ELÇİLERİ AYIRMAMAK KİTAPLARI DA AYIRMAMAK MIDIR?

ELÇİLERİ AYIRMAMAK KİTAPLARI DA AYIRMAMAK MIDIR?
Kur'an'ı okuyan birçok kişi şu soruyla karşılaşır: Allah, elçileri birbirinden ayırmamayı emrediyorsa, o hâlde bugün elde bulunan Tevrat ve İncil'in tamamını da Allah'ın kitabı olarak kabul etmek zorunda mıyız?

İlk bakışta bu iki konu aynı gibi görünebilir. Oysa Kur'an bunları birbirinden ayırır. Elçilere iman etmek başka şeydir; insanların elinden geçmiş metinlerin tamamını Allah'ın indirdiği şekliyle kabul etmek bambaşka bir şeydir.
Bu ayrımı yapamadığımızda Kur'an'ın kendi içinde kurduğu denge bozulur.
Önce Allah'ın ne emrettiğine bakalım.

Elçilere Ayrım Yapmadan İman Etmek
Kur'an, bütün nebilerin aynı hakikatin davetçileri olduğunu bildirir. Mümin, Allah'ın gönderdiği hiçbir elçiyi inkâr edemez. Birini kabul edip diğerini reddetmek, Allah'ın seçimine karşı çıkmak anlamına gelir.
"Deyin ki: 'Biz Allah'a, bize indirilene, İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakub'a ve torunlarına indirilene, Musa'ya ve İsa'ya verilene ve Rabb’lerinden nebilere verilene iman ettik. Onlardan hiçbiri arasında ayrım yapmayız. Biz yalnızca O'na teslim olanlarız.'"
(Bakara, 2/136)
Bu ayette dikkat edilmesi gereken nokta şudur: Allah, Musa'ya verilene ve İsa'ya verilene iman etmemizi emrediyor. Çünkü bunlar Allah'ın indirdiği vahiydir.
Aynı hakikat başka bir ayette de tekrar edilir.
"Elçi, Rabb'i tarafından kendisine indirilene iman etti; müminler de iman ettiler. Her biri Allah'a, meleklerine, kitaplarına ve elçilerine iman ettiler. 'O'nun elçileri arasında ayrım yapmayız.' dediler."
(Bakara, 2/285)
Burada kitaplarla elçiler birlikte zikredilmektedir. Çünkü Allah'ın gönderdiği bir elçi, vahiy olmadan düşünülemez. Fakat burada önemli bir soru doğuyor. Bugün insanların elinde bulunan bütün kitaplar, Allah'ın indirdiği ilk hâliyle mi duruyor?
Kur'an bu sorunun cevabını da veriyor.

Kur'an Önceki Kitaplarda Değişiklik Yapıldığını Bildirir
Kur'an, önceki vahiylerin Allah'tan geldiğini tasdik eder. Ancak aynı zamanda bazı insanların o vahiylere müdahale ettiğini de bildirir.
"Onlardan bir grup vardı ki, Allah'ın sözünü işitirler, onu akılları erdikten sonra bile bile tahrif ederlerdi."
(Bakara, 2/75)

Bir başka ayette ise şöyle buyrulur:

"Yazıklar olsun o kimselere ki, kitabı kendi elleriyle yazıp sonra az bir karşılık elde etmek için 'Bu Allah katındandır.' derler. Ellerinin yazdıklarından dolayı vay hâllerine! Kazandıklarından dolayı da vay hâllerine!"
(Bakara, 2/79)

Düşün... Eğer bugün elde bulunan metinlerin tamamı Allah'ın indirdiği şekliyle korunmuş olsaydı, Kur'an neden insanların kendi elleriyle yazdıkları şeyleri Allah'a nispet ettiklerini haber versin?
Demek ki Allah'ın indirdiği vahiy ile insanların sonradan eklediği sözler aynı şey değildir. İşte birçok kişinin gözden kaçırdığı nokta tam da burasıdır. Kur'an, Allah'ın indirdiği vahyi tasdik eder; insanların eklediklerini değil.

Tasdik Etmek, Her Satırı Onaylamak Değildir
Bazıları "Kur'an Tevrat'ı ve İncil'i tasdik ediyor." diyerek bugün elde bulunan metinlerin tamamını hakikat kabul ediyor. Oysa Kur'an'ın kullandığı "tasdik" kavramı çok dikkatli okunmalıdır.

Kur'an, Allah tarafından indirilen asıl vahyi doğrular. İnsanların sonradan yaptığı ilaveleri doğrulamaz. Nitekim Kur'an kendisini yalnızca doğrulayan bir kitap olarak değil, aynı zamanda ölçü koyan bir kitap olarak da tanıtır.
"Sana da kendinden önceki kitabı doğrulayıcı ve onu koruyup gözetici olarak bu Kitabı hak ile indirdik."
(Maide, 5/48)
Ayetin son kısmı son derece önemlidir.
Kur'an, önceki kitapları sadece doğrulayan değil; onların üzerinde gözetici, denetleyici ve ölçü olan kitaptır. Eğer bütün metinler eksiksiz korunmuş olsaydı, böyle bir ölçüye neden ihtiyaç duyulsun? Çünkü insanlar zamanla vahiy ile kendi sözlerini birbirine karıştırmıştır.
Kur'an ise hak ile bâtılı yeniden birbirinden ayırmaktadır.

Kur'an Son Ölçüdür
Hiç fark ettin mi? Kur'an hiçbir zaman "Bugün elinizde bulunan her metni ölçü alın." demez. Tam tersine, insanlar anlaşmazlığa düştüklerinde hükmün Allah'a ait olduğunu bildirir.
"Hakkında ayrılığa düştüğünüz herhangi bir şeyin hükmü Allah'a aittir."
(Şûrâ, 42/10)
Bugün Allah'ın hükmü nerededir? Tabi ki Allah'ın koruması altına aldığı Kur'an'dadır. Çünkü Allah bu kitap için özel bir güvence vermiştir.
"Şüphesiz zikri biz indirdik; onun koruyucusu da elbette biziz."
(Hicr, 15/9)
Bu da son vahyin neden temel ölçü olduğunu açıkça gösterir.

Elçileri Ayırmamak Başka, Kitapları Karıştırmak Başkadır
Bir mümin Nebi Musa'ya iman eder. Nebi İsa'ya da iman eder. Nebi Muhammed'e de iman eder. Çünkü onların tamamı Allah'ın seçtiği elçilerdir. İman ettiği şey, Allah'ın onlara indirdiği vahiydir. İnsanların yüzyıllar boyunca eklediği, çıkardığı veya değiştirdiği ifadeler değildir.
Şöyle bir örnek düşün. Bir öğretmen öğrencilerine bir kitap dağıtıyor. Yıllar sonra o kitabın bazı nüshalarına notlar ekleniyor, bazı cümleler çıkarılıyor, bazı ifadeler ise değiştiriliyor. Sonunda ortada birbirinden farklı metinler oluşuyor.

Şimdi soralım: Öğretmenin ilk yazdığı kitap ile sonradan insanların müdahale ettiği metinler aynı kabul edilebilir mi? Elbette edilemez.

Kur'an'ın yaptığı da buna benzer bir ayrımı ortaya koymaktır. Allah'tan indirilen vahyi tasdik eder; fakat insanların sonradan eklediği, çıkardığı veya değiştirdiği sözleri vahiy olarak kabul etmez.

Kur'an Kendi İçinde Tam Bir Denge Kurar
Bir taraftan bütün elçilere iman etmeyi emreder. Diğer taraftan önceki kitaplarda tahrifat yapıldığını bildirir. Sonra da Kur'an'ın hak ile bâtılı ayıran son ölçü olduğunu açıklar. Bu üç hüküm birlikte okunduğunda hiçbir çelişki kalmaz.

Çelişki, bu hükümlerden yalnızca birini alıp diğerlerini görmezden gelince ortaya çıkar.

Sonuç

Bazı insanlar, "Elçiler arasında ayrım yapmayız." ayetini yanlış anlayarak, elde bulunan bütün Tevrat ve İncil metinlerini de eksiksiz ilahî vahiy kabul etmektedir. Oysa Kur'an böyle bir öğreti sunmaz. Kur'an, Allah'ın Nebi Musa'ya Tevrat'ı, Nebi İsa'ya İncil'i indirdiğini tasdik eder; fakat aynı zamanda bu vahiylerin insanlar tarafından tahrif edildiğini de bildirir.

Bu nedenle mümin, bütün elçilere iman eder; Allah'ın indirdiği bütün vahiylerin hak olduğuna inanır. Ancak bugün hangi bilginin gerçekten Allah'tan geldiğini belirlerken ölçü olarak yalnız Kur'an'a başvurur. Çünkü Allah korumasını garanti ettiği kitabın Kur'an olduğunu bildirmiştir.

İşte elçileri birbirinden ayırmamak budur. Nebileri inkâr etmemek, Allah'ın onlara verdiği vahyi kabul etmek ve hak ile bâtılı ayıran son ölçü olarak Kur'an'a sarılmaktır. Böyle bir iman hem bütün elçilere saygıyı korur hem de insanı, vahiy adına üretilmiş beşerî sözleri din edinmekten muhafaza eder.

Gerçek olan Allah’ın lütfu, hata ise benim aczimdendir.

Selam ve esenlik, hakikati duyanların üzerine olsun.
aydinorhon.com

 

 

 

 

 

 

 

 

 

  GÖSTERMELİK KUTLAMALARDAN ÖZÜNE DÖNÜŞ: CUMA SALATI Her cuma günü cep telefonlarımıza onlarca mesaj düşüyor: "Cumanız mübarek olsun....