ALLAH’IN DİNİ BİR, ŞERİATLAR NEDEN FARKLI?
Allah’ın dini bir, yasası değişmez ise geçmişte yaşayan
insanlara bildirilen hükümlerle bugün Kur’an’da yer alan hükümler neden
farklıdır? Allah, kendi yasasında hiçbir değişiklik olmadığını bildiriyorsa bu
farklılık nasıl açıklanmalıdır? Âdem’den başlayarak bütün insanlara aynı temel
ölçülerin bildirilmiş olması gerekmez mi? Öyleyse farklı şeriatların ortaya
çıkmasını Allah’ın değişen hükümleriyle mi, yoksa insanların zaman içinde
değiştirdiği anlayış ve uygulamalarla mı açıklamalıyız?
Bu soruların cevabını ararken öncelikle Allah’ın değişmez
yasası ile insanların zaman içinde oluşturduğu farklı şeriat anlayışlarını
birbirinden ayırmamız gerekiyor. Çünkü Allah’ın bir dönemde başka, sonraki
dönemde başka bir yasa belirlediğini kabul etmek, O’nun değişmezliğine ilişkin
ayetleri de yeniden düşünmeyi gerektirir.
Allah’ın Yasası Değişmez
Kur’an’da Allah, koyduğu yasalarda herhangi bir değişiklik bulunmadığını açıkça
bildirir. Bu, üzerinde özellikle durulması gereken bir ilkedir.
Allah’ın öteden beri süregelen kanunu budur. Allah’ın kanununda asla bir
değişiklik bulamazsın. (Fâtır, 35/43)
Bu ayetin ortaya koyduğu gerçek oldukça açıktır: Allah’ın yasası değişmez. O
hâlde Allah’ın bir dönemde koyduğu yasayı başka bir dönemde değiştirdiğini
ileri sürerken bu ayeti nasıl değerlendireceğiz? Allah bir şeyi doğru kabul
edip daha sonra yanlış mı bulmuştur? Önceden belirlediği bir hükmün artık
geçerli olmadığını mı düşünmüştür? Böyle bir yaklaşım, Allah’ın bilgisinde veya
koyduğu yasada sonradan bir değişiklik meydana geldiği düşüncesine kapı aralar.
Oysa Allah’ın bilgisi eksilmez, yanılmaz ve sonradan yeni
bir bilgi edinmeye ihtiyaç duymaz. Değişen Allah değil, insanlardır. İnsanların
anlayışları, tercihleri, davranışları ve oluşturdukları toplumsal düzenler
değişebilir. Bu değişimi Allah’ın yasasının değişmesiyle karıştırmamak gerekir.
Nitekim Kur’an bu konuda da önemli bir ölçü verir:
Bir toplum kendilerinde olanı değiştirmedikçe Allah onların durumunu
değiştirmez. (Ra‘d, 13/11)
Burada değişimin başlangıç noktasına dikkat edilmelidir. İnsanlar kendilerinde
olanı değiştirir; Allah da onların değişen durumuna göre karşılık verir.
Dolayısıyla ortaya çıkan sonuç, Allah’ın yasasını değiştirdiği anlamına gelmez.
İnsanların yaptıkları ve tercih ettikleri, Allah’ın değişmez yasasının
sonuçlarıyla karşılaşmalarına neden olur.
Şeriatların Farklılığı Nasıl Ortaya Çıktı?
Kur’an’da farklı topluluklar için farklı şeriatlardan söz edilir. Konuyla
ilgili en çok gündeme getirilen ayetlerden biri Mâide suresinin 48. ayetidir:
... Sizden her biriniz için bir şeriat ve bir yol koyduk. Allah dileseydi
elbette sizi tek bir ümmet yapardı. Fakat verdiği şeylerde sizi imtihan etmek
için ümmetlere ayırdı. Öyle ise iyiliklerde yarışın. Hepinizin dönüşü
Allah’adır. O zaman anlaşmazlığa düşmüş olduğunuz şeyleri size bildirecektir.
(Mâide, 5/48)
Bu ayetteki ifadeyi Kur’an’ın bütünü içerisinde değerlendirmek zorundayız.
Özellikle Allah’ın yasasının değişmediğini bildiren ayetleri görmezden gelerek
yalnızca burada geçen şeriat farklılığından hareket etmek doğru bir sonuca
ulaştırmaz.
Burada üzerinde düşünmemiz gereken bir başka husus da
ayetteki “kıldık” ifadesidir. Kur’an’da bir insanın gerçekleştirdiği bir
davranışın Allah’a nispet edildiği örnekler de vardır. Enfâl suresinde bunun
dikkat çekici bir örneğini görürüz:
Attığın zaman da sen atmadın, fakat Allah attı... (Enfâl, 8/17)
Şimdi burada Allah'ın fiziksel olarak bir oku veya bir şeyi eline alıp
attığını, bir insanın yaptığı işi bizzat kendisinin gerçekleştirdiğini
söyleyebilir miyiz? Elbette hayır. Fiili gerçekleştiren insan olduğu hâlde
ayette bu eylem Allah’a nispet edilmektedir. Çünkü olayın gerçekleşmesinde
Allah’ın iradesi, düzeni ve belirlediği yasalar söz konusudur.
Bu örnek, Kur’an’da bir eylemin Allah’a nispet edilmesinin
her zaman o eylemin doğrudan Allah tarafından, insanın dışında
gerçekleştirildiği anlamına gelmediğini gösterir. Dolayısıyla Mâide suresindeki
şeriatların farklılığına ilişkin ifadeyi de Allah’ın değişmez yasasını
değiştirdiği şeklinde yorumlayamayız.
Burada bizim üzerinde durduğumuz husus şudur: Şeriatların
farklılaşması, insanların zaman içerisinde değiştirdiği anlayış ve
uygulamalarla ilgilidir. Allah’ın değişmez yasası ise bütün bu değişimlerin
üzerinde varlığını sürdürür.
İnsanların Değiştirdiği, Allah’ın Değişmez Yasasıdır
İnsanlık tarihi boyunca toplumların inançlarında, geleneklerinde, yönetim
biçimlerinde ve din adına oluşturdukları uygulamalarda büyük değişiklikler
yaşanmıştır. Bir dönemde benimsenen bir uygulama, sonraki dönemlerde farklı
biçimlere dönüşmüş; insanların din anlayışlarına kendi kabulleri, çıkarları ve
gelenekleri karışmıştır.
Bu nedenle geçmişteki bütün uygulamaları doğrudan Allah’ın
koyduğu hükümler olarak değerlendiremeyiz. Bir toplumun belirli bir uygulamayı
benimsemiş olması, o uygulamanın Allah tarafından değişmez bir yasa olarak
belirlendiğini göstermez.
Burada din ile insanların din adına oluşturdukları
uygulamaları birbirinden ayırmak gerekir. Allah’ın elçileri aracılığıyla
bildirdiği dinin temelinde birlik vardır. Şûrâ suresinde bu birlik şöyle ifade
edilir:
Allah, Nuh’a emrettiği şeyi, sana vahyettiğimizi, İbrahim’e, Musa’ya ve
İsa’ya emrettiğimizi sizin için de din olarak belirledi. Şöyle ki: Dini doğru
tutun ve onda ayrılığa düşmeyin. (Şûrâ, 42/13)
Bu ayet, Allah’ın Nuh’a, İbrahim’e, Musa’ya, İsa’ya ve Muhammed’e bildirdiği
dinin temelinde bir ayrılık bulunmadığını gösterir. Hepsinin çağrısı aynı
Allah’a yönelmek, O’na ortak koşmamak ve O’nun bildirdiği dine bağlı kalmaktır.
Öyleyse farklı dönemlerde ortaya çıkan dinî uygulamaları ve
şeriat anlayışlarını değerlendirirken bu temel birliği gözden kaçırmamalıyız.
İnsanların oluşturduğu farklılıkları Allah’ın değişen hükümleri olarak
göstermek, dinin kaynağıyla insanların yaptıklarını birbirine karıştırmaktır.
Toplumların Değişen Uygulamaları
Geçmiş toplumlarda görülen bazı uygulamalar, bu ayrımı daha iyi anlamamıza
yardımcı olur. Örneğin kız çocuklarının diri diri toprağa gömülmesi, Kur’an’da
ele alınan toplumsal kötülüklerden biridir.
Diri diri toprağa gömülen kıza, hangi günah sebebiyle öldürüldüğü
sorulduğunda... (Tekvîr, 81/8-9)
Bu davranış Allah’ın koyduğu bir yasa değil, insanların gerçekleştirdiği bir
zulümdür. Kur’an bu uygulamayı onaylamaz; aksine insanın vicdanını sarsacak
biçimde mahkûm eder. Burada değişen Allah’ın hükmü değil, insanların
davranışlarıdır.
Kölelik ve cariyelik konusu da geçmiş toplumların sosyal
düzeni içerisinde değerlendirilmelidir. Kur’an köle azat etmeyi değerli bir
davranış olarak gösterir, bazı durumlarda kefaret olarak belirler ve
özgürlüğüne kavuşmak isteyenlerle sözleşme yapılmasını düzenler.
O, bir boynu çözmektir. (Beled, 90/13)
Bununla birlikte Kur’an’da köleliği bütün biçimleriyle açıkça ve tek bir genel
hükümle yasaklayan bir ifade bulunduğunu söyleyemeyiz. Bu nedenle burada da
ayetlerin söylediğinden fazlasını ileri sürmemek gerekir.
Önemli olan şudur: Geçmiş toplumlarda görülen her uygulama
Allah’ın değişmez yasası değildir. İnsanlar kendi dönemlerinde farklı sosyal
düzenler oluşturmuş, bu düzenler içerisinde farklı uygulamalar
geliştirmişlerdir. Bunları Allah’ın değişen şeriatı olarak değerlendirmek
yerine, insanlığın tarih boyunca yaşadığı değişimlerin bir parçası olarak
görmek gerekir.
Özellikle Fetih 48/23 ayetiyle birlikte
değerlendirdiğimizde, Allah’ın yasasının öteden beri süregelen ve değişmeyen
bir yasa olduğu vurgusu daha da güçleniyor. Ayrıca “öteden beri” ifadesinin
anlamı, bu yasanın yalnızca bugünü değil, Âdem döneminden itibaren bütün
insanlık tarihini kapsadığını ortaya koyuyor.
Âdem Döneminde Hangi Hükümler Vardı?
Başlangıçtaki soruya yeniden dönelim: Allah’ın dini bir ve yasası değişmez
ise Âdem döneminde de bugün Kur’an’da bildirilen hükümler geçerli değil miydi?
Allah, yasasının öteden beri uygulandığını ve bu yasada
hiçbir değişiklik bulunmadığını bildiriyor:
Allah’ın öteden beri uygulanıp gelen kanunu böyledir. Allah’ın kanununda
asla bir değişiklik bulamazsın. (Fetih, 48/23)
Burada geçen “öteden beri” ifadesi, eski zamanlardan bu yana süregelen,
geçmişten bugüne değişmeden devam eden bir durumu anlatır. Öyleyse Allah’ın
yasası bugün ne ise geçmişte de oydu. Nebi Âdem döneminde de Allah’ın yasası
aynıydı. Aradan geçen zaman, insanların yaşadığı değişimler veya toplumların
farklılaşması Allah’ın yasasını değiştirmiş olamaz.
Kur’an, Âdem’in yaratılışını, kendisine verilen bilgiyi,
yasaklanan ağaca yaklaşmasını ve yeryüzüne gönderilmesini anlatır. Ancak o
dönemdeki bütün toplumsal uygulamaları ve ayrıntılı hükümleri içeren kapsamlı
bir şeriat listesi vermez. Bu nedenle Kur’an’da açıklanmayan ayrıntılar
hakkında kesin hükümler üretmemeliyiz.
Burada birbirinden ayırmamız gereken iki konu var: Allah’ın
değişmeyen yasası ve insanların zaman içerisinde oluşturdukları farklı
uygulamalar. Allah’ın yasası Âdem döneminden bugüne değişmemiştir. Değişen,
insanların anlayışları, tercihleri, gelenekleri ve oluşturdukları toplumsal
düzenlerdir. Dolayısıyla geçmişte farklı şeriatların ve uygulamaların ortaya
çıkmasını Allah’ın yasasını değiştirmesiyle değil, insanların tarih boyunca
yaşadığı değişimlerle değerlendirmeliyiz.
Allah’ın değişmezliği ile insanların değişkenliği arasındaki
farkı gözden kaçırmadığımızda, bu konudaki pek çok soru da anlamını bulacaktır.
Değişen Allah Değil, İnsanlardır
Bütün bu değerlendirmeleri bir arada düşündüğümüzde karşımıza önemli bir gerçek
çıkıyor: Allah’ın dini birdir ve yasası değişmez. Elçilerin ortak çağrısı da
insanları aynı hakikate yöneltmektir. Buna karşılık insanlar, yaşadıkları
dönemlerde kendi anlayışlarını, geleneklerini ve uygulamalarını değiştirmiş;
din adına farklı şeriat anlayışları ortaya çıkarmışlardır.
Mâide suresinde farklı şeriatlardan söz edilmesi, Allah’ın
değişmez yasasını değiştirdiği biçiminde anlaşılmamalıdır. Enfâl suresindeki “Attığın
zaman sen atmadın, fakat Allah attı” ifadesinde olduğu gibi, insanın
gerçekleştirdiği bir fiilin Allah’a nispet edilmesi de Kur’an’ın anlatımında
karşımıza çıkmaktadır. Bu nedenle şeriatların farklılaşmasını değerlendirirken
ayetleri birbirinden koparmadan, Kur’an’ın bütünlüğü içerisinde düşünmeliyiz.
Allah, insanların kendilerinde olanı değiştirmedikçe onların
durumunu değiştirmeyeceğini bildiriyor. Bu da değişimin insanlardan
kaynaklandığını, Allah’ın ise değişmez yasası gereğince karşılık verdiğini
gösteriyor.
Öyleyse Allah’ın değişmeyen yasası ile insanların zaman
içerisinde oluşturduğu farklı şeriat anlayışlarını birbirine karıştırmamalıyız.
Allah’ın yasası değişmez; insanlar değişir, onların tercihleri ve uygulamaları
değişir. Bu değişimin sonuçları da Allah’ın koyduğu yasalar çerçevesinde ortaya
çıkar.
Önemli olan, insanların tarih boyunca din adına
oluşturdukları her hükmü Allah’a mal etmek yerine, Allah’ın indirdiği vahyi
esas almak ve değişmeyen ölçüyü orada aramaktır.
Gerçek olan Allah’ın lütfu, hata ise benim aczimdendir.
Selam ve esenlik, hakikati arayan ve yalnızca Allah'ın
kitabını kendisine rehber edinenlerin üzerine olsun.
aydinorhon.com