VAHYE BAĞLI KULLANILAN ASA: İLAHİ GÜCÜN VE ÖZGÜR İRADENİN SEMBOLÜ
Gözlerini
kapat ve kendini devasa, lüks bir sarayda hayal et. Karşında ülkenin en güçlü,
en acımasız diktatörü Firavun var. Arkasında orduları, yanında ise halkı algı
oyunlarıyla, sahte ideolojilerle ve propagandalarla kandıran dönemin en büyük
elitleri, yani akademisyen büyücüleri duruyor. Sen ise oraya cebinde paran,
arkanda ordun olmadan, sadece elinde sıradan bir tahta parçasıyla, bir koyun
çobanı değneğiyle giriyorsun.
İlk bakışta
bu mücadele imkansız görünür, değil mi? Ama o sıradan tahta parçası, yani asa,
Allah’tan gelen bilginin (vahyin) devreye girmesiyle bir anda sistemin tüm
sahteliğini altüst eden bir güce dönüşür. Çünkü o asa, aslında Musa’nın elinde
tuttuğu ilahi bilginin, yani vahyin ta kendisini sembolize etmektedir.
“Musa’ya, ‘Asanı bırak!’ diye vahyettik. Bir de baktılar ki asa, onların
uydurduklarını yutuyor. Böylece hakikat ortaya çıktı ve onların yaptıkları boşa
gitti.”
(A’râf, 7/117-118)
İşte bu ayette muazzam bir mecaz vardır. Geleneksel anlayışın iddia ettiği gibi
asanın kendisinde gizemli, sihirli bir güç yoktur. Ayetteki "asanın
büyücülerin uydurduklarını yutması", vahyin getirdiği çıplak ve sarsıcı
gerçeklerin, Firavun’un uydurduğu sahte ideolojileri, yalanları ve algı
operasyonlarını zihinsel olarak çürütüp yok etmesini anlatır. Firavun’un
büyücüleri insan aklını aldatan propagandayı ve batılı temsil ediyordu;
Musa’nın asası ise hakkı, hukuku ve vahiysel bilgiyi. Kur’an bize der ki: Vahiy,
dünyadaki tüm maddi ve felsefi güçlerden üstündür çünkü o, insan uydurması olan
tüm batıl düşünceleri mantıken ve ahlaken yutar, yok eder.
Muhkem ve
Müteşabih: Kur’an’ı Okuma Kılavuzu
Peki, bizi
Firavunlara karşı koruyacak olan bu vahiy el kitabını (Kur’an’ı) eline
aldığında neyle karşılaşırsın? Kur’an, herkesin ilk bakışta sadece düz mantıkla
anlayamayacağı derin bir sembolik ve edebi örgüye sahiptir. İçinde iki türlü
ayet vardır: Muhkem ve müteşabih.
“O, sana Kitab’ı indirendir. Onun bir kısmı muhkem ayetlerdir ki onlar Kitab’ın
esasıdır. Diğerleri ise müteşabihtır.”
(Âl-i İmrân, 3/7)
Muhkem ayetler, bir evin temel kolonları gibidir; net, tartışmasız ve
apaçıktır. Örneğin "Yalan söylemeyin", "Adaletle hükmedin"
gibi emirler muhkemdir; yoruma gerek bırakmaz.
Müteşabih
ayetler ise tıpkı Musa’nın asası örneğinde olduğu gibi birer şifre, sembol veya
mecazdır. Allah, fiziki dünyanın ötesindeki gerçekleri ya da zihinsel
dönüşümleri anlatırken bizim anlayabileceğimiz dünyevi semboller (asa, el, taht
vb.) kullanır. İşte bu sembolleri çözmek, ayetleri düz anlamıyla alıp fiziksel
mucizeler aramak yerine, onların arkasındaki vahiysel mesajı okumak ilimde
derinleşmiş, hikmet sahibi insanların yapabileceği bir iştir.
İki Yolun
Eşiğindeki Varlık: İnsan ve Seçim Sorumluluğu
Evrene bir bak; güneş
milyarlarca yıldır hiç şaşmadan aynı kuralla doğar ve batar. Arılar hep aynı
geometrik açıyla petek örer. Diğer melekler de böyledir; kendilerine yüklenen
ilahi programa tam bir itaatle bağlıdırlar, iradeleri ve bir sınav kaygıları
yoktur.
“Onlar, kendilerine emredilen şeylerde Allah’a isyan etmezler ve ne emredilirse
onu yaparlar.”
(Tahrîm, 66/6)
Peki ya insan? İnsan, yaratıldığında henüz bir taraf seçmemiş, iki yolun
tam kavşağında duran, yani "özgür irade" sahibi tek varlıktır.
“Ben cinleri ve insanları ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.”
(Zâriyât, 51/56)
Buradaki "kulluk", körü körüne bir kölelik değil; vahyin
bilgisini rehber edinerek yapılan özgür bir tercihtir. Önünde iki seçenek var:
Ya aklını kullanıp Allah’ın belirlediği adalet ve temizlik (takva) yolunu
seçeceksin ya da menfaatinin ve İblis’in tekliflerine kanıp karanlık yolu
seçeceksin.
İşte
Kur’an’ın kavramsal dilinde, iradesini vahiyle aydınlatıp temiz yolu seçenlere
"Müslüman" denirken; iradesini İblis’e teslim edip, gizli kapaklı
işler çeviren, hakikatin üstünü örten ve fıtratını bozan insan karakterleri
"cinler" kategorisinde sembolize edilir. Tercih tamamen insana
bırakılmıştır.
Âdem Çatısı:
Çeşitlilik ve Evrensel Potansiyel
Gelelim insan soyunun
kökenine. Kur’an’ı derinlemesine incelediğinde Âdem kelimesinin de çift
katmanlı bir anlama sahip olduğunu görürsün. Birincisi, tarihsel olarak yaşamış
olan ilk nebi olan Âdem’dir. İkincisi ise, Âdem bir insan türüdür; yani
yeryüzündeki tüm insan soyunun genel adıdır, ortak bir çatıdır.
Bugün
dünyadaki tüm farklı ırklar, renkler ve kültürler bu "Âdem" çatısı altındadır.
Ve bizi diğer tüm canlılardan üstün kılan, bize vahiyle bağ kurma gücü veren
şey, yaratılışımızda var olan o özel potansiyeldir.
“Allah, Âdem’e bütün isimleri öğretti.”
(Bakara, 2/31)
"İsimlerin öğretilmesi" ifadesi de muazzam bir mecazdır. Bu, insana
verilen eşyayı tanıma, evrendeki yasaları keşfetme, bilimi üretme, kavramlar
arasında bağ kurma ve en önemlisi "doğru ile yanlışı ayırt edip tercih
yapabilme" yeteneğidir. Sen nesneleri tanımlayabildiğin ve bilgi
üretebildiğin için yeryüzünde sorumluluk sahibisin.
Sonuç olarak;
Musa’nın elindeki asa, sihirli bir değnek değil; Allah’tan aldığı sarsıcı
vahyin ve bilginin gücüydü. O bilgi, firavunların tüm sahte düzenlerini
entelektüel ve ahlaki olarak yerle bir etti. Bugün senin elindeki asa da sahip
olduğun akıl ve önünde duran vahiydir. Hayatındaki Firavunlara, yani
adaletsizliklere ve cehalete karşı galip gelmek istiyorsan, elindeki o
"bilgi asasını" doğru kullanmak zorundasın. Şimdi düşünme sırası
sende: Söyleyeceğin sözler ve yapacağın tercihlerle, batılın büyülerini bozmaya
hazır mısın?
Gerçek olan
Allah’ın lütfu, hata ise benim aczimdendir.
Selam ve
esenlik, hakikati duyanların üzerine olsun.
aydinorhon.com