İnsan için en tehlikeli yanılgılardan biri, yanlış bir yolda
olduğunu fark etmeden doğru yolda yürüdüğünü sanmasıdır. Çünkü insan yanlış
yaptığını biliyorsa kendisini sorgulayabilir ve hatasından dönebilir. Asıl
tehlike, yanlışın doğru olduğuna inanılmasıdır. Böyle bir durumda kişi
kendisini düzeltmesi gerektiğini düşünmez; aksine, doğru yaptığını zannederek
aynı yönde ilerlemeye devam eder.
Zuhruf sûresinin 36. ayeti, bu yanılgının nasıl başladığına
dikkat çeker:
“Kim Rahmân’ın zikrinden yüz çevirirse, biz ona bir şeytan musallat ederiz;
artık o, onun ayrılmaz bir arkadaşı olur.”
(Zuhruf, 43/36)
Burada önce bir uzaklaşmadan söz edilir: Rahmân’ın zikrinden yüz çevirmek.
Ardından bu uzaklaşmanın insanı ne hâle getirdiği bildirilir. İnsan Allah’ın
hatırlatmasından uzaklaştıkça, onu doğru yoldan uzaklaştıracak etkilere açık
hâle gelir. Ayetin “ayrılmaz bir arkadaş” ifadesiyle dikkat çektiği nokta da
budur. Yanlış yönlendirme artık dışarıdan gelip geçen bir etki olmaktan çıkar,
insanın yanında sürekli bulunan bir etkiye dönüşür.
- ayet
ise bu etkinin en tehlikeli sonucunu gösterir:
“Şüphesiz bunlar, onları yoldan alıkoyarlar da onlar
kendilerinin doğru yolda olduklarını sanırlar.”
(Zuhruf, 43/37)
Dikkat edelim: Ayet yalnızca “yoldan alıkoyarlar” demiyor. Hemen ardından, “onlar
kendilerinin doğru yolda olduklarını sanırlar” diyerek çok daha derin bir
yanılgıya işaret ediyor. Sorun yalnızca insanın yönünün değişmesi değildir;
yönü değiştiği hâlde bunu fark edememesidir.
İşte ayetin bu ikinci kısmı, insanın kendi durumunu
sorgulaması açısından son derece önemlidir. Çünkü insan her zaman yanlış
yaptığını bilerek yanılmaz. Bazen yanlış yönlendirilir ve bunu doğru zanneder.
Böyle olunca da kendisini düzeltme ihtiyacı hissetmez. Kendi kanaatini doğru
kabul ettiği için karşısındaki uyarıyı da gereksiz görmeye başlayabilir.
Buradan hareketle insanın kendisine şu soruyu sorması
gerekir: “Ben gerçekten doğru yolda mıyım, yoksa doğru yolda olduğumu mu
sanıyorum?”
Bu soru, insanı başkalarını değil önce kendisini sorgulamaya
götürür. Çünkü bir şeye samimiyetle inanmak, onun mutlaka doğru olduğunu
göstermez. İnsan kendi kanaatlerinin, çevresinin ve alışkanlıklarının etkisinde
kalabilir. Bu yüzden yalnızca “Ben neye inanıyorum?” sorusu yeterli değildir; “İnandığım
şeyin doğru olduğunu nereden biliyorum?” sorusu da sorulmalıdır.
Ayetlerin devamı, bu yanılgının nereye varabileceğini
göstererek konuyu daha da çarpıcı hâle getirir:
“Nihayet bize geldiği zaman, ‘Keşke benimle senin aranda doğu ile batı kadar
uzaklık bulunsaydı! Ne kötü arkadaşmışsın!’ der.”
(Zuhruf, 43/38)
Burada artık dünyadaki yanılgının sonucu ortaya çıkmaktadır. Dünyadayken
kendisini doğru yolda sanan insan, gerçeği gördüğü zaman kendisini yanlış
yönlendiren etkiden uzak olmayı dilemektedir. Fakat artık dileğin hiçbir şeyi
değiştirmeyeceği bir noktaya gelmiştir.
Böylece 36. ayette başlayan süreç, 37. ayette insanın
yanılgısıyla, 38. ayette ise bu yanılgının doğurduğu pişmanlıkla tamamlanır:
Allah’ın zikrinden yüz çevirme, yanlış yönlendirmeye açık hâle gelme, yanlış
yolda olduğu hâlde doğru yolda olduğunu sanma ve sonunda gerçeği fark ederek
pişman olma.
Ayetlerin ortaya koyduğu bu tablo, insana önemli bir sorumluluk yükler. İnsan
yalnızca kendisini yanlış yönlendiren etkilerden sakınmakla yetinmemeli; kendi
düşüncelerini de sürekli hakikat ölçüsünde değerlendirmelidir. Çünkü insanın en
büyük yanılgılarından biri, kendi kanaatini hakikatin kendisi zannetmesidir.
Özellikle din konusunda bu mesele daha da önemlidir. İnsan
Allah’ın zikrinden ve kitabından uzaklaştığında, kendisine aktarılan
düşünceleri hakikatin kendisi sanabilir. Bir inancın yaygın olması, uzun
zamandır aktarılması veya birçok insan tarafından benimsenmesi, onu
kendiliğinden doğru hâle getirmez. Ölçü, insanların ne kadar inandığı değil,
Allah’ın ne söylediğidir.
Bu nedenle insan zaman zaman kendi inancına dışarıdan
bakabilmelidir. “Ben bunu gerçekten Allah’ın bildirdiği için mi kabul ediyorum,
yoksa bana böyle öğretildiği için mi doğru olduğunu düşünüyorum?” diye
sormalıdır. Böyle bir sorgulama imanı zayıflatmak değil, hakikate karşı samimi
olmanın bir gereğidir.
Zuhruf 36-38’in asıl uyarısı da burada bütün ağırlığıyla
ortaya çıkar: İnsan yalnızca yanlış yola götürülebilir değildir; yanlış yola
götürüldüğü hâlde kendisini doğru yolda sanabilir. Bu nedenle insanın güvenmesi
gereken şey, kendi kanaatinin kesinliği değil, Allah’ın gösterdiği ölçüdür.
Çünkü yanlış yolda olduğunu bilen insanın dönüş ihtimali
vardır. Fakat yanlış yolda olduğu hâlde doğru yolda olduğunu sanan insan,
dönmesi gerektiğini bile düşünmez.
Gerçek olan Allah’ın lütfu, hata ise benim aczimdendir.
Selam ve esenlik, hakikati arayan ve yalnızca Allah'ın
kitabını kendisine rehber edinenlerin üzerine olsun.
aydinorhon.com