NAMUS VE İFFET SADECE KADININ SORUMLULUĞU MU?
Namus ve iffet denildiğinde toplumun zihninde çoğu zaman ilk
olarak kadın belirir. Kadının nasıl giyineceği, kiminle konuşacağı, nereye
gideceği, nasıl davranacağı ve hatta bazen nasıl güleceği bile namus meselesi
yapılır. Erkek söz konusu olduğunda ise aynı hassasiyet çoğu zaman ortadan
kalkar. Kadın için “namussuz” veya “iffetsiz” denilen bir davranış, erkek
yaptığında “çapkınlık” olarak adlandırılabilir. Böylece aynı davranış kadın
için ahlâksızlık, erkek için ise hayatın doğal bir parçası hâline getirilir.
Oysa Kur’an’a bakıldığında böyle bir çifte standardın
bulunmadığı görülür. Kur’an, iffet konusunda önce erkeklere, ardından kadınlara
sorumluluk yükler:
“Mümin erkeklere söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını
korusunlar. Bu davranış onlar için daha nezihtir. Şüphe yok ki Allah onların
yaptıklarından hakkıyla haberdardır.”
(Nûr, 24/30)
“Mümin kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını
korusunlar...”
(Nûr, 24/31)
Burada dikkat çekici olan, Kur’an’ın kadının iffeti hakkında konuşmadan önce
erkeğin bakışını ve iffetini gündeme getirmesidir. Dolayısıyla erkeğin kendi
nefsini kontrol etmesi onun sorumluluğudur. Kadının varlığı, kıyafeti veya
davranışı erkeğin bu sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Erkek kendi gözünden,
kendi arzusundan ve kendi davranışından sorumludur. Aynı şekilde kadın da kendi
davranışından sorumludur.
İffet Kadına Özgü Bir Sorumluluk Değildir
Kur’an’ın başka bir ayetinde erkek ve kadın, namuslarını koruma konusunda
birlikte anılır:
“Şüphesiz müslüman erkeklerle müslüman kadınlar, mümin erkeklerle mümin
kadınlar, itaatkâr erkeklerle itaatkâr kadınlar, doğru erkeklerle doğru
kadınlar, sabreden erkeklerle sabreden kadınlar, Allah’a derinden saygı duyan
erkeklerle Allah’a derinden saygı duyan kadınlar, sadaka veren erkeklerle
sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkeklerle oruç tutan kadınlar, namuslarını
koruyan erkeklerle namuslarını koruyan kadınlar, Allah’ı çokça anan erkeklerle
Allah’ı çokça anan kadınlar var ya, işte onlar için Allah bağışlanma ve büyük
bir mükâfat hazırlamıştır.”
(Ahzâb, 33/35)
Kur’an burada namuslarını koruyan erkeklerden de açıkça söz etmektedir.
Dolayısıyla “namus kadının meselesidir” anlayışının Kur’an’da bir karşılığı
yoktur. İffet, erkeğin de kadının da ahlâkî sorumluluğudur.
Buna rağmen günlük hayatta “namussuz erkek” ifadesi
neredeyse hiç kullanılmazken, kadınlar için bu ifade çok kolay
kullanılabilmektedir. Evli olduğu hâlde başka kadınlarla ilişki kuran erkek
“çapkın” diye anılabilir. Aynı davranışı yapan kadın ise “namussuz” ilan
edilir. Böylece davranışın kendisi değil, davranışı yapan kişinin cinsiyeti
belirleyici hâle gelir.
Kur’an’ın ölçüsünde ise böyle bir ayrıcalık yoktur. Bir
davranış ahlâken yanlışsa, onu yapan kişinin erkek veya kadın olması davranışın
niteliğini değiştirmez.
“Çapkınlık” Ahlâkî Bir Ayrıcalık Değildir
“Bir çiçekle ömür biter mi?” sözü, erkeğin evlilik dışındaki ilişkilerini
hafife alan anlayışın özeti gibidir. Kendini bir çiçekten diğerine konan
kelebek gibi gören erkek, bunu erkekliğin doğal bir sonucu olarak görebilir.
Fakat aynı erkek, eşi başka bir erkekle ilişki kurduğunda aynı özgürlüğü kadına
tanımayacaktır. Bu kez kadın “namussuz” olacaktır.
Buradaki sorun yalnızca evlilik dışı ilişki değildir. Asıl
sorun, aynı davranışın erkek ve kadın için farklı ahlâk ölçüleriyle
değerlendirilmesidir. Erkek yaptığında “çapkınlık” denilen davranış kadın
yaptığında “namussuzluk” olarak görülüyorsa ortada iki ayrı ahlâk standardı
vardır.
Kur’an ise erkeği nefsinin peşinden gitmekte serbest
bırakmaz. Ona gözlerini haramdan sakınmasını ve iffetini korumasını emreder. Bu
nedenle erkeğin cinsel arzularını kontrol edememesini “erkek tabiatı” diyerek
normalleştirmek, Kur’an’ın erkeğe yüklediği sorumluluğu hafife almak olur.
Kadının Namusu Neden Erkeğin Şerefi Sayılıyor?
Geleneksel anlayışta kadının namusu çoğu zaman babasının, ağabeyinin veya
kocasının şerefiyle ilişkilendirilir. Kadının davranışı erkeğin itibarı
üzerinden değerlendirilir. Bunun sonucunda kadın sürekli denetlenen, erkek ise
denetleyen taraf hâline gelir.
Oysa Kur’an insanı öncelikle kendi sorumluluğuyla
değerlendirir. Ahzâb 35’te erkek ve kadınların imanından, doğruluğundan,
sabrından, ibadetinden, sadakasından, orucundan, iffetinden ve Allah’ı
anmasından ayrı ayrı söz edilmesi bunun açık göstergesidir. Kadının iffeti
erkeğin sahip olduğu bir değer değildir; kadının Allah karşısındaki kendi
sorumluluğudur. Aynı şekilde erkeğin iffeti de kadının sorumluluğu değildir.
Bu ayrım önemlidir. Çünkü bir kadının davranışını “erkeğin
namusu” olarak görmek, kadının kendi iradesi ve sorumluluğu bulunan bağımsız
bir insan olduğu gerçeğini ikinci plana itebilir. Kur’an’ın yaklaşımında ise
erkek de kadın da kendi davranışlarından sorumludur.
Erkeğin Bakışını Kadının Kıyafetiyle Açıklamak
Kadınların kıyafeti konusunda yapılan tartışmalarda sıkça erkeğin bakışı
gerekçe gösterilir. “Kadın böyle giyinirse erkek bakar” denilir ve erkeğin
davranışının sorumluluğu kadının üzerine taşınabilir. Oysa Kur’an erkeğe
doğrudan kendi gözünü kontrol etmesini emretmektedir: “Mümin erkeklere söyle,
gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. Bu davranış onlar için
daha nezihtir. Şüphe yok ki Allah onların yaptıklarından hakkıyla haberdardır.”
(24/30) Bu ayetin ardından kadınlara da kendi sorumlulukları bildirilir.
Dolayısıyla Kur’an’ın ortaya koyduğu düzen, bir tarafın diğer tarafın
davranışından sorumlu tutulduğu bir düzen değildir. Erkek kendi gözünü
koruyacak, kadın da kendi sınırlarını koruyacaktır.
Bu durum kadınların davranışlarıyla ilgili hiçbir ölçü
bulunmadığı anlamına gelmez. Nûr 31’de kadınlara da açık sorumluluklar
verilmiştir. Fakat kadının sorumluluğunu anlatırken erkeğin sorumluluğunu
ortadan kaldırmak, ayetlerin birlikte ortaya koyduğu dengeyi bozmak olur.
Evlilik Yalnızca Erkeğin Hoşnutluğu İçin Değildir
Kadın ve erkek ilişkilerindeki çifte standardın başka bir boyutu da erkeğin
hoşnutluğunun merkeze alınmasıdır. Rivayet literatüründe kadının kocasına
itaati ve onu hoşnut etmesi konusunda oldukça ağır ifadeler taşıyan rivayetler
bulunmaktadır. Tirmizî’de yer alan bir rivayette, bir kimseye başka bir insana
secde etmesini emredecek olsaydı kadına kocasına secde etmesini emredeceği
anlamında bir ifade aktarılır. İbn Mâce’de de kocanın cinsel isteğini geri
çeviren kadın hakkında ağır bir ifade içeren bir rivayet bulunmaktadır.
Bu rivayetler hadis kaynaklarında yer alıyor ve bazı hadis
âlimlerince sahih kabul ediliyor olabilir. Ancak bir rivayetin hadis ilmindeki
sıhhat değerlendirmesi ile Allah’tan gelen vahiy olması aynı şey değildir. Bir
rivayetin tarihsel aktarımının güvenilir kabul edilmesi, onun Kur’an’dan
bağımsız bir din hükmü hâline gelmesini gerektirmez.
Kur’an’ın evlilik anlayışına baktığımızda ise eşler
arasındaki ilişkiyi huzur, sevgi ve merhamet üzerinden tanımlayan bir yapı
görülür:
“Kendileri ile huzur bulasınız diye sizin için türünüzden eşler yaratması ve
aranızda bir sevgi ve merhamet var etmesi de onun delillerindendir. Şüphesiz
bunda düşünen bir toplum için elbette ibretler vardır.”
(Rûm, 30/21)
Bu ayette evlilik, bir tarafın diğer taraf üzerindeki mutlak hâkimiyeti olarak
anlatılmıyor. Huzur, sevgi ve merhamet ön plana çıkarılıyor. Bunlar yalnızca
erkeğin ihtiyaçları değildir. Kadın da evlilik içinde huzur, sevgi, saygı ve
merhamet görmelidir.
Kadının Hoşnutluğu Neden Aynı Ölçüde Konuşulmuyor?
Erkeğin hoşnut edilmesi dinî bir görev olarak anlatılırken kadının hoşnutluğu
ikinci plana atılıyorsa burada ciddi bir dengesizlik ortaya çıkar. Kadının da
duyguları, ihtiyaçları ve iradesi vardır. Evlilik yalnızca erkeğin cinsel veya
duygusal ihtiyaçlarının karşılandığı bir ilişki değildir.
Kur’an’ın şu emri de bu açıdan önemlidir:
“Onlarla iyi geçinin. Eğer onlardan hoşlanmadıysanız, olabilir ki, siz bir
şeyden hoşlanmazsınız da Allah onda pek çok hayır yaratmış olur.”
(Nisâ, 4/19)
Burada erkeklere eşleriyle iyi geçinmeleri söylenmektedir. Bir erkeğin eşinde
hoşlanmadığı bir özellik bulunması, ona kötü davranmasının gerekçesi
yapılmamaktadır. Bu yaklaşım, kadını yalnızca erkeğin hoşnutluğunu sağlamakla
yükümlü bir konuma yerleştiren anlayıştan farklıdır.
Üstelik rivayet literatüründe erkeğin eşine iyi davranmasını
öne çıkaran rivayetler de vardır. Sahih Müslim’de, mümin erkeğin eşinin bir
özelliğinden hoşlanmıyorsa başka bir özelliğinden hoşlanabileceği anlamındaki
rivayet yer almaktadır. Tirmizî’de ise ailesine karşı en hayırlı olan kimsenin
en hayırlı insanlardan olduğu anlamındaki rivayet aktarılmaktadır.
Bunlar dikkate alındığında, rivayet literatürünün kendi
içinde de tek yönlü bir aile anlayışının bulunmadığı görülür. Ancak hangi
rivayetin dinî hüküm olarak kabul edileceği konusunda temel ölçünün Kur’an
olması gerektiği düşüncesi ayrıca korunmalıdır.
“Sahih Hadis” ile “Vahiy” Aynı Şey Değildir
Burada önemli bir ayrımın altını çizmek gerekir. “Bu hadis sahih midir?” sorusu
ile “Bu Allah’ın vahyi midir?” sorusu aynı soru değildir. Birinci soru,
rivayetin tarihsel aktarımının güvenilirliğiyle ilgilidir. İkinci soru ise
sözün kaynağının Allah olup olmadığıyla ilgilidir.
Hadis kaynaklarında sahih kabul edilen bir rivayet,
Kur’an’da bulunmayan bir hükmü Allah’ın kitabına ekleyen bağımsız bir vahiy
hâline gelemez. Çünkü din adına konulacak hükmün Allah’a ait olduğunun delili
gerekir.
Bu nedenle kadın-erkek ilişkileri konusunda rivayetler
değerlendirilirken de aynı ölçü kullanılmalıdır. Bir rivayet kadını erkeğin
mutlak itaati altında gösteriyorsa, bunun Kur’an’ın kadın ve erkek için ortaya
koyduğu sorumluluklarla nasıl bağdaştığı sorgulanmalıdır. Kur’an erkeğe de
iffet emrediyor, kadına da. Erkeğe de gözünü korumasını söylüyor, kadına da.
Evliliği de sevgi ve merhamet temeli üzerinde anlatıyor.
Dolayısıyla Kur’an’ın açık ilkeleriyle bağdaşmayan bir
anlayışı sırf bir rivayette bulunduğu için dinin değişmez hükmü hâline
getirmek, Kur’an’ın ölçü olma konumunu zayıflatır.
Kız Çocuklarını Okutmayın Sözü Din midir?
Kadınların eğitimine karşı çıkan bazı çevrelerde “kız çocuklarını okutmayın”
şeklindeki sözler zaman zaman dinî bir tavsiye veya hüküm gibi sunulmaktadır.
Oysa Kur’an’da kız çocuklarının okutulmamasını emreden bir ayet yoktur. Bu
nedenle böyle bir söz din adına söylenecekse bunun Kur’an’daki delili
gösterilmelidir.
Daha da dikkat çekici olan, kız çocuklarının eğitimine karşı
çıkan anlayışın ihtiyaç duyduğunda eğitimli kadınlardan hizmet beklemesidir.
Kız çocuklarının okutulmasına karşı çıkıp kendi eşi veya kızı için kadın doktor
aramak bunun açık bir örneğidir. Kadın doktorun varlığı isteniyorsa, o doktorun
eğitim almasına da imkân tanınması gerekir. Kadınların eğitimini engelleyip
sonra eğitimli kadınlardan hizmet beklemek kendi içinde bir çelişkidir.
Burada mesele yalnızca toplumsal tutarlılık değildir. Bir
görüş “din böyle emrediyor” diyorsa, bunun Allah’ın kitabındaki delili ortaya
konulmalıdır. Din adına söylenmiş olması, bir sözü kendiliğinden dinî hüküm
hâline getirmez.
Kadınların Ticaret Ve Toplum Hayatındaki Yeri
Kadınların toplum hayatından tamamen çekilmesi gerektiğini savunan anlayışın
karşısında, Nebi Muhammed’in eşi Hatice’nin ticaretle uğraştığına ilişkin
tarihî bilgiler de bulunmaktadır. Ancak Hatice’nin ticari faaliyetleriyle
ilgili ayrıntıların önemli bölümü siyer ve tarih kaynaklarından geldiği için
bunların her ayrıntısını Kur’an ayeti veya kesin dinî hüküm gibi sunmak doğru
olmaz.
Bununla birlikte Kur’an’da kadınların ticaret yapmasını,
çalışmasını veya toplum içinde bulunmasını genel olarak yasaklayan bir hüküm
bulunmamaktadır. Kadın ve erkek, Allah karşısında kendi sorumluluklarını
taşıyan iki insandır. Bu nedenle kadınların eğitimine, çalışmasına veya
toplumun ihtiyaç duyduğu alanlarda görev almasına yönelik genel yasaklar ileri
sürüldüğünde, bunların Kur’an’daki açık dayanağının gösterilmesi gerekir.
Namusun Ölçüsü Cinsiyete Göre Değişir mi?
Bir erkek eşini aldatınca “çapkın”, kadın aynı şeyi yapınca “namussuz”
deniliyorsa burada namusun kendisi değil, namus anlayışı sorgulanmalıdır. Çünkü
ahlâkî bir davranışın niteliği onu yapan kişinin cinsiyetine göre değişmez.
Kur’an’ın ortaya koyduğu ölçü bu konuda nettir. Erkek de
gözlerini haramdan sakınacak ve iffetini koruyacak, kadın da aynı sorumluluğu
taşıyacaktır. Ahzâb 35’te namuslarını koruyan erkeklerle kadınların birlikte
anılması da bunu açıkça ortaya koymaktadır.
Bu nedenle “erkektir, çapkınlık yapar” anlayışı Kur’an’dan
çıkarılamaz. Erkek de kendi nefsinden sorumludur. Evlilik dışı ilişkisini
“erkek tabiatı” diyerek meşrulaştıramaz. Kendi davranışının sorumluluğunu
kadının kıyafetine, davranışına veya varlığına yükleyemez.
Aynı şekilde kadın da kendi davranışlarından sorumludur.
Kur’an kadına da gözlerini ve iffetini korumasını emretmektedir. Dolayısıyla
Kur’an’ın ortaya koyduğu ahlâk, kadını erkeğin karşısında sürekli denetlenen,
erkeği ise denetleyen taraf hâline getiren bir ahlâk değildir.
Namus Ve İffet Ortak Bir Sorumluluktur
Kur’an’ın ortaya koyduğu tabloya bakıldığında sonuç açıktır: Namus ve iffet
yalnızca kadının sorumluluğu değildir. Erkek de iffetini korumak zorundadır.
Erkek de gözünü haramdan sakınmak zorundadır. Erkek de evlilikte sadakat
göstermek zorundadır. Kadın da aynı sorumlulukları taşır.
Bu nedenle toplumun erkeğin iffetsizliğini “çapkınlık” adı
altında hafifletmesi, buna karşılık kadının davranışını “namus” üzerinden ağır
biçimde yargılaması Kur’an’ın ortaya koyduğu ölçüyle bağdaşmaz.
Kur’an’ın dikkat çektiği temel nokta, kadın bedenini sürekli
denetlemek değil, hem erkeği hem kadını kendi davranışlarından sorumlu
tutmaktır. Nûr 30’da erkeğe, Nûr 31’de kadına hitap edilmesi; Ahzâb 35’te ise
namuslarını koruyan erkeklerle kadınların birlikte zikredilmesi bunun açık
göstergesidir.
Namus, erkeğin kadın üzerinde kurduğu bir denetim alanı
değildir. İffet de kadının erkeğin zaaflarından sorumlu tutulması değildir. Her
insan kendi davranışından sorumludur.
Bu nedenle kendisini bir çiçekten diğerine konan kelebek
gibi gören erkek, önce kendi gözünü ve nefsini sorgulamalıdır. Çünkü Kur’an’ın
erkeğe söylediği şey, “Sen erkeksin, çapkınlık yapabilirsin” değildir.
Söylediği şey açıktır: Mümin erkeklere söyle, gözlerini haramdan
sakınsınlar, ırzlarını korusunlar.
Kadına da aynı şekilde sorumluluk yüklenmiştir. Böylece Kur’an, erkek ve kadın
için iki ayrı ahlâk değil, aynı Allah’ın karşısında ortak bir sorumluluk ortaya
koymaktadır.
Asıl adalet de burada başlar. Kadından beklenen namus ve
iffetin aynısı erkekten de beklenmelidir. Erkek için “çapkınlık” adı altında
hoş görülen bir davranış kadın için yanlış kabul ediliyorsa, artık Kur’an’ın
ahlâkından değil, toplumun çifte standardından söz ediliyor demektir.
Gerçek olan Allah’ın lütfu, hata ise benim aczimdendir.
Selam ve esenlik, hakikati arayan ve yalnızca Allah'ın
kitabını kendisine rehber edinenlerin üzerine olsun.
aydinorhon.com