CEHENNEMDEN CENNETE ÇIKIŞ VAR MI?

 CEHENNEMDEN CENNETE ÇIKIŞ VAR MI?

Bir önceki bölümde cennetin de cehennemin de ebedî olduğunu Kur’an ayetleri ışığında ele aldık. Bu iki yurdun geçici olmadığını, insanların oradaki hayatlarının da Allah'ın bildirdiği hükümler doğrultusunda sonsuza kadar süreceğini gördük. Ancak bu gerçek karşısında, geleneksel din anlayışında yerleşmiş başka bir inançla karşılaşıyoruz: Cehenneme giren bazı insanların, günahları kadar azap gördükten sonra oradan çıkarılıp cennete alınacağı inancı.

Bu anlayışa göre Allah'ın birliğine inanan, Muhammed'in Allah'ın Resulü olduğuna şahitlik eden ve kendisini Müslüman olarak tanımlayan bir insan, ne kadar günah işlemiş olursa olsun, sonunda mutlaka cennete kavuşacaktır. Günahlarının ağırlığına göre bir süre cehennemde kalacak, cezasını çektikten sonra oradan çıkarılacaktır. Böylece cennet ve cehennem ebedî kabul edilse bile cehennemde kalacak insanların bir bölümünün orada sonsuza kadar kalmayacağı düşünülmektedir.

İlk bakışta Allah'ın merhametiyle ilişkilendirilen bu inanç, aslında çok önemli bir soruyu beraberinde getiriyor: Allah, cehenneme giren bazı insanların belli bir süre sonra oradan çıkarılacağını ve cennete alınacağını nerede bildirmiştir? Böyle bir güvenceyi hangi ayete dayandırabiliriz?

Bu soruya Kur’an'dan bir cevap aradığımızda karşımıza çok dikkat çekici iki ayet çıkıyor. Üstelik bu ayetler, bugün savunulan anlayışın benzerinin geçmişte de dile getirildiğini açıkça gösteriyor.

Yahudilerden Aktarılan Bir İddia

Allah, Bakara suresinin 80. ayetinde bazı Yahudilerin ahiret hakkındaki sözlerini şöyle aktarıyor:
“Bir de dediler ki: ‘Bize ateş, sayılı birkaç günden başka asla dokunmayacaktır.’ De ki: ‘Siz bunun için Allah'tan söz mü aldınız? -Eğer böyle ise, Allah verdiği sözden dönmez-. Yoksa siz Allah'a karşı bilemeyeceğiniz şeyleri mi söylüyorsunuz?’” (Bakara, 2/80)
Burada üzerinde özellikle durmamız gereken nokta, ateşin kendilerine yalnızca sayılı günler dokunacağını söyleyenlerin bu iddialarına Allah'ın verdiği bir sözü dayanak gösterememeleridir. Allah, onlara böyle bir güvence verip vermediğini sorgulatıyor ve ardından çok ağır bir uyarıda bulunuyor: Allah hakkında bilmedikleri şeyleri mi söylüyorlar?

Aynı konu Âl-i İmrân suresinin 24. ayetinde de yeniden karşımıza çıkıyor:

“Onların bu tutumu ‘Sayılı günler dışında bize ateş asla dokunmayacak’ demelerinden ötürüdür. Uydurageldikleri yalanlar dinleri hakkında kendilerini yanıltmaktadır.” (Âl-i İmrân, 3/24)

Bu iki ayet, meselenin yalnızca bir ahiret beklentisinden ibaret olmadığını gösteriyor. İnsanların kendi dinî kabullerini Allah'ın hükmü gibi sunmaları ve Allah'ın vermediği bir güvenceyi O'nun adına dile getirmeleri söz konusudur.

Dikkat çekici olan, geleneksel din anlayışında da buna benzer bir düşüncenin bulunmasıdır. Allah'ın birliğine inandığını ve Muhammed'in Resulü olduğuna şahitlik ettiğini söyleyen bir insanın, ne kadar günah işlerse işlesin, cehennemde sonsuza kadar kalmayacağı; mutlaka bir gün oradan çıkarılacağı ileri sürülmektedir. Böylece Kur'an'ın Yahudilerden aktardığı, ateşin yalnızca sayılı günler dokunacağı iddiasıyla aynı temele dayanan bir güvence oluşturulmaktadır.

Burada bir noktayı açıklığa kavuşturmak gerekir: Ayetler, bu inancın tarih boyunca hangi yollarla aktarıldığını anlatmıyor. Ancak Yahudilerden aktarılan iddia ile bugün savunulan anlayış arasındaki benzerlik son derece açıktır. Kur'an'ın eleştirdiği bu düşüncenin başka bir dinî kimlik altında yeniden benimsenmesi, onu doğru hâle getirmez.

Allah'ın Cevabı Çok Açık
Bakara suresinin 80. ayetinde yöneltilen sorunun hemen ardından gelen 81 ve 82. ayetler, konunun nasıl anlaşılması gerektiğini açıkça ortaya koyuyor:
“Hayır! Kim bir kötülük işler de kötülüğü kendisini çepeçevre kuşatırsa işte bu kimseler cehennemliktirler; onlar orada ebedî olarak kalırlar.” (Bakara, 2/81)

“İman edip hayırlı işler yapanlara gelince, onlar da cennetliklerdir; onlar orada ebedî kalacaklardır.” (Bakara, 2/82)
Bu ayetlerde Allah, bir önceki ayette aktarılan sayılı günler iddiasının ardından kendi hükmünü bildiriyor. Cehennemliklerin orada ebedî kalacağını, iman edip hayırlı işler yapanların da cennette ebedî kalacağını açıklıyor.

Burada özellikle 81. ayetin ifadesine dikkat etmek gerekir. Allah, kötülüğü kendisini çepeçevre kuşatan kimselerin cehennemlik olduğunu ve orada ebedî kalacaklarını bildiriyor. Ardından 82. ayette iman edip hayırlı işler yapanların cennetlik olduğunu ve orada ebedî kalacaklarını belirtiyor.

Dolayısıyla bu ayetleri, bir insanın yalnızca kendisini Müslüman olarak tanımlamasıyla kurtuluşu garanti altına aldığı şeklinde yorumlamak mümkün değildir. Kur'an'ın ortaya koyduğu ölçü, bir kimsenin kendisine verdiği dinî isimden ibaret değildir. İman ve hayırlı işler birlikte anılmaktadır. İnsanların Allah katındaki karşılığı, kendi iddialarına değil, Allah'ın bildirdiği ölçülere bağlıdır.

Cehennemden Çıkışa Dair Bir Hüküm Var mı?
Bu konuyu daha da açıklığa kavuşturan ayetlerden biri Mâide suresinin 37. ayetidir:
“Onlar ateşten çıkmak isterler, fakat oradan çıkamayacaklardır. Onlar için sürekli bir azap vardır.” (Mâide, 5/37)

Secde suresinin 20. ayetinde de cehennemden çıkma isteğinin karşılığı şöyle bildiriliyor:
“Günaha batanların varacakları yer ise ateştir. Oradan her çıkmak istediklerinde oraya geri çevrilirler ve kendilerine şöyle denir: ‘Asılsız saydığınız cehennem azabını tadın!’” (Secde, 32/20)
Bu ayetlerde cehennemden çıkmak isteyenlerin oradan çıkarılacağına değil, çıkamayacaklarına ilişkin bir hüküm vardır. Cehennem azabının geçici olduğuna ve belirli bir süre sonunda sona ereceğine dair bir açıklama bulunmamaktadır.

Öyleyse insanın kendisini hangi dinî kimlikle tanımladığına bakarak Allah'ın bildirmediği bir kurtuluş güvencesi üretmek nasıl mümkün olabilir? Bir insanın Allah'ın birliğine inandığını söylemesi, onun Allah'a karşı sorumluluklarını yerine getirdiği anlamına gelir mi? Muhammed'in Allah'ın Resulü olduğuna şahitlik etmek, insanın yaptığı haksızlıkları, kötülükleri ve inkâr ettiği gerçekleri kendiliğinden ortadan kaldırır mı?

Elbette hayır. İman, insanın kendisine verdiği bir unvan değildir. Allah'a iman ettiğini söyleyen insanın bu inancının gereğini hayatında göstermesi gerekir. Kur'an, iman edenleri hayırlı işler yapmaya çağırırken bu iki hususu sürekli birlikte anmaktadır. Dolayısıyla yalnızca bir inanç beyanından hareketle insanlara ahirette kesin bir kurtuluş garantisi vermek, Allah'ın bildirdiği ölçüleri değiştirmek anlamına gelir.

Allah Adına Güvence Vermek
Burada asıl üzerinde durmamız gereken mesele, Allah'ın merhametini inkâr etmek değildir. Allah'ın merhametinden elbette ümit kesilmez. Ancak Allah'ın merhametli olması, O'nun bildirmediği hükümleri varmış gibi kabul etmemize gerekçe olamaz. Allah'ın merhameti de adaleti de kendi koyduğu hükümler çerçevesinde anlaşılmalıdır.

Bir insanın günahları nedeniyle cehennemde belirli bir süre kalacağını, ardından mutlaka cennete alınacağını söylemek, Allah'ın vermediği bir sözü O'na mal etmektir. Bakara 80. ayette Allah'ın sorduğu soru tam da budur: Böyle bir söz için Allah'tan güvence mi aldınız, yoksa Allah hakkında bilmediğiniz şeyleri mi söylüyorsunuz?

Âl-i İmrân 24. ayette ise bu iddianın uydurulan yalanlardan kaynaklandığı açıkça bildirilmektedir. Dolayısıyla Allah'ın bildirmediği bir kurtuluş güvencesini din adına insanlara sunmak, basit bir yorum farklılığı olarak görülemez. Bu, Allah'ın hükmü hakkında O'nun söylemediği bir şeyi söylemek, başka bir ifadeyle Allah'a iftira etmektir.

Üstelik böyle bir inanç, insanın ahlaki sorumluluğunu da zayıflatabilecek tehlikeli bir düşünceye dönüşebilir. Nasıl olsa sonunda cennete girileceği düşüncesi, insanı kötülüklerinden vazgeçmek yerine onlarla yaşamaya alıştırabilir. Oysa Kur'an'ın amacı insanlara böyle bir rahatlık sağlamak değil, onları yaptıklarının sorumluluğunu taşımaya çağırmaktır.

Sonuç: Allah'ın Vermediği Bir Sözü Kimse Veremez
Önceki bölümde cennet ve cehennemin ebedî olduğunu ortaya koyduk. Bu bölümde ise cehenneme giren insanların bir süre sonra oradan çıkarılarak cennete alınacağı yönündeki inancı inceledik. Bakara 80 ve Âl-i İmrân 24. ayetler, sayılı günler sonra ateşten kurtulma düşüncesinin Allah'ın verdiği bir güvenceye dayanmadığını, aksine Allah hakkında bilmeden konuşmak olduğunu gösteriyor. Bakara 81 ve 82. ayetler de cehennemliklerin ve cennetliklerin sonlarını açıkça bildiriyor.

Kur'an'ın ortaya koyduğu bu gerçekler karşısında, insanın kendisini Müslüman olarak tanımlamasını yeterli görüp cehennemden mutlaka çıkacağına inanması için Allah'tan alınmış bir söz yoktur. Böyle bir güvenceyi Allah vermemişse hiç kimsenin verme hakkı da yoktur.

Allah'ın merhametini anlatmak başka, O'nun bildirmediği bir kurtuluş garantisini din adına insanlara sunmak başkadır. Birincisi Allah'ı tanımaya, ikincisi ise Allah adına hüküm koymaya girer. Allah'ın bir ayetle bildirmediği bir hükmü, geleneksel kabullerle dinin değişmez gerçeği hâline getiremeyiz.

Cennet ve cehennem konusunda belirleyici olan, insanların kendileri hakkında neye inandıkları değil, Allah'ın ne bildirdiğidir. Allah'ın vermediği bir sözü kimse veremez; O'nun bildirmediği bir kurtuluş güvencesini de hiç kimse dinin hükmü hâline getiremez.

Gerçek olan Allah’ın lütfu, hata ise benim aczimdendir.

Selam ve esenlik, hakikati arayan ve yalnızca Allah'ın kitabını kendisine rehber edinenlerin üzerine olsun.
aydinorhon.com

 

  CEHENNEMDEN CENNETE ÇIKIŞ VAR MI? Bir önceki bölümde cennetin de cehennemin de ebedî olduğunu Kur’an ayetleri ışığında ele aldık. Bu iki...