç sahibini ve haksızlığı da görmezden gelemez.

Mal Biriktirip Onun Kendisine Ebedîlik Vereceğini Sananlar

“Arkadan çekiştiren ve kusur arayan herkesin vay hâline! O ki mal biriktirir ve onu sayar durur. Malının kendisini ebedî kılacağını sanır. Hayır! Şüphesiz o Hutame’ye atılacaktır. Hutame’nin ne olduğunu sana bildiren nedir? O, Allah’ın tutuşturulmuş ateşidir. O ateş ki kalplerin üzerine yükselir.”
(Hümeze, 104/1-7)
Burada eleştirilen şey yalnızca mal sahibi olmak değildir. Malı hayatın merkezine koymak, sürekli biriktirmek, onunla üstünlük taslamak ve servetin insana bir tür ölümsüzlük sağlayacağını düşünmektir. İnsan ne kadar mal biriktirirse biriktirsin, sonunda bu dünyadan ayrılacaktır. Ardında bıraktığı servet onunla birlikte gelmeyecektir. Önemli olan sahip olduklarımızın miktarı değil, onları nasıl kullandığımızdır.

Bütün bu ayetleri birlikte düşündüğümüzde Kur’an’ın cehennem uyarılarının ortak noktası daha açık hâle gelir. Rabb’imizin ayetlerini bile bile yalanlamak, hakikate karşı kibirlenmek, Allah hakkında yalan söylemek, şirkte ısrar etmek, insanları Allah’ın yolundan uzaklaştırmak, atalarının yanlışlarını sorgulamadan takip etmek, haksızlık ve azgınlıkta sınırları aşmak, malı hayatın merkezine koymak, yoksulu görmezden gelmek ve hesap gününü yalanlamak ağır uyarılarla karşı karşıya olan davranışlardır.

Burada önemli olan, bu ayetleri başkalarına karşı kullanarak “Sen cehennemliksin” demek değildir. Çünkü insanın son hükmünü verecek olan biz değiliz. Kur’an’ın bu uyarıları öncelikle insanın kendi nefsine dönmesini sağlamalıdır. Başkasının yanlışını bulmak kolaydır; kendi yanlışımızı görmek ise çok daha zordur. Bir başkasının inancını sorgularken kendi kibrimizi, bir başkasının günahını konuşurken kendi haksızlığımızı, başkalarının ibadetini eleştirirken kendi ahlâkımızı unutabiliriz.

Öyleyse Kur’an’ın cehennem ayetlerini okurken sorumuz şu olmalıdır: “Kim cehenneme gidecek?” değil, “Rabb’imizin cehennemle uyardığı özelliklerden hangileri benim hayatımda var?” İşte bu soru insanı başkalarını yargılamaktan çıkarıp kendisiyle yüzleşmeye götürür.

Kur’an’ın amacı insanı korku içinde bırakmak değil, uyarmaktır. Cehennem anlatılır ki insan yolunu kaybetmeden önce kendisine gelsin, yanlışından dönsün, zulmü bıraksın, kibirden arınsın, tevhid üzere Rabb’ine yönelsin ve hayatını O’nun gösterdiği ölçülerle yeniden düzenlesin.

Bu yüzden asıl mesele başkalarının cehennemini hesaplamak değil, kendi hayatımızın hesabını bugünden yapabilmektir. İnsan, Rabb’imizin huzuruna çıktığında yanında malını, makamını, ününü veya başkaları hakkındaki hükümlerini değil, yaşadığı hayatın gerçeğini götürecektir. Öyleyse insanın kendisine soracağı en önemli soru belki de şudur: “Ben Rabb’imin huzuruna hangi hayatla çıkacağım?”

Gerçek olan Allah’ın lütfu, hata ise benim aczimdendir.

Selam ve esenlik, hakikati arayan ve yalnızca Allah'ın kitabını kendisine rehber edinenlerin üzerine olsun.
aydinorhon.com

 

  ALLAH’IN EMİRLERİ VE MEZHEPLERİN UYGULAMALARI Din konusunda üzerinde düşünmemiz gereken en temel sorulardan biri şudur: Bir şeyin helal ...