KİTAP EHLİNİN NEBİ İBRAHİM HAKKINDAKİ TARTIŞMASI
İnsanlık tarihi boyunca inançlar, kimlikler ve aidiyetler üzerine sayısız
tartışma yürütülmüştür. Hiç düşündün mü, geçmişte yaşamış ve tüm insanlığa
rehber olmuş ortak bir değeri kendi tekeline alma çabası nereden gelir? İşte bu
sorunun en çarpıcı cevabını, Nebi İbrahim etrafında dönen tartışmalarda
buluyoruz. O, hem İslam hem de kendilerine kitap verilen diğer topluluklar için
merkezi bir figürdür. Ancak Kur'an-ı Kerim, kitap ehlinin İbrahim’i kendi dar
kimlik kalıplarına hapsetme girişimlerini açıkça reddeder ve bizi bu konunun
asıl hakikatini sorgulamaya davet eder.
Ali İmran suresinde, kitap ehlinin bu yersiz sahiplenme ve tartışma üslubu
çok net bir uyarıyla karşımıza çıkar:
“Ey kitap ehli! İbrahim hakkında neden tartışıyorsunuz? Oysa Tevrat da
İncil de ancak ondan sonra indirilmiştir. Hiç düşünmüyor musunuz? İşte siz
böyle kimselersiniz! Hakkında bilginiz olan şeyde tartıştınız; fakat hakkında
bilginiz olmayan şeyde niçin tartışıyorsunuz? Oysa Allah bilir, siz
bilmezsiniz. İbrahim ne bir Yahudi ne de bir Hristiyandı; fakat o, hanif bir
Müslümandı. Müşriklerden de değildi.”
(Al-i İmran, 3/65-67)
Tarihsel kronolojiyi bile göz ardı ederek, kendilerinden asırlar önce
yaşamış bir nebiyi "Bizdendi" diyerek sahiplenmeye çalışmak sence de
büyük bir çelişki değil mi? Kur'an bu ayetle adeta zihinlere bir şok dalgası
gönderiyor ve hakikati ilan ediyor: İbrahim ne Yahudi'ydi ne de Hristiyan. O,
saf bir yönelişle Allah'a teslim olmuş hanif bir Müslümandı. Dinlerin özünde
yatan tevhid inancının, yani tek bir ilaha kayıtsız şartsız teslim olmanın
canlı bir timsaliydi.
Benzer bir kimlik dayatması ve tarihsel çarpıtma, Bakara suresinde de sert
bir dille eleştirilir:
“Yoksa siz, ‘İbrahim, İsmail, İshak, Yakub ve torunları Yahudi veya
Hristiyandılar’ mı diyorsunuz? De ki: ‘Siz mi daha iyi bilirsiniz, yoksa Allah
mı?’ Allah tarafından kendisine bildirilmiş bir şahitliği gizleyenden daha
zalim kim olabilir? Allah yapmakta olduklarınızdan habersiz değildir.”
(Bakara, 2/140)
Burada durup derinlemesine düşünmek gerekiyor. İnsanlar kendi ürettikleri
mezhebi, ırki veya kurumsal aidiyetleri yüceltmek için neden geçmişin büyük
rehberlerini alet etmeye çalışırlar? Ayet, bu durumun aslında Allah'ın
bildirdiği hakikati gizlemek anlamına geldiğini ve büyük bir zulüm olduğunu
açıkça ortaya koyuyor. Nebi İbrahim ve onun soyundan gelen elçiler, insanları
kurumsallaşmış dinlerin dar kalıplarına değil, alemlerin Rabb’ine teslim olmaya
çağırmışlardı.
Sonuç
Kur'an-ı Kerim'in sunduğu bu perspektif, Nebi İbrahim hakkındaki
tartışmaların arka planındaki insani hırsları ve yanılgıları net bir şekilde
deşifre eder. İbrahim, insanlığı ortak bir paydada, yani tevhid ve teslimiyette
buluşturan evrensel bir köprüdür.
Bugün bizlere düşen, onu belli bir zümrenin tekelinde görmek değil; onun o
asil duruşundan, hanifliğinden ve Rabb’ine olan sarsılmaz bağlılığından dersler
çıkarmaktır. Ancak bu sayede inanç ve kimlik meselelerinde savrulmaktan
kurtulabilir, zihni ve kalbi bir duruluğa erişebiliriz.
Gerçek olan Allah’ın lütfu, hata ise benim aczimdendir.
Selam ve esenlik, hakikati duyanların üzerine olsun.
aydinorhon.com