MÜŞRİKLERİN KEYFİ VE HEVESLERİNİN GEÇERSİZLİĞİ
Hayatında hiç sadece kendi isteklerini, canının çektiğini merkeze alarak
bir rota çizmeye çalıştın mı? İnsanın kendi heveslerini hayatın tek doğrusu
haline getirmesi, dışarıdan bakıldığında bir özgürlük gibi görünse de aslında
büyük bir aldanıştır. Kur’an-ı Kerim, bu durumu “müşriklerin keyfi ve hevesi”
olarak tanımlar ve bizleri bu konuda derin bir tefekküre davet eder. Müşriklik,
sadece taştan, ahşaptan putlara tapmaktan ibaret değildir; asıl mesele,
Allah’ın koyduğu ölçüleri bir kenara bırakıp kendi arzularını, heveslerini ve
keyfi kurallarını ilahlaştırmaktır. Resüllerin getirdiği apaçık gerçekler
karşısında kendi fantezilerine sığınanlar, aslında kendi kendilerine en büyük
zararı verirler.
Müşriklerin bu keyfi tutumları, hayatın gerçeğiyle ve evrenin yaratılış
gayesiyle asla uyuşmaz. Onlar, zihinlerinde uydurdukları kurallarla bir din ve
yaşam tarzı inşa etmeye çalışırlar. Peki, kendi sınırlı aklıyla ve anlık
arzularıyla yön bulan bir insan, her şeyi kuşatan mutlak gerçeğin karşısında ne
kadar tutunabilir?
“Bu, onların keyfi ve hevesiyle değil, ancak Allah'ın bir rahmetiyle
gerçekleşir.”
(Ra'd, 13/37)
Hiç fark ettin mi, insan ne zaman tamamen kendi keyfine göre bir hayat düzeni
kurmaya kalksa, orada mutlaka bir adaletsizlik, bir doyumsuzluk ve kaos baş
gösterir. Çünkü keyfilik, içinde bencilliği barındırır. Yukarıdaki ayette de
vurgulandığı gibi, asıl gerçeklik ve hayatı anlamlı kılan düzen, insanların
gelip geçici hevesleriyle değil, ancak Allah’ın rahmeti ve iradesiyle
şekillenir. Müşrikler kendi heveslerine göre bir inanç ve toplumsal düzen
dayatmaya çalışsalar da, bu durum evrenin değişmez yasaları karşısında sabun
köpüğü gibi sönmeye mahkumdur. Resül’ün getirdiği vahiyle inşa edilen hayat
kalıcı ve rahmet doluyken, keyfilik üzerine kurulan hayatlar hüsranla
sonuçlanır.
Allah, insanın kendi arzusunu ilah edinerek doğru yoldan sapmasını ve bu
saptırıcı hevesleri din diye sunmasını kesin bir dille reddeder. Çünkü
heveslerin sınırı yoktur ve ucu bucağı olmayan bu istekler, insanı her an daha
büyük bir karanlığa sürükler.
“Ben, müşriklerin keyfini ve hevesini kabul etmem.”
(En'am, 6/56)
Düşün... Yaratıcının bu net duruşu bize neyi anlatıyor? Demek ki hayatın
merkezine Allah’ın rızasını ve vahiyle bildirilen hakikatleri koymadığımızda,
geriye sadece kişisel menfaatler, egolar ve keyfi kurallar kalıyor. Müşriklerin
tutumu tam olarak buydu. Onlar, Allah’a ortak koşarken aslında kendi
çıkarlarını, otoritelerini ve heveslerini koruma altına almak istiyorlardı.
Ancak Allah, bu samimiyetsiz ve kaypak zemini asla kabul etmeyeceğini açıkça
ilan ediyor. Gerçek huzur ve kurtuluş, insanın kendi bencil arzularına teslim
olmasında değil, tek olan Allah’a samimiyetle yönelmesindedir.
Sonuç olarak Kur'an, bizi kendi heveslerimizin kölesi olmaktan kurtarıp,
Allah’ın rehberliğinde özgürleşmeye çağırır. Müşriklerin keyfi inançlarının ve
sistemlerinin geçersizliğini görmek, bugün kendi hayatımızda neyi merkeze
aldığımızı sorgulamamız için büyük bir fırsattır. Şöyle bir dönüp kendimize
bakalım: Attığımız adımlarda, verdiğimiz kararlarda Allah’ın rızası mı ön
planda, yoksa anlık keyif ve heveslerimiz mi? Unutmayalım ki, sadece Allah'a
yönelen ve O'nun ölçüleriyle yaşayan bir hayat, hem bireysel iç huzuru hem de
toplumsal adaleti getirecektir.
Gerçek olan Allah’ın lütfu, hata ise benim aczimdendir.
Selam ve esenlik, hakikati duyanların üzerine olsun.
aydinorhon.com