ALLAHU EKBER Mİ, ALLAHU KEBÎR Mİ? HANGİSİ DAHA DOĞRU?
Günlük hayatımızda bazı sözleri o kadar sık tekrar ederiz ki
zamanla ne anlama geldiklerini düşünmeden söylemeye başlarız. Ezan okunurken
“Allahu Ekber” deriz, namazda aynı ifadeyi tekrarlarız. Sevinçli veya şaşırtıcı
olaylar karşısında da bu sözü kullanırız. Peki, söylediğimiz sözün tam olarak
ne anlama geldiğini hiç düşündük mü? Allah’ın büyüklüğünü ifade etmek için
neden ekber kelimesini kullanıyoruz? Kur’an’da Allah’ın büyüklüğünü anlatan
başka kelimeler de varken bunlar arasındaki anlam farkı nedir? “Allahu Ekber”
demeye devam mı etmeliyiz, yoksa “Allahu Kebîr” demek mi daha doğru olur?
Bu soruların cevabını bulabilmek için önce kelimelerin
anlamlarını, ardından Kur’an’daki kullanımlarını incelemek gerekir. Çünkü bir
ifadeyi doğru değerlendirebilmek için yalnızca alışkanlıklara değil, dilin
kurallarına ve Kur’an’ın ortaya koyduğu anlamlara da bakmalıyız.
Ekber Kelimesi Ne Anlama Geliyor?
Arapçada kebîr kelimesi “büyük” anlamına gelir. Ekber ise aynı kökten
gelen, karşılaştırma ve üstünlük bildiren bir kelimedir. Kullanıldığı bağlama
göre “daha büyük” veya “en büyük” şeklinde çevrilebilir. Bu iki anlam
arasındaki farkı Kur’an’daki örneklerle daha iyi anlayabiliriz.
Bakara suresinin 217. ayetinde şöyle buyrulur: “Fitne,
öldürmekten daha büyüktür.” (Bakara, 2/217) Burada ekber kelimesi iki durum
arasında karşılaştırma yapmak için kullanılmıştır. Ayetin bağlamında fitnenin,
öldürmekten daha ağır olduğu bildirilmektedir. Dolayısıyla bu cümlede kelimenin
karşılığı “daha büyüktür” şeklindedir.
Bakara suresinin 219. ayetinde de benzer bir kullanım
vardır: “İkisinde de insanlar için bazı yararlar vardır. Ancak ikisinin günahı
yararından daha büyüktür.” (Bakara, 2/219) Bu ayette içki ve kumarın bazı
yararları bulunmasına rağmen günahlarının yararlarından daha büyük olduğu
bildirilmektedir. Burada da ekber kelimesi iki durumun karşılaştırılmasını
anlatır.
Tevbe suresinin 72. ayetinde Allah’ın hoşnutluğunun daha
büyük olduğu bildirilir: “Allah’ın hoşnutluğu ise daha büyüktür. İşte büyük
kurtuluş budur.” (Tevbe, 9/72) Burada maddi bir büyüklükten değil, değer ve
üstünlük bakımından bir karşılaştırmadan söz edilmektedir.
Ankebût suresinin 45. ayetinde ise şu ifade yer alır:
“Allah’ı anmak elbette daha büyüktür.” (Ankebût, 29/45) Bu ayetteki ekber
kelimesinin neyi neyle karşılaştırdığı, ayetin bağlamı ve yorumuyla birlikte
değerlendirilmelidir. Bu örnek de kelimelerin anlamını yalnızca sözlük
karşılıklarına bakarak belirlemenin yeterli olmadığını gösterir.
Bütün bu örnekler, ekber kelimesinin Kur’an’da her zaman “en
büyük” anlamında kullanılmadığını, bağlama göre “daha büyük” anlamına da
geldiğini ortaya koyar. Ancak buradan hareketle “Allahu Ekber” ifadesinin
mutlaka “Allah başka varlıklardan daha büyüktür” anlamına geldiği sonucuna
varmak doğru olmaz. Çünkü kelimenin dil bilgisi bakımından karşılaştırma
bildirmesiyle, bir ifadenin bütün olarak ne anlattığı aynı mesele değildir.
Arapçada ekber kelimesi, kullanıldığı bağlama göre üstünlüğü ve en yüksek mertebeyi
de ifade edebilir.
Allahu Ekber Demek Ne Anlama Geliyor?
“Allahu Ekber” ifadesi geleneksel olarak “Allah en büyüktür” şeklinde
çevrilir. Oysa ekber kelimesi, Arapçada karşılaştırma ve üstünlük bildiren bir
yapıya sahiptir; bağlama göre “daha büyük” veya “en büyük” anlamına gelebilir.
Burada üzerinde düşünülmesi gereken önemli bir nokta vardır: Bir varlığı “en
büyük” olarak nitelemek, başka büyüklerin de bulunduğu düşüncesini beraberinde
getirmez mi? Allah’ın büyüklüğünü anlatırken, farkında olmadan O’nu başka
varlıklarla karşılaştıran bir ifade kullanmış olmuyor muyuz?
Elbette geleneksel anlayışta “Allahu Ekber” sözüyle Allah’ın
başka varlıklarla aynı düzeyde olduğu anlatılmak istenmez. Ancak mesele
yalnızca söyleyen kişinin neyi kastettiği değil, kullandığı kelimenin ne anlama
geldiği ve bu anlamın nasıl anlaşılabileceğidir. “En büyük” demekle “büyük”
demek aynı şey değildir. Birincisi üstünlük bakımından bir karşılaştırmayı,
ikincisi ise doğrudan büyüklük niteliğini ifade eder.
Öyleyse Allah’ın büyüklüğünü dile getirirken, O’nu başka
varlıklarla karşılaştırma ihtimali taşıyan bir kalıp yerine, doğrudan “Allah
büyüktür” anlamına gelen bir ifadeyi tercih etmek daha açık ve anlaşılır olmaz
mı? Allah’ın büyüklüğünü kabul etmek başka, bu büyüklüğü anlatırken kullanılan
kelimenin anlamını sorgulamak başkadır. Bu soruyu sormak, tek başına şirk hükmü
vermek anlamına gelmez. Ancak Allah’ın eşsizliğini ve hiçbir varlığın O’na denk
olmadığını esas alan bir anlayışta, kullandığımız sözlerin anlamını titizlikle
incelemek gerekir.
Burada bir başka ayrıntı da önemlidir: “Allahu Ekber” kalıbı
Kur’an’da aynen yer almaz. Buna karşılık Ra‘d suresinin 9. ayetinde Allah,
el-Kebîr olarak nitelenir. Kebîr, “büyük” demektir. Dolayısıyla Allah’ın
büyüklüğünü ifade etmek için Kur’an’da Allah hakkında kullanılan bu sıfata
dayanan “Allahu Kebîr” ifadesini tercih etmek mümkündür. Böylece Allah’ın
büyüklüğünü, başka varlıklarla karşılaştırma anlamı üzerinde durmadan, doğrudan
dile getirmiş oluruz.
Bu değerlendirme, “Allahu Ekber” diyen herkesin şirk
işlediği anlamına gelmez. Böyle ağır bir hükme yalnızca bir kelimenin dil
bilgisel yapısından hareketle varılamaz. Ancak bir ifadenin yüzyıllardır
kullanılıyor olması da onun anlamını sorgulamamıza engel değildir. Asıl önemli
olan, Allah’ın büyüklüğünü anlatırken ne söylediğimizi bilmek ve kullandığımız
ifadeleri Kur’an’ın ortaya koyduğu ölçüler çerçevesinde değerlendirmektir.
Kur’an’da Allahu Ekber Kalıbı Var mı?
Ezan ve namazda kullandığımız “Allahu Ekber” kalıbı Kur’an’da aynen yer
almaz. Buna karşılık Allah’ı yüceltme ve O’nun büyüklüğünü dile getirme
düşüncesi Kur’an’da açıkça bulunur.
Bakara suresinin 185. ayetinde, Allah’ın insanlara doğru
yolu göstermesine karşılık O’nun büyüklüğünün dile getirilmesi, yani tekbir
getirilmesi bildirilir. İsrâ suresinin 111. ayetinde de Allah’ın gereği gibi
yüceltilmesi emredilir. Bu ayetler, Allah’ı yüceltmenin Kur’an’da karşılığı
bulunduğunu gösterir.
Ancak burada önemli bir ayrım vardır. Allah’ı yüceltme
emrinin Kur’an’da bulunması başka, bu emri yerine getirmek için kullanılan
belirli bir söz kalıbının Kur’an’da aynen geçmesi başkadır. Bir ifadenin
Kur’an’da kelimesi kelimesine bulunmaması, tek başına onun yanlış olduğunu
kanıtlamaz. Bununla birlikte, dinî uygulamalarda kullanılan sözlerin kaynağını
ve anlamını araştırmak da önemlidir.
Kur’an Allah İçin Hangi Kelimeleri Kullanıyor?
Kur’an’da Allah’ın büyüklüğünü, yüceliğini ve azametini anlatan farklı
kelimeler kullanılır. Bakara suresinin 255. ayetinde Allah için el-Aliyy ve
el-Azîm sıfatları yer alır. Aliyy, yüceliği; Azîm ise azameti ve büyüklüğü
ifade eder. Ra‘d suresinin 9. ayetinde Allah, el-Kebîr ve el-Müteâl olarak
nitelenir. Kebîr, “büyük”; Müteâl ise yüce ve her şeyin üzerinde olan anlamını
taşır.
Bu kelimeler arasında anlam farklılıkları vardır. Allah’ın
büyüklüğünü ifade etmek istediğimizde Kebîr kelimesi özellikle dikkat
çekicidir. Çünkü Kur’an, Ra‘d suresinin 9. ayetinde Allah’ı doğrudan el-Kebîr
olarak niteler. Böylece Allah’ın büyük olduğunu ifade etmek için Kur’an’da
kullanılan bir sıfatın bulunduğunu görüyoruz.
Allah’ın keremini ve lütfunu anlatan Kerîm kelimesi de
Kur’an’da kullanılır. İnfitâr suresinin 6. ayetinde “Seni kerîm olan Rabbine
karşı aldatan nedir?” (İnfitâr, 82/6) buyrulur. Ancak Kerîm ile Kebîr aynı
anlama gelmez. Kerîm, keremi, cömertliği ve lütfu; Kebîr ise büyüklüğü ifade
eder. Dolayısıyla Allah’ın büyüklüğünü dile getirmekle O’nun keremini dile
getirmek farklı şeylerdir.
Allahu Ekber mi, Allahu Kebîr mi?
Asıl meseleye şimdi daha açık biçimde yaklaşabiliriz. Allah’ın büyüklüğünü
ifade etmek için neden “Allahu Ekber” diyoruz? Kur’an’da Allah’ın büyüklüğünü
anlatan Kebîr kelimesi açıkça kullanıldığı hâlde, neden doğrudan bu kelimeyi
esas almayalım?
Ra‘d suresinin 9. ayetinde Allah, el-Kebîr olarak nitelenir.
Bu kelime “büyük” anlamına gelir ve Allah’ın büyüklüğünü doğrudan ifade eder.
Dolayısıyla “Allahu Kebîr” dediğimizde, “Allah büyüktür” demiş oluruz. Üstelik
bu ifade, Allah hakkında Kur’an’da kullanılan bir sıfata dayanmaktadır.
“Allahu Ekber” ifadesinde ise ekber kelimesi kullanılır. Bu
kelime, bağlama göre “daha büyük” veya “en büyük” anlamına gelir. Geleneksel
anlayışta “Allah en büyüktür” şeklinde çevrilen bu ifade, Allah’ın üstünlüğünü
dile getirmek amacıyla kullanılmaktadır. Burada söz konusu ifadenin dil
bakımından yanlış olduğunu ileri sürmek gerekmiyor. Ancak Allah’ın büyüklüğünü
anlatan bir kelimeyi tercih ederken, Kur’an’ın Allah için doğrudan kullandığı
sıfatı esas almak da mümkündür.
Öyleyse neden “Allahu Kebîr” demeyi tercih etmeyelim?
Bir sözün yaygın biçimde kullanılması, o sözün tek doğru ifade olduğu
anlamına gelmez. Dinî ifadeleri değerlendirirken alışkanlıklarımızın yanında,
kelimelerin anlamlarını ve Kur’an’daki kullanımlarını da dikkate almalıyız.
Allah’ın büyüklüğünü anlatmak için Kur’an’da Kebîr sıfatı kullanılmışsa, bu
sıfatı esas alarak “Allahu Kebîr” demek anlam bakımından açık ve anlaşılır bir
tercihtir.
Burada önerilen şey, “Allahu Ekber” diyenlerin yanlış
söylediğini ilan etmek değildir. Öneri, Allah’ın büyüklüğünü dile getirirken
Kur’an’da Allah için kullanılan sıfatı doğrudan esas almaktır. Böylece “daha
büyük” veya “en büyük” biçimindeki karşılaştırma tartışmalarına girmeden,
“Allah büyüktür” anlamını açıkça ifade etmiş oluruz.
Elbette “Allahu Ekber” ifadesinin ezan ve namazda
kullanılmasıyla ilgili dinî hüküm, yalnızca kelimelerin sözlük anlamlarına
bakılarak belirlenemez. Fakat Allah’ın büyüklüğünü ifade etmek için “Allahu
Kebîr” demeyi tercih etmenin önünde de bu kelimeyi yanlış kılan bir anlam
sorunu bulunmamaktadır.
Bu nedenle Allah’ın büyüklüğünü dile getirmek için önerim,
Kur’an’da Allah hakkında kullanılan Kebîr sıfatını esas alarak “Allahu Kebîr”
ifadesini tercih etmektir. Bu tercih, “Allahu Ekber” ifadesinin kesinlikle
yanlış olduğu iddiasına değil, Allah’ın büyüklüğünü doğrudan “büyük”
anlamındaki bir kelimeyle ifade etme düşüncesine dayanmaktadır.
Sonuçta mesele, bir sözü sırf alışkanlık olduğu için
tekrarlamak veya farklı bir ifade kullananı yanlış ilan etmek değildir. Mesele,
ne söylediğimizi bilmek ve Allah’ı anarken kullandığımız kelimeleri bilinçli
biçimde seçmektir. Kur’an’da Allah için kullanılan Kebîr sıfatı ortadayken,
“Allahu Kebîr” demeyi tercih etmek için anlaşılır ve doğrudan bir gerekçemiz
vardır.
Alışkanlıklarımızı mı, Anlamı mı Esas Alacağız?
Bir sözü uzun yıllardır kullanıyor olmamız, onun anlamını araştırmamıza
engel olmamalıdır. Din adına söylediğimiz sözlerin ne anlama geldiğini,
Kur’an’da hangi kelimelerin kullanıldığını ve ifadelerimizin hangi temele
dayandığını sorgulamak, hakikati aramanın doğal bir parçasıdır.
Ancak araştırırken bir aşırılıktan da kaçınmak gerekir. Bir
ifadenin Kur’an’da aynen bulunmadığını görmek, onu hemen yanlış ilan etmek için
yeterli değildir. Aynı şekilde, bir sözün gelenekte yerleşmiş olması da onun
Kur’an’da aynen geçtiğinin kanıtı sayılamaz. Her iki durumda da kelimenin
anlamını, dil yapısını ve Kur’an’daki kullanımını birlikte değerlendirmeliyiz.
Bu incelemenin sonunda ulaşılan sonuç şudur: Ekber kelimesi,
Kur’an’da bağlama göre “daha büyük” veya “en büyük” anlamında kullanılır.
“Allahu Ekber” ifadesi Allah’ın üstünlüğünü ve yüceliğini dile getirir; ancak
ezan ve namazda kullandığımız biçimiyle Kur’an’da aynen yer almaz. Buna
karşılık Allah’ı yüceltme düşüncesi Kur’an’da bulunur ve Allah, Ra‘d suresinin
9. ayetinde el-Kebîr olarak nitelenir.
Allah’ın büyüklüğünü ifade etmek için “Allahu Kebîr” demeyi
tercih etmek, Kur’an’da Allah için kullanılan bir sıfata dayanmak demektir.
Fakat bu tercih, “Allahu Ekber” ifadesinin yanlış olduğu veya kullanılmaması
gerektiği sonucunu kendiliğinden doğurmaz. Önemli olan, kullandığımız sözlerin
anlamını bilmek ve bir ifadeyi değerlendirirken dil bilgisiyle dinî hükmü
birbirine karıştırmamaktır.
Din adına ulaşılan sonuçlar, alışkanlıklara veya ilk bakışta
doğru görünen düşüncelere değil, araştırmaya ve sağlam gerekçelere
dayanmalıdır. Bir kelimenin anlamından çıkarılabilecek sonuçla dinî bir
uygulama hakkında verilecek hüküm birbirinden ayrılmalıdır. Böylece hem
kullandığımız sözlerin anlamını daha iyi kavrar hem de kanıtlanmamış iddialarla
kesin hükümler vermekten kaçınırız.
Gerçek olan Allah’ın lütfu, hata ise benim aczimdendir.
Selam ve esenlik, hakikati arayan ve yalnızca Allah'ın
kitabını kendisine rehber edinenlerin üzerine olsun.
aydinorhon.com