İKİ YOL: RABBÂNÎ VE GAYRİ RABBÂNÎ, VE İNSANIN SEÇİMİ
İnsanın
varoluşsal serüveni, bütünüyle bir irade ve yönelim sınavıdır. Kur’an, hayatın
karmaşık labirentlerini tek bir hakikate indirger: Önümüzde yalnızca iki kulvar
vardır ve yapılan her eylem, bu iki yoldan birini besler. İnsan her an ya
vahyin inşa ettiği rabbânî ahlaka doğru bir adım atar ya da hevanın, kibrin
yönlendirdiği gayri rabbânî karanlığa doğru sürüklenir. Bu ayrım, insanın
kâinattaki yerini ve sorumluluğunu belirleyen ana eksendir.
Allah’ın
yaratılan kâinatla kurduğu bağ, her varlığın kendi doğasına yüklenen fıtri
kodlar ve ilhamlar şeklinde tecelli eder. Arının bal yapması, göklerin dengesi
bu iletişimin birer parçasıdır. Ancak insan için mutlak hidayet rehberi,
nebilere indirilen nesnel vahiydir. Rabbânî yolun ilk adımı, zihinsel ve kalbi
üretimi değil, bu şaşmaz ilahi ölçüyü rehber edinmektir.
1. “De ki:
Kim Cibril'e düşman ise, şüphesiz o (Kur'an'ı), Allah'ın izniyle öncekinden
kalanları doğrulayıp onaylayan, inananlar için bir hidayet ve müjde kılavuz
olarak senin kalbine indirmiştir.”
(Bakara, 2/97)
2. “Kim
Allah'a, meleklerine, resüllerine, Cibril'e ve Mikail'e düşman ise, şüphesiz
Allah da inkârcıların düşmanıdır.”
(Bakara, 2/98)
Vahyin bu
benzersiz makamı, insanı sübjektif doğrulardan, zannın ve toplumsal kabullerin
yanıltıcı rüzgârlarından korur. Gayri rabbânî yolun en belirgin özelliği ise,
elçisel rehberliği dışlayarak insanın kendi arzu ve sınırlarını
mutlaklaştırmasıdır. Kişi nebiye gelen vahye teslim olduğunda, sadece bir
öğretiyi değil, kâinatın yaratılış amacına uygun olan fıtratı da seçmiş olur.
Bir eylemin,
ibadetin ya da niyetin ilahi kat terazisindeki değeri, onun dış dünyadaki
yansımasıyla veya büyüklüğüyle ölçülmez. İnsanlar görsele, kalabalığa ve sunuma
aldanırken, rabbânî ölçü yalnızca takvayı esas alır. İlk insandan beri
değişmeyen bu kural, Âdem’in iki oğlunun hikayesinde en yalın haliyle sembolize
edilir.
3.
“Onlara, Âdem'in Size haberini gerçek olarak oku. Hani ikisi birer kurban
sunmuşlardı da, birinden kabul edilmiş, diğerinden kabul edilmemişti. (Kurbanı
kabul edilmeyen) 'Andolsun seni öldüreceğim' demişti. (Diğeri ise) 'Allah,
ancak takva sahiplerinden kabul eder' demişti.”
(Mâide, 5/27)
4.
“'Andolsun, sen beni öldürmek için elini bana uzatsan da, ben seni öldürmek
için elimi sana uzatacak değilim. Çünkü ben âlemlerin Rabb’i olan Allah'tan
korkarım.'” (Mâide,
5/28)
5. “'Ben
isterim ki, sen hem benim günahımı hem de kendi günahını yüklenesin de ateşin
halkından olasın. İşte zalimlerin cezası budur.'”
(Mâide, 5/29)
6. “Nefsi
onu kardeşini öldürmeye kışkırttı, sonunda onu öldürdü; böylece hüsrana
uğrayanlardan oldu.”
(Mâide, 5/30)
Eylemlerin
biçimsel olarak birbirine benzemesi, içeriklerinin de aynı olduğu anlamına
gelmez. Bir yanda gücü, kibri ve haksızlığı kutsayan gayri rabbânî zihniyet;
diğer yanda adalet, teslimiyet ve takva ile yoğrulmuş rabbânî duruş vardır.
Dışsal başarı ya da kazanım, kalbin derinliklerindeki hüsranı gizlemeye yetmez.
İlahi kabulün yegane anahtarı samimiyettir.
Seçimler,
insan hayatında sadece soyut inançlar olarak kalmaz; pratik sonuçlar doğurur.
İnsanın yöneldiği yol, onun iç dünyasını ve yaşam kalitesini doğrudan
şekillendirir. İyilik ve arınma yönünde kullanılan her irade, ilahi bir vaatle
desteklenir.
7. “Fakat
kim verir ve korkup-sakınırsa,”
(Leyl, 92/5)
8. “Ve en
güzel olanı doğrularsa,”
(6)
9. “Biz de
onu en kolay olana kolaylaştırırız.”
(7)
10. “Kim
de cimrilik eder, kendini müstağni görürse,” (8)
11. “Ve en
güzel olanı yalanlarsa,”
(9)
12. “Biz
de onu en zor olana yöneltiriz.” (10)
13. “O,
aşağı yuvarlandığı zaman malı ona hiçbir fayda sağlamaz.” (11)
14.
“Şüphesiz hidayete erdirmek Bize aittir.” (12)
15. “Ve
şüphesiz, ahiret de dünya da Bizimdir.” (13)
16. “Ben
sizi, alev alev yanan bir ateşle uyardım.” (14)
17. “Ona,
en bedbaht olandan başkası girmez;” (15)
(Leyl, 92/5-15)
Bu ilahi
yasaya göre, seçilen yol kendi iklimini üretir. Rabbânî yönelim, hayatın
zorlukları karşısında ruhsal bir genişlik ve çıkış yolları sağlar; kişiyi
"en kolay olana" ulaştırır. Gayri rabbânî tercih ise, madde
dünyasında ne kadar büyük bir zenginlik ya da konfor üretirse üretsin, insanı
kaçınılmaz bir içsel daralmaya ve "en zor olana" sevk eder. Günümüz
dünyasının şatafatlı, kolay çözümler sunan ama insanı tüketen yapısı, bu
zorluğun modern bir görünümüdür. Nihayetinde insan, kendi elleriyle ördüğü kaderin
ve seçtiği yolun sonuçlarıyla yüzleşir.
Gerçek olan
Allah’ın lütfu, hata ise benim aczimdendir.
Selam ve
esenlik, hakikati duyanların üzerine olsun.
aydinorhon.com